T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/2016
KARAR NO: 2024/1863
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE: ... ...
KATİP: ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 26/04/2022
NUMARASI: 2021/396 E. - 2022/294 K.
DAVACI:
VEKİLİ
DAVALILAR:
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26/04/2022 tarih ve 2021/396 E. - 2022/294 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin sattığı malların dava dışı alıcılarına teslim edilmek üzere davalı ... tarafından taşınması sırasında, meydana gelen trafik kazasında kırıldığını, müvekkilinin taşınan malların bedeli olan 111.832,06 TL zarara uğradığını, bu zarardan asıl ve filli taşıyıcı ile araç maliki olan davalıların müteselsilen sorumlu bulunduklarını, zararlarının tahsili amacıyla Ankara 29. İcra Müdürlüğü'nün 2021/3104 sayılı dosyası ile başlattıkları icra takibine davalıların haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, davalıların icra takibine itirazının şimdilik 10.000 TL üzerinden iptaline ve icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında talebini 111.832,06 TL olarak ıslah etmiş ve davalıların dava konusu icra takibine itirazlarının bahsi geçen miktar yönünden iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan ... ve ..., ...'in ... üzerine kayıtlı kamyonu ile davacının yükünü Antalya iline götürmek üzere, nakliye komisyoncusu olan diğer davalı ...'dan komisyon ödeyerek aldığını, Antalya iline giderken kaza yaptığını, davacı ile aralarında bir sözleşme bulunmadığını, sadece bu yükün Antalya iline götürülmesi için malın irsaliyesinin verildiğini, zarardan sorumlu olmadıklarını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Diğer davalı vekili süresinde davaya cevap vermemiş, yargılama sırasındaki beyanlarında, müvekkilinin komisyonculuk işi yaptığını, somut olayda taşınacak mal ile taşıyıcı arasında iletişimi sağlayıp köprü olduğunu, müvekkilinin kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı taraf ile davalı ... arasında davacıya ait malların taşınması hususunda sözlü anlaşma yapıldığı, davalı ...'ın da malların Ankara'dan Antalya'ya taşınması hususunda diğer davalılarla anlaştığı, davacıya ait malların bu kapsamda davalı ... adına kayıtlı kamyon ile diğer davalı sürücü ... tarafından taşındığı sırada kamyonun kaza yapması nedeniyle davacıya ait olan malların hasar gördüğü, davacının teslim ettiği malların ziyanından dolayı davalıların TTK'nın 917, 928 ve 929. Maddeleri ile 886, 888. vd. maddeleri hükümleri gereğince oluşan tüm hasardan müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, davalıların 6102 sayılı Kanunun 882. maddesi kapsamında sorumluluk sınırlandırılmasından faydalanamayacağı, buna göre davacı tarafça faturalandırılan toplam 111.832,70-TL yönünden davacının tazminat talep hakkının bulunduğu ve davacının 07/03/2022 tarihli dilekçesi ile talebini 111.832,70 TL olarak ıslah ettiği, her ne kadar hükümde "davanın kısmen kabulüne" denilmiş ise de; davacının dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00-TL için dava açtığı, daha sonra talebini 111.832,06-TL olarak ıslah ettiği, mahkemece talebin tümden kabulüne karar verildiği halde hükümde maddi hata sonucunda sehven davanın kısmen kabulü ile 111.832,70-TL üzerinden kabulüne karar verildiği, bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 304 vd. maddeleri gereğince hükümde söz konusu maddi hatanın tashihinin yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davaya konu Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2021/3104 E. Sayılı dosyasına davalıların itirazının iptali ile takibin 111.832,06-TL üzerinden devamına, alacağın (111.832,06-TL) % 20'si oranında icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, müvekkilinin nakliye komisyonculuğu yaptığını, malı taşınacak kişi ile malı taşıyacak kişiyi tanıştırmaktan başka bir görevinin bulunmadığını, tarafların anlaşmalarında herhangi bir dahlinin olmadığını,, müvekkilinin dava konu zararın meydana gelmesinde kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Diğer davalılar vekili, müvekkillerinin dava konusu kazanın meydana gelmesinde kastlarının bulunması nedeniyle sorumluluktan kurtulma hallerinden ve sorumluluk sınırlamalarından faydalanacağının açık olduğunu, bilirkişi raporunda da aynı sonuca varıldığını, bilirkişi raporunda sınırlı sorumluluk esasına göre hesaplama yapılması için bildirilen eksiklerin tamamlanmadığını, öte yandan sadece davacının sunduğu fatura tutarları dikkate alınarak zarara hesaplaması yapılmasının hatalı olduğunu, davacının ticari defter ve kayıtlarında sunduğu faturalardan iki tanesinin iptal ediliğinin bilirkişi raporundan anlaşıldığını, ayrıca davacı taraf taşınan tüm malzemeler zayi olmamasına, malzemelerin bir kısmını kurtarıp teslim almış olmasına rağmen malzemenin tamamının ücretini talep ettiğini, kaza neticesinde bir kısım malzemenin kurtarıldığı hususu dikkate alınarak, malzemelerin davacı şirket kayıtlarında bulunup bulunmadığının, davacı şirketin bu malzemeleri üçüncü kişilere satıp satmadığının araştırılmamasının da eksik inceleme yapıldığını gösterdiğini, ayrıca icra inkar tazminatı koşullarının da oluşmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
GEREKÇE :Dava, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminatın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta da ; mahkemece kısa kararda davanın 111.832,70 TL üzerinden kısmen kabulüne ve bu tutar üzerinden % 20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verildiği halde gerekçeli kararının hüküm kısmında, davanın 111.832,06 TL üzerinden kabulü ile bu tutar üzerinde % 20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilerek kısa kararla ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı, ayrıca gerekçeli kararın 4. sayfasının 6. paragrafında davacının talebini 111.832,70 TL olarak ıslah ettiği, takip eden paragrafta da davacının 111.832,70 TL tazminat talep hakkının bulunduğu, sonuç ve kanaatine varılarak davanın kısmen kabulüne karar verildiği belirtilerek gerekçe ile hüküm arasında da çelişki oluşturulmuştur. Her ne kadar ilk derece mahkemesince kısa karar ve hüküm arasındaki farklılığın kadar maddi hataya dayalı olduğu belirtilmiş ise de, anılan farklılığın maddi hata olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu hususlar, az yukarıda açıklanan hüküm ile kısa kararın birbirine uygun olmasına ve kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu bulunmasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, gerekçe, hüküm ve kısa karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde, yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.
Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, gerekçe, hüküm ve kısa karar arasında çelişki olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır.
Kabule göre de; TTK'nın 880. maddesine göre, taşıyıcı, eşyanın tamamen veya kısmen zıyandan dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulduğunda, bu tazminat, eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki değerine göre hesaplanacak olup, TTK'nın 882. maddesine göre de, gönderinin tamamının zıyanı veya hasarı hâlinde, 880 ve 881. maddeler uyarınca ödenecek tazminat, gönderinin net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlıdır.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere kural sınırlı sorumluluk olup, davalı taşıyıcının sınırsız sorumlu olduğunun ispatı davacı tarafa düşmektedir. Bu husus TTK'nın 886. maddesinde düzenlenmiş olup, madde metnine göre, zarara, kasten veya pervasızca bir davranışla ve böyle bir zararın meydana gelmesi ihtimalinin bilinciyle işlenmiş bir fiilinin veya ihmalinin sebebiyet verdiği ispat edilen taşıyıcı veya 879 uncu maddede belirtilen kişiler, bu Kısımda öngörülen sorumluluktan kurtulma hâllerinden ve sorumluluk sınırlamalarından yararlanamaz.
Somut olayda, davacının sattığı malların, dava dışı alıcılarına teslim edilmek üzere, davalı ... tarafından taşınması sırasında tek taraflı trafik kazasının meydana geldiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında yer alan maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanağında da sürücü ...'in 2918 sayılı KTK'nın kurallarından olan (52/1B) aracın hızını aracın
yük ve teknik özelliğine görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak
kuralını ihlal ettiği belirtilmiş olup
bundan başka dava konusu kazanın davalı ...'in kasten veya pervasızca bir davranışı sonucu meydana geldiğini ispatlar bir delil dosya kapsamına sunulmamıştır. Bu durum karşısında davalıların sorumluluğunun TTK'nın 882. maddesi uyarınca sınırlı sorumluluk kapsamında kaldığının kabulü gerekirken ilk derece mahkemesince gerekçesi dahi açıklanmadan davalıların sınır sorumluluk hükümlerinden faydalanamayacağı kabul edilerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Diğer taraftan, davalılar ... ve ... vekili, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde dava konu edilen tüm malların zayi olmadığını, bir kısmının hasarsız olarak alıcılarına teslim edildiğini savunmasına ve bilirkişi raporunda da zayi olduğu iddia edilen mallara ilişkin olan 4 adet faturadan ikisinin davacı tarafından iptal edildiği ve davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, diğer ikisinin ise iptal edilmediği ve davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu belirtilmesine rağmen ilk derece mahkemesince davalılar vekilinin bu savunması yönünden bir incelme ve değerlendirme yapılmaksızın dava konusu tüm malların zayi olduğunun kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Ayrıca dava konusu olay tazminat hukukunu ilgilendirdiğinden ve tazmini gerekecek bedel taraflar arasında açıkça kararlaştırılmadığından, tazminat alacağı önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşımadığından ve bağlamda da İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleşmediğinden, icra inkar tazminatına hükmedilmesi de doğru olmamıştır
Bu itibarla Dairemizce, davalılar vekillerinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalılar vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26/04/2022 gün ve 2021/396 E. - 2022/294 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA;
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davalılar vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davalı ... tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 1.562,92-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalıya iadesine,
5-Davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 1.829,12-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalıya iadesine,
6-Davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 1.798,34-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalıya iadesine,
7-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
9-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 22/11/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/12/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...