T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1392 - 2025/1732
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1392
KARAR NO: 2025/1732
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ: 11/04/2022
NUMARASI: 2021/157 E. - 2022/102 K.
DAVANIN KONUSU: YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/04/2022 tarih ve 2021/157 E. - 2022/102 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Asıl ve birleşen dava davada davacı vekili asıl davada, müvekkilinin 2019/49487 sayılı ve "ŞEKİL+ S.S. ... " başvurusunun davalı Kooperatifin 2003/05566 ve 2007/244878 sayılı marklarına dayalı olarak yaptığı itiraz sonucu dava konusu YİDK kararı ile tümden reddedildiğini, oysa davacı birliğin 25.05.1971 tarihinde “...” ticaret unvanı ile kurulduğunu, bu unvana söz konusu tarihten bu yana markasal
kullanım ile ayırt edicilik kazandırdığını, halihazırda İzmir’de 105 kooperatif ortağının ve
38.000 üreticisinin bulunduğunu, Türkiye’de köy kalkınma kooperatiflerinin gelişmesine
davacının öncülük ettiğini ve esaslı katkı sağladığını, davacının uzun yıllardır kendi ürettiği ve
sattığı ürünlerinin sadece Türkiye’de değil uluslararası mecralarda da satışının gerçekleştiğini,
davalı birliğin ise davacıdan çok sonraki bir tarihte, 1999 yılında kurulduğunu, buna rağmen davalı Kurum nezdinde ileri sürdüğü itirazlarında kuruluşunun 1971’e dayandığını belirterek davalı Kurum'u yanılttığını, 1971’de kurulmuş olan dava dışı birliğin davalı ile bir
alakası olmadığını, hatta söz konusu birliğin kurucuları arasında davacının da bulunduğunu,
davacının başta gıda ve tarım alanına ilişkin pek çok ürünün satışını uzun yıllardır gerçekleştirerek “...” ibaresini 1971 yılından bu yana aralıksız markasal
hüviyette kullanmaktan gelen gerçek bir hak sahipliğinin bulunduğunu, dava konusu başvuru ile redde mesnet markalar arasında iltibas bulunmadığı gibi redde mesnet markalara karşı kullanım ispatı talebinde bulunduklarını, davalının markasal
kullanımını ispat edemediği markalarına dayalı olarak da SMK m. 6/1 hükümlerine göre itiraz
etmesinin mümkün olmadığını, zaten de taraf markalarının kapsamına giren emtiaların farklı
olduğunu,, davalı birliğin 19.08.2021 tarihli genel kurulunda
üyelere sunulan, 2003 tarihinde birlik üyeleri tarafından imzalanan “Ortak Marka Teknik
Yönetmeliği”ne göre davalının redde mesnet markalarının “ortak marka”
hüviyetini haiz olduğunu ileri sürerek, ... YİDK’ın 2021-M-639
sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada da davalı birliğin 2019/68711 sayılı başvurusuna 2019/49487 ve 2019/49480 sayılı markalarına dayalı olarak yaptıkları itirazlarının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen kabul edilerek, başvurudan SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 40, 41, 43, 44 ve 45 sınıf mal ve hizmetlerin çıkarıldığını, bu karara karşı başvuru sahibi davalının yaptığı itirazının da dava konusu YİDK kararı ile kabul edilerek başvurunun kısmen red kararının kaldırıldığını, oysa davacının dava konusu başvuru sahibi davalıdan çık daha önce kurulduğunu, davalının davalı Kurum nezdindeki itirazlarında davalı Kurumu yanılttığını, dava konu ibarenin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, dava konusu başvuru ile müvekkilinin itirazına mesnet markaları arasında iltibas bulunduğunu, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ... YİDK’ın 2021-M-2677
sayılı kararının iptalini ve dava konusu başvurunun tescili halinde 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 40, 41, 43, 44 ve 45 sınıf mal ve hizmetler yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararlarının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Asıl ve birleşen davada diğer davalı, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, asıl dava yönünden, önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle; davacının "ŞEKİL+ S.S. ... " ibareli (2019/49487) sayılı marka başvurusu ile davalıya ait (aslında ortak marka olan) "ŞEKİL+ ... " ve " ŞEKİL + ... " ibareli (2003/ 05566) ve (2007 /24878) sayılı tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak SMK 6/1 maddesi kapsamında ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmakla beraber, davacının redde mesnet markalara karşı kullanım ispatı talebinde bulunduğu, dava konu YİDK kararında redde mesnet markaların '' bulgur ve tereyağı " malları açısından kullanımın ispatlandığı belirtildiğinde göre incelemenin bunlarla sınırlı olarak yapılması gerektiği, bu açıdan benzer sayılan davacının markasının kapsamında bulunan 29. sınıftaki "Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). " ile " işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar" mallarının çıkartılması yerine anılan mallarla benzer olmayan tüm mal ve hizmetlerin çıkarılmasının hatalı olduğunu, davacının SMK'nın 6/3 ve 6/6 maddesine dayalı iddialarının başvurunun tesciline imkan vermeyeceği, ancak davalının dava konusu marka başvurusuna itirazının kötü niyetli olduğu, zira davacı tarafın 25/05/1971 yılında, davalı birliğin ise 21/04/1999 tarihinde kurulup faaliyete başladıkları, buna rağmen davalının asıl davanın konusu olan başvuruya itirazlarında kendilerinin 1971 yılında kurulduğunu bildirdiği, 1999 yılında kurulup faaliyete geçen davalı birliğin aynı zamanda kendi üyesi de olan davacının varlığını ve kendisinden daha önce 1971 yılında kurulup faaliyete de geçtiğini bilmesine (basiretli tacir olarak da bilmesi gerektiğine) rağmen yıllardır davacı tarafca kullanıla gelen işaretinin de yer aldığı markanın tescili için başvurusunu yaptığını öğrendiğinde buna itiraz etmesinin hele hele onun kuruluş yılına da kendi kuruluş yılı şeklinde sahiplenmesi iradesinin TTK ve MK hükümleri kapsamında iyi niyetli bir davranış olmadığı, diğer yönden davalı kurumun da mesnet markalardan daha önce davacının aynı logoyu ve ibareyi ( el ele tutuşan bay-bayan çizgi görseli ve ... İzmir Birliği 1971 ibare ) kullandığına yönelik sunduğu birçok evrakların ( çok sayıda fatura,tahsilat,gider ve diğer belgeler) içeriğinden ve resmi kayıtlardan da yararlanabilme imkanının bulunduğu, buna göre itirazların değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile 2021-M-639 sayılı YİDK Kararının iptaline, birleşen dava yönünden de, davalının "ŞEKİL+... " ibareli (2019/68711 ) sayılı marka başvurusu ile davacının "ŞEKİL+ S.S. ... " ibareli (2019/49487) sayılı önceki başvuru markası arasında dava konusu markanın kapsamında yer alan 5,29,30,31,32,33,34.sınıftaki tüm mallar ile 35.sınıftaki hizmetlerde 5,29,30,31,32,33,34.sınıftaki malların satış hizmetleri ile 40,41,43,44,45.sınıftaki tüm hizmetler açısından ortalama tüketici kesimi nazarında görsel ve sesçil benzerlik oluştuğu, davacının 2019/49487 sayılı başvuru 2021-M-639 sayılı YİDK kararıyla kararın ile reddedilmiş ve bu nedenle dava konusu YİDK kararı ile başvurunun reddi gerekçelerinden çıkarılmışsa da 2019/49487 sayılı davacı markasının reddedildiği YİDK kararını asıl davaya konu olduğu, bu yargılama sonuçlanmadan markanın reddi kararının “kesinleşmiş” olduğu söylenemeyeceğinden anılan davacı markasının iltibas değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiği, davacının Markalar Dairesi Başkanlığının dava konusu başvurunun SMK'nın 6/1 kısmen red kararına karşı itirazda bulunmadığı, bu nedenle YİDK kararının iptali istemi bakımından SMK'nın 6/3,6/5,6/6 ve 6/9 maddelerine dayalı iddialarının dinlenemeyeceği, ancak marka hükümsüzlüğü istemi bakımından bu iddialarının incelenmesi gerektiği, buna göre davacının SMK'nın 6/3-5-6 maddelerine iddialarına dayalı iddialarının yerinde olmadığı, ancak dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu zira davacı tarafın 25/05/1971 yılında, davalı birliğin ise 21/04/1999 tarihinde kurulup faaliyete başladıkları, 1999 yılında kurulup faaliyete geçen davalı birliğin aynı zamanda kendi üyesi de olan (davacının) varlığını ve kendisinden daha önce 1971 yılında kurulup faaliyete de geçtiğini bilmesine (basiretli tacir olarak da bilmesi gerektiğine) rağmen yıllardır davacı tarafça kullanıla gelen işaretinin de yer aldığı markanın tescili için başvurusunun kötü niyetli olduğu gerekçesiyle birleşen davanın kabulü ile 2021-M-2677 sayılı YİDK Kararının dava konusu edilen 2019/68711 başvuru sayılı markanın kapsamında yer alan 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34.sınıftaki tüm mallar ile 35. sınıftaki hizmetlerde 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34.sınıftaki malların satış hizmetleri ile 40, 41, 43, 44, 45.sınıftaki tüm hizmetler açısından YİDK kararının iptali ile markanın bu mal ve hizmetler yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl ve birleşen davada davalı ... vekili, asıl davada dava konusu başvuru ile redde mesnet markalar arasında iltibas koşullarının oluştuğunu, birleşen dava yönünden de dava konusu başvurunun reddine mesnet 2019/49417 sayılı markanın 2021-M-639 sayılı YİDK kararı ile reddine karar verildiğiNİ, dolayısıyla anılan markanın başvurunun reddine mesnet olamayacağı, birleşen davanın konusunu oluşturan başvuru üzerinde davalı başvurun sahibinin 20003/05666 ve 2007/24878 sayılı markası nedeniyle müktesep hakkının bulunduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, asıl ve ve birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE:Asıl dava, marka başvurusunun reddine dair YİDK kararının iptali, birleşen davada YİDK kararının iptali ve markanın kısmen hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/21-1791-1676 sayılı kararında “... mahkeme kararlarının gerekçeli olması Anayasal bir zorunluluktur. Mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayanıldığını ortaya koyar; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur” denilmiştir. Keza bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ile ona paralel bir düzenleme içeren HMK'nın 297. maddesi de bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. İstinaf denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması gerekir.
Diğer yandan, 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 E. - 2009/123 K. sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Birleşen davanın konusunu oluşturan 2019/68711 sayılı marka başvurusunun kapsamında 1'den 45'e kadar olan tüm sınıfların yer aldığı, davacının bu başvuruya itirazı üzerine başvuru kapsamındaki 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 40, 41, 43, 44 ve 45 sınıfta yer alan mal ve hizmetlerin başvurudan çıkarıldığı, bu karara karşı dava konusu başvuru sahibi davalının itirazının da birleşen davanın konusu oluştran 2021-M-2677 sayılı YİDK kararı ile kabul edilerek, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından başvurudan çıkarılan malların başvuruya iade edildiği anlaşılmaktadır. Birleşen davada başvuruya itiraz eden davacı taraf da YİDK kararının iptali ve 2019/68711 sayılı markanın 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 40, 41, 43, 44 ve 45 sınıflar yönünden kısmen hükümsüzlüğü istemiyle birleşen davayı açmış olup, buna göre birleşen davada uyuşmazlık konusu olan mal ve hizmetler 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 40, 41, 43, 44 ve 45 sınıflarda yer alan mal ve hizmetlerdir.
İlk derece mahkemesince, birleşen dava yönünden, kararın gerekçe kısmında davacının itirazına mnset 2019/494487 sayılı markası ile dava konusu başvuru kapsamında yer alan 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34.sınıftaki tüm mallar ile 35. sınıftaki 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34.sınıftaki malların satış hizmetleri ile 40, 41, 43, 44, 45.sınıftaki tüm hizmetler açısından iltibas koşularının oluştuğunun belirtildiği, mahkmenin bu kabulüne göre birleşen davanın kısmen kabulünün gerektiği, zira uyuşmazlık konusu 35. sınıf hizmetler arasında, mahkemece iltibas bulunduğu kabul edilen hizmetler dışında, 35. sınıfın 1-2-3-4 alt grbunda yer alan hizmetler ile 5. alt grubunda 5, 29, 30, 31, 32, 33, 34. mallar dışında diğer sınıflarda yer alan tüm malların satışı hizmetlerinin yer aldığı, buna rağmen mahkemece davanın kabulüne karar verilerek, gerekçe ile hüküm arasında çelişkiye yol açıldığı anlaşılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu bulunmasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, gerekçeli kararda yaratılan çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.
Kabule göre de, yukarıda özet kısımında da anlaşılacağı üzere asıl dava, davacının 2019/49487 sayılı başvurusunun SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. Mahkemece dava konusu başvuru ile redde menset 2003/05566 ve 2007/24878 sayılı markalar arasında başvuru kapsamında yer alan bir kısım mal ve hizmetler yönünden iltibas koşullarının oluştuğu kabul edilmesine rağmen, dava konusu başvuruya itiraz eden davalının kötü niyetli olduğu, dava konusu ibareyi davacının davalıdan çok daha önce kullandığı gerekçesiyle dava konusu YİDK kararının iptaline karar verilmiştir. Ancak başvurunun SMK'ın 6/1 maddesi uyarınca reddine dair YİDK kararının iptali istemli davada başvuru sahibinin SMK'nın 6/3 maddesi dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının tartışması yerinde olmadığı gibi esasen anılan düzenleme başvurunun tesciline imkan da tanımaz. Ayrıca yine işbu davada redde mesnet marka sahibi davalının başvuruya itirazının kötüniyetli bulunup bulunmadığı inceleme konusu yapılamayacağı gibi SMK'da dava konusu başvuru tarihinden önceki tescilli markalarına dayalı olarak itiraz edenin kötü niyetinin SMK'nın 6/1 maddesinin uygulanmasını engelleyeceğine dair bir düzenleme de bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle asıl dava yönünden yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, mahkeme kararının birrleşen dava yönünden gerekçe ve hüküm çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairemizce kararın birlrşen dava yönünden gerekçe ile hüküm arasında yaratılan çelişki giderilecek şekilde davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalı ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/04/2022 gün ve 2021/157 E. - 2022/102 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davalı ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davalı ... tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70-TL ve 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalı kuruma iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 26/09/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/10/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.