T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/1776 - 2025/2026
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1776
KARAR NO : 2025/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/05/2023
NUMARASI : 2022/223 E. - 2023/194 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 03/05/2023 Tarih ve 2022/223 Esas - 2023/194 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili adına tescilli ".../..." ibareli tanınmış markaların bulunduğunu, davalı Şirket tarafından 2020/114156 sayılı "..." ibareli marka başvurusunun yapıldığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kabul edilerek başvurunun reddine karar verildiğini, davalı Şirketin bu karara yönelik itirazının ise YİDK tarafından yerinde görüldüğünü ve başvuru hakkındaki ret kararının kaldırıldığını, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin modern perakende sektörünün öncülüğünü yaptığını, müvekkilinin seri markaları olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, markaların kapsamlarındaki hizmetlerin de benzer olduğunu, müvekkili markaları tanınmış olduğundan bu nedenle de başvurunun reddinin gerektiğini, dava konusu başvurunun, müvekkilinin "www.....com.tr" ibareli alan adıyla da benzediğini, "..." ve "..." ibaresinin müvekkiline ait ticaret unvanının ve işletme adının esas unsuru olduğunu, davalının kötü niyetli olarak dava konusu başvuruyu yaptığını ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-4231 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket, süresi içinde davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ve "..." ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, başvuru kapsamındaki tüm hizmetler yönünden emtia benzerliğine ilişkin koşulun da gerçekleştiği, ortalama düzeydeki tüketici kesimi nezdinde benzerlik nedeniyle başvuru konusu işaret ile davacının emtia benzerliği olan tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar/hizmetler algısı da oluşabileceği, SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının oluştuğu, SMK 6/5 maddesinde öngörülen şartların somut olayda bulunmadığı, kötü niyetli başvuru yapıldığı iddiasının kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 2022-M-4231 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2020/114156 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkin edilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, mahkeme kararının aksine Kuruma itiraz aşamasında ileri sürülen ve mesnet olduğu iddia edilen taraf markaları ile başvuru konusu marka arasında görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan herhangi bir benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, taraf markaların ilgili tüketici nezdinde kabule konu mal ve hizmetler bakımından birbirinin serisi olarak algılanmasının mümkün olmadığını, taraf markalarında ortak olarak yer alan ".../..." ibaresinin zayıf bir ibare olduğunu ve bu hususun mahkeme kararında dikkate alınmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, bilirkişi raporuna aykırı karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ".../..." kelimesinin Fransızca kökenli bir kelime olduğunu ve Türkçe'de "büyük, geniş, mikro karşıtı” anlamlarına geldiğini, bu kelimenin, teknik terim olarak da birçok alanda yaygın olarak kullanıldığını, kelime kullanımının iktisadi, bilimsel alanlar dışında gündelik yaşamda bile oldukça yaygın ve bilindik hale geldiğini, bu sebeplerle ayırt edici bir unsur olarak etkisinin oldukça zayıf bulunduğunu, "..." ibaresi ile davacıya ait ".../..." ibareli markaların yazılış ve okunuş açısından da karıştırılmasının, bu sebeplerle mümkün olmayacağını, orta düzeydeki tüketici kesiminin aynı ibareyi taşıyan yüzlerce marka bulunmakta iken müvekkiline ait "..." ibareli markayı davacı markalarıyla karıştırmasının beklenemeyeceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı Şirketin 24.09.2020 tarihinde 2020/114156 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığı, başvuru kapsamında 35 ve 36. sınıf hizmetlerin yer aldığı, davacının 2014/43688, 2014/43693, 2015/09794, 2016/18267, 2018/44367, 2018/83521, 2018/83525, 2014/46630 sayılı ve "......" ibareli markalarına dayalı olarak SMK'nın 6/1,3,5,9 gerekçeleriyle başvuruya itiraz ettiği, itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kabul edildiği ve SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca başvurunun reddine karar verildiği, bu karara yönelik davalı başvurucu itirazının ise YİDK'in 28.04.2022 tarih, 2022-M-4231 sayılı kararıyla kabul edildiği ve başvuru hakkındaki ret kararının kaldırıldığı, anılan kararın davacı tarafa 29.04.2022 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." ve "..." ibareli tescilli markalar arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas bulunduğu, davacının diğer iddialarının yerinde bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı sadece davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulduğu gözetildiğinde, istinaf incelemesine konu uyuşmazlık, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, dava konusu başvuru "..." ibaresinden, davacının itirazına mesnet markaların asli unsurları ise ".../..." ibarelerinden oluşmaktadır. Görüldüğü üzere taraf markalarında "..." ibaresi ortak olarak yer almakta olup, esasen taraflar arasındaki uyuşmazlıkta buradan kaynaklanmaktadır. "..." kelimesi, Türkçe'de büyük, geniş anlamlarına geldiğinden ayırt ediciliği oldukça düşük olup, her ne kadar tescilli olduğu sürece markanın korunması esas ise de bu ibareyi içeren markaların koruma kapsamları dar değerlendirilmelidir. Diğer bir deyişle, anılan ibarenin ortak olarak yer aldığı markalarda yapılacak küçük değişikliklerin dahi iltibas tehlikesini ortadan kaldıracağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü halinde, tasviri ve vasıf bildirici veya ticaret alanında herkesin kullanımına açık ibareleri bir şekilde tescil ettiren kişilerin, bu ibarelerin başkaları tarafından kullanımına engel olmaları sonucu doğacaktır. Bu kapsamda yapılan değerlendirmede dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira dava konusu başvurunun "..." ibaresinden oluştuğu, başvuruda "..." ibaresinin öne çıkarılmadığı, aksine bir bütün olarak "..." ibaresine yer verildiği ve bu haliyle başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir. Nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01/10/2019 tarih, 2018/4544 E., 2019/6035 K. sayılı kararı ile "...+ŞEKİL" ibareli marka başvurusunun, 29/04/2019 tarih, 2018/1607 E., 2019/3263 K.sayılı kararı ile "...+ŞEKİL" ibareli marka başvurusunun, 13/09/2017 tarih, 2016/1578 E., 2017/4311 K. sayılı kararı ile "..." ibareli marka başvurusunun, davacının "..." ibareli markaları ile iltibasa yol açmayacağı kabul edilmiştir.
İlk derece mahkemesince, davacının ".../..." ibareleri markaları "... ...", "... ..." ibareli markalar arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğu kabul edilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarına atıf yapılmış ise de görüldüğü üzere söz konusu kararlara konu uyuşmazlıklarda, ".../..." ibareleri ön plana çıkarılmış ve münhasır unsur olarak kullanılmış olduğundan, eldeki dava yönünden emsal teşkil etmeyecekleri, zira dava konusu başvuruda "..." ibaresinin öne çıkarılmadığı, bir bütün olarak "..." ibaresine yer verildiği kanaatine varılmış, ilk derece mahkemesi kararına iştirak edilmemiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporuna itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir.
Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas tehlikesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, Dairemizce, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 03/05/2023 gün ve 2022/223 Esas - 2023/194 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
6-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,
7-Davalı şirket tarafından istinaf kanun yoluna başvuru harcı olarak yatırılan 6,00-TL tebligat ve posta gideri ile 738,00-TL istinaf yoluna başvurma harcından oluşan 744,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,
8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333),
9-Davalılar tarafından ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 269,85'er-TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde ayrı ayrı davalılara iadesine,
10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.