T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/1627 - 2025/1817
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1627
KARAR NO : 2025/1817 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/05/2023
NUMARASI : 2022/359 E. - 2023/220 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Hükümsüzlük
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 25/05/2023 tarih ve 2022/359 E. - 2023/220 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 1953 yılından beri “...” markası altında birçok sektörde faaliyet gösterdiğini, “...” markalarının tanınmışlık vasfı kazandığını, davalının 2020/51932 sayılı "... ... ..." ibareli markanın tesciline itirazlarının, emtia benzerliği bulunmadığından davalı ... tarafından 43. sınıfa giren hizmetler yönünden kısmen reddedildiğini ancak karşılaştırılan markaların esas unsurunun birebir aynı “...” kelimesi olduğunu, sair unsurların ayırt edicilik taşımadığını, dava konusu edilen markanın davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı seri markalardan biri olduğu izlenimini yarattığını, davalının pay sahipleri olan şahısların davacının pay sahibi olan şahsın kız kardeşleri olduğunu, davalının davacının faaliyetlerinden ve markasal tercihlerinden yakından haberdar bulunduğunu, dava konusu edilen markayı tesadüfen seçmediğini, tarafların ticari faaliyetlerini ve malvarlıklarını ayırmak amacıyla akdettikleri 27.09.2011 tarihli devir sözleşmesinde davalının “...” markalarını sadece başına “...” ve “...” gibi unsurlar ekleyerek kullanmayı taahhüt ettiğini, sözleşmede sadece “kullanım hakkı” verildiğini, “...” markasının tüm sektörler yönünden mülkiyetinin ve tescil ettirme hakkının ise davacının ortağına ait olduğunu, buna rağmen davalının huzurda dava konusu edilen markayı tescil ettirme gayretinin kötü niyetini gösterdiğini ileri sürerek, ... YİDK’nın 02/07/2022 tarih ve 2022/M-8160 sayılı kararının iptaline, 2020/51932 sayılı "... ... ..." ibareli markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu edilen markanın kapsamından davacının itirazları üzerine 35, 36 ve 37.sınıflara giren hizmetlerin SMK'nın 6/1.maddesi uyarınca çıkartılmış olduğunu, geriye kalan 43.sınıf hizmetler yönünden taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, 43.sınıfa giren hizmetler özelinde SMK m. 6/5 hükmü kapsamında belirtilmiş olan şartların somut uyuşmazlıkta gerçekleşme ihtimalinin bulunduğunun ve davacının kötü niyete dayalı iddialarının da somut delillerle ispat edilemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı Şirket vekili, müvekkili Şirket'in 06.10.2011 tarihinde kurulduğunu, o zamandan beri gayrimenkul sektöründe faaliyette bulunduğunu, davalının ortakları ile davacının ortağı ve yöneticisi olan şahsın kardeş olduklarını, müvekkilinin 2011 yılında vardıkları ticari ayrılık kararı sonrasında davacı ile imzaladıkları protokole güvenerek hareket ettiğini söz konusu protokole göre davalının dava konusu edilen “...”li markayı tescil ettirmeye hakkının bulunduğunu, davalının kilit ve hırdavat sektöründe herhangi bir faaliyetinin söz konusu olmadığını, davacının davalının “...”li markalarına itiraz etmeyerek ve yıllarca sessiz kalarak hak kaybına uğradığını ayrıca somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, karıştırılma ihtimallerinin bulunmadığını, davalının markasının hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkatli ve özenli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davacının sırf kelime markaları özelinde, markaların/işaretlerin görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzediği ancak dava konusu edilen markanın kapsamında kalmış olan 43.sınıf hizmetler açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmediği, "...+şekil" markasının Türkiye’de esas olarak “kilitler, güvenlik sistemleri”nde davacı tarafından istikrarlı bir şekilde uzun yıllardır kullanıldığı ve tanıtıldığı, davacı firma ile özdeş hale geldiği, bu markanın ilgili sektörde iyi bilindiği ve tanınmışlığa ulaştığı ancak davalı tarafın dava konusu markasının kapsamında sadece 43.sınıfa giren hizmetlerin kaldığı, bu hizmetlerin ilgili olduğu sektörün davacının markasının tanınmış olduğu sektörden farklı olduğu ve davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine dair herhangi bir delil sunmadığı, dava konusu edilen markanın tescil başvurusunun, davalının ortakları olan şahısların, davacının ortağı olan şahısla imzaladıkları sözleşme hükümlerine/bu şahısların sözleşmesel taahhütlerine aykırı bir niteliği haiz olmadığı, söz konusu protokolde bu şahısların “...” ifadesinin başında “...”, “...” gibi ifadelere yer vererek markasal kullanımlarının gerçekleşebileceğinin kabul, beyan ve taahhüt edildiği göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu edilen marka başvurusunun “kötü niyetli” yapıldığının ispat olunamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin "..." ibareli markalarının yüksek düzeyde tanınmış olduğunu, bu nedenle davalı tarafından kullanılmasının müvekkilinin markalarının sahip olduğu ayırt edicilik ve itibara zarar vereceğini, bunu önlemek için markalarının farklı hizmetler yönünden de korunmasının gerektiğini, dava konusu başvuru yönünden SMK'nın 6/5.maddesindeki şartların oluştuğunu, müvekkilinin markalarının tanınmışlığı ve dava konusu başvurunun kötüniyetle yapıldığı yönündeki iddiaları bakımından sundukları uzman mütalaası ile çelişen bilirkişi raporuna itibar edilerek ve anılan mütalaa da değerlendirilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraf şirketlerin kurucularının kardeşlik ve buna dayalı ailevi ilişkileri bağlamında imzalanan 27/09/2011 tarihli sözleşmenin 11.maddesi ile davalı Şirket ortaklarının "..." ibareli markaları tescil ettirmeme yükümlülüğü altına girdiğini, buna rağmen dava konusu marka başvurusunda bulunulmasının kötüniyetli olduğunu, sözleşmede "..." ibaresinin başına ..., ... gibi ibareler getirilmek şartıyla davalıya münhasıran kullanım hakkı verildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı değerlendirmeler içerdiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, itirazın reddine dair YİDK marka kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu 2020/51932 sayılı 43.sınıf hizmetlere ilişkin "... ... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." ibareli markaları arasında asli unsurlarını oluşturan "..." ibaresinin ortaklığından kaynaklanan görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmakta ise de taraf markaları arasında emtia benzerliği şartı gerçekleşmediğinden SMK'nın 6/1.maddesi koşullarının oluşmadığı, davacıya ait "..." ibareli markaların "Kilitler ve güvenlik sistemleri" yönünden tanınmış olduğu ancak bu tanınmışlık nedeniyle davacı markalarının davalının başvuru markası kapsamında yer alan 43.sınıf hizmetlerle ilişkilendirilmelerinin söz konusu olmadığı, diğer bir deyişle SMK'nın 6/5.maddesi şartlarının ve tanınmışlığa dayalı nispi tescil engelinin gerçekleşmediği, öte yandan davalı şirket ortakları ile davacı şirket ortaklarının aynı aileden oldukları, davalı şirket ortaklarının önceden davacı şirketin ortağı olarak yönetiminde görev aldıkları, daha sonra taraflar arasında 27/09/2011 tarihli Devir Sözleşmesi'nin düzenlendiği, anılan sözleşmenin "Marka Kullanmama Yükümlülüğü" başlıklı 1.4. maddesinde "..." markasının kullanımının davacı şirkete bırakıldığı, davalı şirket ortaklarının "..." markasını davacı şirketten devraldıkları gayrimenkullerde kullanma hakkını sahip oldukları, kilit ve hırdavat sektöründe hiçbir şekilde kullanmamayı ve diğer alanlarda ise ancak başında "..." ya da "..." ibaresi ile birlikte kullanmayı taahhüt ettikleri, dava konusu başvuruda "..." markasının sözleşmede öngörüldüğü şekilde "..." ibaresi ile birlikte kilit ve hırdavat sektörü dışında 43.sınıf hizmetler için kullanıldığı, "..." ibaresinin ön plana çıkarılmadığı, bu durumda anılan sözleşmeye uygun biçimde yapılan marka başvurusu yönünden kötüniyet iddiasının ispatlanamadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 269,80-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 345,55-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 09/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/10/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.