T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/1758 - 2025/1911
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1758
KARAR NO : 2025/1911
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/01/2023
NUMARASI : 2021/307 E. - 2023/25 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Hükümsüzlük
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10/01/2023 Tarih ve 2021/307 Esas - 2023/25 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 2020/57760 sayılı 43.sınıf hizmetlere ilişkin “...+şekil” ibareli marka başvurusunun, davalı şahsın "..." ibareli 2016/58047 sayılı markası nedeniyle SMK m 6/1 uyarınca 2021-M-4836 sayılı kararı ile reddedildiğini, ancak tarafların aynı sınıfta faaliyet göstermediğini, marka işaretlerinin benzer olmadığını, aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davalının "..." şarkısının bestecisi olduğunu, markasını kullanmadığı halde 43. sınıfta tescil ettirmiş olmasının kötüniyetli bulunduğunu, özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi'nde "sevdiğim-sevdiceğim" anlamında yaygın kullanılan bu ismin bir kişinin tekeline bırakılamayacağını, 43. sınıf yönünden yapılan “...” tescilinin tuzak marka olduğunu, davalının, müvekkilini ağır tazminat veya ceza müeyyideleri tehdidi ile baskı altına almaya çalıştığını, davalının, birden fazla sınıftan marka tescili yapmakla, haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını ileri sürerek, davalı adına tescilli 2016/58047 sayılı “...” markasının 43.sınıf yönünden kısmen hükümsüzlüğüne, TÜRKPATENT YİDK'nin 2021-M-4836 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, verilen Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı Şirket vekili, davacının, müvekkilinin tescilli markasından haksız şekilde faydalanmak istediğini, dava konusu marka başvurusunda yer alan “...” dışındaki tali unsurların, sınai mülkiyet mevzuatı uyarınca ayırt edici nitelik taşımadığını, huzurdaki mesnetsiz ve kötü niyetli davanın asıl amacının, davacı aleyhine Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde ikame ettikleri marka tecavüzünün ortadan kaldırılması ve tazminat talepli davayı uzatma, adaleti oyalama çabası olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markalarında ortak olarak yer alan “...” ibaresinin kökeni Rumcadan gelen ve genelde Karadeniz Bölgesi’nde sıkça kullanılan “sevdiğim, sevdiceğim” anlamlarına gelen bir kelime olduğu; her ne kadar “...” ibaresinin anlamı zayıf bir ibare olsa da, bölgesel olarak bilinen bir kelime olduğu, ülkemizde herkes tarafından bilinen bir kelime olmadığı, dolayısıyla fantezi bir ibare gibi algılanacağı, dolayısıyla, dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin diğer unsurlara kıyasla ayırt edici niteliğinin daha yüksek olduğu, davalı adına tescilli "..." esas ibareli marka ile davacının "...'' ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, dava konusu 43.sınıf hizmetler yönünden emtia benzerliği şartı da oluştuğundan SMK'nın 6/1.maddesi uyarınca taraf markaları arasında iltibas bulunduğu, dava konusu markanın tescil tarihinin 23.12.2016, dava tarihinin ise 23.08.2021 olduğu, bu durumda davalının markasının tescil tarihinden dava tarihine kadar beş yıllık sürenin geçmediği, dolayısıyla davalı markasının kullanılmama sebebiyle iptali şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, başvuru markasının "..." dışındaki kelime ve şekil unsurları ile ayırt ediciliğinin yüksek olduğunu, davalının piyasada "..." şarkısından başka fikri ve ticari ürünü ile 43.sınıf hizmetlere ilişkin bir faaliyetinin bulunmadığını, bu nedenle markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığını, makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı tüketicilerin markaları karıştırmayacağını, müvekkilinin Karadeniz Bölgesi'nde hizmet verdiğini, bu bölgede "..." ibaresinin "sevdiğim/sevdiceğim" anlamında yaygın kullanıldığını, davalının tekeline bırakılamayacağını, davalının 43.sınıfta faaliyeti ya da faaliyet hazırlığı bulunmadığından markasını bu sınıfta tescil ettirmesinin kötüniyetli olduğunu, mahkemece bu yöndeki iddialarının değerlendirilmediğini, 2016/58047 sayılı markanın tuzak marka olduğunu, davalının müvekkilini ceza ve tazminat yaptırımları ile baskı altına almaya çalıştığını, müvekkilinin marka hakkına tecavüz suçundan Akçaabat 1. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan 2020/518 Esas sayılı dosyadan beraat ettiğini, beraat kararının istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : 1-Dava, başvurunun reddine dair YİDK kararının iptali ve redde mesnet markanın 43.sınıf yönünden hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "...+şekil" ibareli başvuru ile redde mesnet "..." ibareli 2016/58047 sayılı marka arasında, başvuru kapsamındaki 43.sınıf hizmetler yönünden SMK'nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesinin bulunduğu, zira başvuru markasında, redde mesnet markanın asli unsurunun aynen yer aldığı ve diğer kelime ve şekil unsurlarının yeterli düzeyde ayırt edicilik sağlamadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2-Davacı tarafça, redde mesnet markanın hükümsüzlüğü istemi esasen, davalının markayı kullanmadığı ve kullanma hazırlığı içinde de bulunmadığı sınıflarda tescil ettirmesinin kötüniyetli olduğu iddiasına dayandırıldığı halde ilk derece mahkemesince SMK'nın 6/9.maddesi anlamında davalı gerçek kişinin kötüniyetli olup olmadığı tartışılıp değerlendirilmemiş, SMK'nın 9.maddesine dayalı olarak açılmış bir kullanmama nedeniyle marka iptali davası bulunmadığı halde, kullanmama nedeniyle marka iptali için beş yıllık sürenin dolmadığı gerekçesiyle bu yönden dava reddedilmiştir.
Bu nedenle redde mesnet 2016/58047 sayılı marka tescilinin kötüniyetli olup olmadığının Dairemizce değerlendirilmesi gerekmiştir.
SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür.
Yargıtay HGK.'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.
Her ne kadar SMK'nın 9.maddesinde marka sahibine markasını tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından kullanma zorunluluğu getirilmiş ise de, bu zorunluluğa uyulmamasının yaptırımı, kullanılmama nedeniyle markanın iptal tehlikesi ile karşı karşıya kalmasıdır. Ne var ki markanın tescilli olduğu sınıflarda kullanılmaması tek başına kötüniyetle tescil ettirildiğini göstermez. Davacı tarafça redde mesnet markanın hükümsüzlüğü istemi, davalının markayı kullanmadığı ve kullanma hazırlığı içinde de bulunmadığı sınıflarda tescil ettirmesinin kötüniyetli olduğu iddiasına dayandırılmış ise de, davalı markasının 43.sınıfta kullanılmaması dışında başka bir kötüniyet olgusu iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda redde mesnet markanın hükümsüzlüğü davasının, kötüniyet iddiasının kanıtlanamamış olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 10/01/2023 gün ve 2021/307 Esas - 2023/25 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Davanın REDDİNE,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin harç olarak alınan 59,30-TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,10-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinafa gelen aleyhine karar verilemeyeceğinden, ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 15.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7-Davalılar tarafından yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 16/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/10/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.