T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/1607 - 2025/1931
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1607
KARAR NO : 2025/1931
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/06/2023
NUMARASI : 2022/438 E. - 2023/323 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali -
Markanın Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/06/2023 Tarih ve 2022/438 Esas - 2023/323 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin kurucusu ...’ın ülkemizin ilk üniversiteye hazırlık dershanesi olan ve ... Merkezi A.Ş. tarafından kurulmuş olan "..." isimli ticari işletmeyi Beşiktaş 3. Noterliği'nin 29.07.1997 tarih ve 12124 yevmiye numaralı sözleşmesi ile ... Merkezi A.Ş.'den devir almış olduğunu, ... Merkezi’nin günümüz itibari ile Türkiye genelinde 140 şubeye ulaşmış olduğunu, ...’ın, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yapılması amacıyla 1997 yılında ... EĞİTİM YAYIMCILIK VE TURİZM HİZ. A.Ş.'yi, 2005 yılında ise müvekkili şirket ... MERKEZİ EĞİTİM HİZ.A.Ş.'yi kurmuş olduğu, itiraza mesnet markaları müvekkili şirkete devreden ... EĞİTİM YAYIMCILIK VE TURİZM HİZ. A.Ş.'nin "..." markalarının 1997 yılından itibaren büyük emekler harcanarak ve büyük yatırımlar yapılarak, yoğun ve yaygın kullanım ve tanıtım çalışmaları sonucu, eğitim ve öğretim hizmetleri ve ürünleri bakımından tanınmış marka haline getirildiğini, müvekkili şirketin de ... esas unsurlu markaları devraldıktan sonra eğitim öğretim hizmeti alanında aynı şekilde kullanmaya devam etmiş olduğunu, bu nedenle 1997 yılından bu yana gerçekleşen kullanımların da müvekkilinin kullanımlarına ekleneceğinin açık olduğunu, müvekkilinin “...” ibareli markanın gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu, davalıya ait “... ...” ibareli işaret ile müvekkilinin “... OKULLARI”, “... EĞİTİM KURUMLARI” ibareli markalarının, 41. Sınıf hizmetler için karıştırılmayacağına ilişkin verilen YİDK kararının, marka hukukundaki karıştırma ölçütlerinin tümüne aykırı olduğunu, zira markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal ve anlamsal benzerliğin bariz bir şekilde ortada olduğu, müvekkili markaları ile davalının 2021/057904 numaralı başvurusunun 41. Sınıftaki mal ve hizmetleri kapsadığını, davaya konu marka başvurusunun müvekkili şirketin ticaret unvanı tescilinden doğan haklarını ihlal ettiğini, ... ibaresini uzun yıllardan beri hem markasal olarak hem de ticaret unvanı olarak kullandığını, davaya konu başvurunun, müvekkilinin tescilli ticaret unvanı aleyhine haksız rekabet oluşturacağını, davalının başvurusunun Paris Sözleşmesi’nin 1/2, 8 ve TTK’nın 52. ve 56. ve SMK’nın 6/6. maddesi hükümleri uyarınca da iptal edilmesi, tescil edilmişse SMK’nın 25. maddesi hükmü gereğince hükümsüz kılınması gerektiğini, "..." ibaresinin İstanbul ilinin Ataşehir ilçesinin bir semti olduğundan coğrafi olarak bir yer ismi olduğunu, davaya konu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu ileri sürerek 2022-M-11695 sayılı YİDK kararının iptaline ve 2021/057904 başvuru numaralı markanın tescili durumunda hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, davalının markası ile davacının itiraza mesnet markaları karşılaştırıldığında ortalama tüketici nezdinde markalar arasında görsel, işitsel, kavramsal düzeyde ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerliğin bulunmadığını, eskiye dayalı kullanım gerekçeli itirazın haklı bulunmadığını, başvuru konusu markanın, itiraz sahibi şirketin ticaret unvanını aynen içermediği gibi, söz konusu markanın yukarıda açıklanan gerekçelerle muterize ait ticaret unvanına ve alan adına dayalı haklarını ihlal eder nitelikte olmadığını, itiraza konu başvurunun tescilinin 6769 Sayılı SMK'nın 6/5. maddesi hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde bir kanaat oluşmadığını, markaların benzer olduğu iddiasının, tek başına, başvurunun kötüniyetle yapıldığını ispatlayan bir husus olarak kabul edilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, markalar arasındaki tek benzerliğin "..." kavramı olduğunu, "..." kavramının ise bilimsel bir terimi ihtiva ettiğini, "..." ibaresinin bilimsel bir terim olup, hiçbir kişi ve kurumun tekeline bırakabilecek bir terim olmadığını, ... ... markasının esas unsurunun ... ibaresi olduğunu, markanın bütününe bakıldığında ... ibaresinden kaynaklı karıştırılma ihtimalinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin hükümsüzlük talebine gerekçe gösterdiği markalardan; 2008 33588, 2009 18232, 2009 18235 sayılı marka başvuruları sicilde geçersiz durumda olduğundan incelemeye alınmadığı, davaya konu marka başvurusu kapsamında 41. Sınıfta yer alan hizmetlerin tamamının davacı şirkete ait markaların tescil kapsamında 41. Sınıfta yer alan hizmetler ile aynı tür olduğu, dava konusu "... ..." ibareli markanın, beyaz renkte zemin üzerinde siyah renkte düz kitap harfleriyle yazılmış “... ...” ibaresinden oluştuğu, “... ...” ibarelerinin üst, “...” ibaresinin alt kısımda yer aldığı, davacı şirkete ait olup, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük talebine gerekçe markaların ise; “... ...” ibarelerini içeren markalardan oluştuğu, sadece hükümsüzlük talebine gerekçe markaların ise, “...”, “...” ibareli markalardan oluştuğu, taraf markaları “...” ibaresini ortak olarak içermekte olduğundan markaların benzer olduğunun iddia edildiği, “...” ibaresinin TDK’ya göre “Fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerin ortak adı.” anlamına geldiği, “doğa ...” veya “fenni bilimler” olarak da tanımlanan “...”, “insanların maddesel çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği teknolojik bilgileri kapsayan akademik disiplinler grubuna denir.” şeklinde de açıklandığı, söz konusu ibarenin normal şartlarda tanımlayıcı nitelikte, özellikle eğitim ve öğretim alanında bu alanla bağlantılı yayıncılık hizmetlerinde yaygın kullanımı olan, bu nedenle de herkesin kullanımına konu olabilecek ve tek başına kimsenin tekeline verilemeyecek bir ibare olması, tüketicinin sıklıkla karşılaştığı türden bir ibare olması nedeniyle ayırt ediciliğinin zayıf olduğu, bununla birlikte ayırt edici olmayan bir markanın kullanım yoluyla ayırt edici hale gelebilmesi için kullanım, tanıtım ve reklam harcamaları o kadar yoğun ve fazla olmalıdır ki, artık o marka veya işaret söz konusu olduğunda bir malın, hizmetin ya da ticarette herkesin kullandığı, malların karakteristik özelliklerini, cins veya çeşidini gösteren işaretler değil bir firmanın mal ve hizmetini gösterir bir işaret olduğunun algılanması gerektiği, davacının uzun yıllardır “... DERSHANESİ”, “... MERKEZİ”, “... OKULLARI” markası ile eğitim ve öğretim hizmetleri alanında aktif ve yoğun şekilde faaliyet gösterdiği, basında çıkan haber manşetlerinin birçoğunda davacı şirkete ait okullardan “...” şeklinde bahsedildiği, sunulan anket ve marka araştırma raporlarında “...” ibaresinin davacı ile ilişkilendirilen bir marka olarak tespit edildiği, “...” ibareli markalar altında sunulan eğitim öğretim hizmetlerine ilişkin alınan birçok ödül bulunduğu, Türkiye genelinde 140 şubesi bulunduğu, davacı şirketin taraf olduğu davalara ilişkin yargı kararlarında “...” markasının ayırt ediciliği yüksek, bilinir markalardan olduğu ve ayrı olarak marka korumasından faydalandığının kabul edildiği, “...” ibaresinin ayırt edici gücünün düşük olması nedeniyle markaların bir bütün olarak esas unsur konumunda olduğu kabul edilebilirse de yukarıda açıklanan nedenlerle “...” ibaresinin davacı şirket tarafından kullanım sonucu ayırt edicilik kazandırılmış bir ibare olduğu dikkate alındığında koruma kapsamının genişlemiş olduğu ve bu bağlamda şekil unsurları ve/veya “dershaneleri”, “okulları”, “merkezi”, “eğitim kurumları” gibi tanımlayıcı ibarelerin yer aldığı markalarda “...” ibaresinin esas unsur konumunda değerlendirilmesi gerektiği, davaya konu "... ..." ibareli marka ile davacı şirkete ait “...” esas unsurlu markalar karşılaştırıldığında; davaya konu markanın oluşturulma şekli bakımından “...” ve “...” ibarelerinin markada eşit baskınlıkta yer aldığı, “...” ibareleri birbirinden ayrılarak alt alta yazılmış olsa da, markada kolaylıkla ayırt edilebilir konumda olduğu ve söz konusu ibarenin davacı şirkete ait kullanım sonucu ayırt edicilik kazandırılmış ve sektöründe bilinir hale getirilmiş olduğu hususları dikkate alındığında tüketici tarafından görsel olarak ilk bakışta bu ibareye odaklanılacağı, bu bağlamda markaların görsel ve işitsel bakımdan benzer olduğu, davaya konu markada yer alan “...” ibaresinin ise TDKya göre “Benzeri yapılacak olan, benzetilmek istenen şey, model; incelemek veya denemek üzere insan ve hayvan vücudunun, bitkinin veya nesnenin herhangi bir yerinden alınan doku parçası, numune; Bir şeyin benzeri, tıpkısı, kopyası, misil; bir düşünceyi, kuralı, gözlemi veya savı desteklemek ve açıklamak amacıyla ileri sürülen söz, yapılan davranış, misal; durum ve niteliği benimsenmeye değer kimse veya şey, model, paradigma; en iyi biçimde olan” anlamlarına gelmekte, bu bağlamda “...” ibaresine işaret eden onu niteleyici özellikte olduğu anlaşıldığından söz konusu markaların kavramsal bakımdan nispeten benzer olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile, 2022-M-11695 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2021/057904 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, "..." kavramının bilimsel bir terimi ihtiva ettiğini, hiçbir kişi ve kurumun tekeline bırakabilecek bir terim olmadığını, sektörel ibarenin ve işaretin başına, sonuna eklemeler yapılarak markanın başkalarınca kullanılmasına engel bir durum söz konusu olmadığını, Türkiye'de yüzlerce "..." ibaresini taşıyan kurum bulunduğunu, yalnızca ... ibaresi ile davacı tarafın markalarının tanınmışlık kazanmış olduğu ve bu nedenle markalar arası karıştırılma ihtimali olduğu hususunun hukuka aykırılık oluşturduğunu, ne şekil unsurları ne de renk unsurlarının müvekkiline ait markayla benzerlik göstermediğini, 41. Sınıftaki hizmetlerden faydalanmak isteyen bir alıcı/tüketicinin ... ... ve davacı tarafa ait marka hizmetlerinin farklı olduklarını kolay bir şekilde basit bir araştırmayla anlayabilme kabiliyetine haiz olduğunu, müvekkiline ait markanın görsel olarak ve ticaret ünvanının bütünlüğüne bakıldığında markalar arası karıştırılma ihtimali mevcut dahi olmadığını, ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının markası ile davacının itiraza mesnet markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal düzeyde ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, "..." ibaresinin insanların maddesel çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği teknolojik bilgileri kapsayan akademik disiplinler grubuna verilen genel bir ad ve "fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerin ortak adı" olduğu (bkz. Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük, https://sozluk.gov.tr/), "..." ibaresinin bu anlamı itibariyle halkın geneli tarafından bilindiği ve ticaret alanında da başta eğitim-öğretim hizmetleri, yayıncılık hizmetleri, basılı yayınlar alanında olmak üzere farklı tacirler tarafından serbestçe kullanılan bir ibare olduğunu, sadece ayırt edicilikten yoksun unsurun ortak olmasının markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açmayacağını, markalar arasında 6769 s. SMK'nın 6(1) maddesi anlamında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, tanınmışlık gerekçesine dayalı itirazın haklı bulunmadığını, kötüniyet bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili Kurum kararlarının iptali, markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamına göre, davalının "... ..." ibaresinin, tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının "..." ibaresini içeren markalarına dayalı olarak iltibas gerekçeleriyle başvuruya itiraz ettiği, davacının itirazının reddedildiği, anılan kararın davacıya tebliğ edildiği, iş bu davanın, iki aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu durumda önemli olan, halkın işaretler arasında herhangi bir şekilde herhangi bir nedenle bağlantı kurma ihtimali olup, buradaki "ihtimal" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelimedir ve şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ile bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir (Yargıtay HGK, 15/11/2013 Tarih, 2013/11-202, 2013/1587). Diğer taraftan, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markanın ayırt edicilik gücünün de dikkate alınması gerekmektedir. Ayırt ediciliği zayıf olan markalar bakımından karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti daha az olacaktır (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.247).
Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davalının başvurusuna konu "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet gösterdiği, "..." ibaresini içeren mesnet markaları arasında, markaların biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, zira dava konusu başvurudaki esas unsurun ... kelimesi olduğu, markalarda ortak olarak bulunan "..." ibarelerine göre taraf markalarının benzer kabul edilemeyeceği, çünkü "..." kelimesinin, Türk Dili Kurumu sözlüğünde “Fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerin ortak adı” olarak tanımlandığı, bu anlamı itibariyle tanımlayıcı vasfının yüksek, ayırt ediciliğinin de çok düşük olduğu, "..." ibaresinin davacı şirkete ait kullanım sonucu ayırt edicilik kazandırılmış ve sektöründe bilinir hale getirilmiş olduğu hususlarının da buna etkisinin olamayacağı, ortalama tüketicilerin davalının başvurusuna konu işareti davacının itirazına mesnet markaları ile ilişkilendirmeyeceği, markalar arasında belirgin biçimde farklılık bulunduğu, diğer yandan dava konusu başvuruda farklı olarak yer alan "..." ibaresinin maruf bir yerleşim yerinin adı da olmadığı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürün ve hizmetler için ayırdığı satın alım süresi içinde, başvuru konusu markayı gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davacının itirazına mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, yapılan değerlendirmede tarafların markalarının benzer olmadığı ve iltibas riski taşımadığı kanaatine varılmıştır. Bu itibarla somut olayda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartları bulunmadığı için mahkemenin aksi yöndeki gerekçesi doğru bulunmamıştır. Yargıtay 11. HD'nin benzer uyuşmazlıklarda verdiği 21.04.2025 tarih ve 2024/4352 E.- 2025/2645 K., 26.06.2024 tarih ve 2023/2724 E.- 2024/5272 K., 14.06.2013 tarih ve 2011/12252 E.- 2013/12454 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.
Davacı tarafın "... ..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/3. maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliği kanıtlanmadığı gibi, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/4-5. maddesindeki tanınmışlık koşulunun da oluşmadığı, bunun yanında davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hususlarının da ispatlanamadığı, davacı tarafın başvuru üzerinde SMK'nın 6/6. maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiasının kanıtlanmadığı ve dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da dosya kapsamında bulunan delillere göre ispatlanamadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında benzerlik bulunmadığından, 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/06/2023 gün ve 2022/438 Esas - 2023/323 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70.TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan 738,00.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan tahsili ile davalı şirkete verilmesine,
7-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 738,00.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan tahsili ile davalı ... verilmesine,
8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
9-Davalılardan peşin olarak alınan 269,85'er.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara ayrı ayrı iadesine,
10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 17/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 03/11/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.