T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/1588 - 2025/1830
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1588
KARAR NO : 2025/1830
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/03/2023
NUMARASI : 2022/309 E. - 2023/136 K.
DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/03/2023 Tarih ve 2022/309 Esas - 2023/136 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, ülkemizde çay tarımını ve sanayisini kurmak ve geliştirmekle görevli olarak 1984 yılına kadar tekel olarak faaliyet gösteren Kamu İktisadi Devlet Teşekkülü niteliğindeki müvekkilinin, tanınmış "..." ve" "..." markalarının sahibi olduğunu, hal böyle iken davalı şirket tarafından 2020/137157 sayılı "... ..." ibareli markanın tescili isteğine yönelik müvekkilinin itirazının nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini, davaya konu markada bulunan "..." ibaresinin müvekkilinin tanınmış "..." markasına benzeme çabasını gösterdiğini, davalının bir önceki başvurusunun "... ..." olduğu nazara alındığında davalının "..." markasını tescil ettirme amacının bariz olduğunu, müvekkilinin tanınmış "..." markası ile davaya konu marka arasında görünüm, fonetik ve kullanılacağı mallar bakımından ayırt edilemeyecek kadar benzerlik bulunduğundan tüketiciler tarafından markaların karıştırılması veya marka sahipleri arasında iktisadi anlamda bir ilişki olduğu algısının ihtimal dahilinde olduğunu, ayrıca bu durumun davalının müvekkilinin markasının tanınmışlığından haksız kazanç elde etmesine neden olacağını ileri sürerek 2022-M-10558 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, 1987 yılında faaliyet gösteren müvekkilinin "..." ibareli çok sayıda markasının mevcut olup bu ibareyi öne çıkartarak seri markalar yarattığını, taraf markaları bir bütün olarak ele alındığında müvekkilinin markasında öne çıkarılan asli unsurun "..." ibaresi olduğunu, markadaki "..." ibaresinin "..." ibaresinin altında oldukça küçük punto ile yazılı tali unsur niteliğinde olduğunu, davacıya ait mesnet markada herhangi bir şekil unsuru bulunmadığını, müvekkilinin markasının bölünerek geride kalan unsur olan "..." ibaresi üzerinden değerlendirme yapılamayacağını, "..." ibaresinin 30. sınıftaki çay emtiası yönünden oldukça düşük bir ayırt ediciliğinin olduğunu ve davaya konu markada " ..." ibaresinin kullanımının ortalama tüketiciler nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim açısından markaları ciddi şekilde farklılaştırdığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markaları arasında benzerliğinin bulunduğu, ancak davaya konu markada “...” ibaresinin “...” ibaresine nazaran daha büyük punto ile yazıldığı, Türk Dil Kurumu çevrimiçi sözlüğünde “Afyon, tütün, kahve, çay vb. keyif veren maddelere alışmış olan kimse” olarak tanımlanan "... " ibaresinin “çaylar, buzlu çaylar” emtiaları yönünden, ayırt edici düşük, tali unsur niteliğinde olduğu, ibarenin hem küçük punto ile yazılması hem de anlamının “çay” emtiası ile yakın bağlantısı bulunan bir kelime olması nedeniyle, markanın esas unsurunun “...” ibaresinden oluştuğu, standart bir yazı karakteri ile siyah renkle yazılmış, kapsamında herhangi bir şekil unsuru barındırmayan “...” ibareli davacı markasındaki "...” ve “çayı” ibarelerinin tanımlayıcı/ayırt edici niteliği düşük ibareler olduğu, buna göre markalar arasında "..." ibaresinin ortaklığından dolayı düşük seviyeli görsel ve işitsel benzerliğe rağmen "..." sözcüğünün gerek davaya konu emtialar bakımından somut ayırt ediciliğinin düşük olması, gerekse punto ve yazı karakteri ile "..." sözcüğüne göre arka planda kalacak şekilde mizanpajının yapılması nedeniyle, daha önce davacıya ait "..." markasını gören, işiten, bu markalı "Çay" emtialarını tüketen makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu "... ..." markalı davaya konu emtialar ile karşılaştığında, bu emtialardan faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markadan farklı bir marka olarak algılayacağı, marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı kurmayacağı, bu nedenlerle karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, davacıya ait marka “çay” emtiası bakımından tanınmış ise de, taraf markalarının benzer olmadığı ve davalıya ait markanın, davacıya ait “...” ibareli tanınmış markanın ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlaması ihtimallerinin somut olay bakımından mevcut olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı şirket vekili,müvekkiline ait "..." markasının tanınmış marka olması nedeniyle markaların karıştırılma ihtimalin çok yüksek olduğunu, davalının "..." sözcüğünü ... sözcüğü ile birlikte marka olarak kullanmak istemesinin müvekkilinin "..." markasına benzeştirme çabasından kaynaklandığını, tanınmış marka niteliğindeki müvekkilinin markasının 30. sınıfta geniş bir korumaya sahip olduğunu, markanın tescilinin müvekkilinin madden ve manen zarara uğramasına neden olacağını, tanınmış marka niteliği nedeniyle "..." ibaresinin çay yönünden ayırt edici olduğunu, ... kayıtlarına göre davacının "..." ibareli 31 adet markasının mevcut olup bu ibarenin çatı markası niteliğinde bulunduğunu, ... markaları ile ... ... markası görünüm, fonetik ve kullanılacağı mallar bakımından ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğundan ortalama tüketiciler tarafından karıştırılmaları ya da marka sahipleri arasında iktisadi anlamda bir ilişki olduğu algısının ihtimal dahilinde olduğunu, "..." ibaresini içeren markalara ilişkin olarak bu markaların müvekkilinin markası ile ilişkilendirilme, karıştırılma ihtimalini ortaya koyan çok sayıda Yargıtay kararı bulunduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı şirketin 6/11/2020 tarihinde 2020/137157 sayılı "... ... + Şekil" ibaresinin 30. sınıfta çaylar, buzlu çaylar emtiasında tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının "..." ibareli markalarına dayalı olarak iltibas, tanınmışlık ve kötü niyet gerekçeleriyle başvuruya itiraz ettiği, davacının itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddine karar verildiği, davacının bu karara karşı yaptığı itirazın da YİDK'in 2022-M-10558 sayılı kararıyla reddedildiği, anılan kararın davacıya 15/6/2022 tarihinde tebliğ edildiği ve davanın iki aylık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesinin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca iltibas bulunup bulunmadığı, 6/5 maddesindeki koşullarını gerçekleşip gerçekleşmediği ve dava konusu başvurunun kötü niyetli olarak yapılıp yapılmadığı noktasındadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (Karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, ilk derece mahkemesi kararında da tartışıldığı üzere, dava konusu markanın kapsamında bulunan çaylar ve buzlu çaylar emtialarının davacı şirketin itiraza mesnet yaptığı markaların kapsamında bulunan çaylar emtiası ile aynı ve benzer olduğu dolayısı ile markalar arasında emtia benzerliği şartının gerçekleştiği anlaşılmıştır.
Taraf markalarındaki işaretlerin benzerliğine gelince; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 tarih ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davalı şirketin " ... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." ibareli markaları arasında görsel, sesçil ve kavramsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, zira redde mesnet markanın asli unsurunu teşkil eden "..." ibaresinin dava konusu başvuruda da asli unsur olarak kullanıldığı, davaya konu markadaki şekil unsuru ile "..." ibaresinin davacının markalarından uzaklaştırmaya yeterli olmadığı, davaya konu markanın kapsamında bulunan mal ve hizmetlerin davacının itiraza dayanak markanın kapsamında tescilli olduğu, ilgili tüketicilerin dava konusu başvuruyu gördüklerinde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu derhal ve ilk bakışta algılayamayacağı, bu hali ile taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08/10/2018 tarih, 2016/14713 Esas, 2018/6056 Karar sayılı ilamında "... ... + ŞEKİL" markası, 16/01/2023 tarih, 2022/4315 Esas, 2024/313 Karar sayılı ilamında "... ..." markası ve 26/5/2025 tarih ve 2024/6234 Esas, 2025/4555 Karar sayılı ilamında "..." markası ile davacının "..." asli unsurlu markaları arasında iltibas tehlikesinin bulunduğunun kabul edildiği, dolayısı ile SMK'nın 6/1. maddesi koşullarının oluştuğu sonucuna varılmış, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü ise isabetli bulunmamıştır.
Diğer yandan, davacının “...” markasının çay emtiasında tanınmışlığa ulaştığı, davacı ile özdeşleştiği ve dahi bu tanınmışlığın ve yaygın kullanımın davacı tarafından dava/marka dosyasına sunulan belgeler ve bilirkişi heyetinin bu yöndeki tespitlerinden anlaşılmaktadır. Dairemizce marka kapsamlarının benzer bulunduğu değerlendirildiğinden SMK m. 6/5 hükmünün uygulanması gerekmemekte ise de davacı markasının tanınmışlığı iltibası artıran bir etken olarak göz önünde bulundurulmuş, buna karşılık başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin dosya kapsamında somut bir delil bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla davanın kabulü ile YİDK kararının iptaline ve markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değilse de HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 22/03/2023 gün ve 2022/309 Esas - 2023/136 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın KABULÜ ile Türk Patent ve Marka Kurumu'nun 2022-M-10558 sayılı YİDK kararının İPTALİNE
3-Davalı ... ANONİM ŞİRKETİ adına tescil edilen 2020/137157 sayılı "... ..." ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve Sicilden terkin edilmesine,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL harcın davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 3.500,00-TL bilirkişi ücreti, 210,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 236,00-TL tebligat ve posta gideri, 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 4.684,00-TL'ye, 80,70-TL başvurma harcı, 80,70-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 4.845,40-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf yargılaması sırasında herhangi bir gider yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
9-Davacı vekilli tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya iadesine,
10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 09/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/10/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.