T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/1394 - 2025/1675
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1394
KARAR NO : 2025/1675
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/11/2022
NUMARASI : 2021/120 E. - 2022/357 K.
DAVANIN KONUSU : Markaya Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Ticaret Unvanının Terkini
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10/11/2022 tarih ve 2021/120 Esas - 2022/357 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 12.11.2015 tarih ve 8945 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği üzere nevi ve unvan değişikliğine giderek ... A.Ş. unvanını aldığını, unvanının ayırt edici unsuru "..." ibaresini 2019/08125, 2019/08129, 2019/08139 sayı ile marka olarak da tescil ettirdiğini, müvekkili ile benzer alanda faaliyet gösteren davalının bu ibareyi ticaret unvanında aynen kullandığını, bu durumun müvekkilinin marka hakkını ihlal ettiğini ve haksız rekabet yarattığını ileri sürerek, haksız rekabet ve marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesine ve davalının ticaret unvanının ticaret sicilinden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, davacı tarafın birleşme işlemi sonucu ticaret unvanının değiştiğini, halihazırdaki unvanında "..." ibaresinin bulunmadığını, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olması nedeniyle haksız rekabete ilişkin iddiaların bu davada dinlenemeyeceğini, tarafların faaliyet alanlarının birbirinden farklı olduğunu, mesnet markalar 09, 35, 37, 41 ve 42. sınıflarda tescilli iken müvekkilinin faaliyet alanının 07 ve 40. sınıflarda toplandığını, mesnet markaların tanınmış da olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava dosyası ve içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacı adına tescilli "..." markası ve dahi diğer markalarının, davalı tarafından, “...” olarak kullanıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılamadığı, dava dosyası içerisinde yer alan bilgi ve belgeler arasında, davalının "..." ibaresini, ticaret unvanı kullanımı ötesine geçen, ürünler üzerinde yani kataloglarda, ilan veya reklamlarda, ticari evrak üzerinde veya promosyon malzemeleri üzerinde veya hizmetler üzerinde, internet alan adları ve bu alan adları altında yayın yapan internet sitelerinde marka olarak kullandığını tevsik eden, işaretin mal ve hizmetlerde kaynak göstermesine sebep olabilecek şekilde kullanıldığını gösterir herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı; davalının usulüne uygun olarak ticaret unvanını tescil ettirmesini veya salt ticaret unvanı kullanımını marka hakkına tecavüz fiili olarak değerlendirmenin mümkün olmadığı; bu durumda dosya kapsamında, davalı ticaret unvanı kullanımının unvansal kullanım sınırlarını aşarak davacının markalarından doğan hakları ihlal ettiğinin ispatlanamadığı ve davalının salt ticaret unvanını tescil ettirmesinin veya ticaret unvanını kullanmasının marka hakkına tecavüz fiili olarak değerlendirilemeyeceği; dava dosyası kapsamında, davalı ticaret unvanı kullanımının unvansal kullanım sınırlarını aşarak ... şekilde kullanıldığının ispatlanamaması ve davalının salt ticaret unvanını tescil ettirmesinin veya ticaret unvanını kullanmasının ise haksız rekabete neden olan fiili olarak değerlendirilemeyeceği; somut olayda davacının birleşme yoluyla devralındığı ve söz konusu birleşmenin 01/07/2021 tarihinde ATO tarafından tescil edilip 05/07/2021 tarihinde ilan edildiği, davacının unvanın ... Güvenlik Ticaret A.Ş. olarak düzeltildiği, ticaret unvanından "..." ibaresinin çıkarıldığı, bu durumda davacının bu husustaki davasının konusuz kaldığı gerekçesiyle, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talepler yönünden davanın reddine, TTK'nın 52. maddesi kapsamında terkin talebi yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talepler yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verildiğini, tarafların faaliyet alanının benzer olduğunu, terkin talebi yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalının müvekkili şirketin tanınırlığını kullanmak için müvekkilinin ayırt edici "..." markasını ticaret unvanını haklı neden olmaksızın kullandığını, bu sayede üçüncü kişilerde müvekkil şirket olduğu izlenimi bıraktığını, faaliyet alanının benzer olmasının da bu izlenimi artırdığını, müvekkili lehine haklılık durumuna göre vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğini, zira davanın konusuz kalmasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, aksine usul ve yasaya aykırı olarak davalı taraf lehine vekalet ücretine hükmedildiğini, müvekkilinin "..." markasının 25.03.2020 tarihinde tescil edildiğini, davalı şirketin bu tarihten sonra kurulduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, önlenmesi ve ticaret unvanının terkini istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacı vekili "..." ibaresinin müvekkilinin ticaret unvanının ayırt edici unsuru olduğunu, ayrıca bu ibareli markalarının da bulunduğu, davalının ise, bu ibareyi ticaret unvanı olarak tescil ettirdiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece ise, davalı yanın ticaret unvanının ... kullanımının ispatlanamadığı gerekçesiyle, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talepler yönünden davanın reddine, terkin talebi yönünden ise dava konusuz kaldığı gerekçesiyle, karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Somut olaya uygulanması gereken, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7/3. maddesi "Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir" hükmünü, anılan fıkranın (e) bendi ise "İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması." hükmünü havidir. Aynı Yasa'nın 29/1-a maddesi uyarınca da marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak fiili, marka hakkına tecavüz sayılır.
O halde SMK'nın 7/3. maddesine göre tescilli bir marka hakkı sahibinin, markasının ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanılmasını yasaklayabilmesi ve bu durumun SMK'nın 29/a maddesi uyarınca marka hakkına tecavüz sayılabilmesi için, bu kullanımın "ticaret alanında" gerçekleşmesi ve marka sahibinin izni olmadan, aynı Yasa'nın 7/2. maddesinde belirtilin fiillerin işlenmesi şarttır.
Dolayısıyla SMK'nın 7/3. maddesi hükmünün kapsamının ne olduğunun tespiti için öncelikle ticaret unvanı, işletme adı ve markanın işlevlerinin ne olduğunun, bunların birbiri ile ilişkisinin bulunup bulunmadığının, daha sonrasında ise Yargıtay bozma ilamında geçen "... kullanım" ve SMK'nın 7/3. maddesinde geçen "ticaret alanında kullanılması" tabirlerinden ne anlaşılması gerektiğinin, son olarak da somut uyuşmazlıktaki gibi tarafların aynı ibareyi kullanmak istedikleri hizmet sektöründe, unvanın ... etki doğurması için ... kullanım şartının aranıp aranmadığının, diğer bir deyişle hizmet sınıfında unvanın sadece tescil edilmesinin ve kullanılmasının, marka hakkına tecavüz sayılması için yeterli olup olmadığının tartışılması gereklidir.
Ticaret unvanının temel işlevi, bir taciri diğer tacirlerden ayırt etmektir. Markanın temel işlevi ise malı ya da hizmeti ayırt etmesi, malın ya da hizmetin kaynağı ve kalitesi konusunda tüketiciye garanti vermesi olarak açıklanabilir. Markanın işletmenin sahibini, ürünün üreticisini, hizmetin sağlayıcısını gösterme işlevi, kural olarak yoktur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.12.2007 tarihli 2007/11-965 E.- 2007/961 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere "Marka da ticari unvan da "ayırt edici işaretlerdir". Marka, bir teşebbüsün ürün ve hizmetlerini, rakiplerinkinden ayırmaya yönelik olup; ticari unvan ise, tacirlerin ticari işletmesine ilişkin muamelelerinde, icrasında kullanmak zorunda olduğu ismidir. Her ikisi de ayırt edici işaret olarak kullanılmaları nedeniyle "ayırt edicilik" kapasitesine sahiptir. Bu nedenle, tescil sırasında bu ibarenin serbest olması, yani üçüncü şahsın ibare üzerinde hukuken ileri sürebileceği bir hakkının bulunmaması gerekir". Yine aynı kararda belirtildiği üzere "TTK 41. maddesi gereğince davalı tüm ticari iş ve evraklarında ticari unvanı kullanmak ve tescil olunan ticaret unvanını ticari işletmenin giriş cephesine herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine yazılması zorunluluğu vardır. Böylece davacı hizmet markası davalı ise ticari unvan olarak aynı ayırt edici işareti işyerinin giriş cephesine yerleştireceklerinden tüketicinin üniversite veya okulların orijinini karıştırması kaçınılmaz olacaktır". O halde ticaret unvanının özellikle hizmet sınıfındaki ticarî faaliyetlerde kullanılması halinde, unvan sadece bir taciri diğer tacirlerden ayırmayacak, bundan başka mallar ve özellikle hizmetler için "ayırt edicilik" fonksiyonunu da yerine getirecektir.
Buradan da anlaşılacağı üzere, ticaret unvanı ile markanın işlevleri farklı ise de bu işlev farkı kesin değildir. TTK.'nın 18/1 hükmüne göre her tacir bir ticaret unvanı seçmek ve kullanmak zorundadır. TTK.'nın 39/2. bendinde de unvanın işletmenin girişinde gösterilmesi zorunlu kılınmıştır. Ancak unvanın işletmenin görülebilecek bir yerine yazılacak olması, özellikle hizmet sunan işletmeler bakımından, ticaret unvanının marka fonksiyonlarını da ifa etmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Ticaret unvanı hizmet sunan işletmelerde marka gibi kullanılmakta, bu nedenle de tüketici gözünde unvan ve markanın fonksiyonlarının karıştırılması ihtimali ciddi şekilde artmakta, hizmet alanında faaliyet gösteren işletmeler, tüketicilerle yakın ilişki içerisinde bulunduklarından, birçok halde unvan, tüketiciler gözünde marka olarak algılanmakta, bu da kaçınılmaz bir sonuç olarak marka hakkının ihlalini ortaya çıkarmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.05.2011 tarihli 2011/11-59 E.- 2011/271 K. sayılı kararında incelenen Yargıtay 11. HD'nin 03.07.2009 tarih ve 2007/12815 E.- 2009/8230 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere "Hizmet markalarının niteliği gereği sunuldukları hizmet üzerindeki kullanım şekli, ticaret markalarında olduğu gibi doğrudan ait olduğu mallar üzerine konulmak biçiminde değil ancak, hizmetin sunulduğu bina, araç, gereç, basılı evraklar vb. tanıtma vasıtalarıyla mümkündür. TTK`nun 41. maddesine göre de, ticaret unvanının işletmeyle ilgili senet ve sair evrak üzerinde kullanımıyla birlikte, işletmenin girişinde herkesin kolaylıkla görebileceği şekilde yazılı olması koşulu gözetildiğinde, her iki tür işaretin de işlevlerinin farklı olmasına karşın, yukarıda açıklandığı üzere ortak noktalarının "tanıtma işareti" niteliğinde olmaları, tecavüz halinde haksız rekabet hukukuna göre korunmaları ..." söz konusudur.
O halde mal sınıfında tescilli markaların, aynı malı üreten bir tacirin ticaret unvanına karşı korunmaları ile hizmet sınıfında tescilli bir markanın, aynı hizmeti sunan bir tacirin ticaret unvanına karşı korunması arasında farklılıklar bulunmaktadır. Buna göre hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir tacirin ticaret unvanını, işletmesinin tabelasında, fiyat listesinde, kataloglarında, reklam afişlerinde, ilanlarında, servis arabalarında, iş makinelerinde veya personel kıyafetlerinde kullanması, aynı hizmet sınıfında tescilli bir markası bulunan marka hakkı sahibinin ... haklarını ihlal edecektir. Çünkü yukarıdaki bentte geçen Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, hizmet markalarının kullanım alanları itibariyle soyut hizmet üzerinde gösterilmeleri mümkün değildir. Hizmet sektöründe ticaret unvanı birçok hallerde hizmetleri ayırt etme fonsiyonu üstlenmekte, unvanın esas fonksiyonu etkisini kaybetmektedir. Hizmet alanında belirli hizmetleri gösteren bir marka ile bunları gerçekleştiren firmanın ticaret unvanı arasındaki fark, ortalama bir tüketici tarafından zor algılanabilmektedir. Buna ilaveten hizmet sunan tacirlerin unvanlarının işletmenin görülebilecek bir yerine asılması zorunluluğu, ticaret unvanı ve markanın tüketici gözünde doğrudan ilişkilendirilmesine sebep olacaktır. Dolayısıyla ticaret unvanının tescil edildiği şekilde dahi olsa aynı yerlerde kullanılması halinde, unvan tıpkı marka gibi “ayırt etme”, “kaynak gösterme”, “garanti”, “reklam” işlevlerini yerine getirecek ve bu ortak işlevler sebebiyle tüketiciler gözünde marka ile karıştırılacaktır. Önemli olan ticaret unvanının, tescil edildiği biçimde dahi olsa kullanımının, tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali dâhil karıştırılma ihtimaline sebebiyet vermesi (SMK m.7/2,b) veya tescilli markanın Türkiye’de ulaştığı tanınmışlığından haksız yarar elde etmesi veya itibarına zarar verecek yahut ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikte bulunmasıdır (SMK m.7/2,c).
SMK'nın 7/3. maddesinde geçen "ticaret alanında kullanılması" tabirinden ne anlaşılması gerektiğinin tespitine gelince; Dairemizce "ticaret sırasında kullanım" kavramının geniş şekilde yorumlanması gerektiği düşünülmektedir. Buna göre "ticaret alanında kullanım", "ekonomik kazanç elde etmek amacıyla gerçekleştirilen ticari işler sırasında kullanım" şeklinde ifade edilebilir. Dolayısıyla ticaret sırasında kullanım, ... kullanımı da kapsayan, ancak daha ondan geniş bir kullanımdır.
Esasen gerekçede de ifade edildiği üzere, SMK m.7/3 hükmünün mehazı olan 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Yönergesi’nin m.10/3-d hükmü de markanın ticaret unvanı ve işletme adı olarak kullanılmasının marka hakkı kapsamında bulunduğunu ifade etmiş, önsöz niteliğindeki genel gerekçesinin 19. paragrafında da markanın ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanılmasının önlenebileceğini, fakat bunun için anılan işaretlerin mal ve hizmetleri ayırt edici amaçla kullanılması gerektiğini bildirmiştir.
Yönerge doğrultusunda hazırlanan 2017/1001 sayılı Avrupa Birliği Marka Tüzüğü’nün 9/3-d hükmü de markanın ticaret unvanı ve işletme adı olarak kullanılmasının marka sahibi tarafından yasaklanabileceğini belirtmiştir. Önsöz niteliğindeki genel gerekçesinin 13. paragrafında da yasaklama yetkisinin markayla sunulan mal ve hizmetlerin, markayı içeren ticaret unvanı veya işletmeden kaynaklandığı şeklinde bir ilişkilendirme ve karışıklık doğması halinde kullanılabileceği açıklanmaktadır.
Mehaz düzenlemeler ve gerekçeleri uyarınca, ticaret unvanı ve işletme adı kullanımıyla marka arasında, mal ve hizmetlerin ticari kaynağına yönelik bir ilişkilendirme veya karıştırma ihtimali varsa, marka sahibi yasaklama yetkisini kullanabilecektir.
Nitekim Arkan, 556 sayılı KHK dönemine ilişkin, 89/104 sayılı Yönerge'nin 5/1 ve. 5/2. maddelerinde "... kullanmadan" hiç söz edilmeyip, işaretin sadece “ticaret sırasında kullanılması” ifadesine yer verildiğini, kaldı ki 5/3. maddesinde sayılan haksız kullanma biçimlerinin bazılarında ... kullanma koşulunun gerçekleşmesinin hiç mümkün olmadığını, dolayısıyla KHK yönünden tescilli bir markaya tecavüzün, benzer bir işaretin sadece ... olarak kullanılması yoluyla vaki olacağını söylemenin mümkün olmadığını, markanın aynısının veya benzerinin ticaret sırasında kullanılmasının, marka hakkına tecavüz oluşturduğunu bildirmiştir (Arkan Sabih, Marka Hakkına Tecavüz- İşaretin ... Olarak Kullanılması Zorunluluğu, BATIDER, C: 20, S: 3, 2000, s: 8,11).
Açıklanan tüm bu tespitlerden çıkarılan sonuca göre; bir ticaret unvanının kullanılmasının, marka hakkına tecavüz teşkil etmesi için kullanımın ticaret sırasında olması, kullanım konusunda marka sahibinin izninin olmaması, kullanımın markanın tescil edildiği mallarla/hizmetlerle aynı veya benzer mallar/hizmetler için olması veya aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikte olması ve kullanımın markanın işlevlerini, özellikle tüketicilere malların veya hizmetlerin kaynağını garanti etme yönündeki temel işlevini yerine getirmeye müsait olması gereklidir.
Dairemizce de, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun anılan maddelerinin yürürlüğe girmesiyle, artık ticaret unvanının sadece unvan biçiminde "kullanılmasının" dahi, marka hakkına tecavüz teşkil edeceği sonucuna varılmıştır. Bu durumda marka hakkına tecavüzden bahsedilebilmesi için ticaret unvanının ... biçimde kullanılmasına gerek yoktur (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4. Baskı, s:447). Nitekim, Dairemizin aynı yöndeki 04.11.2020 tarih ve 2020/968 E.-2020/927 K. sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Mahkemesinin 20.06.2023 tarih ve 2023/3483-3899 E.-K. sayılı kararı ile onanmıştır.
Bu itibarla, yapılan açıklamalar çerçevesinde mahkemece, davalı şirketin faaliyet konularının, davacı markalarının tescili kapsamında bulunan mal ve hizmetlerle aynı ya da benzer türde olup olmadığı yönünde ek rapor ya da yeni bir heyetten rapor aldırılmak suretiyle, oluşacak sonuca göre marka tecavüzü, haksız rekabet ve terkin talepleri hakkında bir karar verilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
2-Kaldırma kararının niteliğine göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 10/11/2022 gün ve 2021/120 Esas - 2022/357 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/09/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 16/10/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.