T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : .....
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/06/2022
NUMARASI :.....
DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02/06/2022 tarih ve 2021/178 E. - 2022/173 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin tanınmış Vodafone markasının sahibi olduğunu, müvekkilinin aynı zamanda “...” esas unsurlu markalarının da bulunduğunu, davalı tarafın 2020/62190 sayısı ile gerçekleştirdiği başvurunun da esas unsurunun “...” olduğunu, taraf markalarının birbirlerini çağrıştırdığını, dava konusu markanın bu haliyle müvekkili markalarının devamı, serisi olarak algılanacağını, davalı başvurusunun konusu olan işaret ile müvekkili markalarının, söz konusu marka ve işaret altında sunulan emtiaların hitap ettiği kişiler üzerinde bıraktığı iz itibariyle işitsel, anlamsal, görsel ve biçimsel olarak birbirlerinin benzeri olduğunu, müvekkilinin “...” markası ile gerçekleştirdiği yoğun tanıtım ve reklam faaliyetleri sonucunda bu ibareyi kendisi ile özdeş hale getirdiğini, müvekkilinin “...” şeklinde seri markasının bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2021-M-3195 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, müvekkilinin ikisi tescilli biri başvuru aşamasında toplam üç markası olduğunu, müvekkilinin “...” markasının yanı sıra “sarı” ve “yeşil” markalarının da bulunduğunu, her üç markanın da kendine özgü bir logo ile oluşturulduğunu, müvekkilinin davacı yanın faaliyet gösterdiği alanla ilgili bir faaliyetinin bulunmadığını, markalar arasında görsel, işitsel ya da faaliyetler açısından bir benzerlik olmadığını, taraf markalarının ilgili tüketicilerinin birbiri ile bir bağlantısı bulunmadığını, “...” ibaresini içerir şekilde çok sayıda markanın tescilli olduğunu, anılan ibarenin davacı markalarından derhal farklılaştığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, her ne kadar taraf markaları kapsamındaki mal ve hizmetler arasında aynı, aynı tür ya da benzerlik düzeyinde bir ilişkinin mevcut olduğu tespit edilmiş ise de taraf markalarını oluşturan işaretlerin bütüne ilişkin nihai algıları itibariyle birbirleri ile hiçbir benzerliklerinin bulunmadığı, tüketicinin dava konusu marka ile karşı karşıya kaldığında, işaretler arasında iktisadi – idari bir işletmesel bağlantı kurmayacağı, işaretleri birbirlerinin devamı veya serisi olarak algılamayacakları ve dolayısıyla işaretler arasında bir bağlantı kurmayacakları, tüketicilerin her iki tarafa ait markalar altında sunulan hizmetleri/malları karıştırmak suretiyle satın alma yahut bu hizmetler/mallardan yararlanma biçiminde bir yanılgıya düşme ihtimallerinin bulunmayacağı, bu nedenlerle karıştırılma ve ilişkilendirilme ihtimalinin koşullarının somut olayda meydana gelmediği; davacı yan markalarının kullanım sonucunda tanınırlık elde ettiği yönünde hiçbir delilin işlem dosyasında bulunmadığı, tanınmışlığın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, müvekkiline ait markaların esas ve ayırt edici unsurunun "..." ibaresi olduğunu, "..." ibaresinin aynı zamanda müvekkilinin seri markaların kök kelimesini oluşturduğunu, dava konusu başvurunun ayırt edici ibaresinin de “...” kelimesi olduğunu, bu nedenle dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğunu, emtia benzerliğine ilişkin koşulun da gerçekleştiğini, dava konusu başvurunun, müvekkilinin seri markası olarak algılanabileceğini, tescili halinde başvurunun, müvekkiline ait seri markaların tanınmışlığından ve ticari itibarından yararlanacağını, ortalama tüketicilerin iki markanın kökenini ayırt edemeyeceğini, markalar arasında idari bağlantı ihtimali olduğunu düşünmesi sonucunun ortaya çıkacağını, müvekkilinin bu markaları tanıtmak için çok yoğun tanıtım ve reklam harcaması yaparak “...” ibareli markları toplum düzeyinde tanınır hale getirdiğini, müvekkilinin “...” kök markasına ek getirerek pek çok yeni marka yarattığını ve bu markalar içinde tescil için başvurduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "...+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olmadığı, zira bir renk adı olan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu ve kullanım yoluyla bu ibarenin ayırt ediciliğinin artırıldığının ispat edilemediği, bu husus da gözetildiğinde dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı ve markaların karıştırılmayacağını, davacı markalarının tanınmışlığının da ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 08/07/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/07/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.