T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/04/2023
NUMARASI : ....
DAVANIN KONUSU : Marka ile ilgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/04/2023 tarih ve 2022/177 Esas - 2023/137 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin uçak ve otobüs bileti, otel, kredi, internet gibi hizmetleri arayan kimselere kıyaslamalı olarak fiyat listesi çıkaran ve buradan ucuz ürün veya hizmet tedarik imkanı sağlamak amacıyla kurulmuş bir şirket olduğunu, 15 milyondan fazla kayıtlı kullanıcısının bulunduğunu, müvekkilinin davalı ... nezdinde tescilil 2017/83221 sayılı ve "..... sayılı kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa 2018/103574 sayılı ve "... ... ..." ibareli markanın SMK'nın 5. maddesine dayalı olarak daha önce reddedildiğini, dava konusu markanın da hiçbir ayırt ediciliği olmadığını, başvurunun müvekkilinin markalarına iltibasa sebebiyet verecek derecede benzediğini, müvekkilinin ticaret unvanının da "... ... .." şeklinde olduğunu, müvekkilinin "... ..." ibareli üzerinde önceye dayalı hak sahipliğinin bulunduğunu, başvurunun tesci halinde SMK'nın 6/5. maddesindeki koşulların oluşacağını, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, davalı ... 2022-M-2247 sayılı YİDK kararının iptaline ve diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya ... olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı Şirket vekili, müvekkilinin sigortacılık sektöründe faaliyet gösterdiğini, taraf markaları arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacının "..." ibareli markası reddedildiğinden benzerlik değerlendirilmesinde dikkate alınmadığını, davacının ticaret unvanı yönünden hak elde ettiğine ilişkin yeterli belge sunmadığını, tanınmışlık ve kötü niyete dayalı itirazların da mesnetsiz olduğu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davaya konu markada bulunan emtialar yönünden SMK'nın 6/1. maddesinde sayılan emtiaların aynı/aynı tür benzer/ilişkili olması şartının sağlandığı; çekişmeli başvuru standart karekterle yazılmış "..." ibaresinden oluşurken; itiraza dayanak ve dava dilekçesinde bahsi geçen markaların standart karekterle yazılı "..... ibarelerinden oluştuğu; davacı tarafın 2020/55344 sayılı markasını itiraz aşamasında ve dava dilekçesinde dayanak marka olarak göstermediği, itiraz dilekçesinde aynı ibareli 2014/37965 sayılı markayı dayanak gösterdiği ancak bu markanın da tescil başvurusunun reddedildiği, bu nedenle markanın değerlendirmeye alınmadığı; dava konusu markanın esaslı unsurunun bir bütün olarak marka kompozisyonu olduğu; davacıya ait itiraza mesnet markalarda markasal algı oluşturan esaslı unsurun ise yeşil zemin üzerine konumlandırılmış "..." ibaresi olduğu; buna göre, taraf markalarının görsel ve anlamsal olarak benzer olmadıkları, işitsel benzerliğin ise düşük olduğu; markalarda "..." ibaresi ortak olarak bulunmakla birlikte bu ibarenin yaygın olarak kullanılan niteleyici zarf olması bu ibareyi içeren çeşitli sınıflarda birçok tescilli marka kaydının bulunmasının bu hususu destekler nitelikte olması, karşısında markaların görsel ve anlamsal olarak birbirlerine benzememesi karşısında markaların bütünsel olarak benzer olmadığı kanaatine varıldığı; dosya kapsamında sunulan deliller değerlendirildiğinde markalar benzer de olmamakla tescile konu mallar yönünden SMK 6/3. maddesinin şartlarının oluşmadığı; dosya içeriği itibari ile 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı gibi taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı; SMK'nın 6/6 maddesinde yer alan ticaret unvanına dayalı talebin davalı markaya kurumda itiraz aşamasında da, dava dilekçesinde de ileri sürülmediği; dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin somut veri bulunmadığı, hükümsüzlük şartlarının da oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin markalarının eksik gösterildiğini, 2020/55344 sayılı ve "..." ibareli markasının bulunduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda SMK'nın 6/1. maddesine dayalı hatalı değerlendirme yapıldığını, müvekkilinin ticaret unvanında da "..." ibaresinin bulunduğunu, müvekkilinin faaliyet yürüttüğü sitenin de "..." şeklinde olduğunu, iltibas değerlendirmesinde bu hususların da dikkate alınması gerektiğini, ek rapor alınması taleplerinin reddedildiğini, bilirkişilerin hiç bir değerlendirme yapmadan SMK'nın 6/3. maddesi uyarınca yaptıkları itirazı reddettiğini, "bilinirlik ve kullanım şartının dava konusu markalar yönünden mevcut olduğunu, SMK'nın 6/5. maddesinin de hatalı değerlendirildiğini, kötüniyete dayalı itirazlarının değerlendirme dışı bırakıldığını, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK marka kararı iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı tarafın işlem dosyasında ve dava aşamasında 2020/55344 sayılı ve "..." ibareli markasına dayanmadığı, davacının "..." esas unsurlu mesnet markaları ile davalının davaya konu "..." ibareli markasının da SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimaline sebebiyet verebilecek derecede benzer olmadığı, zira ortak "..." ibaresinin zayıf bir ibare olması nedeniyle ortaklığının iltibasa sebebiyet vermeyeceği, dava konusu markanın da görsel, işitsel ve anlamsal olarak mesnet markalardan yeterince farklılaştığı; davacının dava konusu "..." ibaresi üzerinde SMK'nın 6/3. maddesi anlamında tescilsiz bir kullanımı bulunduğunu ispatlayamadığı; öte yandan, davacı tarafça mesnet markaların tanınmışlığı ispatlanamadığı gibi taraf markaları benzer olmadığından tanınmışlığın somut uyuşmazlığa bir etkisinin bulunmadığı, başvurunun kötüniyetle yapıldığına ilişkin somut veri de ileri sürülmediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2-Ancak, davacı taraf yayına itiraz aşamasında ticaret unvanına da dayanmış, dava aşamasında ise bu itirazını SMK'nın 6/3. maddesi kapsamında dile getirmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 33. maddesine göre hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Mahkemece ise, yukarıda belirtilen gerekçeyle, davacı vekilinin ticaret unvanına dayalı itirazı yönünden olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılmamış, bu durum, HMK'nın 33. maddesi hükmü karşısında isabetli olmamıştır.
Somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/6. maddesi, "Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir." şeklindedir. Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nın 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.06.2017 tarih, 2016/1193 esas, 2017/4014 Karar sayılı ilamında da, "davacı şirketin fiilen faaliyette bulunduğu mal ve hizmetler ile davalı markası kapsamında kalan mal ve hizmetler arasında ilişkilendirilebilecek ölçüde benzerlik bulunması halinde, bu mal ve hizmetler yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken" denilerek aynı sonuca ulaşılmıştır. Yine Yüksek Dairenin 12/02/2020 tarih, 2019/2828 E., 2020/1294 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir.
Somut uyuşmazlıkta ise, dava konusu marka davacıya ait ticaret unvanının kılavuz unsurunu aynen içermektedir. Uyuşmazlık da "... ..." ibaresinin ortaklığından kaynaklanmaktadır. Bu aşamada dava konusu markanın esas unsuru "..." ibaresi ile davacının ticaret unvanının kılavuz unsuru "... ..." ibaresinin benzer olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.
Taraflar arasında çekişme konusu olan "... ..." ibaresi davacı tarafça daha önce marka başvurusuna konu edilmiş, başvurusunun 556 sayılı KHK'nın 7/1-a ve c bentleri uyarınca resen reddi üzerine, davacı tarafça YİDK kararının iptali talebiyle açılan davada davanın kısmen kabulü yönünde verilen karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarih ve 2018/4681 E.-2019/6004 K. sayılı kararıyla bozulmuştur. Anılan bozma kararında ise, "... ..." ibaresinin hizmetlere değer katan ve vasıf bildiren emsalsiz ve ... üstün anlamında süperlatif bir ibare olduğu, bu özelliği itibariyle internet üzerinde bile olsa kimsenin tekeline bırakılamayacak ve herkesin kullanımına açık, KHK'nın 7/1-c maddesi anlamında tanımlayıcı ve 7/1-a ve 5. maddeleri anlamında somut ayırtedicilikten yoksun ibarelerden olduğu, KHK'nın 7/son maddesi uyarınca bu tarz ibarelerin kullanım sonucu ayırt edici kılınmaları yasal olarak mümkün ise de bu denli tanımlayıcılığı yüksek ve somut ayırtediciliği bulunmayan ibarelerin çok yoğun kullanımla dahi ayırt edici kılınmalarının oldukça güç olduğu hususları belirtilmiştir. Bu şekildeki zayıf ibarelerin ortaklığının ise her durum ve koşulda iltibasa neden olacağının kabulü mümkün değildir. Tanımlayıcı ya da zayıf işaretlerden oluşan markaların sahipleri, aynı pazarda faaliyet gösteren rakip firmalarca da bu unsurların eşit olarak kullanılma hakkına sahip olduklarını kabul etmeleri gerekir. Dolayısıyla, davacı şirketin ticaret unvanında yer alan, ancak herkesin kullanımına açık kalması gereken "... ..." ibaresinin dava konusu markada kullanılmasının iltibasa sebebiyet vermeyeceği, bu tarz zayıf ibarelerde yapılacak küçük değişikliklerin dahi iltibası önleyebileceği, somut uyuşmazlıkta da, dava konusu başvurunun ilave kelime ve şekil unsuru ile davacının ticaret unvanındaki "... ..." ibaresinden yeterince farklılaştığı, davacının ticaret unvanı ile dava konusu marka arasında iltibas ihtimali bulunmadığı, zira söz konusu ibarelerin benzer olmadığı, bu hale göre, davacı vekilinin SMK'nın 6/6. maddesi kapsamında ticaret unvanına dayalı olarak yapılan itirazın da yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla, ilk derece mahkemesince davanın iltibas, tanınmışlık, gerçek hak sahipliği ve kötüniyete dayalı itirazların yanında ticaret unvanına dayalı itirazın da yerinde olmaması nedeniyle reddi gerekirken, bu yöndeki itirazın değerlendirilmemesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 06/04/2023 gün ve 2022/177 Esas - 2023/137 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Davanın yukarıda açıklanan gerekçeyle REDDİNE,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden ve karar davalılarca istinaf edilmediğinden, ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 15.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
8-Davacı tarafından peşin olarak alınan 179,90-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 07/07/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 13/07/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.