T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/1075 - 2025/1215
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/1075
KARAR NO : 2025/1215
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/11/2022
NUMARASI : 2022/58 E. - 2022/314 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/11/2022 tarih ve 2022/58 Esas - 2022/314 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin "..." ibareli tanınmış markalarının bulunduğunu, davalı Şirketin 2020/09517 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddediliğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, tescili halinde dava konusu başvurunun, müvekkili markalarının serisi olarak algılanacağını, emsal yargı kararlarının da bu yönde olduğunu, müvekkili markalarının tanınmışlığı nedeniyle başvurunun reddinin gerektiğini, müvekkilinin 1992 yılına dayanan kullanımları da gözetildiğinde, müvekkilinin başvuru üzerinde gerçek hak sahipliğinin bulunduğunu, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2021-M-11122 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, müvekkili markası ile davacı markalarının karıştırılmayacağını, müvekkili başvurusunda esas unsurun "..." ibaresinden oluştuğunu, bu ibarenin, müvekkilinin ticaret unvanını oluşturan "..." ibaresinin kısaltması olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..."ibareli markalar arasında emtia benzerliği oluşsa da biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi nezdinde başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar / hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı, davacı tarafın "..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliğinin kanıtlanmadığı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşullarının da oluşmadığı, davacı tarafın başvuru üzerinde SMK'nın 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiasının ve dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığı iddiasının da kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkemenin ve hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitlerin aksine müvekkil markaları ile dava konusu başvuru arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, "..." ibaresinin, tescilli olduğu sınıflar yönünden tanımlayıcı olmadığını, bu ibare müvekkili adına tescilli bulunduğundan, aynı/benzer mal veya hizmeti sunan rakip işletmeler tarafından serbestçe kullanılamayacağını, "..." ibaresinin, müvekkili tarafından yapılan çalışmalar ve yatırımlar ile perakende ticaret sektöründe ayırt edici bir nitelik kazandığını, davalı markasını gören ortalama tüketicinin zihninde müvekkili markasının geleceğini ve seri marka imajının doğacağını, hükme esas bilirkişi raporundaki, "..." kelimesinin ayırt edici niteliğinin zayıf olduğu yönündeki değerlendirmenin hatalı bulunduğunu, müvekkili markalarının tanınmışlığı yönünden sunulan delillerin de, mahkeme kararının aksine tanınmışlığı ispat için yeterli bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden; davalı Şirketin 24.01.2020 tarihinde, 2020/09517 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, başvuru kapsamında 30. sınıf malların yer aldığı, davacının 2011/93850, 2011/57602, 2010/46486 ve 2018/99521 sayılı "..." ibareli markalarına dayalı olarak SMK'nın 6/1,5,6 maddeleri gerekçesiyle başvuruya itiraz ettiği, davalı tarafından itiraza mesnet 2011/93850, 2011/57602 ve 2010/46486 sayılı markalara karşı kullanım ispatı talebinde bulunulduğu, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından itirazın reddine karar verildiğini, bu karara yönelik davacı itirazının ise YİDK'in 17.12.2021 tarih, 2021-M-11122 sayılı kararıyla reddedildiği, ret kararının davacıya 20.12.2021 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Davalı şirket, marka başvurusuna itiraz aşamasında, davacının 2011/93850, 2011/57602 ve 2010/46486 sayılı markalarına karşı kullanım ispatı talep edilmiş olup, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda açıklandığı üzere davacının anılan markalarının, 30. sınıfta kullanıldığı ispat edilemediğinden, bu markaların SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmede dikkate alınması mümkün değildir. Hükümsüzlük davası açısından ise davalı Şirket tarafından kullanmama defi savunmasında bulunulmadığından, davaya dayanak davacı markalarının değerlendirileceği tabiidir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davalı şirketin marka başvurusunun "..." kelimelerinden oluştuğu, başvuruda yer alan "..." ibaresinin İngilizce olup Türkçe'de sakızlı anlamına geldiği, "..." ibaresinin de İngilizce olduğu ve Türkçe karşılığının "..." olduğu, davalı Şirketçe ise bu ibarenin "..." kelimelerinin baş harflerinden oluşmuş kısaltması olduğunun belirtildiği, "..." ibaresinin ise "..." anlamına geldiği, başvuruda yer verilen "..." ibaresinin, 30. sınıftaki mallar yönünden tanımlayıcı olduğu, davalı markasında yer alan diğer ibarelerin ise davaya konu gıda emtialarını hemen ve ilk bakışta tanımlamadığı, dolayısıyla tanımlayıcı ve tasviri bir işaret olmadığı, buna göre başvurunun esas unsurunun " ..." ibaresi olduğu, davacının itirazına ve davasına mesnet olup, kullanım ispatına tabi olmayan 2018/99521 sayılı markasının asli unsurunun ise "..." ibaresinden oluştuğu, zira markadaki diğer unsurların tanımlayıcı olduğu, yine hükümsüzlük davası yönünden dikkate alınması gereken diğer davacı markalarının asli unsurlarının da "..." ibaresinden oluştuğu, o halde "..." ibaresinin, ham davacı markalarında hem de dava konusu başvuruda asli unsur olarak kullanıldığı, belirtildiği üzere bu ibarenin 30. sınıftaki gıda ürünleri yönünden tanımlayıcı ve tasviri bir işaret olmadığı, bu durum karşısında taraf markaları arasında görsel, işitsel, anlamsal ve bütünüyle bıraktığı izlenim itibariyle taraf markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğu, en azından dava konusu başvurunun, davacının seri markalarından biri veya bu markaların yeni bir versiyonu olduğu algısının doğacağı kanaatine varılmış, aksi yöndeki ilk derece mahkemesi kararı yerinde görülmemiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, "..." kelimesinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu belirtilmiş ise de yukarıda açıklandığı üzere "..." ibaresinin, gıda malları yönünden tasviri ve tanımlayıcı olmadığı, bu nedenle asgari de olsa bir korumayı haiz olduğu, dava konusu başvuruya da ayırt ediciliğin sağlanmadığı değerlendirilmiştir. Nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03.07.2024 tarih ve 2023/3333 E.-2024/5496 K. sayılı kararında "... ", 02.07.2024 tarih ve 2023/3544 E.-2024/5433 K. sayılı kararında " ..." ibareli markalar, davacının itiraza mesnet markalarıyla benzer bulunmuş, "..." ibaresinin korumayı haiz olduğu kabul edilmiştir.
Taraflar markalarının emtia benzerliği yönünden değerlendirilmesine gelince; dava konusu başvurunun 30. sınıf malları kapsadığı, davacının yalnızca YİDK kararının iptali davası yönünden dikkate alınması gereken 2018/99521 sayılı markası ile hükümsüzlük davasına esas davacı markalarının kapsamlarında da aynı malların yer aldığı, buna göre emtia benzerliğine ilişkin koşulun da gerçekleştiği anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle somut olayda, SMK'nın 6/1. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartları bulunduğu için davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi kanaat ile davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Diğer yandan, her ne kadar davacı vekili, marka başvurusunun SMK'nın 6/5 madde hükümlerine de aykırı olduğunu ileri sürmüş ise de, dosya kapsamına göre davacı markalarının tanınmışlığı ispat edilemediğinden, davacının tanınmışlığa dayalı iddiası yerinde görülmemiştir.
HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 23/11/2022 gün ve 2022/58 Esas - 2022/314 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın KABULÜ ile YİDK'nin 17.12.2021 tarih, 2021-M-11122 sayılı kararının İPTALİNE,
3-Dava konusu 2020/09517 sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 534,70-TL'nin davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 40.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.350,00-TL bilirkişi ürceti, 130,50-TL tebligat ve posta gideri, istinaf aşamasında yapılan 175,00-TL tebligat ve posta ücreti, 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 3.147,50-TL yargılama giderine, 80,70-TL peşin harç, 80,70-TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 3.308,90-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı Kurum tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8-Davalı şirket tarafından yapılan yargılama giderinin uhdesinde bırakılmasına,
9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
10-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/06/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/06/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.