T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN :....
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/01/2023
NUMARASI :.....
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/01/2023 tarih ve 2022/151 E. - 2023/13 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı Şirketin 2020/30649 sayılı “...” ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince adına tescilli “......” ibareli markalara dayalı olarak bu başvuruya yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğunu, dava konusu markanın, müvekkili markalarının esas unsurlarının tamamını içerdiğini ve müvekkili markalarında yer alan tüm unsurlar muhafaza edilerek, Türkçe’deki okunuşları dahi benzer olmak üzere oluşturulduğunu, bu yüzden de markaların karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğunu, davalı firmanın bu markayı kullanması halinde müvekkili markalarının tanınmışlığından kaynaklı olarak ekstra bir avantaj sağlayacağını, ayrıca davacının tanınmış markalarının itibarını düşürebileceğini, davacının seri markalarının bir tanesi şeklinde algılanacağından halkı yanıltabileceğini, somut uyuşmazlıkta tescil ettirilmek istenilen sınıflar itibariyle de emtia benzerliğinin gerçekleştiğini, davalının böyle bir marka tescil ettirmek isteyerek davacının tanınmış markasının şöhretinden yararlanma kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu ileri sürerek, YİDK’in 2022-M-1858 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Şirket vekili, müvekkilinin 2012 yılından beri dental, klinik, laboratuvar mobilyaları ve ekipmanları alanında faaliyet gösterdiğini, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzemediğini, ayrıca davacının “...” ve “...” ibarelerini bir arada ihtiva eden herhangi bir markasının bulunmadığını, halbuki markalar arasında benzerlik yönünde değerlendirme yapılırken "... değerlendirme ilkesi" esasında değerlendirmelerin yapılması gerektiğini, her ne kadar “...... ......” ibaresi de İngilizce’de "diş, dişle alakalı, dişle ilgili" anlamlarını haiz olsa da, davalının “...” ibaresini mobilya sektöründe kullandığı gözetildiğinde, ibareye vücut veren kelimelerin esas anlamlarından tamamen ayrıldığının, yeni ve vurucu bir ibare olarak tüketici kesiminin dikkatine sunulduğunun anlaşılabileceğini, taraf markalarının hitap ettiği tüketici kesimlerinin de çok farklı olduğunu, tarafların faaliyet alanlarının farklı bulunduğunu, müvekkilinin önceki tarihlerde tescile bağlanmış olan 2014/109111 ve 2013/106913 sayılı “...” ibareli markalarının da mevcut olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalının 2020/30649 başvuru sayılı "...+şekil" ibareli marka başvurusu ile davacıya ait kullanım ispatına konu olmayan ..... sayılı markalar arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil benzerlik oluştuğu, aynı zamanda dava konusu markanın kapsamında yer alan 35. sınıftaki 03, 21, 29, 30, 32. sınıf malların satış hizmetleri yönünden de emtia benzerliği bulunduğu, bu hizmetler açısından her iki taraf markasının aynı işletmeye ait markalar ya da idari ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme markaları olarak algılanabileceği, taraf markaları arasında bu hizmetlerde, SMK'nın 6/1 maddesindeki iltibas koşulunun oluştuğu, bunun dışında kalan mal ve hizmetlerde ise iltibas oluşmadığı, hükümsüzlük davası yönünden davalının..... sayılı itiraz mesnedi markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil benzerlik oluştuğu, aynı zamanda dava konusu markanın kapsamında yer alan 35. sınıftaki 03, 05, 16, 21, 28, 29, 30, 31, 32. sınıf malların toptan perakende satış hizmetleri yönünden de emtia benzerliği bulunduğu, bu hizmetler açısından her iki taraf markasının aynı işletmeye ait markalar ya da idari ve ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme markaları olarak algılanabileceği, taraf markaları arasında bu hizmetlerde SMK'nın 6/1 maddesindeki iltibas koşulunun oluştuğu, bunun dışında kalan mallar ve hizmetlerde ise iltibas bulunmadığı, davacı tarafın "...+şekil" ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliğinin kanıtlanmadığı, SMK'nın 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşullarının da oluşmadığı, davacının, başvuru üzerinde SMK'nın 6/6 maddesine göre ticaret unvanı dahil diğer fikri hak iddiasının da kanıtlanmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, YİDK'in 2022-M-1858 sayılı kararının, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 35. sınıftaki "03,21,29,30,32. sınıf malların toptan perakende satış hizmetleri" yönünden iptaline, dava konusu 2020/30649 sayılı markanın kapsamında yer alan 35. sınıftaki "03,05,16,21,28,29,30,31,32. sınıf malların toptan perakende satış hizmetleri" yönünden sicilden terkin edilmesine, diğer kısımlardan ise davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, "....." ibareli markaların müvekkili tarafından piyasada maruf hale getirildiğini, ayırt edicilik vasfının kazanılmasında, markasal kullanımın, ayırt ediciliğin kazanıldığı coğrafi alanın, kullanım süresinin, benimsenme oranının, tanıtım çabasının, pazar payının ve ciro hususlarının dikkate alınması ve bu doğrultuda davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini, aksi yöndeki mahkeme kararının yerinde olmadığını, tanzim edilen raporda, davalının kötü niyetli olduğu hususunda herhangi bir tespit yapılmadığını, markaların benzerliği dikkate alındığında, davalı yanın markalarının bu benzerliğinin, müvekkilinin "..." ve ''...'' ibareli markalarına kazandırdığı bilinirlikken yararlanma gayreti içerisinde olduğunu gösterdiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu uyuşmazlıkta tüketicinin, taraf markalarının kaynaklarının farklı olduğunu anlayabileceği gibi söz konusu markaları birbirleriyle ilişkilendirmeyeceğini, bu nedenle markaların kapsadığı hizmetler açısından markaların benzer olarak algılanmasının ya da karıştırılma ihtimali doğmasının mümkün olmadığını, “...” ibaresinin zayıf ayırt ediciliği haiz olması nedeniyle “... +Şekil” ibaresinin tescilinin engellenmesinin, marka hukuku ilkelerine aykırılık teşkil edeceğini, markadaki baskın unsurlar doğru şekilde tespit edildiğinde markalar arasında benzerlik bulunmadığının görüleceğini, markaların genel görünümleri, kullanılan şekil, renk gibi unsurlar arasındaki farklılığın, markaları kavramsal, işitsel ve görsel olarak da uzaklaştırdığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca benzerliğin olmadığını, müvekkili markasının, davacının "..." ve "..." ibaresini ihtiva eden markalarından görsel olarak yüksek seviyede farklılıklar içerdiğini, diğer yandan davacının "..." ve "..." ibarelerini bir arada ihtiva eden herhangi bir markasının da olmadığını, davacının, müvekkili markasını oluşturan iki kelimeyi ayrı ayrı değerlendirmeye aldığını ve markalar arasında benzerlik olduğunu iddia ettiğini, mahkeme değerlendirmesinin de bu yönde olup, bu değerlendirmenin son derece hatalı olduğunu, müvekkilinin, "..." ibaresini, mobilya sektöründe kullanıldığını, ibareye vücut veren kelimelerin esas anlamlarından tamamen ayrıldığını, yeni ve vurucu bir ibare olarak tüketici kesiminin dikkatine sunulduğunu, taraf markalarının kullanılma alanları ve hitap ettiği tüketici kesiminin, bu markaları birbirleri ile ilişkilendiremeyeceğini, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan, ayrıca genel görünümleri itibariyle benzerlik olmadığı yönünde tespitlerin yapıldığını, mahkemece bu tespitlerin tam aksi yönde karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu marka başvurusuna davacı tarafından yapılan itiraza karşı davalı Şirketin kullanım ispatı talebinde bulunduğu, marka hükümsüzlüğü davası yönünden ise böyle bir savunmanın yapılmadığı, dolayısıyla bu husus gözetilerek, ilk derece mahkemesince YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davaları yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmasının yerinde olduğu, "..." ibareli başvuru ile davacının "..." ve "..." asıl unsurlu markaları arasında, ilk derece mahkemesince benzer olduğu belirtilen hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira davacı markalarının asli unsurlarını oluşturan ibarelerin dava konusu başvuruda da aynen kullanıldığı ve başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlanmadığı, sayılan hizmetler dışında kalan mal ve hizmetler yönünden ise emtia benzerliğine ilişkin koşulun gerçekleşmediği, davacı markalarının tanınmışlığı ya da kötü niyet kaynaklı bir tescil engelinin de söz konusu olmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, taraflarca istinaf başvurusunda yatırılan 80,70'er-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70'er-TL'nin taraflardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında taraflarca yapılan yargılama giderlerinin taraflar uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/06/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/06/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.