T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/03/2023
NUMARASI ...
DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüzün Önlenmesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/03/2023 tarih ve 2022/329 E. - 2023/102 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin, .... unvanlı firmanın ortağı ve yetkilisi olduğunu, müvekkilinin ortak ve yetkilisi olduğu firmanın 1973 yılında faaliyetine Ankara’da başladığını, başlangıçta sadece sucuk ve pastırma üreten firmanın, bugün 10 farklı ürün çeşidinde 300‘e yakın ürün ürettiğini, müvekkili adına tescilli "..." ibareli markaların olduğunu, müvekkili tarafından uzun yıllardır Türkiye'nin her yerinde kullanıldığını, ayrıca müvekkilinin yaptığı reklam, afiş, fuar çalışmaları, marketlerdeki ürün ve bayii yaygınlığı sayesinde markasının halk tarafından bilinir ve müvekkilin işletmesiyle ilişkilendirilir hale geldiğini, davalının "... ..." markasının ise 29., 30.,35. ve 43. sınıflarda..... no ile tescil edildiğini, davalı adına tescil edilen markanın, müvekkilinin şirketin 30 seneyi aşkın süredir tescilli markası olduğunu, davalının "..." ibaresini kullanması halinde tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurulma ihtimali bulunduğunu, görsel, fonetik, anlamsal, okunuş ve işitsel olarak ayniyet derecesinde benzer oluğunu, iltibasa yol açacağını, markaların kapsadığı mal/hizmetlerin de aynı/benzer olduğunu, müvekkilinin markasını hiç ara vermeden kullandığını, markasını ayırt edici ve sektöründe tanınan bir marka haline getirdiğini, davalının haksız kullanımının ise "..." marka ürünlerin piyasa ve tüketici nezdindeki konumuna ve imajına telafisi imkansız zararlar verdiğini, müvekkilinin “...” esas unsurlu seri markalarının tanınmış marka olduğunu, müvekkili tarafından Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2018/232 esas sayılı dosyası ile "... ..." markasına karşı ve Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2014/269 esas sayılı dosyası ile “... ...” markasına karşı açılan davalarda, alınan bilirkişi raporlarında “...” markasının tanınmışlığının ve bilinirliğinin açık bir şekilde tespit edildiğini, bu nedenle davalının 2021/168848 tescil numaralı "... ..." ibareli markasının 29. ve 30. sınıflarda hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, davalının markasının, müvekkilinden sonra tescil edilmesinin yanında, tescil edildiği şekli ile müvekkili markasıyla birebir aynı şekilde "..." ifadesi öne çıkarılıp, vurgulanarak kullanıldığını, davalının müvekkilinin tanınırlığından yararlanarak "..." ibaresini öne çıkardığını ve iyi niyetli olmadığını, davalı tarafından müvekkilinin tescilli markasına tecavüz oluşturacak şekilde markanın kullanıldığını ileri sürerek, davalı adına tescilli 2021/168848 sayılı "... ..." ibareli markanın 29. ve 30. sınıflarda hükümsüzlüğüne, aksi kanaatte ise anılan markadan "..." ifadesinin çıkartılmasına, davalının müvekkiline ait markayı haksız kullandığının tespitine, tecavüzün önlenmesine, sonuçların ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 15/03/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile davalının müvekkiline ait markayı haksız kullandığının tespitine, tecavüzün önlenmesine, sonuçlarının ortadan kaldırılması talebinden vazgeçtiğini, talebini "davalının 23/03/2022 tescil tarihli ve 2021/168848 sayılı markanın 29 ve 30. sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne, aksi halde ise anılan markadan "..." ifadesinin çıkartılması" olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili markasına, yayın süresince itirazda bulunulmadığını, tescil süreci tamamlanması sonrasında markanın tescilinin yapıldığını, davacı tarafın, kendi adına kayıtlı "..." ibareli markasının bilinir bir marka olduğu iddiasının maddi dayanağı bulunmadığını, müvekkilinin sahibi olduğu marka ile davacı tarafın markası arasında fark olduğu gibi markaların kullanılacağı, kapsadığı mal ve hizmetler arasında da büyük farklılık bulunduğunu, müvekkili adına tescilli bulunan "... ..." markasının, davacının hak sahibi olduğunu iddia ettiği marka ile karıştırılmasının yahut tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurulmasının, markaların ürünlerinin ve markaların kullanılacağı türlerin farklı olması sebebiyle mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, her ne kadar davacı vekili, ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki asli talebinden vazgeçtiğini belirtmiş ise de, bu talebin ıslah kapsamında olmadığı, asli talepten feragat olduğu, davalı yanın, dava konusu “... ...” markasını gören bir tüketicinin, özellikle benzer kabul edilen mal ve hizmetler karşısında bu markayı, davacının “...” markasının serisi, alt markası yahut yeni bir versiyonu sanabileceği, somut olayda, alıcıların/tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, davacı markalarının, davalı markası ile bağlantılı bir marka olarak algılanması dolayısıyla tüketici/ müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği ve bunun da iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olarak görüleceği, davacının SMK’nun 6/5 maddesi kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2021/168848 sayılı markanın talep ile bağlı kalınarak 29. ve 30. sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, yargılama aşamasında bilirkişi raporu alındığını ve bilirkişi raporuna istinaden davanın, davalı adına tescilli 2021/168848 sayılı markanın 29. ve 30.sınıflar yönünden hükümsüzlüğü ve sicilden terkini olarak ıslah edildiğini, mahkeme gerekçeli kararında, "Davacı vekili her ne kadar ıslah dilekçesi ile dava dilekçesi asli talebinden vazgeçtiğini belirtmiş ise de; ıslah dilekçesi talebinin ıslah kapsamında olmadığı, asli talepten feragat olduğu anlaşılmaktadır." şeklinde açıklama yapıldığı, ıslahın HMK'nın 176. maddesinde düzenlendiğini, süresi içerisinde davayı ıslah ettiklerini, mahkemenin bu talebi ıslah olarak değerlendirmesinin ve bu nedenle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının reddedilen kısımlar yönünden kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE :Dava, marka hükümsüzlüğü ile markaya tecavüzün önlenmesi istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava dilekçesinde marka hükümsüzlüğü ile birlikte davalının, davacıya ait markayı haksız kullandığının tespiti, tecavüzün önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılması taleplerinde bulunulduğu, her ne kadar 15/03/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile yalnızca marka hükümsüzlüğü talep edilmiş ise de niteliği itibariyle bu dilekçenin, dava dilekçesindeki talep sonucunun daraltılması, diğer bir deyişle talep sonucundan kısmen feragat olduğu, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin bu talepler yönünden davanın reddine ve davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 29/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/05/2025
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...