T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/974
KARAR NO : 2025/1191
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/03/2023
NUMARASI : 2022/438 E. - 2023/111 K.
DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüz
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/03/2023 tarih ve 2022/438 Esas - 2023/111 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, 1962 yılında Ankara'da kurulduğunu, Ankara ilinde açılan ilk özel eğitim kurumlarından biri olma unvanına da sahip olduğunu, "..." ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının "..." markasını kullanmak için pek çok kez müvekkiline başvurduğunu ancak bu teklifinin kabul edilmediğini, daha sonradan "..." markasına oldukça yakın ve karışıklığa yol açabilecek olan "..." markasını kullanmaya başladığını, davalı yanın "..." ibaresini 06.12.2006 tarihinde başvurarak tescil ettirdiğini, söz konusu bu markanın ilk yıllarda şekil bakımından müvekkillerine ait "..." markasına çok benzerlik teşkil etmese de yıllar içerisinde davalının müvekkilinin markasına benzer ibareleri kullanmaya başladığını ve 2017/23282 sayılı ve "..." ibaresini tescil ettirdiğini, bu markanın davalının önceki markalarından farklı olup tertip tarzı itibariyle müvekkilinin markasına benzediğini, anılan markanın ve markayı oluşturan ibarenin kullanımının müvekkilinin markaları ile iltibas oluşturduğunu, dava konusu marka tescilinin müvekkilinin markalarının tanınmışlığından faydalanmak amacıyla kötü niyetli olarak yapıldığını ileri sürerek, 2017/23282 sayılı davalı markasının hükümsüzlüğüne, müvekkilinin tescilli markasına yapılan tecavüzün ref’ine ve durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 2002 yılından bu yana eğitim sektöründe faaliyet gösterdiğini ve ...Şirketi’nin kurucusu ve aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğunu, müvekkilinin sahibi olduğu ...’nin halihazırda 4 yerleşkede yaklaşık 2.600 öğrencisi, yüzlerce öğretmeni ve diğer personelleri ile 20 yılı aşkın süredir eğitim hizmet sunduğunu, "..." ibaresini ilk olarak 2006 yılında tescil ettirdiğini, anılan ibareli seri markalarının bulunduğunu, davacının bahsi geçen marka tescillerine hiç itiraz etmediğini, davacının müvekkilinin faaliyete başladığı ilk günden bu yana “...” markasını bildiğini, davacı şirketin marka hükümsüzlüğü davası açma hakkını kötüye kullandığını, davacının müvekkilinin dava konusu kullanımına sessiz kaldığını, diğer taraftan davacı şirketin “...” markası ile müvekkilinin “...” markası arasında herhangi bir benzerlik ve iltibas tehlikesi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu "..." ibareli marka ile davacının dava konusu marka tarihinden daha önceki tarihli ve "..." asıl unsurlu markaları arasında , dava konusu marka kapsamında yer alan 41 sınıf hizmetler yönünden iltibas koşullarının oluştuğu, ancak davalının 2006/59448 ve 2011/53729 sayılı markaları nedeniyle uyuşmazlık konusu 41 sınıf "eğitim ve öğretim hizmetleri" yönünden kazanılmış hakkının bulunduğunu, dolayısıyla dava konusu markanın bahsi geçen hizmetler dışında kalan 41 sınıf hizmetler yönünden hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, her ne kadar davalı tarafça davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını savunulmuşsa da dava konusu markanın 23.10.2017 tarihinde tescil edildiği, davanın 24.10.2022 tarihinde açıldığı 23.10.2022 tarihinin pazar gününe denk geldiği, davacı yanın SMK’nun 25/6. maddesi kapsamında beş yıl boyunca sessiz kalmadığı, davalı şahsın eylemli kullanımının davacının marka haklarını ihlal etmediği ve 6769 sayılı SMK m. 7 ve 29 uyarınca davacının markasından doğan haklara tecavüz teşkil etmediği, davacının davalının "..." ibaresini 41. sınıfta yer alan “eğitim ve öğretim” hizmetleri kullanıma sessiz kaldığı ve bu nedenle marka hakkına tecavüz iddiasına dayalı dava açma ve talepte bulunma hakkını kaybettiği, marka hakkına tecavüz koşullarının somut olayda oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2017/23282 sayılı markanın 41. sınıf “ Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetleri. Spor, kültür ve eğlence hizmetleri (sinema, spor karşılaşmaları, tiyatro, müze, konser gibi kültür ve eğlence etkinlikleri için bilet sağlama hizmetleri dahil). Dergi, kitap, gazete v.b.gibi yayınların basıma hazır hale getirilmesi, okuyucuya ulaştırılmasına ilişkin hizmetler (global iletişim ağları vasıtasıyla anılan hizmetlerin sağlanması da dahil). Film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri. Haber muhabirliği hizmetleri, foto-muhabirliği hizmetleri. Fotoğrafçılık hizmetleri. Tercüme hizmetleri.” emtialar ile sınırlı olarak hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin istemin reddine, markaya tecavüz iddiasına dayalı davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davalının eğitim öğretim alanında faaliyetinin müvekkilinin faaliyetinden yıllar sonra başladığını, davalının eğitim ve öğretim alanında faaliyete geçtiğinin müvekkili tarafından bilindiğini, ancak davalının faaliyetinin başlangıcında kullandığı "..." markası ve logosu müvekkilinin markaları ile iltibasa neden olacak düzeyde benzer olmadığından bu kullanımına ses çıkartmadıklarını, ancak davalının zamanla müvekkilinin markalarına yaklaştığını, dava konusu markanın ve bu markanın kullanımın müvekkilinin markalarıyla iltibas oluşturduğu ve tecavüz teşkil teşkil ettiğini, davalının "..." ibaresi ile tescil ettirdiği diğer markalarına bu aşamada bir diyeceklerinin ve itirazlarının olmadığını, davalının dava konusu markayı kötü niyetli bir şekilde müvekkilinin tanınmışlığından faydalanmak amacıyla yaptığını, dava konusu markanın kullanımının 2021 yılında başladığını dolayısıyla müvekkilinin sessiz kaldığından bahsedilmeyeceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, davacı müvekkilinin uzun süredir kullandığı "..." ibareli markasından haberdar olduğunu ikrar ettiğini, müvekkilinin dava konusu markasının itiraza uğramaksızın tescil edildiğini, davacının 5 yıl boyunca sessiz kaldığını, diğer taraftan müvekkilinin hükümsüzlük kararı verilen hizmetler yönünden de dava konusu markasını kullandığını, bu yönde hiçbir araştırma yapılmadan karar verildiğini, ayrıca dava konusu markaların iltibasa neden olacak düzeyde benzer olmadığını, uyuşmazlık konusu 41 sınıf hizmetlerin tüketicisinin bilinç düzeyi yüksek ve dikkatli kişilerden oluştuğunu, her iki taraf markasının "yükselmek" fiilinden türetilmesinin iltibasa neden olmayacağını, davacının dava açma hakkını açıkça kötüye kullandığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve danın reddini istemiştir.
GEREKÇE :Dava, marka hükümsüzlüğü, markaya tecavüzün ref'i ve durdurulması istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında aynı Kanun'un 5. ve 6. maddesinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde markanın hükümsüzlüğüne karar verilebileceği düzenlenmiş olup, hükümsüzlük hali olarak düzenlenen SMK'nın 6/1 maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği düzenlenmiştir. SMK'nın 6/1 maddesi çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409).
Marka tecavüzü iddiaları yönünden somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 29/1-a maddesi uyarınca, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılır. Atıf yapılan 7. maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması halinde marka sahibinin, bu fiillerin önlenmesini talep hakkının bulunduğu açıklanmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, mahkemece de kabul edildiği üzere, davanın dava konusu markanın tescil tarihi üzerinden SMK'nın 25/6. maddesinde öngörülen 5 yıllık süre dolmadan açıldığı anlaşıldığından, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiş işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, hükümsüzlüğü istenen 2017/23282 sayılı markanın kapsamında yer alan 41. sınıf hizmetler ve davacının markalarına tecavüz oluşturduğu iddia olunan dava konusu kullanımların gerçekleştiği 41. sınıfta yer alan "eğitim ve öğretim hizmetleri", davacının mesnet markaları kapsamında da yer aldığından, ilk derece mahkemesinin bu yöndeki kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Tarafların marka işaretlerinin karşılaştırılmasına gelince; gerek hükümsüzlüğü istenen dava konusu markanın gerekse de markaya tecavüz oluşturduğu ileri sürülen davalı kullanımları, "..." ibaresinden oluşmaktadır. Davacının mesnet markalarının asli unsuru da "..." ibaresidir. Her ne kadar anılan ibareler ortak olarak "..." ibaresinden türetilmiş, yakın anlamlara gelen ibareler olsa da, her iki ibarenin de Türkçe ibareler ve uyuşmazlık konusu 41 hizmetlerin hitap ettiği tüketici kitlesinin bilinçli olması gözetildiğinde, bu durumun iltibasa neden olmayacağı, markaların tertip tarzlarının oldukça farklı bulunduğu, dava konusu markanın ve kullanımın tertip tarzı itibariyle de "... " olarak anlaşılıp telaffuz edileceğinin de, ilgili tüketicinin bilinç düzeyi dikkate alındığında, söylenemeyeceği kanaatine varıldığından, dava konusu marka ve ihlal oluşturduğu ileri sürülen ibare ile davacının mesnet markaları arasında, 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı kabul edilmiş, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 tarih ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan Dairemizce, bu yönünden dosyada mevcut bilirkişi raporlarındaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir.
Tarafların marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığı kabul edildiğinden, davalının müktesep hak ve markaya tecavüz yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunmaları yönünden bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştiir.
Davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; yukarıda açıklandığı üzere tarafların marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde bulunmamıştır.
Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince, dava konusu marka ve tecavüz oluşturduğu iddia edilen "... " ibaresi ile davacının mesnet "..." ibaresi arasında iltibas bulunmadığı, bu itibarla dava konusu markanın hükümsüzlüğü koşulları gerçekleşmediği gibi dava konusu kullanımların davacının markasına tecavüz de oluşturmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, daval vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/03/2023 gün ve 2022/438 Esas - 2023/111 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
3-Davanın REDDİNE,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70-TL’nin düşümü ile kalan 534,70-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca belirlenen 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
7-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 84,00-TL posta gideri, 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 576,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333),
9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
10-Davacıdan alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından istinaf başvurusunda peşin olarak alınan 179,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
11-Davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 30/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/06/2025
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...