T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/10/2021
NUMARASI : ...
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 14/10/2021 tarih ve 2021/16 E. - 2021/336 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili adına tescilli "..." ibareli markaların bulunduğunu, bu markaların, müvekkilinin ortağı ve yetkilisi olduğu şirket tarafından, 1980’li yıllardan beri etkin ve kesintisiz olarak kullanıldığını, davalı Şirketin ise 2019/83325 sayılı "... ..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, müvekkilinin 1984’ten bu yana tescilli olarak kullandığı “...” ibaresinin sektörde müvekkili tarafından meşhur ve maruf hale getirildiğini, davalı şirket marka başvurusunun tescili halinde tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bağlantı kurulma ihtimalinin yüksek olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkili markaları ile görsel, fonetik, anlamsal, okunuş ve işitsel olarak ayniyet derecesinde benzer bulunduğunu, dava konusu markanın müvekkili markaları ile iltibas yaratacağını, davalı şirket marka başvurusunun müvekkili markalarının tescilli olduğu emtialarda tescil edilmek istendiğini, davalı şirketin başvurusunda kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK’in 2020-M-9494 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, başvuru markası ile davacı markaları arasında genel izlenim ve bütünü itibariyle bıraktığı etki bakımından karıştırılacak derecede benzerlik bulunmadığını, “...” ibaresinin Türkiye’de oldukça yaygın kullanımı olduğunu, orijinal-fantezi bir isim olmadığını, kimsenin tekeline verilemeyecek işaretlerden olduğunu, başvuru markasının bir bütün olarak davacı markalarından yeterince farklı bulunduğunu, markalar benzemediğinden davacının tanınmışlığa dayalı iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvuru kapsamında kalan bir kısım emtia yönünden benzerlik olduğu ancak davacıya ait markalar ile dava konusu markanın görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, dava konusu markanın davacı markaları ile karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olduğunun ispatlanamadığı, davalının yeni bir marka tescil başvurusunda bulunması eyleminin kötü niyetli bir eylem olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, "..." markasının müvekkil adına tescilli olduğunu, müvekkili markaları ile dava konusu başvuru arasında benzerlik bulunduğunu, davalı firma adına “... ...” ibaresinin tesciline karar verilmesi halinde tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurulma ihtimalinin yüksek olduğunu, dava konusu ibare ile müvekkili markalarının görsel, fonetik, anlamsal, okunuş ve işitsel olarak ayniyet derecesinde benzer bulunduğunu, yerleşik Yargıtay içtihatları ışığında itiraza konu markanın ayırt edici unsurunun "..." ibaresi olduğunu, müvekkili markalarının ayırt edici ve esas unsurunun da aynı ibareden oluştuğunu, karşılaştırmaya konu markaların hakim unsurunun ortak olduğunu, dava konusu marka ile müvekkil adına 30 yılı aşkın süredir tescilli markaların ortalama tüketici kitlesinin büyük bir kısmının karıştırılma riskine maruz kalacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markalar arasında benzerlik bulunmadığından, 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesindeki iltibas koşullarının oluşmadığı, zira taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresi, bir coğrafi yer adı olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararında da belirtildiği gibi ülkemizdeki şehir, bölge, coğrafi yer veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişinin tekeline bırakılamayacağı, bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yeri adlarının coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla yanlarına ilave ekler yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün bulunduğu, dava konusu markanın "... ..." ibaresinden, davacının itirazına mesnet marklarının ise "....." ibarelerinden oluştuğu, görüldüğü üzere taraf markalarında "..." ibaresi ortak olsa da anılan ibarenin coğrafi yer adı olması nedeniyle taraf markalarında bu ibarenin ortak olarak yer almasının iltibasa neden olmayacağı, bunun dışında dosya kapsamına sunulan delillerle davacının "..." ibaresini kullanım sonucu ayırt edici hale getirdiğini ispatlayamadığı, ayrıca taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığından davacı markalarının tanınmış olup olmadığının sonuca etkili bulunmadığı, açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, dava konusu başvurunun kötü niyetli de olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 08/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/05/2025
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...