T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/10/2022
NUMARASI ....
DAVANIN KONUSU : Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10/10/2022 tarih ve 2021/302 E. - 2022/252 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili Şirketin, 1993 yılında İzmir'de kurulduğunu, kısa sürede dünyaca ünlü markaların distribütörlüğünü yapmaya başladığını ve Türkiye'de müzik enstrümanları sektörünün lideri haline geldiğini, tescilli markalarının yanı sıra, dava konusu "..." markası da dahil olmak üzere tescilsiz olarak uzun yıllardan beri kullandığı markalarının da bulunduğunu, müvekkilinin satışını yaptığı müzik aletleri ürünleri üzerinde bu tescilsiz markaları kullandığını, davalının, kendisine ait mağazasında müzik aletleri sattığını, geçmişte müvekkilinin bayisi olan davalının, belli dönemlerde müvekkili şirketten toptan müzik aletleri satın aldığını, müvekkilinin 29.05.2020 tarihinden beri "..." markalı piyanoları sattığını, 15. ve 35. sınıflarda davalı adına tescilli "..." ibareli 2021/041402 sayılı markanın bulunduğunu, müvekkilinin söz konusu markanın gerçek hak sahibi olduğunu, marka üzerinde öncelik hakkının o markayı ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye ait bulunduğunu, burada marka hakkının tescilden önce doğduğunu ve sonradan sicile yapılan tescilin açıklayıcı nitelik taşıdığını, davalının, "..." ibareli markanın gerçek sahibinin müvekkili olduğunu uzun süredir bildiğini, buna rağmen dava konusu markayı tescil ettirmesinin, davalının kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, bu markanın kullanmak amacıyla değil, marka tescilinin marka sahibine sağladığı haklardan yararlanmak suretiyle müvekkilinin "..." ibareli ürünlerinin satışını engelleme amacıyla tescil edildiğini ileri sürerek, 2021/041402 sayılı "..." ibareli markanın, 15. sınıftaki mallarla 35. sınıftaki "Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticarî ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri, müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Müzik aletleri ve kutuları mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir." yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 05.01.2012 tarihinden bu yana mevcut işletmesinde, müzik aletleri ve ilgili yan ürünlerin üretimi, ithalatı, pazarlaması ve satışı konusunda faaliyet gösterdiğini, bu kapsamda kendisine ait ürün ve hizmetler ile piyasada fazlasıyla tanınmış bir noktaya geldiğini, davacının iddialarının aksine müvekkili ile davacı arasında bir bayilik ilişkisi bulunmadığını, bu yönden davacının bir delil de sunamadığını, müvekkilinin, işletmesini açtığı ilk günden beri satışını yaptığı ve markasal kullanımı ile Türkiye çapında maruf hale getirdiği "..." ibareli markayı adına tescil ettirdiğini, ilgili markayı bizzat yaratan taraf olması nedeniyle müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğunu, davacının gerçek hak sahipliği iddiasının yerinde bulunmadığını, müvekkilinin "..." ibaresini meşhur ve maruf hale getirmesinden sonra davacının markayı kullanmaya başladığını, müvekkili marka tescilinin kötü niyetli olduğuna ilişkin davacı iddiasının da yerinde bulunmadığını, markayı bizzat yaratan ve maruf hale getiren müvekkilinin "..." markalı ürünlerin satışını gerçekleştirmesinin haklı bir kullanım olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:Mahkemece, davacı tarafından 12.03.2021 tarihinden önce 3. kişilere kesilen faturalar ile "..." ibaresinin, dava konusu edilen 15. ve 35. sınıftaki "Müzik aletleri ve kutuları" malları ile bu malların satış hizmetlerinde kullanıldığının kanıtlandığı, bu kullanımın, SMK'nın 6/3 maddesinde aranan yoğunluk ve yaygınlıkta olduğu, buna göre SMK'nın 6/3 maddesi yönünden davanın haklı bulunduğu, davacı tarafından 2015 ve 2016 yıllarında davalıya kesilen fatura örneklerinden, taraflar arasında ticari bir ilişki/bağ bulunduğunun anlaşıldığı, kaldı ki müzik aletleri gibi herkesin ticaretini yapmadığı malların ticaretini yapan firma veya kişilerin, diğerlerinin faaliyet konusu malların ne olduğunu tahmin edebilmesinin imkan dahilinde olduğu, ayrıca böylesine yabancı kökenli ve ayırt ediciliği yüksek kelimenin, ayırt edilemeyecek derecede aynısını seçip marka olarak tescil iradesinin tesadüf olamayacağı, davalının marka tescilinde iyi niyetli bir davranış sergilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne, taleple bağlı kalınarak dava konusu 2021/041402 sayılı markanın, 15. sınıftaki mallar ile 35. sınıfta yer alan "Reklamcılık, Pazarlama ve Halkla İlişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazar yeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri. Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için müzik aletleri ve kutuları mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler, perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir" yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, davaya konu markayı yaratan kişinin müvekkili olduğunu, davacı taraf her ne kadar ısrarla müvekkili ile aralarında bayilik ilişkisi bulunduğunu iddia etmiş ise de böyle bir ilişkinin kesinlikle söz konusu olmadığını, nitekim bu yönde herhangi bir delil de sunulmadığını, davaya konu markanın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davacının, müvekkilinin markasına itiraz etmeyerek kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacı her ne kadar 2020 yılından beri "..." ibaresini marka olarak kullandığını ileri sürmüşse de bu konuda somut delil sunamadığını, davacının dayandığı en eski tarihli 2020 tarihli faturanın dahi müvekkilinin işletmesini açtığı tarihten daha sonraki bir zamana denk geldiğini, bu durumun da davacının haksızlığını ve kötü niyetini ortaya koyduğunu, hükümsüzlük talebinin reddedilen kısımları yönünden lehlerine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, SMK'nın 25/2. maddesi uyarınca menfaati olanların, markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilecekleri, davalı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davacının, bu kapsamda aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde, dava konusu ibarenin ülkemizde ilk olarak davacı tarafından kullanıldığı, davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren ve 2015-2016 yıllarında olsa da davacı ile ticari ilişkisi bulunan davalının, davacının söz konusu markasal kullanımından haberdar olması gerektiği, bunun yanında ayırt ediciliği son derece yüksek olan dava konusu ibarenin tesadüfen seçildiğinin de söylenemeyeceği, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin, dava konusu markanın tescilinin kötü niyetli olduğu yönündeki kabulünün yerinde bulunduğu, davacı tarafça, dava konusu markanın kısmen hükümsüzlüğünün talep edildiği ve mahkemece de talep edilen mal ve hizmetlerin tamamı yönünden davanın kabulüne karar verildiği, bu itibarla davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesinde de bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 08/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/05/2025
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...