T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ....
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/10/2021
NUMARASI : ....
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2021 tarih ve 2020/332 E. - 2021/341 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili Şirketin 2019/64820 sayılı "... ..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, davalı Şirketin "..." ibareli markalarına dayalı olarak başvuruya itiraz ettiğini, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından itirazın reddedildiğini, davalı Şirketin bu karara yönelik itirazının ise YİDK tarafından kabul edildiğini ve müvekkili başvurusunun reddine karar verildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili markasının ayırıcı vasfı, baskın unsuru, orijinal niteliğinin bulunduğunu, davalı yanın itiraza mesnet olan markalarının ilgili sınıflar için tescilinde hiçbir üstün hakkının bulunmadığını, müvekkilinin "..." ibareli markalarının 30. sınıfta tescil edildiğini, 9.000'i aşkın satış noktasında bu ürünlerin satışı ve dağıtımınını yaptığını, bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraf markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olmadığını, müvekkili markasının Türkiye’nin tamamında bilinir ve tanınır hale gelerek ayırt edicilik kazandığını, müvekkilinin ... markasının önceki markalarının ayırt edici unsurunu değiştirmeden türetilen seri markalardan biri olduğunu ileri sürerek..... sayılı kararının iptaline ve müvekkili marka başvurusunun tescil işlemlerinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, müvekkilinin "..." markalı ürünlerinin, ürün portföyünün en önemli markaları arasında yer aldığını, bu markanın tescilli olduğu ülke sayısının 54 olduğu gibi dünyada 100’den fazla ülkede satışa sunulduğunu, "..." ibareli markaların tanınmış olduğuna ilişkin mahkeme kararlarının bulunduğunu, davaya konu başvuruda yer alan "..." ibaresinin, davacıya ait çatı marka olduğunu, dava konusu markanın tescille korunmak istenen ana unsurunun "..." ibaresinden oluştuğunu, bu ibarenin müvekkilinin "..." markasına benzediğini, "..." markalı ürün ambalajlarını taklit eden ambalaj tasarımlarının başvurularının reddedildiğini, davacıya ait üç markanın da müvekkilinin itirazı üzerine reddine karar verildiğini, "..." markası ile işbu itiraza konu başvurunun esas unsuru olan "..." ibaresinin, yazılış, okunuş ve fonetik açıdan ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, başvuruda kullanılan renk ve stilize yazım biçiminin de müvekkili markası ile birebir aynı bulunduğunu, markaların "O" harfi ile bittiğini ve fonetik açıdan da farklı bir marka yaratılmadığını, kulakta bıraktığı izin aynı olduğunu, davacının müvekkilinin ... markasının güveninden kendi menfaatine haksız yarar sağlamayı hedeflediğini, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının "... ..." ibareli başvuru markası ile davalı firmanın "...+şekil" ve "..." ibareli markaları arasında, başvuru kapsamındaki 30. sınıfta yer alan “Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül.. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç.” malları açısından biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, her iki marka işaretinin renk, yazı biçimi, karakterize edilen şekline bakıldığında görsel benzerliğin yüksek olduğu ve bu açıdan SMK 6/1 maddesindeki iltibas koşulunun oluştuğu, diğer yönden dava konusu 2019/64820 sayılı markanın kapsamında yer alan 30. sınıftaki "Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler.... Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar.... Sakızlar.... Tuz..... Pekmez ..... '' mallarının ise davalının mesnet markası kapsamında bulunmadığından, SMK'nın 6/1 maddesindeki iltibas koşulunun oluşmadığı, davalı tarafın markalarının tanınmış olduğu ileri sürülse de davacı marka başvurusunun, davacıya ait tanınmışlık iddia edilen markadan haksız bir yarar sağlayacağının, davalı markasının itibarına zarar vereceğinin veya ayırt edici karakterini zedeleyeceğinin kanıtlanmadığı, dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 2020-M-6767 sayılı YİDK kararının, dava konusu edilen 2019/64820 sayılı markanın kapsamında yer alan 30. sınıftaki "Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler....Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar.... Sakızlar.... Tuz..... Pekmez .....'' malları yönünden iptaline, diğer kısımlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, müvekkil markası ile redde mesnet markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal olarak herhangi bir benzerlik bulunmadığını, ilgili tüketici nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma ihtimalinin olmadığını, ancak mahkemece eksik ve hatalı inceleme sonucunda usul ve yasaya aykırı olarak bazı mal ve hizmet sınıfları açısından benzerlik ve karıştırılma tehlikesi olduğunun kabul edildiğini ileri ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu marka ile redde mesnet 2017/95111 ve 2016/73827 sayılı markaların, özellikle stilize yazım biçimleri, kullanılan renk ve gölgelendirme biçimleri açısından üst düzeyde benzer olduğunu, ayrıca markalar arasında bulunan üst düzeyde benzerliğin, başvuru sahibinin, bilinçli biçimde itiraz sahibinin markasının stilize yazım, renklendirme ve gölgelendirme biçimini kullanması sonucu ortaya çıktığını, stilize yazım biçimi, gölgelendirme ve renkler bakımından ortaya çıkan benzerliğin tesadüfi biçimde gerçekleşemeyeceğini, başvuru markasının iyi niyetle yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Şirket vekili katılma yoluyla, müvekkilinin "..." markasının tanınmışlığının emsal mahkeme kararları ile kabul edildiğini, buna rağmen mahkemece aksi yönde karar verilmesinin isabetli bulunmadığını, yine dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının ispat edilemediği yönündeki mahkeme kabulünün de hatalı olduğunu, davacının dava konusu ibareyi tescil ettirmek için yaptığı ısrarlı marka ve tasarım başvurularının akıbeti, bu başvurulara itirazları itirazları neticesinde Kurum tarafından verilen kararlar ve bunların içerikleri, davaya cevap dilekçesinde detaylı olarak açıklanmış iken tüm bunların göz ardı edildiğini ve davacının, müvekkilinin "..." markası ve ürünleri ile iltibas oluşturma gayretinin yok sayıldığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının aleyhe kısmının kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararı iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden; davacının 08.0.2019 tarihinde 2019/64820 sayılı "... ..." ibareli marka başvurusunu yaptığı, başvuru kapsamında 30. sınıf malların yer aldığı, davalı Şirketin "..." ibareli markalarına dayalı olarak başvuruya itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından itirazın reddine karar verildiği, bu karara yönelik davalı Şirket itirazının ise YİDK'in 08.08.2020 tarih, 2020-M-6767 sayılı kararıyla, dava konusu başvuru ile davalı Şirketin kullanım ispatına tabi olmayan ve tanınmış nitelikteki 2016/73827 ve 2017/95111 sayılı markaları arasında karıştırılma tehlikesi bulunduğu, ayrıca başvurunun iyi niyetli bir başvuru olarak da değerlendirilemeyeceği gerekçeleriyle kabul edildiği ve başvurunun reddine karar verildiği, söz konusu kararının davacıya 20.08.2020 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesi tarafından yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, bu karara karşı tüm tarafların istinaf kanun yoluna başvurduğu gözetildiğinde, istinaf incelemesine konu uyuşmazlık, dava konusu başvuru ile davalı Şirketin 2016/73827 ve 2017/95111 sayılı "..." ibareli markalar arasında karıştırılma tehlikesi olup olmadığı, davalı markalarının tanınmış bulunup bulunmadığı ve bu markalar tanınmış ise bundan kaynaklanan bir tescil engelinin doğup doğmadığı ile başvurunun kötü niyetli olarak yapılıp yapılmadığı noktalarında toplanmaktadır.
6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa (karıştırılmaya) yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Dava konusu başvuru, üstte kırmızı renkle "..." ibaresi ve bu ibarenin altında ise daha büyük punto ile "..." ibaresinden oluşmaktadır. Üstteki "..." ibaresinin içi beyaz dolgulu kırmızı renkle gölgeli yazılmış, alttaki "..." ibaresi ise içi beyaz dolgulu mavi renkle gölgeli biçimde oluşturulmuştur. Redde mesnet davalı markalarının birinin koyu mavi zemin üzerine beyaz renkle yazılan "..." ibaresinden oluştuğu, diğerinin ise koyu ve açık mavi zemin üzerine beyaz renkle yazılan "..." ibaresi ile ibarenin sonunda süt sıçramasını andıran şekil ile bunların altında içi kremalı kakaolu bisküvi ibaresinden meydana gelmiştir. Davaya konu başvuruda yer alan "..." ibaresi, davacının çatı markası olduğundan, davaya konu başvurunun asıl unsurunu "..." ibaresi, redde mesnet markaların asli unsurunu ise "..." ibaresi teşkil etmektedir. olduğu değerlendirilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, "..." esas unsurlu başvuru ile "..." asıl unsurlu redde mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak derecede benzerlik olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Davaya konu başvuru, 5 harf ve 3 heceden oluşmakta iken redde mesnet markalar ise 4 harf ve 3 heceden meydana gelmiştir. Görüldüğü üzere söz konusu markalarda "R" ve "O" harfleri ortak olsa da, markaların bir bütün olarak karşılaştırılmalarının esas olduğu hususu da gözetildiğinde, anılan markalar arasında görsel bir benzerlik olduğu söylenemez. Yine işitsel olarak da taraf markaları arasında benzerlik olmayıp, kavramsal bir benzerlik de mevcut değildir. Bu haliyle taraf markaları, tamamen farklı bir algı yaratmaktadır. Öte yandan, bu husus esasen davalı Kurum kararında da belirtilmiş, ancak markalar arasındaki benzerliğin, ibarelerin stilize yazım biçimlerinden kaynaklandığı açıklanmıştır. Dairemizce, dava konusu YİDK kararında yapılan bu değerlendirme yerinde görülmemiştir. Gerçekten de taraf markaları, içi beyaz dolgulu mavi renkle gölgeli biçimde yazılmış ise de, markaların kelime unsurları arasında hiçbir benzerlik olmaması, aksine bu ibarelerin son derece farklı bulunmaları karşısında, sırf anılan yazım şekli benzerliğinin, markaların karıştırılması sonucuna yol açmayacağı kanaatine varılmıştır. O halde, Dairemizce, taraf marka işaretleri arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde bir benzerliğin olmadığı, taraf markalarının, ortalama tüketicilerce ilişkilendirilmeyeceği ya da dava konusu başvurunun, davalı Şirket markalarının serisi olarak algılanmayacağı sonucuna ulaşılmış, aksi yöndeki ilk derece mahkemesi kararı yerinde bulunmamıştır.
Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda açıklandığı şekilde her ne kadar taraf markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetler arasında kısmen benzerlik mevcut ise de taraf marka işaretlerinin benzer olmadığı, "... ..." ibareli başvuru ile davalı Şirketin "..." asıl unsurlu markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı kabul edilmiş ve davacı tarafın bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmüştür.
Davacı tarafça, dava konusu başvuru üzerinde kazanılmış hakkının olduğu ileri sürülmüş ise de, davacının 2018/61270
sayılı markasının tescil tarihi ile dava konusu başvuru tarihi arasında geçen süre gözetildiğinde, önceki markanın uzun süreli kullanım şartının gerçekleşmediği görüldüğünden, davacının müktesep hak iddiası yerinde görülmemiş, ancak taraf marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından, bu durum sonuca etkili bulunmamıştır.
Taraf marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından, davalı Şirket markalarının tanınmış olmalarının, bir tescil engeli yaratması söz konusu değildir. Öte yandan, sırf taraf markalarının aynı şekilde yazılması, yani başvuruda davalı markalarının yazım şeklinin, renklendirme ve gölgelendirme biçiminin kullanılması, tek başına dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığını kabul için yeterli değildir. Zira, Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Somut olayda ise bu hallerin hiçbirisi mevcut olmayıp, aksine yukarıdaki paragraflarda açıklandığı üzere taraf markaları arasında benzerlik dahi mevcut değildir. Ayrıca davacının, davalı markalarına benzer başka bir takım başvurularda bulunması nedeniyle, somut olaydaki gibi davalı markalarına herhangi bir benzerliği olmayan marka başvurusunun kötü niteli olduğu söylenemez. Bu itibarla, tanınmışlık ve kötü niyet gerekçelerine dayalı marka başvurusunun reddine ilişkin Kurum kararı da yerinde olmayıp, davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları haklı bulunmamıştır.
Her ne kadar davacı tarafça, dava konusu başvurunun tescil işlemlerinin devamı talep edilmiş ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nın 22.03.2017 tarih ve 2017/11-78 E.-2017/521 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere mahkemelere tescil isteminin kabulü ya da reddi yönünde tanınmış bir yetki bulunmadığından ve tescil işleminin idari nitelikte bir işlem olup Kurul kararına bağlı doğal bir sonuç olduğundan, davacının bu talebi yerinde görülmemiş, anılan talep ayrı bir dava olarak nitelendirilemeyeceğinden, bu talebin reddi nedeniyle davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmemiştir.
İlk derece mahkemesince açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş, yerinde görülmeyen davalılar vekillerinin istinaf başvurularının ise reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2021 Tarih ve 2020/332 Esas - 2021/341 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Davanın KABULÜ ile YİDK'in 2020-M-6767 sayılı YİDK kararının İPTALİNE,
4-Davacı vekilinin başvurusunun tescil işlemlerinin devamına yönelik talebinin reddine,
5-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 561,00-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 4.000,00.TL tercüme ve bilirkişi ücreti, 127,20.TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı, 64,00.TL tebligat ve posta giderleri toplamından oluşan 4.683,20-TL yargılama giderine 54,40.TL peşin harç, 54,40.TL başvurma harcı, tutarı eklenerek oluşan toplam 4.792,00- TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına,
9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
10-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
11-Davalılardan alınması gereken 615,40'ar.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 179,90'ar-TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50'şer-TL'nin davalılardan ayrı ayrı alınarak Hazineye irat kaydına,
12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 08/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/05/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.