T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/835 - 2025/1038
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/835
KARAR NO : 2025/1038
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/12/2022
NUMARASI : 2022/158 E. - 2022/414 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/12/2022 tarih ve 2022/158 E. - 2022/414 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2020/23678 sayılı "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, başvurunun yayınlanmasından sonra davalı şirketin 2013/82752 sayılı ve "... ..." ibareleri markalarını gerekçe göstererek yaptığı itirazın kabulüne karar verilerek başvurunun reddedildiğini, bu ret kararına karşı müvekkilinin yeniden inceleme taleplerinin bu kez YİDK kararı ile nihai olarak reddine karar verilerek başvurunun reddine karar verildiğini, oysa müvekkilinin 1991 yılından bu yana ortak 29. ve 30. sınıftaki aynı emtiada tescilli olan çok sayıda “...” ve “...” ibareli markası bulunduğunu, başvuru konusu “...” markasındaki “...” ibaresinin müvekkilinin aynı sınıflarda tescilli “... ...” şeklindeki seri markalarında da aynen kullanıldığını, müvekkilinin markalarında “...” ibaresinin öne çıkartılarak kullandığını ve seri markalar yarattığını, “...” ibareli markalarının yıllardır süregelen yoğun kullanım, reklam ve tanıtım faaliyetleri neticesinde tüketiciler nezdinde bilinir hale geldiğini ve müvekkili ile özdeşleştiğini, müvekkilinin başvuru konusu “... ...” markasının itiraza mesnet markalardan bütün olarak farklılaştığını, düzenleniş biçimi göz önünde bulundurulduğunda “...” markasının yanına getirilen “...” ibaresi ile birlikte müvekkilinin “...” markalarına atfen seri marka izlenimi oluşturulduğunu, başvuru konusu “...” markasının dava konusu YİDK kararında yer alan itiraza mesnet markalardan oldukça farklı olarak siyah renkle, küçük harflerle ve el yazısı stili ile yazıldığını, “...” markasının ise gri renkle, düz yazı şeklinde ve büyük harflerle yazıldığını, diğer itiraza mesnet “...” ibareli markalarda yer alan başkaca kelime ve şekil unsurlarıyla da markaların her açıdan tamamen farklılaştığını, müvekkilinin markasındaki “...” ibaresine eklenen “...” ibaresi ile de farklılık yaratıldığını ve böylece müvekkilinin markasının redde mesnet markalarla karıştırılma ihtimalinin de tümüyle ortadan kalktığını, müvekkilinin “...” ibareli markaları üzerinde 1991 yılından bu yana çok sayıda 29. ve 30. Sınıflarda tescilli markası olduğundan müvekkilinin bu markalar üzerinden müktesep hakkının olduğunu ileri sürerek 2022-M-2563 sayılı YİDK kararının iptale karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu “...” markası ile diğer davalının “... ...” markasının esas unsurları arasındaki benzerliğin ilk bakışta göze çarptığını, her iki unsurun da üç hece, altı harften oluştuğunu, vurgunun toplandığı ilk hecenin “pa” sesinden oluştuğunu, bu haliyle markaların işitsel ve görsel olarak birbirine benzediğini, ilgili tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali doğuracağını ve iltibas tehlikesi oluşturacağını, birbirleriyle ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırılma olasılığının bulunduğunu, YİDK kararının hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkilinin "..." ibareli birçok tescilli markasının bulunduğunu, "..." ibareli markanın 19.07.2000 yılından beri tescilli olduğunu ve kullanımdan kaynaklanan müktesep hakka sahip olduğunu, müvekkilinin “... ...” markasının hem yurt içi hem de yurt dışında tanınmış bir marka olduğunu, “...” ibareli markanın WIPO nezdinde tescilli olduğunu, yüksek derecede ayırt ediciliğinin olduğunu, dava konusu marka ile müvekkilinin markası arasındaki benzerliğin son derece yüksek olduğunu, davacının “...” ibareli markasının tescilinin müvekkilinin tüketici nezdinde tanınan markasının ayırt ediciliğine zarar vereceğini, “...” markası ile “...” markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal açından ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğunu, dava konusu markayla karşılaşan ortalama tüketicinin “...” ibaresini hiç görmeyip yalnızca “...” ibaresinden bir seçim yapmasının mümkün olmadığını, tüketicinin “...” ibaresini algılayacağını, dava konusu marka ve müvekkili markasının yalnızca iki harfinin farklı olduğunu, bu farklılığın markayı ayırt edici kılmak için yeterli olmadığını, dava konusu markanın tescili durumunda müvekkilinin markasıyla ilişkilendirileceğini ve iltibasa neden olmasının kaçınılmaz olduğunu, dava konusu markanın 29. ve 30. sınıflarda tescil talebinde bulunduğunu, müvekkiline ait markanın ise 05, 29, 30 ve 32. sınıflarda tescilli olduğunu, 30. sınıflarda yer alan mal ve mal gruplarındaki ürünlerin cins ve nitelikleri gereği tüketicinin satın alma kararı verme sürecinin çok kısa olduğu ürünler olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı markasının emtia listesindeki redde konu olan 29 ve 30. Sınıfta yer alan tüm malların davalının redde mesnet gösterdiği markanın tescil kapsamında yer aldığı, taraf markalarının dava konusu olan 29 ve 30. sınıftaki mallarının bire bir aynı olduğu, başvuru standart karekterle yazılmış "..." ibaresinden oluşurken; itiraza dayanak markaların standart karekterle yazılı "... ..." ibarelerinden oluştuğu, davaya konu olan markanın baskın unsurunun ... ibaresi olduğu, esas unsur olan “...” ile “...” ibarelerinden oluşan her iki kelimenin İspanyolca olduğu, “...” kelimesinin “ördek yavrusu”, “...” kelimesinin ise “patates” aynı zamanda halk dilinde “tatlım, canım, arkadaş” anlamına geldiği, taraf markaları görsel ve işitsel olarak benzer olduğu, tüketicilerin daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu düşünecekleri, ek olarak taraf markalarının 29 ve 30. Sınıfta birebir aynı malları kapsadıkları, markalarda yer alan çatı/lider markaların işbu değerlendirmede geri planda kalacağı, her iki taraf markasında da ön plana çıkartılan unsurun “...” ve “...” olduğu, davacıya ait markadaki “...” ibaresinin, davalı yanın “...” ibareli markalarından esinlenerek oluşturulmuş olduğu yorumunda bulunulabileceği, dolayısıyla davacıya ait markanın oluşturulma biçiminin davalının markası ile çağrıştırma suretiyle markalar arasında bir benzerliğe yol açtığı, işaretler arasında, ortalama düzeyde dikkat ve özen seviyesinde sahip tüketiciler nezdinde bir ilişki kurulma eğilimin çok yüksek olacağı, söz konusu markaları taşıyan ürünlerin çoğu zaman aynı raflarda, aynı reyonlarda, aynı dolaplarda benzer şekilde ambalajlarda satışa konu edildiği, dolayısıyla tüketicinin iki ayrı marka karşısında olduğunu algılasa dahi markaların birbirleri ile olan benzerlik düzeyi karşısında markalar arasında iktisadi bir ilişkinin mevcut olup olmayacağını düşünebileceği, gözetildiğinde, karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğu, dava konusu markanın özel yazı ve siyah renkle üstte ... altta ise düz yazı ve daha küçük punto ile ... ibaresinin konumlandırıldığı, dolayısı ile bilirkişi heyeti kanaatinin aksine davacının dava konusu marka başvurusunda yer alan asli unsur önceki tarihli markaların asli unsuru muhafaza edilerek başvuruya konu edildiği, başka ifade ile markaların münhasıran ayırt edici esaslı unsurlarını oluşturan bu sözcüklerin aynı olduğu, bu sebeple de dava konusu ... markasının, "...", “... ... markalarının güncellenmiş hali olduğu, ancak bu markalarda tescilli "patates cipsleri, mısır gevreği ve çerezi" mallarında kullanıldığına ilişkin başvuru aşamasında delil sunulmadığı, yargılama aşamasında sunulan delillerin YİDK kararının iptaline ilişkin davalarda dikkate alınamayacağı, davacının “...” ibareli başvurusu yönünden, önceki tarihli ..., ... ... markalarından kaynaklı müktesep hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, taraf markalarının benzer olduğunun ve karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğunun kesinlikle kabul edilemeyeceğini, başvuru konusu “...” markasının, dava konusu YİDK kararında yer alan itiraza mesnet markalardan oldukça farklı olduğunu, markalar arasında şekil, tertip tarzı ve genel intiba açısından görsel hiçbir benzerlik bulunmadığını, markalar arasındaki anlamsal farklılığın da bulunduğunu, sadece “...” ve “...” ibareleri arasında ve sadece bazı harflerin ortak olmasından kaynaklı iltibas değerlendirmesinin kabul edilemeyeceğini, ayırt edicilik ve işaretlerin karıştırılma ihtimalinin tespiti yapılırken münferit unsurlardan ziyade markanın bir bütün olarak incelenmesi gerektiğini, kaldı ki tek başına ilgili ibarelerin dahi farklı harf diziliminden ve farklı kelimelerden oluştuğunu, belirtilen sebeplerle, tarafların markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal ve tertip tarzı itibariyle bir benzerlik olmadığını, müvekkilinin müktesep hakkının bulunmadığına ilişkin değerlendirmenin hatalı olduğunu, müvekkilinin önceki tarihli tescillerine dayanarak “...” markasını uzun yıllardır ve dava konusu aynı emtiada ciddi şekilde kullandığının, dosya kapsamındaki belgelerle sabit olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili Kurum kararlarının iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğu, başvurunun yayınlanmasından sonra davalı Şirketin "..." ibareli markalarını gerekçe göstererek başvuruya itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığınca 2013/82752 sayılı itiraza mesnet gösterilen marka esas alınarak başvurunun reddine karar verildiği, bu karara davacı tarafça itiraz edildiği, YİDK kararında da sadece mesnet 2013/82752 sayılı marka mesnet alınarak itirazın reddine karar verildiği, bu bağlamda dosya kapsamındaki uyuşmazlığın davacının başvurusuna konu ibaresi ile davalının itirazına mesnet markası arasında SMK'nın 6/1. maddesi kapsamında iltibas bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu durumda önemli olan, halkın işaretler arasında herhangi bir şekilde herhangi bir nedenle bağlantı kurma ihtimali olup, buradaki "ihtimal" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelimedir ve şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ile bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir (Yargıtay HGK, 15/11/2013 Tarih, 2013/11-202, 2013/1587).
Diğer taraftan, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markanın ayırt edicilik gücünün de dikkate alınması gerekmektedir. Ayırt ediciliği zayıf olan markalar bakımından karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti daha az olacaktır (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.247).
Açıklananlar çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davacının başvurusuna konu biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle özgün niteliği bulunan, ... markası ile davalı şirketin itirazına mesnet gösterdiği, ... markası arasında, markaların biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, zira her iki markada bulunan esas unsurların birbirinden farklı olduğu, sırf ilk heceden hareketle benzerlik değerlendirmesinde bulunulmasının doğru olmayacağı, markaların bir bütün olarak korunabileceği, karşılaştırma sırasında işaretlerin parçalara ayrılarak incelenmesinin ve iltibasın bulunup bulunmadığının bir parçaya bağlı olarak yapılmasının mümkün bulunmadığı, ortalama tüketicilerin davacının başvurusuna konu işareti davalının itirazına mesnet markası ile ilişkilendirmeyeceği, markalar arasında belirgin biçimde farklılık bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürün ve hizmetler için ayırdığı satın alım süresi içinde, başvuru konusu markayı gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davalının itirazına mesnet markasından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartları bulunmadığı, bu itibarla mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2008 tarih ve 2007/7547 E.-2008/10251 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kazanılmış hakkın varlığının kabulü için, kazanılmış hakka dayanak teşkil eden tescilli marka ile yeni markadaki ibarelerde, asli unsurların muhafaza edilmiş olması ve eski markanın en azından hükümsüzlük davası açılabilecek kadar belli bir sürede çekişmesiz şekilde kullanılması, karşı taraf markalarına yanaşma niyeti olmadan ve iltibas tehlikesi yaratmayacak şekilde, eski ve yeni markalar arasında işletme ile bağlantının ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunmuş bulunması, yeni markada kazanılmış hak iddia edilen markaya nazaran emtia kapsamının genişletilmemiş olması şartlarının bir arada bulunması gerekmektedir. Bu kapsamda, dava konusu markanın özel yazı ve siyah renkle üstte ... altta ise düz yazı ve daha küçük punto ile ... ibaresinin konumlandırıldığı, dava konusu marka başvurusunda yer alan asli unsurun önceki tarihli markaların asli unsuru muhafaza edilerek başvuruya konu edildiği, markaların esaslı unsurlarını oluşturan bu sözcüklerin aynı bulunduğu, dava konusu ... markasının, "...", “... ... markalarının güncellenmiş hali olduğu, ancak bu markalarda tescilli "patates cipsleri, mısır gevreği ve çerezi" mallarında kullanıldığına ilişkin başvuru aşamasında delil sunulmadığı, yargılama aşamasında sunulan delillerin YİDK kararının iptaline ilişkin davalarda dikkate alınamayacağı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin, davacının “...” ibareli başvurusu yönünden, önceki tarihli ..., ... ... markalarından kaynaklı müktesep hakkı bulunmadığı yönündeki gerekçesi yerinde bulunmuştur.
Tüm dosya kapsamına göre, tarafların markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında iltibas ihtimali bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile, Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/12/2022 Tarih ve 2022/158 Esas - 2022/414 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA;
2-DAVANIN KABULÜ ile, Türk Patent ve Marka Kurumunun 2022-M-2563 sayılı YİDK kararının İPTALİNE,
3-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40 maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70.TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.300,00.TL bilirkişi ücreti, 194,98.TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 134,00.TL tebligat ve posta giderleri, 492,00.TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı toplamı 3.120,98.TL yargılama giderine 80,70.TL peşin harç ve 80,70.TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 3.282,38.TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davalılar tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
8-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 12/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/06/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.