T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/205 - 2025/440
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/205
KARAR NO : 2025/440
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/03/2022
NUMARASI : 2020/36 E. - 2022/96 K.
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/03/2022 Tarih ve 2020/36 Esas - 2022/96 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ile davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davalı tarafından 2018/116622 başvuru numaralı "... markasının 16., 35. ve 41, sınıflarda tecili talebinde bulunulduğunu, müvekkilinin başvuruya yönelik itirazının davalı ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun kararıyla nihai olarak reddedildiğini, tescili istenen "..." markasının esaslı unusurunu teşkil eden "..." ibaresinin müvekkiline ait aynı sınıfta olan, olmayan "..." ibaresini içeren çok sayıda markada tescilli olduğunu, anılan ibarenin müvekkiline ait bu markalar ile ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olup ortalama algılama düzeyine sahip tüketici zihninde müvekkiline ait seri markalardan biri olarak algılanacağını, markalardaki esaslı unsurun birebir aynı olması nedeniyle işitsel anlamda yoğun bir benzerlik yaratıldığını, ''..., ..., ... ve ...'' markalarının herkes tarafından bilinen marklar olup davacının bu markaların tanınmışlığından yararlanarak haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, markalar arasında sınıfsal benzerliğin de mevcut olduğunu, davaya konu markanın aynı zamanda müvekkiline ait www. ....com ibareli alan adına da benzediğini, müvekkilinin yoğun kullanımı sonucu markanın tüketici nezdinde ayırt edicilik ve tanınmışlık niteliklerini kazandığını ve aynı sektörde faaliyette bulunması dolayısıyla davalının bu markayı bilmediğini ileri süremeyeceğinden kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK’nın 2019-M-10264 sayılı kararının iptalini ve 2018/116622 sayılı “...” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı kurum vekili, alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, başvuruya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markalarda ortak unsur konumundaki "büyük" anlamına gelen "..." ibaresinin piyasada yaygın kullanılan bir ibare olduğunu, bu ibarenin tek başına ayırt ediciliğinin zayıf olması ve markaların ihtiva ettikleri diğer unsurlarla birlikte bıraktıkları bütünsel izlenim dikkate alındığında markaların karıştırılacak ölçüde benzer olmadığını, bu nedenle söz konusu markalar arasında karıştırılma ya da ilişkilendirme ihtimalinin bulunmadığını,"..." markasının parçalara ayrılarak "..." ibaresinden hareketle benzerlik değerlendirmesinin yapılamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu marka görsel, işitsel ve kavramsal olarak davacı markaları ile “...” kelimelerinden kaynaklı mutlak bir benzerlik taşımakta ise de, markaları oluşturan işaretlerde görsel, işitsel ve kavramsal ortaklık yaratan tek unsurun “.../...” ibaresi olup bu ibarenin ayırt edici vasfının genel anlamda görece zayıf ve aynı zamanda ticaret hayatında yaygın olarak kullanılan bir kelime olduğu, dolayısıyla bu ibareyi içerir şekilde oluşturulan işaretler açısından tüketicinin yanılgıya düşme ihtimalinin ancak sair ek unsurların hiçbir ayırt ediciliğinin bulunmaması veyahut ilgili işaretin belli bir mal ya da hizmet ile ilişkili hale gelmesi durumunda mümkün olabileceği, “...” şeklindeki bütünün yalnızca 35. sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Basılı
yayınlar, basılı evrak: kitaplar, dergiler, gazeteler, faturalar, irsaliyeler, gelir
makbuzları, takvimler, posterler, fotoğraflar, afişler, tablolar, çıkartmalar, pullar. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış
mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri açısından tüketiciler nezdinde, davacı markaları ile ilişkilendirilebilir sonuçlar doğurabileceği, 35. sınıftaki ilgili hizmetlerde dava konusu marka ile karşı karşıya kalan tüketicinin, bu markayı davacı yanın markalarının yeni bir serisi, yeni bir hizmetinin adı şeklinde algılama ihtimalinin bulunduğu, dava konusu markada yer alan “DİL” ibaresinin 41. sınıftaki “eğitim – öğretim hizmetleri” kapsamında özellikle dil eğitimi veren işletmeler açısından tanımlayıcı bir kavram olduğu, davacının 41. sınıf hizmetleri kapsayan “...” esas unsurlu “macronews, macrotrend, macrotips, macrostation,” vb. şekillerde oluşturulmuş çok sayıda markanın sahibi olup dava konusu markanın, bütün olarak “...” ibaresi dışında bütüne etki eden bir ayırt edici eke sahip olmaması nedeniyle bu markalar ile ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açabilecek şekilde, aynı seriye ait yeni bir marka olarak algılanma ihtimalinin mevcut olduğu, 16. sınıftaki “Basılı yayınlar, basılı evrak: kitaplar, dergiler" malları açısından, ilgili malların bir türü olan “dil eğitimine yönelik kitaplar" gibi yayınlar açısından anılan ibarenin yine bütünsel ayırt ediciliğe bir katksının bulunmayacağı, bu mallar açısından da karıştırılma ihitmalinin bulunduğu, Sair mal ve hizmetler açısından, tüketicinin davacı ve dava konusu markayı, sadece “...” ibaresinden kaynaklı olarak birbiri ile ilişkilendirmesinin mümkün olmadığı, markaların bütün olarak değerlendirildiklerinde birbirlerinden asgari düzeyde uzaklaştıkları, nicelik bildiren ve farklı pek çok sektörde pek çok kişi ve kuruluş tarafından yaygın kullanımı bulunan bu ibare nedeniyle tüketicinin, davacıya ait markalara bağlı ticari-ekonomik bir ilişki kurmasının beklenemeyeceği, ilgili hizmetler açısından dava konusu markadaki kullanım şeklinin, davacının tescilli markalarından imaj transferine sebep olacak bir mahiyette olmadığı, bu itibarla ilgili mal ve hizmetler açısından karıştırılma ihtimalinin mevcut olmayacağı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile YİDK'in 2019-M-10264 sayılı kararının 35. sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Basılı
yayınlar, basılı evrak: kitaplar, dergiler, gazeteler, faturalar, irsaliyeler, gelir
makbuzları, takvimler, posterler, fotoğraflar, afişler, tablolar, çıkartmalar, pullar. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış
mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)”
hizmetleri ve 41. sınıftaki “eğitim – öğretim hizmetleri”, 16. sınıftaki “Basılı yayınlar, basılı evrak: kitaplar,
dergiler” mal ve hizmet sınıfları yönünden iptaline, hükümsüzlük talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile, davalı şirket adına tescilli 2018/116622 sayılı "..." ibareli markanın tescilli olduğu, 35. sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Basılı
yayınlar, basılı evrak: kitaplar, dergiler, gazeteler, faturalar, irsaliyeler, gelir
makbuzları, takvimler, posterler, fotoğraflar, afişler, tablolar, çıkartmalar, pullar. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış
mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)”
hizmetleri ve 41. sınıftaki “eğitim – öğretim hizmetleri” 16. Sınıftaki “Basılı yayınlar, basılı evrak: kitaplar,
dergiler” mal ve hizmet sınıfları yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, müvekkiline ait markalarda yer alan ikincil unsurların tanımlayıcı nitelikte olup, esas unsurun “...” ve aynı şekilde davaya konu markanın esaslı unsurunun da ... ibaresi olup davalı markasındaki "dil" ibaresi" dikkate alınamayacağından ortalama dikkat ve algılama düzeyine sahip tüketicilerin zihinlerinde, müvekkil firmaya ait "..." ve "..." ibareleri olan markaların bıraktığı izin canlanması ve müvekkiline ait seri markalarından biri olarak algılanmasının kaçınılmaz olduğunu, "..." ibareli davalı markanın müvekkiline ait markaların esas unsurunu teşkil eden "..." ibaresini birebir barındırdığını, ortak bu ibarenin işitsel anlamda yoğun derecede benzerlik yarattığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtildiği üzere dava konusu marka kapsamında yer alan 16., 35. ve 41. sınıftaki mal ve hizmetlerin tamamının, müvekkilinin itiraza mesnet önceki tarihli markalarının kapsamında bulunan mal ve hizmetler ile aynı, aynı tür ya da benzer nitelikte olduğunu, buna göre taraf markalarının görsel, işitsel, anlamsal ve genel intiba itibariyle karıştırabilecek seviyede olup ortalama tüketici nazara alındığında iltibas tehlikesi yarattığını, “... ...” markasının ...’ nezdinde tanınmış marka olduğunu, tanınmış markanın benzerini seçen ya da kullanan kişinin, markanın seçilmesinde haklı bir neden ortaya koyması gerektiğini ve bu haklı nedeni ortaya koyamayan davalının kötü niuyetli olup müvekkilinin markasının tanınmışlığından haksız kazanç elde etmeye çalıştığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tamamen kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı Kurum vekili marka hukukunda bütünlük ilkesinin hakim olup başvuru konusu markanın “..." olarak değerlendirilmesi yerine “...” ibaresi ele alınarak bir değerlendirme yapılamayacağını, markanın düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil, ve anlamsal olarak genel izleniminde ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek düzeyde bir benzerlik bulunmadığını, ortak ibare olan ... ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olması nedeniyle yüksek markalar gibi korunamayacağını, markalar arasındaki farkların karıştırılma ihtimalini ortadan kaldıracak nitelikte olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tamamen reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, başvuruya konu marka ile itiraza gerekçe olarak gösterilen markalarda ortak unsur konumundaki "büyük" anlamına gelen "..." ibaresinin piyasada yaygın kullanılan bir ibare olup tek başına ayırt etme gücünün zayıf olduğunu, markaların ihtiva ettikleri diğer unsurlarla birlikte bıraktıkları bütünsel izlenim dikkate alındığında karıştırılacak ölçüde benzer markalar olmadığını, bu nedenle söz konusu markalar arasında karıştırılma ya da ilişkilendirme ihtimali bulunmadığını, "..." markasını parça parça değerlendirerek sadece "..." kısmının ihlal içerdiği düşüncesi ile hareket edilemeyeceğini, ve genel izlenimde ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede ayırt edilemeyecek bir benzerlik bulunmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tamamen reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :Dava, marka ile ilgili kurum kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
1-Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalılar vekillerinin istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince, işlem dosyası kapsamında davalı ...'ın "..." ibaresinin marka olarak tescili için davalı Kuruma başvurduğu, başvuru kapsamında 16., 35. ve 41. sınıflardaki mal ve hizmetlerin yer aldığı, davacı şirketin "..." asıl unsurlu markalarına dayalı olarak iltibas, tanınmışlık, kötüniyet ve internet alan adına dayalı olarak başvuruya itiraz ettiği, davacı itirazının YİDK'in 2019-M-10264 sayılı kararıyla nihai olarak reddedildiği, anılan kararın davacı tarafa 11/12/2019 tarihinde tebliğ edildiği ve davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde 10/02/2020 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince YİDK kararının kısmen iptaline karar verilmiş olup davacının istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu başvuru kapsamında 16., 35. ve 41. sınıflardaki mal ve hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca iltibas koşullarının oluşup oluşmadığı, aynı Kanun'un 6/5 ve 6/6. maddesi uyarınca başvurunun tescili engeli bulunup bulunmadığı ve dava konusu başvurunun kötü niyetli olup olmadığı noktasındadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya bakıldığında mahkemece redde konu edilen 16., 35. ve 41. sınıftaki mal ve hizmetlerin tamamının bilirkişi raporunda tablo şeklinde gösterildiği üzere davacı yanın önceki tarihli ve aynı sınıflardaki mal ve hizmetler ile aynı, aynı tür ya da benzer nitelikte olduğu anlaşılmıştır.
Tarafların marka işaretlerinin karşılaştırılmasına gelince; dava konusu başvuru "..." ibaresinden oluşmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun benzer bir uyuşmazlığa ilişkin 15.12.2022 tarih ve 2021/11-929 E., 2022/1749 K. Sayılı kararında; "... dava konusu markadaki “... ...+Şekil” ibaresinde öne çıkan unsurun “...” ibaresi olması sebebiyle anılan markadaki esas unsurun “...” ibaresi olduğu, markadaki diğer ibarelerin yardımcı unsur niteliğinde bulundukları, davacıya ait itiraza mesnet “...” ve “...” esas unsurlu markalar ile davalı şirkete ait “... ...+Şekil” ibareli marka arasında, esas unsurlar nazara alınarak yapılan karşılaştırmada, görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzerliğin olduğu, dolayısıyla davacı markaları ile davalı Şirkete ait dava konusu markanın aynı mal veya hizmetlerde kullanılması durumunda o mal ve hizmetlerin aynı teşebbüsten ya da bağlı teşebbüsten geldiği yönünde iltibasa sebep olabileceğinin kabulünün zorunlu bulunduğu, bu itibarla davalı şirkete ait “... ...+Şekil” ibareli marka ile davacıya ait “...” ve “...” esas unsurlu markalar arasında aynı mal ve hizmetlerde markanın köken gösterme fonksiyonu yönünden karıştırılma ihtimali olduğu..." belirtilmiştir. Buna göre, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davaya konu markanın kapsamında bulunan 16., 35. ve 41. sınıftaki mal ve hizmetlerin tamamının, davacının itiraza mesnet markaları kapsamında bulunan sınıftaki mal ve hizmetler ile aynı, aynı tür ya da benzer olduğu, "..." markasında öne çıkan esas unsurun “...” ibaresi olduğu, markadaki diğer ibarelerin yardımcı unsur niteliğinde bulundukları, davacıya ait itiraza mesnet “...” ve “...” esas unsurlu markalar ile davalı gerçek kişiye ait "..." ibareli marka arasında esas unsurlar nazara alınarak yapılan karşılaştırmada, 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, en azından ortalama tüketicilerce markaların ilişkilendirileceği ya da başvurunun davacı Şirketin seri markalarından biri olarak algılanacağı kabul edilmiştir.
Diğer taraftan davacı vekili, somut olay bakımından 6769 sayılı SMK'nın 6/5. ve 6/6. maddesindeki koşulların oluştuğunu ileri sürmüşse de, uyuşmazlık konusu olan tüm mal ve hizmetler bakımından taraf markaları arasında iltibas koşullarının oluştuğu kabul edildiğinden, Dairemizce davacının tanınmışlık ve diğer fikri mülkiyet haklarına dair iddiaları yönünden inceleme yapılmasına gerek görülmediği gibi kötüniyet iddiası da ispatlanamamıştır.
Sonuç olarak; dava konusu "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markaları arasında, uyuşmazlık konusu olan 16., 35. ve 41. sınıftaki mal ve hizmetler yönünden SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca iltibas koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davalılar vekillerinin istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 22/03/2022 gün ve 2020/36 Esas - 2022/96Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Davanın KABULÜ ile Türk Patent ve Marka Kurumunun 09/12/2019 tarih ve 2019-M-10264 sayılı YİDK kararının davacının itirazının reddi yönünden İPTALİNE,
4- Davalının 2018/116622 sayılı "..." ibareli markasının HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE,
5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 561,00-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 2.250,00-TL bilirkişi ücreti, 165,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 177,50-TL tebligat masrafı, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.813,70-TL yargılama giderine, 54,40-TL başvurma harcı, 54,40-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 2.922,50-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
8-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
10-Harçlar Kanunu uyarınca davalılardan ayrı ayrı alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalılar ... ile ... tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davalılardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına,
11-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 27/02/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/02/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.