T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/06/2021
NUMARASI : ..
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15/06/2021 Tarih ve 2019/89 Esas - 2021/216 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davalı Şirketin 2017/49773 sayılı "... ... ..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince adına tescilli "..." ve ..." ibareli markalara dayalı olarak bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa dava konusu başvuru ile müvekkili markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve bu benzerliğin iltibasa sebebiyet verdiğini, müvekkilinin yoğun emek ve etkin tanıtım faaliyetleri sonucu tüketiciler nezdinde kendisi ile özdeşleşmiş “...” ve “...” ibaresine ekli ibare ve şekillerden oluşan 232 adet tescilli markanın ve marka başvurusunun sahibi olduğunu, “...” kök ibareli bu markaların seri marka niteliği taşıdığını, söz konusu markaların “... yazar kasa ...” ibareli markanın tescili için başvurulduğu 36.sınıfı da kapsadığını, davalı yanın markasının tescili halinde tüketiciler nezdinde karışıklık yaratarak başvuru sahibi lehine müvekkilinin ise aleyhine haksız avantaj sağlanacağını, müvekkili markalarının itibarının zedeleneceğini, davalı başvurusunun müvekkili markalarının ticari itibarından ve getirisinden faydalanmak amacı taşıdığını, marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2018-M-11340 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılma tehlikesinin bulunmadığını, “...” kelimesinin ayırt edici gücü zayıf bir ibare olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, “...” kelimesinin ortalama düzeydeki tüketicilerin nezdinde davacı markasını çağrıştırmayacağını, davacı yanın dayanak olarak sunduğu markaların ayırt edici bir özelliği ve anlamı olmayan “...” ibaresine herhangi bir ek harf olmadan ikinci bir kelimenin -genelde- bitişik olarak eklenmesiyle oluşturulmuş markalar olduğunu, müvekkili şirket markasının ise “... yazar kasa ...” şeklinde bir bütün teşkil ettiğini, dolayısıyla davacı yanın iddia ettiği gibi markalar arasında iltibas bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalı başvurusunun kapsamındaki mal ve hizmetler ile davacıya ait markaların kapsamlarındaki mal ve hizmetler aynı tür olsa da, tarafların marka olarak kullanmak istedikleri ibareler arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında bir benzerlik veya iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira başvuru markasına yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, SMK'nın 6/4 ve 5 fıkralarının ancak markalar arasında fonetik, görsel, anlamsal benzerlik bulunması halinde uygulanabileceği, davalı markası ile itiraza mesnet davacı markaları fonetik, görsel, anlamsal bakımdan benzer bulunmadığına göre anılan hükümlerin işbu dava açısından uygulama alanı bulamayacağı, kötü niyet hususunda ispat yükü üzerinde bulunan davacı yanca davalının kötü niyetli davrandığına dair dosyaya yeterli delil ibraz edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, gerekçeli kararın aksine davalı başvurusundaki esas unsurun "..." ibaresi olduğunu, her ne kadar başvuruda yer alan "..." ibaresinin markayı ayırt edici kıldığı kabul edilmişse de, tam aksine "..." ibaresine vurgu yapan ve bu ibarenin anlamını güçlendiren bu ibarenin ayırt ediciliği sağlamadığı, markalar bir bütün olarak değerlendiriliğinde, aralarında iltibas bulunduğunun açık olduğunu, dava konusu marka ile müvekkili markaları arasında ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğini, zira müvekkilinin "..." ibareli seri markaların çok uzun zamandan beri sahibi olduğunu, davalı başvurusunun müvekkil markaları ile aynı mal ve hizmetlerde tescilinin istendiğini, dolayısı ile davalı markasının asli unsurunun “...” ibaresi olması nedeni ile tüketicilerin markayı müvekkili ile ilişkilendirmelerinin ve müvekkili markalarının devamı olarak algılamalarının kaçınılmaz bulunduğunu, “...” ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu kabulünün, müvekkili markasının kullanımla ayırt edici hale gelmesi ve seri marka niteliği taşıması nedeni ile haksız olduğunu, müvekkilinin "..." ve "..." kök ibareli markalarının seri marka niteliği taşıdığının göz ardı edildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "..." kelimesinin doğrudan ... telefonu ibaresi yerine kullanıldığı, "..." ibareli markaların da tüketicide ... telefonu aracılığıyla erişilebilen bir hizmete ilişkin olduğu algısını oluşturduğu, "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olması nedeniyle yeterli ayırt ediciliğin sağlanması halinde herkesçe kullanılabileceği, somut uyuşmazlıkta da dava konusu başvurunun, davacının "..." ve "..." ibareli markalarından yeterince farklılaştığı, dava konusu başvuru ile davacının itiraza mesnet markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30/11/2022 tarih ve 2021/4488 E.- 2022/8514 K. sayılı ilamında "..." ibaresinin, 19/12/2022 tarih ve 2021/5323 E.-2022/9208 K. Sayılı ilamında "..." ibaresinin davacının "..." esas unsurlu markalarıyla benzer bulunmadığı, yine "..." ibareli başvuruyu davacının "..." ibareli markaları ile benzer gören Ankara 4. FSHHM'nin 2017/178 E.-2018/353 K. sayılı kararının, Dairemizin 2019/42 E.-2020/438 K. sayılı ilamında belirtilen, markaların SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzer olmadığı gerekçesiyle kaldırılarak davanın reddine karar verildiği ve Dairemizin anılan kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/7029 E. - 2022/1579 K. sayılı ilamı ile onandığı, taraf markaları benzer bulunmadığından tanınmışlığın somut uyuşmazlığa bir etkisinin bulunmadığı, başvurunun kötü niyetle yapıldığının ispatlanamadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 7251 sayılı Kanun'la değişik 353/1-b.3 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 346,90-TL bakiye harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 06/12/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/12/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.