T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1734
KARAR NO : 2024/2035
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/05/2022
NUMARASI : 2021/201 E. - 2022/139 K.
DAVACI
VEKİLİ
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : Marka ile ilgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 20/05/2022 tarih ve 2021/201 E. - 2022/139 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı şirketin 2020/45002 sayılı “...” ibareli marka başvurusuna müvekkiline ait "... ..."/"..." esas unsurlu markaları mesnet göstererek itiraz ettiklerini, itirazın davalı ... 2021-M-4390 sayılı YİDK kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa markaların görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan iltibas oluşturabilecek düzeyde benzer olduğunu ve aynı sınıflarda yer alan mal ve/veya hizmetleri kapsadığını, aynı tüketici kitlesine yöneldiğini, Yargıtay tarafından markaların başlangıç unsurlarının daha önemli olduğunun belirtildiğini, davalının tescil başvurusunda bulunduğu markanın başlangıcında da “...” ibaresinin yer aldığını, müvekkilinin “...” markasının davalı kurum tarafından tanınmış marka olarak T/03142 sayı ile tescil edildiğini, mesnet markanın tanınmışlığının iltibas ihtimalini artırdığını, başvuru markasının müvekkili markalarının arasına sızacağını ve bu markaların serisi olarak algılanacağını, ortalama tüketicinin davalı şirket ile müvekkil şirketin idari/ekonomik bir bağlantı içerisinde olduğu yanılgısına düşebileceğini, başvurunun müvekkilinin "... ..."/"..." ibareli tanınmış markalarının ayırt edici karakterine zarar vereceğini ve davalının müvekkil markalarından haksız yarar sağlamasına sebep olabileceğini, dava konusu markanın müvekkilinin itiraza mesnet markalarını ihtiva eden 2004/01358, 2007/03757, 2016/02728 2016/03905 ve 2017/02091 sayılı endüstriyel tasarımlarıyla da iltibas oluşturacağını ileri sürerek, 2021-M-4390 sayılı YİDK kararının iptali ile dava konusu “...” ibareli marka başvurusunun tescil edilmesi halinde tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı Şirket vekili, davaya konu 2020/45002 başvuru sayılı "..." ibareli marka başvurusuna konu olan ürününün .../... sektöründe geliştirdiği yenilikçi bir ürün çeşidi olup, kırılmış ve soslanmış çıtır ... parçalarını içerdiğini, "..." isminin ...+..., ürün içeriğini ortaya koyan bir markalaşma sürecinin ürünü olduğunu, markaların bir bütün olarak bıraktığı izlenim göz önüne alındığında davalı markası ile redde gerekçe gösterilen markaların yazılış, görünüş ve de telaffuz itibari ile tamamen farklı olduğunu ve orta düzeyde tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali olmadığını, davalı markasının figüratif bir tarzda ve kendine özgü yazılış tarzıyla ayırt edici vasfa fazlasıyla haiz olduğunu, müvekkilinin aynı marka türetme biçimi ile 2018 yılında "..." markasını da tescil ettirdiğini, davacının markası "..." olarak telaffuz edilmekteyken müvekkili ...'ün markasının ise "..." olarak telaffuz edildiğini, bisküvi, kraker üreticileri arasında “kraker” yani “...” ile türetilmiş markaların varlığına ilgili sektör bazında yaygın olarak rastlanıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, başvuru kapsamındaki 29 ve 30. sınıf malların davacının itiraza mesnet markası kapsamındaki mal ve hizmetlerle aynı-aynı tür/benzer olduğu; davaya konu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici kesiminin dava konusu markayı "..." olarak değil, "..." olarak bir bütün halinde algılayacağı, marka içinde yer alan "...-" ibaresini, markanın bütününden ayrı olarak algılamayacağı, zira; ortalama tüketici kesiminin markaları bölüp parçalamadığı, markaların ayırt edici unsurlarını bir bütün halinde algıladığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03.12.2012 tarih 2011/3087 E.- 2012/19695 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; markaların kendisini oluşturan hecelere bölünerek ürünlerin ortalama tüketicileri nezdinde iltibas tehlikesine yol açılacağı sonucununa varılmasının isabetli olmayacağı, davacının "..." esas unsurlu markalarının bilhassa kraker emtiasının çıkarttığı "kırak" sesinden esinlenilerek türetilen ve herhangi bir anlamı olmayan uydurma bir kelime olduğu, dava konusu "..." markasının ise yine "kırak" sesinden esinlenerek ve "kıvrık şekillendirilmiş hamurdan yapılan bir fırında pişmiş ekmek çeşidi" olarak bilinen "..." ve "kıvrık şekillendirilmiş hamurdan yapılan bir fırında pişmiş ekmek çeşidi veya çok tuzlu fırında pişmiş çubuk veya düğüm şeklindeki bisküvi" olarak bilinen "..." ibaresinin son hecesinden esinlenerek yaratılmış, herhangi bir anlamı olmayan uydurma bir kelime olduğu, markaların genel görünümleri itibariyle kavramsal olarak birbirlerine benzemediği, bu hale göre; daha önce davacıya ait "..." esas unsurlu markaları gören, işiten, bu markalı emtialardan yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davaya konu "..." markasını davaya konu emtialar üzerinde gördüklerinde veya işittiklerinde, davaya konu emtialardan faydalanmak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağı, bu nedenle karşılaştırılan markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı; taraf markaları arasında işaret benzerliği bulunmadığından, SMK'nın 6/4 ve 6/5. maddesi koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, davaya konu markanın davacının tasarım tescillerinden de uzak olduğu, davalı şirketin kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut delil bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ayniyet decesinde benzerlik bulunduğunu, markaların kavramsal benzerliğinin gözardı edildiğini, ortak tüketici kitlesinin algılama ve dikkat düzeyinin zayıf olması nedeniyle iltibasın kaçınılmaz olduğunu, müvekkilinin mesnet markasının tanınmış marka vasfı taşıdığını, davalının marka başvurusu ile müvekkilinin ambalajının ayniyet derecesinde benzer olduğunu, başvurunun kötü niyetli olarak yapıldığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili kurum kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları nazara alınarak münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesi gerektiği, buna göre, davalı şirketin dava konusu markasının biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak davacının itiraza mesnet markalarıyla ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede benzer olmadığı, aynı şekilde davalı markası ile davacının tescilli tasarımları arasında da benzerlik bulunmadığı, başvuruyu gören tüketicilerin bunun davacının itiraza mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu derhal ve ilk bakışta algılayabileceği, taraf markaları benzer olmadığından, tanınmışlığın somut uyuşmazlığa bir etkisinin bulunmadığı, başvurunun kötü niyetle yapıldığının da ispatlanmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 13/12/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 08/01/2025
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...