T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1583
KARAR NO : 2024/1737
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/05/2021
NUMARASI : 2020/337 E. - 2021/198 K.
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/05/2021 tarih ve 2020/337 Esas - 2021/198 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkili şirketin 2008/59760 sayılı ve "..." ibareli markanın sahibi olduğunu, davalı şirketin, 2019/41047 sayılı ve "... ..." ibareli başvurusuna yaptıkları itirazlarının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen kabul edilerek, başvuru kapsamında 36 ve 44. sınıf hizmetlerin çıkarıldığını, kısmen ret kararına karşı yaptıkları itirazlarının da dava konusu YİDK kararı ile reddedildiğini, oysa tarafların markaları arasında, başvuru kapsamında bırakılan hizmetler yönünden de iltibas koşullarının oluştuğunu, dava konusu markanın, müvekkiline ait markaların serisi olarak algılanacağını, ayrıca müvekkiline ait marka tanınmış olduğundan farklı sınıflarda da korunmasının gerektiğini, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, 2020-M-7283 sayılı YİDK kararının iptaline ve dava konusu markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, davacının itirazına gerekçe gösterdiği “...” ibareli markanın diğer malikinin müvekkili olduğunu, müvekkiline ait marka başvurusunda ticaret unvanı olan “...” ibaresinin kullanıldığını ve ticari köken konusunda yanılgıyı ortadan kaldırdığını, “...” ibaresinin, markanın diğer maliki olan davacı ile çağrışım yaratmayacağını, müvekkilinin, davacıdan farklı olarak “...” ibaresini esas unsur olarak içeren tescilli/tescil süresi devam eden başka markalarının da bulunduğunu, “...” ibaresinin müvekkili ile özdeşleştiğini, “...” markasının, müvekkilinin de çabalarıyla tanınmış marka haline geldiğini, markada kalan hizmetlerin, davacının davaya konu ettiği markasının tescil sınıflarından farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet marka işaretleri arasında benzerlik bulunduğu, ancak başvuru kapsamında bırakılan hizmetlerin davcının itirazına mesnet markaları kapsamında yer almadığı, somut olay açısından SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının da oluşmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkemece dava konusu başvuru ile müvekkilinin itirazına mesnet arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik bulunduğu kabul edilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, dava konusu başvuru kapsamında bırakılan hizmetlerin benzer bulunduğunu, bu hizmetler yönünden de iltibas koşullarının gerçekleştiğini, müvekkilinin markası tanınmış olduğundan SMK'nın 6/4-5 maddesindeki koşulların da oluştuğunu, müvekkilinin itirazına mesnet markasının müvekkili ile davalı Şirket adına tecilli olduğunu, davalı Şirketin müvekkili ile ortak mülkiyetinde olan "... ..." markasını tek başına hak sahibiymiş gibi müvekkilinin bilgisi ve onayı olmaksızın kullanmaya çalıştığını, bu durumun dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu gösterdiğini , daha önce yine davacı ile davalı Şirket arasında görülen benzer bir uyuşmalıkta davalı Şirket adına tescil edilen "... ..." markasının hükümsüzlüğüne karar verildiğini, anılan kararın dosyaya sunulmasına rağmen mahkemece dikkate alınmadığını, mahkemece hükme esas alına bilirkişi raporunun hatalı değerlendirmeler içerdiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini ve dava konusu başvurunun davalı Şirket tarafından kullanılmasının önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı Şirketin 22.04.2019 tarihinde, 35,36,37,42,43 ve 44 sınıf hizmetlerde tescili için 2019/41047 sayılı ve “... ..." ibareli marka başvurusunda bulunduğu, davacı Şirketin 2008/59760 sayılı markasına dayalı olarak başvuruya iltibas , tanınmışlık ve kötü niyet iddialarıyla itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında, başvuru kapsamında yer alan 36 ve 44. sınıf hizmetler yönünden iltibas koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvuru kapsamından sayılan hizmetlerin çıkarılmasına karar verildiği, davacının bu karara karşı itirazının da YİDK'ın 2020-M-7283 sayılı kararıyla reddine karar verildiği, anılan kararın davacı tarafa 25.08.2020 tarihinde tebliğ edildiği, işbu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde 23.10.2020 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Bu açıklamalardan sonra somu olaya bakıldığında, dava konusu başvuru "... ..." ibaresinden, davacının itirazına mesnet 2008/59760 sayılı markası da "..." ibaresinden oluşmaktadır. Tarafların markalarında başkaca kelime veya şekil unsuru bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere davacının itirazına mesnet markasını oluşturan ibare aynen dava konusu başvuruda yer almaktadır. Dava konusu başvuruda yer alan ve davalı Şirketin ticaret unvanın asli unsurunu oluşturan "..." ibaresi yeterli ayırt ediciliği sağlamadığından, ilk derece mahkemesinin tarafların marka işaretleri arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik olduğu kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Marka kapsamlarının karşılaştırılmasına gelince, davacının itirazına mesnet markası 36 ve 44. sınıf hizmetlerde tescillidir. Dava konusu başvuru kapsamında bırakılan hizmetler ise 35, 37, 42 ve 43. sınıf hizmetlerdir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarında açıklandığı üzere mal ve hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı değerlendirilirken her iki grup mal ve hizmetlerin aynı tüketici kitlesine hitap edip etmediği, birbirine alternatif olup olmadıkları, aynı dağıtım veya dolaşım yollarına sahip olup olmadığı, hammadde-mamül ilişkisinin bulunup bulunmadığı, birbirlerini bütünleyici/ tamamlayıcı olup olmadıkları gibi hususlarının dikkate alınması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 35. sınıf "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi ve veterinerlik amaçlı kimyasal ürünler, tıbbi ve veterinerlik amaçlı kimyasal radyoaktif maddeler, zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; bebek mamaları; tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içecekler. Diş hekimliği için ürünler (aletler/cihazlar hariç) : diş dolgu maddeleri, diş kalıbı alma maddeleri, protez ve yapay diş yapıştırma ve tamir maddeleri, Cerrahi, tıbbi, diş hekimliği ve veterinerlik için alet, cihaz ve mobilyalar. Yapay organlar ve protezler. Tıbbi ortopedik malzemeler: tıbbi korseler, ortopedik ayakkabılar, elastiki ve destekleyici bandajlar. Ameliyathane giysileri ve steril örtüler. Tıbbi amaçlı bilezikler ve yüzükler, romatizma önleyici bileklikler ve yüzükler. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)" hizmetlerinin davacının itirazına mesnet markası kapsamında yer alan 44. sınıf "Tıbbi hizmetler. Veterinerlik ve hayvancılıkla ilgili hizmetler." ile, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 37. sınıf "İnşaat hizmetleri" ile davacının itirazına mesnet markası kapsamında 36. sınıfta yer alan "Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri." nin benzer olduğu, bu duruma göre dava konusu başvuru kapsamında yer alan ve yukarıda sayılan 35 ve 37. sınıf hizmetler yönünden, tarafların markaları arasında emtia benzerliği şartının gerçekleştiği kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü doğru bulunmamış, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir.
Diğer taraftan davacı taraf gerek davalı Kurum nezdindeki itirazlarında gerekse de dava dilekçesinde, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu da ileri sürmüştür.
6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları reddedilir. SMK’nın 25/1. maddesine göre kötü niyet aynı zamanda bir hükümsüzlük sebebidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.04.2023 tarih ve 2021/11-945 E.-2023/295 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere ne 556 sayılı KHK'da ne de 6769 sayılı SMK'da hangi hallerin kötü niyetli marka başvurusu sayılacağı belirtilmemiştir. Ancak genel olarak hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesinin kötü niyetli marka başvurusu olarak tanımlanabileceği gibi başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları da kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirilebilecektir. Yine başkasının markasından haksız olarak yararlanma veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapma ya da şantaja yönelik başvuruda bulunma ve tescil ettirmenin de kötü niyetli olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davalarında kötü niyet iddiası ileri sürülmüş ise 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa bakıldığında, davacı vekili, itirazına mesnet markanın müvekkili ile dava konusu başvuru sahibi davalı adına tescilli bulunduğunu, davalı Şirketin tarafların ortak mülkiyetinde bulunan "..." markasının tek başına hak sahibi gibi müvekkilinin onayı olmadan kullanmak istediği gerekçesiyle dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürmüştür. Gerçekten de davacının itirazına mesnet markasının davacı ile birlikte dava konusu başvuru sahibi davalı adına tescilli olup tarafların müşterek olarak sahip oldukları markayı oluşturan ibarenin aynısını tescil ettirmek isteyen davalının başvurusunun iyi niyetli olarak kabul edilemeyeceği başka bir deyişle dava konusu başvuru sahibi davalının tek başına hak sahibi olmadığını bildiği ibareyi tescil ettirmek için yaptığı başvurusunun kötü niyetli olduğu kanaatine varılmıştır. Nitekim aynı taraflar arasında dava konusu başvuru sahibi davalı adına tescilli bulunan "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü istemiyle açılan davada verilen Bakırköy 1. FSHHM'nin 2011/97-2011/198 E/K sayılı kararında da a davalı Şirketin marka tescilinin aynı gerekçelerle kötü niyetli olduğu kabul edilmiş, anılana karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Esasen kötü niyetli başvuru durumu mal ve hizmetlerle ilgili olmayıp, markanın tamamı ile ilgili olabileceğinden, kötü niyetli başvuru iddiası ile açılan davada, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı kanaatine varıldığında, kötü niyet tescilin tamamını kapsar ve bölünemez (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.953). Bu nedenle davalının kötü niyetli başvurusunun bütün sınıflar yönünden reddinin gerektiği kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar davacı taraf SMK'nın 6/5 maddesi uyarınca da dava konusu başvurunun tescili engeli olduğunu ileri sürmüşse de davalının marka başvurusunun kötü niyetli olduğu belirlendiğinden, davacının bu iddiası sonuca etkili görülmemiş, bu nedenle incelenmesine gerek görülmemiştir.
Bu itibarla, ilk derece mahkemesince yukarıda açıklanan nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
2- Davacı vekilinin ihtiyati tedbir istemine gelince, her ne kadar davacı vekili, dava konusu markanın karşı tarafça kullanılmasının önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de, ihtiyati tedbirin ancak dava konusu olan şey hakkında verilebileceği, eldeki davanın konusunun ise YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü olduğu, bu tür bir davada, dava konusu olmayan markanın kullanımının önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği, dolayısıyla davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla, ihtiyati tedbir isteminin reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/05/2021 gün ve 2020/337 Esas - 2021/198 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın KABULÜ İLE, TÜRKPATENT YİDK'ın 2020-M-7283 kararının İPTALİNE,
3-Davalı Şirket adına tescil edilen 2019/41047 sayılı ve "... ..." ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜ ile SİCİLDEN TERKİNİNE,
4-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin REDDİNE,
5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 54,40-TL’nin düşümü ile kalan 373,20-TL bakiye karar ve ilam harcının davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 40.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak, davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 2.100,00-TL bilirkişi ücreti, 112,50-TL tebligat ve posta gideri, istinaf aşamasında yapılan 93,00-TL tebligat gideri, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı, 54,40-TL başvuru harcı, 54,40-TL peşin harç eklenerek oluşan toplam 2.635,00-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
8-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan herhangi bir gider bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333),
10-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 01/11/2024 tarihinde ihtiyati tedbir talebinin reddine dair (4) no'lu karar yönünden KESİN, davanın esasına ilişkin karar yönünden HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde YARGITAY TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/11/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...