T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1460
KARAR NO : 2024/1763
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/06/2021
NUMARASI : 2019/287 E. - 2021/215 K.
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15/06/2021 tarih ve 2019/287 E. - 2021/215 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı Şirket tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 2018/65530 sayılı "...+şekil" ibareli marka başvurusunu yaptığını, bu başvuruya davalı Şirketin "..." ibareli markalarına dayalı olarak itiraz ettiğini, YİDK tarafından davalı itirazının kabul edilerek müvekkili başvurusunun reddine karar verildiğini, oysa müvekkilinin seri markalarını "..." ibaresinden türettiğini, bu ibare üzerinde eskiye dayalı kullanım hakkının da olduğunu ve 2008 yılından bu yana söz konusu markaya yatırımlar yaptığını, bu doğrultuda markasını bilinir hale getirdiğini, redde mesnet alınan "..." markalarının, müvekkili markasından işitsel, görsel yönden tamamen farklı olduğunu, PVC kapı ve pencere sektöründe olan birçok firmanın "..." kelimesini kullandığını, söz konusu harflerin sektör belirten bir harf grubu olduğunu, davalı tarafın 19. sınıf harici diğer tescilli sınıfları yönünden müvekkili markasıyla benzerlik içermediğini ileri sürerek, YİDK'in 2019-M-4451 sayılı kararının iptaline, müvekkili başvurusunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile redde mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, müvekkilinin redde mesnet markalarının tanınmış olduğunu, davacı başvurusunun kapsamındaki mallarla müvekkili markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin benzer bulunduğunu, davacı başvurusuyla müvekkili markaları arasında yalnızca tek harf farklılığının olduğunu, bu durumun markaların aynı şekilde algılanmasına yol açacağını, "..." ibaresinin müvekkili adına tescilli olduğunu ve sektör belirten bir ibare olmadığını, taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğunu, davacı marka başvurusunun müvekkilinin tanınmışlığından yararlanmaya yönelik kötü niyetli bir başvuru olduğunu, davacının başvuru üzerinde müktesep hakkının da bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvuru le davacının itirazına mesnet markaları arasında, dava konusu markanın kapsamındaki malların tamamı bakımından, tüketici kitlesinin niteliğine rağmen malların ve işaretlerin yüksek düzeyli benzerliği nedeniyle karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğu, davalı tarafın işlem dosyası kapsamında özel olarak tanınmışlık düzeyinin tevsiki için reklam yatırımları, bayi ağı, satış rakamları, medya haberleri vb. delilleri ibraz ettiği, söz konusu deliller kapsamında davalı markalarının belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaştığı, davalının sektöründe sahip olduğu bu tanınmışlığın, yine taraf markaları arasında tespit olunan karıştırılma ihtimalini arttıran bir sonuç meydana getirdiği, davacının kötü niyetli hareket ettiğine ilişkin somut verilerin dosya kapsamında bulunmadığı, özellikle taraf markaları arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı dikkate alındığında, soyut iddiadan öteye gitmeyen beyanlardan hareketle dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu yönünde kanaate ulaşılmasının mümkün görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, eskiye dayalı kullanım ve tescilli hak sahipliği iddialarının mahkemece değerlendirilmediğini, ticari defter ve kayıtları incelenmeden verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin "..." markası üzerinde eskiye dayalı kullanım hakkı bulunduğunu, davalı Şirketin de buna sessiz kaldığını, markalar arasındaki benzerlik iddiasını da kabul etmediklerini, markalarının 10 yıldan fazla süredir kullanılıyor olmasına rağmen bugüne değin hiçbir iltibasın yaşanmamasının, benzerliğin olmadığının kanıtı olduğunu, müvekkilinin "..." ibaresi üzerinde seri marka oluşturma hakkının bulunduğunu, markaların parçalarına ayrılarak benzerlik değerlendirmesi yapılamayacağını, markaların parçalarına ayrılması halinde benzer olmadıklarını, davalının 6. sınıfta tescilli markası ve kullanımı bulunmamasına rağmen bu sınıf yönünden de davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı Şirket vekili katılma yoluyla, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, kötü niyete ilişkin yapılan değerlendirme kapsamında "taraf markaları arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı dikkate alındığında" cümlesine yer verildiğini, oysa davanın reddine karar verilmesinin sebebinin, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunması olduğunu, nitekim gerekçeli kararda, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve hatta tanınmışlık seviyesinin karıştırılma ihtimalini arttırdığına ilişkin açıklamaların yer aldığını, bu itibarla, kötü niyete ilişkin gerekçeli karardaki karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı yönündeki değerlendirmenin hatalı ve kararın özüyle çelişkili olduğunu, bu kısmın değiştirilmesi ve düzeltilmesi gerektiğini, davacının marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilmesini istemiştir.
GEREKÇE :Dava, marka başvurusunun reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerektiği gibi gerekçenin de kendi içinde tutarlı olması zorunludur. Zira, gerekçeli kararın kendi içinde çelişkili olması halinde hükmün denetlenmesi mümkün olmayacaktır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Öte yandan, kararın gerekçesi ile hüküm arasındaki ya da gerekçenin kendi içindeki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir.
Somut uyuşmazlıkta da ilk derece mahkemesince, gerekçeli kararın 5. sayfasının üçüncü ve dördüncü paragraflarında, dava konusu başvuru ile redde mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olduğu açıklanmasına rağmen, dördüncü paragrafın devamında, "özellikle taraf markaları arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı dikkate alındığında" cümlesine yer verilerek, gerekçe içinde çelişkiye yol açılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli kararın kendi içinde çelişkili olmamasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, gerekçeli kararda yaratılan çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.
Kabule göre de; davacı tarafça başvuruya konu ibarenin 2008 yılından beri tescilli biçimde kullanıldığı ve söz konusu ibare üzerinde tescilden ve eskiye dayalı kullanımdan kaynaklanan hakları bulunduğu ileri sürülmesine rağmen, ilk derece mahkemesince bu iddia üzerinde durulmamış ve herhangi bir değerlendirme de yapılmamıştır. Oysa, davacının bu iddiası üzerinde durularak, davacının delillerinin toplanması ve dava konusu başvuru yönünden müktesep hak koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, mahkeme kararının gerekçesi kendi içinde çelişkili olduğu gibi davacı vekilinin müktesep hak iddiası da hiç değerlendirilmediğinden, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairemizce davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davacı vekili ile davalı Şirket vekilinin istinaf itirazların kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15/06/2021 tarih ve 2019/287 E. - 2021/215 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı ve davalı Şirket vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı ve davalı Şirket tarafından yatırılan 80,70'er TL maktu istinaf karar ve ilam harçlarının istek halinde anılan taraflara iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 01/11/2024 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/11/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...