T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2022/1586 - 2024/1738
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1586
KARAR NO : 2024/1738
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/06/2022
NUMARASI : 2022/5 E. - 2022/218 K.
DAVACI :
VEKİLLERİ :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/06/2022 tarih ve 2022/5 Esas - 2022/218 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 2020/18013 sayılı ve "..." ibareli başvurusuna davalı şirketin 2004/30149, 2004/30150, 2004/30151, 2004/30153, 2005/02863, 2005/08618, 2008/00359, 2008/72731, 2008/72739, 2008/72760, 2008/72772, 2010/00659, 2013/93937, 2014/63174, 2014/63178, 2015/67825, 2015/96439, 2018/114640, 2018/89033, 2018/8936, 2019/111585, 2019/33142, 2020/11289 sayılı ve "..." ibareleri markalarını gerekçe göstererek yaptığı itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kabulüne karar verilerek başvurunun reddedildiğini, müvekkilinin bu karara karşı yaptığı itirazının da dava konusu YİDK kararı ile reddine karar verildiğini, oysa taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzemediğini, “...” kelimesinin esasen “...” ibaresinin kökü olarak “tıba ait, tıpla ilgili, iyileştiren, sağalatan” anlamlarını haiz olduğunu, bu anlamı itibariyle tıpla ilintili mal ve hizmetler açısından markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, nitekim davalı Kurum nezdinde tescilli “...” ibareli bir çok markanın bulunduğunu, dava konusu edilen markada geçen “...” ibaresinin kendine has bir yazılış şekli ile dikdörtgen içerisinde alt alta “...” şeklinde yazıldığını, bu özellikleri itibariyle dava konusu edilen markanın davalının “...” ibareli markalarıyla karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının “...” ibaresini çok uzun süredir ticari faaliyetleri kapsamında markasal hüviyette kullandığını ve bu ibareye ilgili sektörde belli bir bilinirlik kazandırdığını, nitekim “...” ibareli tescilli markalarının bulunduğunu, anılan markaları nedeniyle müktesep hakkının olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır gerçekleştirdiği tanıtım faaliyetleri sayesinde dava konusu markanın ilgili sektörde tanındığını ve ayırt edicilik kazandığını, bu sebeple dahi başvurunun reddinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, 2021-M-9405 sayılı YİDK kararının iptale karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, davalının 1992 yılında sağlık sektöründe hizmet vermeye başladığını, 2004 yılında hastanelerinin ismini “... ...” olarak değiştirdiğini, bu tarihten itibaren “...” markasını sağlık sektöründe kesintisiz olarak kullandığını, markasının ayırt edicilik ve tanınmışlık kazandığını, davacının davalının sağlık hizmetlerinde kullanageldiği “...” markaları ile yakın benzer “...” markasını kendi adına tescil ettirmeye çalışarak davalının uzun yıllar içinde bu ibareye markasal hüviyette kazandırdığı ayırt edicilikten ve tanınmışlıktan faydalanmaya çalıştığını, halbuki taraf markalarının birbirlerine görsel, işitsel ve kavramsal açılardan çok yakın derecede benzediğini, taraf markalarının kapsamına giren hizmetlerin aynı sektöre ve faaliyet alanına ilişkin olduğunu, bu yüzden de markaların karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 44. sınıf hizmetlerin redde mesnet marka kapsamında da yer aldığı, dava konusu başvuru ile redde mesnet “...” ibareli markalar arasında işaretler bakımından da görsel, işitsel ve anlamsal açılardan benzerlik olduğu, redde mesnet "..." ibareli markasının ciddi kullanım sonucunda belirli bir ayırt edicilik kazandığı, bu fiili durum gözetildiğinde, davalının markalarında esas unsur olarak kullanılmış olan “...”, “...”, “...”, “...” ve “...” kelimelerinin, markanın hukuki tanımına uygun bir biçimde davalının ticari faaliyetlerini/hizmetlerini diğerlerinden ayırmaya yarayan ayırt edici bir işaret haline geldiği ve sonuçta da her tescilli markanın faydalandığı hukuki korumayı talep etme hakkını elde ettiği, bu nedenle de, karşılaştırılan markaların “...”, “...”, “...”, “...”, “...” ve “...” ibarelerini ortak olarak ihtiva etmeleri nedeniyle, markaların kelime unsuru baskın genel görünümleri/esas unsurları itibariyle görse, işitsel ve anlamsal açıdan yakınlaştığı, diğer taraftan davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı "..." ve "... ..." görselli markalarının, dava konusu edilen "..." görselli marka ile, Yargıtay’ın aradığı “bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması....” kriteri açısından uyumlu olmadığı, zira dava konusu başvuru ile davacının bahsi geçen markalarının genel tertip tarzlarının çok farklı olduğu ve tümüne hakim olan görünüşler açısından, tüketici nezdinde bıraktıkları toplu intibanın yakın olduğundan bahsedilemeyeceği, davacının 2016/80274 sayılı markasınında tescil tarihi 20.12.2018 olup, dava konusu başvuru tarihinin 12.02.2020 olduğu gözetildiğinde, davacıya müktesep hak sağlamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dava konusu başvuru ile redde mesnet markaların ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunmadığını, karşılaştırılan markalarda yer alan "..." ibaresinin uyuşmalık konusu 44. sınıf "tıbbi hizmetler" bakımından yaygın olarak kullanıldığını, dava konusu başvuru ve redde mesnet markaların bütünü itibariyle yeterince farklılaştıklarını, diğer taraftan müvekkilinin kuruluş tarihinden bu yana yaklaşık 24 yıldır "..." ibaresini ticari faaliyetinde kullandığını, bu ibareyi bilinir hale getirdiğini, müvekkilinin uzun yıllardır süren marka kullanımı, tıp hizmetlerinden faydalanan tüketicilerin bu hizmetten faydalanırken gösterdiği özen ve araştırmaları da dikkate alındığında tüketicilerin tescili istenen marka ile redde konu edilen markaların birbirinden ayırt edebileceği, dava konusu başvurunun müvekkilinin önceki marklarının serisi mahiyetinde olduğunu, müvekkili yararına müktesep hak koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka başvurusunun reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının dava konusu "..." ibareli başvurusu ile davalı şirkete ait “...”, “..." asıl unsurlu redde mesnet markalar arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira başvuru kapsamında yer alan 44. sınıf hizmetlerin redde mesnet markalar kapsamında yer aldığı, dava konusu başvurunun asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin, redde mesnet markalardan özelikle “...”, “...”, “...”, “...” i
bareleri markalarının başlangıç kısmında aynen yer aldığı, tüketicilerin dil bilgisi kurallarından kaynaklı olarak soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere daha fazla odaklandıkları, ayrıca redde mesnet "..." markasının sağlık sektöründe bilinirliğe dayalı ayırt edici hale geldiği hususları gözetildiğinde, dava konusu başvurunun redde mesnet markaların serisi olarak algılanabileceği, diğer taraftan davacı yararına müktesep hak koşullarının da oluşmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 346,90-TL bakiye harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 01/11/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/11/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.