T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2025/471 Esas 2025/723 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2025/471
KARAR NO: 2025/723
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN: ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE: ... ...
KATİP: ......
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/05/2019
NUMARASI: 2016/688 Esas 2019/530 Karar
DAVA: Şirket Müdürünün sorumluluğundan kaynaklanan tazminat
DAVA TARİHİ: 17/08/2016
KARAR TARİHİ : 01/07/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 01/07/2025
Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizce karar verildiği, kararın temyizi üzerine dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23/01/2025 tarih ve 2024/885 Esas 2025/375 Karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda dosya Dairemize gönderilmiş ve celse açılmak suretiyle gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... numarasında kayıtlı ve hali hazırda ... Belediye Başkanlığı'na ait bir şirket olduğunu, şirketin ana iştigal konusunun akaryakıt ticareti olup davalı ... ...'nin ... ... Ortaklar Kurulu'nun 09/07/2009 tarihli kararı ile şirket müdürü olarak seçildiğini, görevini 27/06/2014 tarihinde şirket müdürlüğünden alınıncaya kadar ifa ettiğini, ortaklar kurulunun 29/08/2014 tarihli 69 numaralı kararı ile davalının iş akdinin feshedilmesine karar verildiğini, fesih kararının davalıya 01/09/2014 tarihinde elden tebliğ edildiğini, davalının 09/07/2009 - 27/06/2014 tarihleri arasında müvekkilinin müdürü olarak görev yaptığı dönemde müdürlük görevini ifada gerekli özeni göstermediğini ve şirket menfaatlerini gözetmediğini, müvekkili şirketin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, işin plan ve idaresinde zafiyete düştüğünü, tedbirli bir idareci gibi davranmadığını, gözetim ve denetim görevlerini ifa etmediğini, akaryakıt istasyonu marketinde ve akaryakıt ürünlerinde büyük stok ve kasa açıkları gerçekleştiğini, envanter açıklarının akaryakıt ürünü alımının şirket kayıtlarında bulunmasına rağmen alım konusu ürünlerin şirketin akaryakıt depolarında bulunmadığını ve satışına ilişkin belgelerin de olmadığı anlamına geldiğini, 138.180,83 TL tutarındaki kaybın dolum tesisinde kayıtlı alışla fiili alış miktarı arasındaki farktan, akaryakıt dolum tesisinde mal alındıktan sonra istasyondaki yeraltı akaryakıt tanklarına dolumu arasındaki zamanda oluşan kayıptan, belgesiz mal satışından veya işletmeden çekiş gibi nedenlerden kaynaklı olabileceğini, belirtilen sebeplerden hangisi söz konusu olursa olsun müvekkili şirketin zarara uğratıldığını iddia ederek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 396.163,70 TL şirket zararının zararların gerçekleşme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı yana usule uygun tebliğe rağmen davaya karşı yazılı beyanda bulunulmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davalı ...'nin davacı şirketin ortaklar kurulunun 09/07/2009 tarihli kararı ile şirket müdürü olarak seçildiği, müdürlük görevini 27/06/2014 tarihine kadar ifa ettiği, ortaklar kurulunun 29/08/2014 tarihli kararı ile de davacının iş akdinin feshedilmesine karar verildiği ve fesih kararının davalıya tebliğ olunduğu, davalının müdürlük görevini ifada gerekli özeni göstermemek ve şirket menfaatlerini gözetmemek suretiyle davacı şirketin zarara uğratıldığı iddiasında bulunulmuş ise de davacı şirket kayıtlarında iddia edilen zararın zarar olarak ya da davalının borcu olarak kaydedilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece yeminli mali müşavirden rapor alınması gerekirken serbest muhasebeci mali müşavirden alınan rapora itibar edilerek hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, rapora itirazlarının değerlendirilmediğini, mahkemece eksik inceleme ile karar verildiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; limited şirket müdürünün sorumluluğundan kaynaklanan şirket zararının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekilinin ilk derece mahkemesince verilen davanın reddi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Dairemizin 14/11/2023 tarih ve 2019/1842 Esas 2023/1605 Karar sayılı kararıyla davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının gerekçe yönünden kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 25.000,00 TL tazminatın 27/06/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Dairemiz kararına karşı davacı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23/01/2025 tarih ve 2024/885 Esas 2025/375 Karar sayılı kararıyla;
"....6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 644. maddesinin yollaması ile 553 vd. maddeleri kapsamında şirket tarafından şirket yöneticisine sorumluluk davası açılabilmesi için limited şirket ortaklar kurulu tarafından verilen kararın bulunması gerekmektedir. Somut olayda davacı şirket genel kurulunca bu yönde alınmış bir karar mevcut olmayıp, sorumluluk davası için ortaklar kurulu kararının varlığı özel dava şartıdır. O halde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 115/2 hükmü gereğince tamamlanabilir dava şartı olan bu hususta davacı şirkete kesin mehil verildikten sonra bu yönde bir ortaklar kurulu kararının ibrazı halinde işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu sebeple yerel mahkeme kararının re’sen bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle bozulmuştur.
Anılan bozma kararı üzerineDairemizce duruşmalı yapılan inceleme sonucu;
Davacı vekili bozma ilamına konu genel kurul kararının ilk derece yargılaması sırasında ibraz edildiğini beyan etmiştir.
Davalı, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen beyanda bulunmadığı gibi duruşmaya katılmamıştır.
DİRENME GEREKÇESİ ;
Her ne kadar bozma ilamında davalı hakkında sorumluluk davası açılması hakkında genel kurul kararının bulunmadığı gerekçe yapılmış ise de; ilk derece mahkeme kararında ve Daire kararımızda bu yöne ilişkin gerekçe olmamakla birlikte bu husus dosyada tamamlanmış olduğundan gerekçeye alınmamıştır. Zira ilk derece mahkemesi 22/03/2018 günlü duruşma sonunda 4 numaralı ara karar ile TTK618/son maddesine göre davalı hakkında sorumluluk davası açılması yönünde ortaklar kurul kararını sunmak üzere 1 ay süre tanınmış ve davacı vekilince de 05/04/2018 tarihli dilekçe ekinde 29/03/2018 gün ve 112 karar numaralı genel kurul kararının örneğini sunmuştur. Anılan genel kurulda 5. numaralı karar olarak davalı hakkında açılan eldeki davaya icazet verilmiştir. Anılan dilekçe ve ekindeki genel kurul kararı UYAP üzerinden sisteme de kayıt edilmiştir. Bu nedenle önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Ticaret sicil kayıtları, ... A.Ş.'nin 06/04/2023 tarihli yazısı, davacı tarafından davalıya hitaplı ihtarname, davacı şirketin genel kurul toplantı tutanakları ve kararları, 28/05/2014 tarihli Kontrol ve Revizyon Raporu, 15/10/2014 tarihli Özel Amaçlı Rapor, vergi kayıtları vs deliller dosya arasında mevcuttur.
İlk derece mahkemesince alınan 05/02/2019 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacı şirketin ticari defterlerinin açılış ve kapanış onaylarının zamanında ve usulünce yapıldığının tespit edildiği, davacı şirketin her sene fiili sayım yaptığı ve fiili sayım sonuçlarını envanter defterine işlediği, her yıl stoklar hesabında biriktirilen tutarlar ile sene sonunda yaptığı fiili sayım sonucu oluşan tutarlar arasındaki farkın maliyet olarak kabul edip kayıtladığı, davacının davasına dayanak yaptığı 2 adet yeminli mali müşavirlik kontrol ve revizyon raporunun irdelendiği, raporlarda market stokları için kayden stokta olup gerçekte olmayan malların dönem içinde satıldığı, ancak hasılata yansıtılmadığı, kayden stokta olan ama gerçekte olmayan malların kurumdan çekildiğinin tespit edildiği, çalışmanın fiili sayım sonucu tespit edilen dönem başı ve dönem sonu stoklar ile dönem içinde giren-çıkan stokların karşılaştırılarak açıkların tespit edildiğinin anlatıldığı, akaryakıt ürünü açığının ise fiili sayım sonuçlarının ana dağıtıcının kayıtlarında yer alan giriş çıkış miktarları baz alınarak tespit yapıldığı, rapor sonucuna göre şirketin yönetiminde bir özensizlik olduğu, özellikle market stoklarında sorun yaşandığının anlaşıldığı, oysa davacı kayıtlarında kayıp ya da kaçak gibi bir kayıt işlemediği gibi davacının sebep olduğunu iddia ettiği envanter eksikliklerinin ne ayrı bir zarar hesabına ne de davalının borcuna kaydetmediği, ayrıca stok eksiği olduğuna dair de kaydın mevcut olmadığı bildirilmiştir.
Dairemizce alınan 17/03/2022 uyap tarihli bilirkişi raporunda özetle; dosya içeriğinden ve inceleme yapan yeminli mali müşavir raporundan şirketin akaryakıt istasyonunun davalının yönettiği dönemde stoklarında açık verdiğinin anlaşıldığı, akaryakıt stoklarında olduğu iddia edilen açık incelendiğinde, açık tutarının toplam yıllık stok tutarı ile karşılaştırıldığında free sayılabilecek oranlarda olduğu, gerek dağıtım şirketinin gerekse EPDK denetimleri nedeniyle akaryakıt stoklarında suistimal olasılığının düşük olduğu, market stoklarında oluşan açık bakımından bir yönetim zafiyetinden söz edilebileceği, ancak davacının açık olduğunu iddia ettiği tutarları açık olarak kayıtlarına yansıtmadığı, defterinde davacının borcuna kayıt etmediği bildirilmiştir.
Dairemizce yeminli mali müşavirden alınan 19/06/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davacı şirketin stoğundaki akaryakıt ürünlerinin dönem sonları itibariyle fiili stok sayımlarını gösteren herhangi bir belgenin ibraz edilemediği, dönem başı ve dönem sonu akaryakıt stokları için davacı Şirketin envanter defterlerindeki kayıtlar ile 30.06.2014 tarihli geçici vergi stok dökümü, dönem içi akaryakıt alış ve satış tutarları için ise EPDK Bayi Otomasyon Mutabakat formlarındaki rakamlar baz alınarak yapılan hesaplamaya göre 2013 yılının tamamı ve 2014 yılının ilk 6 aylık süresi içerisinde akaryakıt ürünlerindeki envanter farkının 154.117,57 TL hesaplandığı, davacı talebinin 138.180,83 TL olduğu, bu tutarın davalının sorumluluğundan kaynaklanan zarar olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunun Sayın Mahkemenin takdirlerinde bulunduğu; market ürünlerinden oluştuğu iddia edilen zarar yönünden mevcut deliller kapsamında (varsayıma dayalı olmayan, zararın varlığını tevsik edici bir belge bulunmadığından) talep edilen zararın tespitinin mümkün olmadığı, Özel Amaçlı YMM raporu ile geçmişe yönelik (2010-2013 arası 4 yıl) satılan malın maliyeti hesaplarının oranlanması ile hesaplanan 257.532,74 TL envanter farkının (zarar) davalının sorumluluğundan kaynaklanan bir zarar olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunun Sayın Mahkemenin takdirlerinde bulunduğu bildirilmiştir.
25/09/2023 tarihli ek raporda aynı görüşler tekrar edilmiştir.
Dosya kapsamından, davacı Şirket ortaklar kurulunun 09.07.2009 tarih ve 57 sayılı kararının 3. gündem maddesinde; şirket müdürü olarak ...'nin seçildiği, şirketi tüm resmi ve hususi daireler, idareler, bankalar, kuruluşlar, firmalar, özel ve tüzel kişilerle yapacağı borçlandırıcı veya hak kazandırıcı her türlü müracaat, beyanname, taahhüt, sözleşme ve işlemlerde şirketin ticari unvanı altına atacağı imza ile temsil ve ilzama yetkili olmasına, şirket adına bankalarda hesap açtırmaya, mevcut hesapları kapattırmaya, banka hesaplarına para yatırıp çekmeye, bankalardan kredi ve teminat mektubu almaya, sair bankacılık işlemlerini yapmaya, çek ve bono düzenlemeye, şirket adına dava açmaya, şirketi mahkeme ve icra dairelerinde temsil etmeye, sulh ve ibraya, ahz-u kabza, üçüncü kişilere vekaletname vermeye, avukat tayin etmeye, ihalelere katılmaya, kira sözleşmeleri imzalamaya, mevcut sözleşmelerin süresini uzatmaya, fatura, sevk irsaliyesi bastırmaya yetkili olmasına oy birliği ile karar verildiği, 27.06.2014 tarihli genel kurul kararı ile de görevine son verilerek, şirketi ilzam ve temsil yetkisinin kaldırılmasına oy birliği ile karar verildiği, 29.08.2014 tarıh ve 69 sayılı genel kurul kararıyla da müdür olarak görev yaptığı dönem içinde, görevini ve sorumluluğunu yerine getirmeyerek, akaryakıt istasyonunda akaryakıt ürünleri ve market envanterinde kayıplara, stok ve kasa açıklarına sebebiyet veren, bazı müşterilerle yazılı sözleşme yapmaksızın ve çek/bono ile herhangi bir teminat almaksızın, bu müşterilere vadeli akaryakıt satışı yaparak tedbirli davranmayan, yargı mercileri önünde ispat ve yargı mercileri eliyle tahsil güçlüğüne sebebiyet vermek suretiyle şirketin zararına neden olan, işçilere yapılan zamların bir bölümünü şirket bünyesinde çalışan işçilere yansıtmayarak, herhangi bir sebeple işten ayrılan sendikalı işçilerin, iş mahkemeleri nezdinde şirket aleyhine alacak davası açmasına sebebiyet veren, bunları işçilerin bordrolarına doğru bir şekilde yansıtmadığı anlaşılan ...'nin iş akdinin 29.08.2014 tarihi itibariyle, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/Il-e maddesi gereğince şirketçe feshedilmesine, fesih ihbarının ...'ye tebliğine oy birliğiyle karar verildiği, davalıya fesih bildiriminin Ankara Kırkıncı Noterliğinin 29.08.2014 tarih ve 27194 yevmiye nolu ihtarnamesi ile ve şirket kayıt ve hesapları üzerinden belirlenen alacaklar ile sair her türlü alacak, tazminat fazlaya ve hataya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla yapıldığı, bildirimin davalı ... tarafından 01.09.2014 tarihinde hukuki hakları saklı kalmak kaydıyla tebellüğ edildiği ve davalının 09.07.2009-27.06.2014 tarihleri arasında şirket
müdürü olarak görev yaptığı dönemde şirketi zarara uğrattığı iddiasıyla eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı şirket, 09/07/2009-27/06/2014 tarihleri arasında şirket müdürü olarak görev yapan davalının şirketi zarara uğrattığını iddia ederek uğranılan zararın tazminini talep etmiştir
Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK’nın 644/1-a maddesi uyarınca, limited şirket müdürlerinin sorumluluğu anonim şirketlere ilişkin kurallara tabidir. TTK’nın 555.maddesi uyarınca, şirketi yönetenlerin yönetimi sebebiyle şirketin uğradığı zararın tazminini şirket talep edebileceği gibi, şirkete ödenmesi istemiyle pay sahipleri de talep edebilecektir.
TTK'nın Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553. maddesinde ise;
"(1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.
Değişik fikra: 26.06.2012 t. 6335 s.K. m.28,41
2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar.
(3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
Şirket zararı, şirket aktiflerindeki fiili bir azalma veya beklenen kardan eksilme şeklinde ortaya çıkar. Şirket müdürünün sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın oluşması şart ve müeyyidesi tazminattır.
Uyuşmazlık, davalının davacı şirketi zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zarar ile davacı tarafından iddia olan zarara yol açan eylem arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı, bu eylem sebebiyle davalının sorumlu tutulup tutulamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
İlk derece mahkemesince zararının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2022 tarih 2019/(18)5-54 Esas 2022/771 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı TBK.nun “Zararın ve Kusurun İspatı” başlıklı 50. maddesinde; “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.” hükmü düzenlenmiştir.
Oluşan zararı ispat etme yükümlülüğü kural olarak iddia edene ait ise de, gerçek zararın ve miktarının ispat edilemediği durumlarda 6098 sayılı TBK’nın 50 maddesi gereğince hâkim bu zararı, hâlin olağan gelişimini ve zarar gören tarafın aldığı tedbirleri gözeterek takdir yetkisini kullanmak suretiyle belirler.
6098 sayılı TBK’nın 50/2. maddesi hükmü zararın gerek miktarını ve gerekse varlığını kesinlikle ispat edecek deliller getirilemediği takdirde uygulanacaktır. Böyle hâllerde, dosyada mevcut deliller, olayların normal gidişine göre bir zararın vukuunu kabule elverişli görünüyorsa, zarar ispatlanmış sayılır. Buna karşı TBK’nın 50/2. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için bir zarar vukuunun sadece “muhtemel” görülmesi yeterli değildir.
Diğer taraftan, zarar miktarının TBK’nın 50/2. maddesi çerçevesinde hâkim tarafından takdir edilebilmesi, davacının bir zarar doğduğunu somut delillerle ispat edememiş de olsa böyle bir zararın doğumunu kabule esas olan ve miktarının tespitini kolaylaştıran olayları ispat etmesine ihtiyaç gösterir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 579).
Hâkim takdir yetkisini kullanacağı olaylarda, hâlin mutad cereyanını ve mağdurun aldığı tedbirleri dikkate alacaktır. Hâlin mutad cereyanının dikkate alınmasından maksat davacının ortaya koyduğu delillere göre hayatın normal akışına göre meydana gelebilecek zararların hesaba katılmasıdır. Zarar görenin aldığı tedbirlerin dikkate alınmasından maksat, mahrum kalınacağı ileri sürülen kazançların elde edilmesini kuvvetli ihtimal dahiline sokan unsurlardır (Oğuzman, M.Kemal /Öz, M.Turgut : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, 6. Bası, s. 552).
Zararı böylece belirleyen hâkim, hâl ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın şeklini ve kapsamını tayin ve tespit eder. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukukî ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her somut olayın kendine özgü yapısı içerisinde değişen bir özellik gösterecektir.
Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermekle yükümlüdür.
Zararın ispatı davacıya düşmekte ise de, hâkim gerçek zararın miktarının ispat edilip edilemediğini gözeterek, ispat edilememişse bu zararı kendisi yasada belirtilen koşullarla tespit edecek; ardından da bu zararın giderilebilmesi için tazminat miktarını yine kanunda aranan usul ve esaslar çerçevesinde belirleyecektir. Ancak hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz (Uyar,Turgut:Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s.549).
Miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin mal varlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazmin borcu da o miktarda olmalıdır.
Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2019 tarihli ve 2019/4-85 E., 2019/314 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; yukarıda açıklandığı üzere gerçek zararın tespitinin mümkün olmaması halinde dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı TBK 50/2 gereği tazminat miktarı hakkaniyete göre belirlenmelidir. Kural olarak, zararın ve kapsamının davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Dosya içerisinde mevcut belgelerden davalının şirket müdürü olarak görev yaptığı dönemde üzerine düşen özen ve bağımlılık yükümlülüğünü yerine getirmemesi, gözetim ve denetim görevini ifa etmemesi nedeniyle davacı şirketin akaryakıt istasyonu marketinde stok ve kasa açıkları oluştuğu ve böylelikle davacı şirketin zarara uğradığı anlaşılmakla birlikte gerek ilk derece mahkemesince gerekse Dairemizce alınan bilirkişi raporlarında uğranılan zararın miktarının tespit edilemediği görülmektedir. Bu durumda mahkemece, dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 50/2. maddesi uyarınca tazminat miktarı, olayların olağan akışı ve zarar görenin aldığı önlemler gözönünde tutularak Dairemizce davacının akaryakıt istasyonu marketindeki stok ve kasa açıkları nedeniyle talep edebileceği tazminat miktarının 25.000 TL olduğu takdir edilmiş, bu zarar kalemi yönünden davacı istinafı yerinde bulunmuş, davalının 27/06/2014 tarihinde şirket müdüründen ayrıldığı, zararın da bu tarih itibariyle oluştuğu ve taraflar tacir olmakla avans faizi uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Dosyada mevcut 05/02/2019 havale tarihli bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere akaryakıt stoklarındaki açık tutarının toplam yıllık stok tutarıyla karşılaştırıldığında fire sayılabilecek oranlarda olduğu ve böylelikle davacının bu kalem yönünden zararının ispatlanamadığı anlaşılmakla davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A)1-Dairemizin 14/11/2023 gün 2019/1842 Esas 2023/1605 Karar sayılı kararında DİRENİLMESİNE,
2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile,
3-Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/05/2019 tarih ve 2016/688 Esas 2019/530 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca gerekçe yönünden KALDIRILMASINA,
B)1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, 25.000 TL tazminatın 27/06/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-Alınması gereken 1.707,75 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 6.765,49 TL harcın mahsubu ile artan 5.057,74 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 1.707,75 nispi harç ile 29,20 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 1.736,95 TL harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan tebligat ve posta, bilirkişi gideri olmak üzere toplam 3.616,20 TL yargılama giderinin davanın red/kabul oranına göre 228,20 TL'lik kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden AAÜT'nin 13/1. maddesi uyarınca takdir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
7-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve istekleri halinde davacıya iadesine,
C)1-Davacı taraftan istinaf karar harcı olarak alınan 44,40 TL harcın talep halinde davacı iadesine,
2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 121,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile dosyanın istinafa gönderim giderinin 66,00 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 187,30 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-İstinaf incelemesi sırasında birden fazla duruşma açıldığından yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap edilen 20.400,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.01/07/2025
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...
... ... ... ...
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.