T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/984 Esas 2024/1123 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2024/984
KARAR NO: 2024/1123
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN: ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE: ... ...
KATİP: ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/05/2019
NUMARASI: 2017/899 Esas 2019/443 Karar
DAVACI
VEKİLİ:
DAVALILAR
DAVA: İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 22/12/2017
KARAR TARİHİ: 22/10/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH: 11/11/2024
Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizce karar verildiği, verilen kararın temyizi üzerine Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda dosya Dairemize gönderilmiş ve celse açılmak suretiyle gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalıların haksız olarak itiraz ettiğini belirterek davalıların icra takibine itirazlarının iptaline, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerinin kefil olma iradelerinin bulunmadığını, sözleşmelerdeki imzalara itiraz ettiklerini, el yazılarının müvekkillerinin elinden çıkmadığını, ipotek verme iradesi ile işlem yaptıklarını, ipotek limitlerinin borçtan düşülmediğini, faiz oranlarının fahiş olduğunu, banka tarafından faize faiz işletildiğini bildirerek davanın reddine, % 20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davalı ... ve ...'in genel kredi sözleşmesinde kefil olarak isim ve imzasının bulunduğu, imzaya itiraz edilmediği, diğer yazı ve tarihin kendisine ait olmadığının iddia edildiği, alınan kriminal raporu ile kefil olunan miktar, kefaletin türü bölümlerindeki yazıların anılan davalılar eli ürünü olmadığının tespit edildiği, davalı ... için ayrıca eş rızası yok ise de; asıl borçlu ...'in eşi olduğu, asıl borçlunun kredi sözleşmesine onay verdiği, kefalette ayrıca eş rızası aranmasının gerekmeyeceği, davanın dayanağı genel kredi sözleşmesinde kefil olarak davalılar ... ile ...'in isim ve imzalarının bulunduğu, ancak kefaletin türü bölümünde müteselsil bölümünün yazılı olmadığı, bu haliyle müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulamayacakları, kefaletin adi kefalet hükümlerine tabi olacağı bu durumda da önce asıl borçluya gidilip, sonrasında kefile başvurulabileceği, davalı ...'ın sözleşmede müteselsil kefil olduğu, TBK'nun 583/1 maddesi kapsamında kefaletinin geçerli bulunduğu, davacının takip tarihi itibariyle davalı ...'dan alacaklı olduğu miktarın bilirkişi raporu ile tespit edildiği, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçilmesinin kefiller için ilamsız takibe geçilmesine engel olmayacağı, alacağın likit olduğu, davacı tarafından kötü niyetle takibe geçildiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ... ve ...'e karşı açılan davanın reddine, davalı ...'a karşı açılan davanın kısmen kabulü ile davalının icra takibine itirazının 795.875,87 TL asıl alacak, 117.961,39 TL akdi faiz, 12.932,98 TL temerrüt faizi, 5.238,50 TL BSMV ve 1.670,91 TL ihtarname gideri olmak üzere toplam 933.679,65 TL üzerinden iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %39 oranında faiz işletilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2017/20763 sayılı dosya ile tahsilde tekerrüre yer verilmemesine, hükmolunan meblağın %20'si oranında hesaplanan 186.735,93 TL icra inkar tazminatının davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalıların tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların icra takibine itirazlarında imza / el yazısı itirazlarına yer vermediklerini, yargılama devam ederken itirazlarını değiştirip genişlettiklerini, davalı ...'in kefil kabul beyanı metninde genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzalamayı ve sözleşme hükümlerinin uygulanmasının kabul ettiğini, bu durumun TBK'nun 583.maddesi anlamında kefalet sözleşmesinin geçerliliğini gösterdiğini, kefalet sözleşmesinde yer alan imzaların davalılara ait olduğunu, hesap kat ihtarında davalıların müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu oldukları belirtilmesine rağmen davalıların hesap kat ihtarnamesine itiraz etmediklerini, davalıların haklarını kötüye kullandıklarını, davalı ... ve ...'in el yazılarının incelenmesine ilişkin adli tıp kurumundan rapor alınması gerektiği itirazlarının dikkate alınmadığını, dosyaya sunulan raporun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığını, taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi uyarınca ödenmeyen borcun ayrıca ihtara gerek olmaksızın muaccel olacağı, müşterinin temerrüde düşeceğinin hükme bağlandığını, her durumda alacağın muacceliyet tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar temerrüt faizi uygulanacağını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın sözleşme hükümlerine uygun olmadığını, hesap kat tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesi gerekirken akdi faiz işletildiğini, işlemiş akdi faize faiz işletme haklarının bulunduğunu, bu meblağ ve bu meblağa işleyecek faizin hüküm dışı bırakıldığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; takip dayanağı olarak belirtilen belgelerin icra dosyasına sunulmadığını, müvekkillerine tebliğ edilmediğini, müvekkili Kamil yönünden de davanın reddi gerektiğini, davacının eksik belge sunduğunu, kötü niyetle hareket ettiğini, alacaklının takip talebinde dayandığı belgeler dışında başka bir belgeye dayanarak itirazın iptalini talep edemeyeceğini, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, müvekkili ... ile ilgili olarak banka kayıtları üzerinde inceleme sırasında eş rızasını içeren belgenin sunulduğu ve kefaletin müteselsil kefalet olduğu kabul edilerek bilirkişi tarafından değerlendirme yapıldığını, davacının mahkemece verilen kesin süre içerisinde müvekkili ...'a ilişkin eş muvafakatine ilişkin belgeyi dosyaya sunmadığını, süresi içerisinde sunulmayan belgelinin kabul edilemeyeceğini, süresinden sonra sunulan belge dikkate alınarak hüküm kurulduğunu, müvekkili ...'ın eşinin okuma yazma bilmediğini, muvafakatname de eşinin parmak izinin yer aldığını, muvafakatinin bu şekliyle geçersiz olduğunu, eşin okuma yazma bilip bilmediği yönünde araştırma yapılmadığını, muvafakatnamede ki imzanın eşine ait olmadığını, eş muvafakatinde tarihin bulunmadığını, yasanın aradığı koşulları içermediğini, ... yönünden verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkili ...'ın kefalet türünün yazılı bulunmadığını, kefil olunan azami miktar kısmında düzeltme yapıldığını, takip konusu kredinin 01/08/2014 tarihinde açıldığını, müvekkili ...'ın kefalet tarihinin ise 06/04/2016 olduğunu, kefilin aksi kararlaştırılmadıkça borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumlu olacağını, bilirkişinin bu yönde inceleme yapmadığını, tüm davalıların kefaletlerini geçersiz olduğunu, müvekkillerinin kefil olma iradelerinin bulunmadığını, kefillerden birinin veya bir kaçının kefaleti geçersiz olduğundan diğer kefilin yükünün ağırlaştırıldığını, müvekkili ... yönünden bu hususun göz ardı edildiğini, müvekkili ... tarafından yapılan ödeme sonucu ipoteğin fek edildiğini, dosyada görevlendirilen bilirkişinin banka kayıtlarında bu yönde araştırma yapmadığını, müvekkili yanıltılarak kefalet imzası alındığını, müvekkillerinin savunma haklarının kısıtlandığını, ... aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, ... yönünden müteselsil kefil ibaresi yazılmadığından kefaletin geçersiz olduğunu, kefalet limitinin tereddüte mahal verdiğini, kredinin ...'in kefalet tarihinden sonra kullandırıldığını, ... yönünden müteselsil kefalet ibaresinin yazılı olmadığını, öncelikle asıl borluya gidilmesi gerektiğini, eş muvafakatinin olmadığını, kefaletin geçersiz olduğunu, özellikle ... ve ... olmak üzere müvekkilleri lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, takipte talep edilen akdi ve temerrüt faiz miktar ve oranlarının fahiş olduğunu, fiilen uygulanmayan fahiş oranların esas alındığını, temerrüt tarihinin gözetilmediğini, davacının İİK'nun 45. maddesine aykırı olarak hareket ettiğini, müvekkillerinin ipotek veren sıfatı dikkate alınmaksızın ipotek limitleri borçtan düşülmeden takip yapıldığını bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, müvekkilleri lehine % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
İlk derece mahkemesinin davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine ilişkin kararına karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 25/04/2022 tarih 2020/140 Esas 2022/562 Karar sayılı kararıyla taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı ve kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalılar ..., ..., ... hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dairemiz kararına karşı davacı vekili ve davalılar ..., ..., ... vekillerince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01/04/2024 tarih 2022/5751 Esas 2024/2641 Karar sayılı kararıyla; "... 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinin birinci fıkrasında; "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." düzenlemesine, aynı tarihte yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde ise; "İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar..."
düzenlemesine yer verilmiştir.
Mülga 6762 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi müteselsil sorumluluğun aksini, sadece sözleşmede öngörülmesine tabi kılmışsa da, 6102 sayılı Kanun'un madde gerekçesinde de belirtildiği üzere metne "Kanunda" ibaresinin eklendiği göz ardı edilmemelidir.
Dolayısıyla, 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin birinci fıkrasında açıkça, "...kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse..." ibaresine yer verilmiş olup, cümlede geçen "Kanun" kavramının somut uyuşmazlığa uygulanması gereken mevzuat kapsamındaki herhangi bir kanunu işaret ettiği açıktır.
6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde, kefaletin geçerlilik şartları sayılmış olup, özellikle de müteselsil kefil olunması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girildiğininin kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtilmesi şeklinde geçerlik şartı konulmuş olup bu hali ile 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesindeki teselsül karinesi zayıflatılarak şarta bağlanmıştır.
Bu durumda, davalılar ... ve ...'in, genel kredi sözleşmesinin kefalet kısmındaki kefalet türünün kendi el yazıları ile yazılması gereken kısımlarında bu ibarenin yer almaması sebebi ile kefilliklerinin adi kefalet olduğunun kabulü gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince 6102 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde düzenlenen teselsül karinesi gereği müteselsil kefil olduklarının kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın adı geçen davalılar yararına bozulması gerekmiştir." gerekçeleriyle bozulmak suretiyle dosya Dairemize gönderilmiş olup, Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Genel kredi sözleşmesi, hesap kat ihtarı, Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2017/20764 sayılı takip dosyası, yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 15/04/2019 tarihli bilirkişi raporu, ihtarname suretleri, ipotek resmi senedi, kredi hesap ekstreleri, Jandarma Kriminal Uzmanlık raporları, Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2017/20 sayılı takip dosya sureti dosya içerisinde yer almaktadır.
Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün 2017/20764 sayılı takip dosya incelendiğinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlular aleyhine toplam 964.064,83 TL (davalılar ... ve ... yönünden 962.393,92 TL) alacağın tahsili talebi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçlulara 13/10/2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçluların 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde 17/11/2017 tarihinde icra takibinde yer alan borca ve ferilerine itiraz ettiği, işbu itirazın iptali davasının itiraz dilekçesinin alacaklı/vekiline tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde 22/12/2017 tarihinde açıldığı görülmüştür.
Davacı banka ile dava dışı ... arasında 25/07/2014 tarihli 2.250.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, sözleşme limitinin 12/01/2016 tarihinde 2.430.000,00 TL'ye çıkarıldığı, davalı ...'in 25/07/2014 tarihinde 2.250.000,00 TL limit ile, davalı ...'in 25/07/2014 tarihinde 2.250.000,00 TL limitle, davalı ...'in 25/07/2014 tarihinde 2.250.000,00 TL limitle, davalı ...'in 08/05/2015 tarihinde 2.250.000,00 TL limitle, davalı ...'ın 06/04/2016 tarihinde 2.250.000,00 TL limit ile kefil sıfatıyla imzalarının yer aldığı, davalılar ..., ...'in kefaletlerinde müteselsil ibarelerinin yazılı olmadığı dosya içeriğiyle sabittir.
Davalı ..., ..., ... ve ...'ın kefalete ilişkin eş rıza belgeleri dosyada yer almaktadır.
Davacı banka tarafından 19/10/2017 tarihinde davalılar ile dava dışı asıl borçluya gönderilen hesap kat ihtarnamesi ile toplam 939.460,06 TL alacağın 1 gün içerisinde ödenmesi ihtar edilmiş, anılan ihtarnamenin asıl borçlu ve davalılara 23/10/2017 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.
Anılan hesap kat ihtarnamesinin tebliği üzerine davalılar ve dava dışı asıl borçlu tarafından davacıya gönderilen 30/12/2017 tarihli cevabi ihtarname ile kefaletlerin geçersiz olduğu, faiz oranının fahiş bulunduğu bildirilmiştir.
Dosya içerisinde yer alan ve davalılar ..., ... ve ...'in taşınmazları üzerinde tesis edildiği anlaşılan ipoteklere ilişkin ipotek resmi senetlerinden ipoteklerin dava dışı asıl borçlu ...'in borçlarını teminat altına almak üzere davacı banka lehine tesis edildiği, ipoteklerin anılan kefillerin kefalet borçlarının teminatı olmadığı anlaşılmıştır.
Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2017/20 sayılı takip dosyası ile davacı banka tarafından davalılar ..., ... ve diğer borçlular aleyhine toplam 964.064,83 TL alacağın tahsili talebiyle ve tahsilde tekerrür olmamak üzere 08/11/2017 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatılmıştır.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde genel kredi sözleşmesinde yer alan kefalet imzalarının, kefalet türü, kefalet tarihi ve kefalet limitinin davalıların eli ürünü olmadığını savunmuş ise de, yargılama aşamasında, 25/04/2018 tarihli celsede kefalet imzalarının müvekkillerine ait olduğunu, ... ve ... yönünden imza dışındaki hiçbir yazı ve tarihin anılan kişilere ait olmadığını, ...'ın eş rızasının bulunmadığını, ... ve ...'in kefalet türü kısmının boş olduğunu, ...'in eş muvafakatinin de bulunmadığını bildirmiştir.
Yargılama aşamasında Jandarma Kriminal Laboratuvarından alınan 13/07/2018 tarihli uzmanlık raporunda, genel kredi sözleşmesindeki ...'in kefaletine ilişkin kısımdaki el yazılarının ...'in eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir.
Alınan 30/11/2018 tarihli Jandarma Kriminal Laboratuvarı uzmanlık raporunda, genel kredi sözleşmesindeki ...'in kefaletine ilişkin kısımdaki el yazılarının ...'in eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir.
Yargılama aşamasında banka kayıtları üzerinde yerinde yapılan inceleme ile, alınan bankacı bilirkişi raporunda, ipoteklerin, davalı kefillerin kefaletlerinden doğan şahsi sorumlulukların teminatını oluşturmadığı, davalıların 25/10/2017 tarihinde temerrüde düştüğü, cari faiz oranının % 26, temerrüt faiz oranın ise % 39 olduğu, banka incelemesi sırasında davalı ...'ın eş rızasının sunulduğu, ...'ın takip tarihi itibariyle davacı bankaya 795.875,87 TL asıl alacak, 117.961,39 TL işlemiş akdi faiz, 12.932,98 TL işlemiş temerrüt faizi, 5.238,50 TL BSMV olmak üzere toplam 932.008,74 TL borcu bulunduğu, davalı ...'in kefaletinde müteselsil kefil ibaresi bulunmasa da ticari teselsül karinesi gereğince diğer davalı gibi borçtan sorumlu bulunduğu, davalılar ... ile ...'in kefalet yazılarının elleri ürünü olmaması nedeni ile borçtan sorumlu olmadıkları, davalı ...'in eş rızasının sunulmadığı, borçtan sorumlu olmadığı banka kayıtlarına göre ipoteğin paraya çevrilmesi dosyasında dava tarihinden sonra 27/07/2018 tarihinde 150.000,00 TL, 31/07/2018 tarihinde 264.000,00 TL, 10/08/2018 tarihinde 401.000,00 TL ve 140.132,12 TL olmak üzere toplam 964.132,12 TL tahsilat yapıldığı tespit edilmiştir.
Davacı yan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağı bulunduğunu, alacağın tahsili talebi ile başlatılan icra takibine davalıların haksız olarak itiraz ettiğini iddia etmiş, davalı yan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacı banka ile dava dışı ... arasında 25/07/2014 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, sözleşme limitinin 12/01/2016 tarihinde artırıldığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davacı tarafından kredi hesabının kat edildiği, alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalıların icra takibindeki borcun tamamına itiraz etmeleri üzerine işbu itirazın iptali davasının açıldığı hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, davalıların genel kredi sözleşmesinde yer alan kefaletlerinin geçerli olup olmadığı, geçerli ise bir kısım davalıların taşınmazları üzerinde tesis edilen ipotek nedeniyle davacının bu davalılar yönünden ilamsız icra takibi başlatıp başlatamayacağı, başlatabilecek ise takip tarihi itibariyle davacının davalılardan talep edebileceği alacak miktarı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Taraf vekillerinin istinaf itirazı incelendiğinde, dava konusu icra takip dayanağı genel kredi sözleşmesi 25/07/2014 tarihli olup, davalıların kefaleti anılan tarih ve sonraki tarihleri içermektedir. Kefalet tarihleri itibariyle davalıların kefaletlerinin geçerli olup olmadığı, TBK'nun 583 vd.madde hükümleri gözetilerek değerlendirilecektir.
Buna göre, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı gibi kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Öte yandan, eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızası ile kefil olabilir. Bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.
Eş rızasının aranmadığı istisnai durum ise, TBK'nun 584/son maddesinde düzenlenmiş olup, somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davalılar vekili davalı ... ve ...'in imzası dışındaki hiç bir yazı ve tarihin bu davalıların eli ürünü olmadığını bildirmiştir.
Anılan davalıların dava konusu icra takibine itirazlarında imza/el yazısına itiraz etmemişlerdir. İmza ve el yazısının açıkça kabulüne yönelik bir beyan da bulunmamaktadır. Yargılama aşamasında ise, genel kredi sözleşmesindeki imza dışındaki hiç bir yazı ve tarihin ... ve ... eli ürünü olmadığı ileri sürülmüştür. Sahtelik iddiası, açık kabul olmadığı sürece yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilecektir.
Yargılama aşamasında alınan uzmanlık raporları ile dava konusu icra takip dayanağı genel kredi sözleşmesindeki kefalet el yazılarının davalılar ... ve ... eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir. Alınan rapor ayrıntılı denetime elverişli olup, mukayese belgeler anılan davalıların kefalet tarihinden önceki tarihlidir.
Bu durumda mahkemece, davalı ... ve ...'in genel kredi sözleşmesindeki kefalete ilişkin el yazılarının anılan davalılar eli ürünü olmadığı, TBK'nun 583/1 maddesinde yer alan kefaletin geçerliliğine ilişkin şekil koşulunun gerçekleşmediği, anılan davalıların kefil sıfatıyla borçtan sorumlu tutulamayacakları gözetilerek anılan davalılar yönünden açılan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davalılar ... ve ... yönünden kefalet imza ve yazıları anılan davalıların kabulündedir. Davalı ...'in kefalet tarihi olan 08/05/2015 tarihli kefalete ilişkin eş rızası bulunmaktadır. Davalı ...'in eş rızasına ilişkin belge bulunmamakta ise de, anılan davalı dava dışı asıl borçlu ...'in eşidir. Bu durumda anılan davalı yönünden kefalete ilişkin ayrıca eş rızası bulunmadığının ileri sürülmesi TMK'nun 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı olacaktır. Bir başka anlatımla davalılar ... ve ...'in kefaletleri yasanın aradığı şekil koşullarına uygundur.
Davalılar ... ve ...'in kefaletleri yasanın aradığı şekil koşullarına uygun ise de, kefalet türü kısmında müteselsil ibaresi yazılı değildir.
Kefalette, kefalet tarihi ve kefalet limitinin kefilin el yazısı ile yazılması durumunda adi kefalete ilişkin yasanın aradığı şekle ilişkin geçerlilik koşulları gerçekleşmiş olur. Yasa koyucu kefilin müteselsil kefil olmak istemesi durumunda müteselsil kefil ibaresi veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefilin kendi el yazısı ile yazmasının müteselsil kefalete ilişkin geçerlilik koşulu olarak aramıştır.
6102 Sayılı TTK'nun 7. maddesinde, teselsül karinesi düzenlenmiş olup, anılan madde "İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.
Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur." hükmünü içermektedir.
TBK'nun 583. maddesinde yer alan kefaletin geçerlilik şartları arasında özellikle müteselsil kefil olunması halinde bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girildiğinin kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtilmesi geçerlilik koşulu olarak düzenlendiğinden 6102 sayılı TTK'nun 7. maddesindeki teselsül karinesinin zayıflatılarak şarta bağlandığının kabulü gerekecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davalılar ... ve ... genel kredi sözleşmesinde kefil sıfatıyla imzaları bulunmakta ise de, kefalet türüne ilişkin müteselsil ibaresinin kendi el yazılarıyla sözleşmede yer almasına ilişkin koşul gerçekleşmemiş olup, kefaletleri TBK'nun 585. maddesi kapsamında adi kefalettir.
TBK'nun 585/1. maddesi "Adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça, kefili takip edemez; ancak, aşağıdaki hallerde doğrudan doğruya kefile başvurabilir:
1.Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi alınması.
2.Borçlu aleyhine Türkiye'de takibatın imkansız hale gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi.
3.Borçlunun iflasına karar verilmesi.
4.Borçluya konkordato mehli verilmiş olması." hükmünü içermektedir.
Anılan hükümden anlaşılacağı üzere davacı banka davalılar ... ve ...'in genel kredi sözleşmesindeki kefaleti adi kefalet niteliğinde bulunduğundan borçluya başvurmadıkça anılan kefiller hakkında icra takibi başlatamayacaktır. Somut olayda TBK'nun 585/1. maddesinde sayılan ve alacaklının borçluya başvurmadan doğrudan doğruya kefile başvurabileceği hallerden biri de gerçekleşmemiştir.
Hal böyle olunca, davalı kefiller ... ve ...'in kefaletlerinde kefalet türünde müteselsil ibaresinin yazılı olmadığı, TBK'nun 583. maddesi uyarınca anılan davalıların genel kredi sözleşmesindeki kefaletlerinin müteselsil kefalet olarak kabul edilemeyeceği, sözleşmedeki kefalet türü kısmında "müteselsil" ibaresinin yazılı olmamasının sonucu olarak anılan davalıların kefaletlerinin adi kefalet olarak kabul edilmesi gerekeceği, TBK'nun 585. maddesi uyarınca alacaklının borçluya başvurmadıkça kefili takip edemeyeceği, TBK'nun 585/1. maddesi uyarınca alacaklının doğrudan doğruya kefile başvurabileceği hallerden birinin de gerçekleşmediği gözetilerek anılan davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekecektir.
Davalı ... hakkında kurulan hükme yönelik istinaf itirazları incelendiğinde, anılan davalının kefalete ilişkin eş muvafakati banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapan bilirkişi raporu ekinde yer almaktadır. Alınan muvafakat belgesinde davalı ...'ın eşi, ...'ın kefil olmasına yönelik rızasını bildirmiş ise de, eş rıza belgesinde herhangi bir tarih yer almamaktadır. Bir başka anlatımla, davalı ... eş rızasının hangi tarihte alındığı belirsizdir.
TBK'nun 584. madde hükmü gereğince eş rızası kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Somut olayda ise, davalı ...'ın eş rızasının kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olduğunu davacı banka ispatlamakla yükümlüdür. Davacı banka anılan ispat yükü çerçevesinde dosyaya yazılı bir bilgi veya belge ibraz etmemiştir. Bu durumda mahkemece davacının davalı ...'ın eş rızasının kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olduğunu davacı bankanın usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı, TBK'nuin 584.madde hükmü gereğince davalı ...'ın kefaletinin eş rızasına ilişkin şekil koşuluna uygun olmadığı, kefaletin geçersiz olduğu, davalı ...'ın davacı bankanın takip tarihi itibariyle oluşan alacağından sorumlu bulunmadığı gözetilerek anılan davalı hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken davalı ...'ın kefaletinin geçerli olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Davalılar vekilinin kötüniyet tazminatına yönelik istinaf itirazına gelindiğinde, mahkemece yapılan yargılama sonunda davalıların kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Dairemizce Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalılar hakkındaki davanın reddine hükmedilmiştir.
Davalılar vekilinin kötüniyet tazminatı talebinin davalılar ..., ... ve ... yönünden incelenmesi sonucu, anılan davalılar hakkında davacı banka tarafından icra takibi yapılması haksız ise de, anılan davalılar yönünden davacı bankanın kötüniyetli olarak icra takibi başlattığına ilişkin herhangi bir delil ibraz edilmemiştir. Davalı ...'ın eş rızasında tarih bulunmaması, davacı bankanında eş rızasının alındığı tarihi ispat edememesi karşısında kefaletin geçersizliği eş rıza tarihinin ispatlanamamasından kaynaklanmakta, davalılar ... ve ... yönünden ise, kefalet türünün müteselsil olarak yazılmaması nedeniyle kefaletin adi kefalet olarak kabulünden kaynaklanmaktadır. Bu durumda davalılar ..., ... ve ... yönünden reddedilen dava nedeniyle anılan davalılar lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi yoluna gidilmemiştir.
Davalılar ... ve ... yönünden ise, yargılama aşamasında alınan denetime ve hüküm kurmaya elverişli uzmanlık raporları ile kefalet sözleşmesindeki el yazılarının anılan davalılar eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda dava konusu takibin davacı tarafından anılan davalılar aleyhine haksız olarak başlatıldığı anlaşılmıştır. Anılan davalılar vekili cevap dilekçesinde kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Burada tartışılması gereken diğer husus dava konusu icra takibinin davacı tarafından kötüniyetli olarak başlatılıp başlatılmadığı hususudur.
Davacı tarafından icra takibine konu edilen genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazılarının davalılar ... ve ...'e ait olmadığı sabittir. Genel kredi sözleşmesinde yer alan kefalet yazıları davacı banka huzurunda karşılıklı olarak yazılmış olmalıdır. Bir başka anlatımla, davacı banka genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazılarının anılan davalılara ait olup olmadığını bilebilecek durumdadır.
Hal böyle olunca, mahkemece davalılar ... ve ...'in kötüniyet tazminatı talebi bulunduğu, davacının dava konusu icra takip dayanağı genel kredi sözleşmesindeki kefalet yazıları anılan davalılara ait olmadığı halde haklarında icra takibine geçmesinin kötüniyetli olduğu, takibin haksız bulunduğu gözetilerek davalılar ... ve ... lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile kötüniyet tazminat taleplerinin reddi isabetsizdir.
Dosya içerisinde yer alan ipotek resmi senedinden ipoteğin dava dışı asıl borçlunun borçlarının teminatı olduğu, davalı kefillerin borçlarının teminatını teşkil etmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, davacı banka tarafından davalılar aleyhine ilamsız icra takibi başlatılması İİK'nun 45. maddesine aykırılık oluşturmayacaktır.
Tüm bu nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı ve kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davalılar ..., ..., ...'in kötüniyet tazminat taleplerinin reddine, davalılar ... ve ...'in kötüniyet tazminatı taleplerinin kabulüne, davalılar ... ve ...'in kefaletlerinin adi kefalet olması ve anılan kefillere başvuru koşullarının takip tarihi itibarıyla oluşmamış olması nedeniyle haklarında açılan davanın reddine karar verildiğinden ret gerekçesi gözetilerek anılan davalılar lehine Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca maktu vekalet ücretine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş, istinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı gözetilerek davalılar yararına duruşma vekalet ücretine hükmedilmemiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A)1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı ve KISMEN KABULÜNE,
2-Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/05/2019 tarih 2017/899 Esas 2019/443 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Davanın REDDİNE,
4-Davalılar ..., ... ve ...'in kötüniyet tazminat istemlerinin reddine,
5-Davalılar ... ve ...'in kötüniyet tazminat taleplerinin kabulü ile, takip konusu meblağın %20'si oranında hesaplanan 192.812,96 TL'nin davacıdan alınarak anılan davalılara verilmesine,
6-Davacı harçtan muaf olup, peşin alınan 11.643,50 TL harç ile icra veznesine peşin yatırılıp mahsup ettirilen 4.820,32 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
7-Davacı tarafından yapılan yargılama yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
8-Davalılar ..., ..., ... ve ... tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
9-Davalı ... tarafından posta gideri olarak yapılan 28,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,
10-Davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davada kendilerini vekille temsil ettirmiş olup hesaplanan 65.253,24 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalılara verilmesine,
11-Davalılar ... ve ... hakkındaki davada kendilerini vekille temsil ettirmiş olup hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalılara verilmesine,
12-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
B)1-Davalı ... tarafından yatırılan 15.944,91 TL nispi istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talebi halinde anılan davalıya iadesine,
2-Davalı ... tarafından yatırılan 177,60 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talebi halinde anılan davalıya iadesine,
3-Davacı harçtan muaf olup, harç yatırmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 121,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 36,10 TL posta gideri olmak üzere toplam 157,40 TL yargılama giderinin davadaki haklılık durumu gözetilerek davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin davadaki haklılık durumu gözetilerek davacı üzerinde bırakılmasına,
6-İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı da gözetilerek davacı yararına duruşma vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 22/10/2024
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...
... ... ... ...
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.