T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2024/1202 Esas - 2024/1642 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2024/1202
KARAR NO: 2024/1642
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN: ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE: ... ...
KATİP: ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 02/07/2024
NUMARASI: 2023/203 Esas 2024/375 Karar
DAVACI :
VEKİLLERİ
DAVALILAR
DAVA: Tazminat ( Yöneticinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 22/03/2023
KARAR TARİHİ: 30/12/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH: 30/12/2024
Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın zaman aşımı nedeniyle yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 23/07/2016 tarihli 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 667 ve 670 sayılı olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin ekli listesinde belirtilerek kapatılan ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş. Adına, Ankara Mamak ilçesi tapusunda kayıtlı ... parselde bulunan 9 adet taşınmazın 15/02/2016 tarihinde satılması neticesinde elde edilen 968.000,00TL'nin şirket hesaplarına aktarılmayıp, yönetim kurulu başkanı ... ve yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'ın kendi hesaplarına alması nedeni ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 968.000,00TL'nin işlemiş faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, davacının davayı açmada taraf sıfatının olmadığını, davacının istemindeki bedellerden davalıların sorumlu olmadığını, varsa dahi davanın zamanaşımına uğradığını, davalıların şirket yönetim kurulu ve şirket ortağı olduklarını, şirketin davalılar dışında dokuz tane daha ortaklarının olduğunu, Ankara Valiliği KHK işlemleri İl Bürosu'nca oluşturulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından düzenlenen raporda 23/07/2016 tarihinde şirketin iş yerinde herhangi bir paraya rastlanmadığının rapor edildiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber davacının alacağı varsa bile zamanaşımına uğradığını, davacının iddiasının aksine kurumca alınan raporda bile tapuların satış bedellerinin şirket hesabına girdiği ve sonradan çekildiğinin yazıldığını, ayrıca davacının iddiasının aksine satışları vekaleten ... tarafından yapıldığını, satıştan gelen paranın tasfiye halinde olan şirkete yatırıldığını, davalının ve diğer ortakların, 15/02/2016 tarihinden, şirketin tasfiye edildiği 670 sayılı KHK 'nın 23/07/2016 da yürürlüğe girmesi ile birlikte şirketle bağlantılarının kalmadığını ve şirketin 20/09/2016 tarihinde resen terkin edildiğini, bu tarihten sonrada davacı tarafından tasfiye edilen ... Eğitim Yayın ve Tic. A.Ş.nin hiç bir evrakına ve kaydına davalıların erişimi olmadığını, davacının iddialarının aksine davalıların hiçbir zaman satışlardan dolayı para geçmediğini ileri sürerek, davanın öncelikle usulden reddini, aksi halde ise, esastan reddine karar verilmesini talep ve cevap etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 670 sayılı KHK'nun 12. Maddesi gereğince işbu davayı açmasında hukuki yararı olmadığını, bu maddeye dayalı olarak, devredilen taşınmazları hazinenin doğrudan kendi üzerine alma hakkının bulunduğunu, bunun yerine işbu davanın açılmasıyla hukuki yararının bulunmadığını, davacının davayı açmada taraf sıfatının bulunmadığını, davalı ve diğer davalılar haricinde şirketin dokuz tane daha ortağı olduğunu, dava konusu işlemin 15/02/2016 tarihinde yapıldığını, davacı idare tarafından 26/07/2022 tarihinde ilgili alacağın tahsili amacıyla arabuluculuğa başvurduğunu, varsa dahi alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı ile dava konusu alacak hakkında arabuluculuk görüşmesi yapılmadığını, Ankara Defterdarlığı ile yapıldığını, bu nedenle şartlar oluşmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, davacının iddialarının aksine davalının ve diğer ortakların,15/02/2016 tarihinden şirketin tasfiye edildiği tarih olan 670 sayılı KHK 'nın yürürlüğe girmesi ile beraber şirket ile bir bağlantısı kalmadığını, şirket 20/09/2016 tarihinde resen terkin edildiğini, bu tarihten sonrada davacı tarafından yönetilen tasfiye edilen ...Eğitim Yayın ve Tic. A.Ş.nin hiç bir evrakına ve kaydına davalının erişimi olmadığını, ilgili tapu satış bedellerinin davacı tarafın uhdesinde olduğunu ileri sürerek, öncelikle davanın usulden reddine, aksi kanaatte ise davanın esastan reddine karar verilmesinin talep ve cevap etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; 23/07/2016 tarihli Resmi Gazete' de yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 17/08/2016 tarihli ve 29804 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler hükmü uyarınca; kapatılarak malvarlıkları hazineye devredilen ...Eğitim Yayın Ve Ticaret A.Ş. Ye ait Ankara Mamak İlçesi Tapusu ... noll parselinde kayıtlı 579 m2 arsa üzerindeki Bahçeleriçi - İmar Mahallesinde ki binada 9 (dokuz) adet mesken olarak kayıtlı daireleri 15/02/2016 ... Eğitim Öğretim Yay.İnş.San.ve Tic.Ltd.Şti. ye tapuda devir ederek sattıkları, ancak alıcının, satış bedeli olarak banka yoluyla ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.'ne herhangi bir ödemede bulunmadığı, gibi satış bedelinin her hangi bir şekilde de şirket kasasına girdiğinin kanıtlanamadığı, şirketi yöneten davalıların verdikleri vekaletle satışın gerçekleştiği görülmekle, şirkete bu satışlar nedeniyle zarar verdikleri anlaşılmıştır. Ancak TTK nun 553. Maddesinde özel olarak düzenlene yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin iş bu davada uygulanması gereken aynı yasanın 560. Maddesindeki zamanaşımı hükmünde; fiil ve zararın öğrenilmesinde itibaren 2 yıl ve her halde zararın doğduğu fiilin meydan geldiği tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımının öngörüldüğü, dosyamızda zararın doğduğu fiilin 15/02/2016 tarihinde meydana geldiği ve 5 yıllık azami sürenin 15/02/2021 tarihinde dolduğu, halde davacı kurumun 26/07/2022 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu, yine iş bu davayı 22/03/2023 tarihinde açmakla, dava zamanaşımın gerçekleştiği ve davaya cevap süresi içerisinde davalılar vekillerince zamanaşımı itirazında bulunulduğu anlaşılmakla, açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, öncelikle davacı Bakanlık KHK ile kapatılan şirkette hissedar, pay sahibi ya da şirket alacaklısı olmadığını, halef konumunda olduğunu, taleplerine konu satış bedellerinin şirket hesaplarına aktarılmaması ve yöneticilerin zimmetlerinde tutulması, el koyma tarihi itibari ile davacı Bakanlık açısından haksız fiil ve davalılar açısından sebepsiz zenginleşme oluşturduğunu, mahkemenin hukuki tanımlamasında hata bulunduğu kanaatinde olduğunu, dosyada TTK 560. Maddede öngörülen zaman aşımımı süresinin uygulanması hukuka uygun olmadığını, davacı Bakanlığın kapatılan şirket hissedarı, alacaklısı ya da pay sahibi olmadığını, KHK tarihi itibari ile aktif ve pasifleriyle devralınan şirketin, aktiflerinde bulunmayan söz konusu rakamın Bakanlığa davalılarca ödenmesinin taraflarınca talep edildiğini, davalıların söz konusu gayrimenkul satışını yaptıkları ve bedelini şirket hesaplarına aktarmadıklarını, dosyada mevcut bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, davacı Bakanlık kapatılan şirket alacaklısıymışcasına, TTK 560. Maddesi gösterilerek 5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın reddinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamında yer alan Şereflikoçhisar Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 18/07/2023 tarihli cevabi yazısı incelendiğinde; davaya konu ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.'nin 17/08/2016 tarih ve 29804 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Olağan Üstü Hal kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında KHK'nin Devir İşlemlerine İlişkin Tedbirler başlıklı 5. maddesi 3. Fıkrası gereğince resen terkin edildiği, şirketin terkin öncesi yetkilerinin davalılar ..., ..., ... olduğu görülmüştür.
Dava konusu taşınmazın celp edilen tapu kayıtları incelendiğinde; ... parsel de kain bulunan 9 adet bağımsız bölümün, ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.' adına tapuda kayıtlı iken 15/02/2016 tarih, 9760 yevmiye numaralı işlem ile ... Eğitim Öğretim Yayıncılık İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'ye satılarak devredildiği, devir işleminin ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.'ni temsilen ..., ..., ...'ın verdiği vekalet ile İsa Alış tarafından yapıldığı görülmüştür.
Dosya kapsamında bilirkişi heyetinden alınan 08/05/2024 tarihli raporda özetle; davalıların ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.’ni birlikte temsil ve ilzama yetkili
yönetim kurulu üyeleri olduğu,
...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.’nin 667 ve 670 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin ekli listesinde
belirtilerek kapatıldığı,
şirket hakkında 371 sayılı Milli Emlak Genel Tebliği uyarınca oluşturulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından düzenlenen Görüş ve Öneri Raporunda, söz konusu şirket adına Ankara Mamak ilçesi tapusunda kayıtlı ... parselde
bulunan 9 taşınmazın satışı ve dolayısıyla tapu devrinin ... Eğitim
öğretim Yay. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şirketi’ne yapıldığı,
dava dosyasında yer alan banka kayıtlarının incelememesi sonucunda; bu satış nedeniyle alıcının satış bedeli olarak banka yoluyla ...Eğitim Yayın
ve Ticaret A.Ş.’ne herhangi bir ödemede bulunmadığı, Vergi Müfettişlerince düzenlenen söz konusu rapor da belirtilen bilgiler
doğrultusunda, 15/02/2016 tarihinde ilgili hesaplarından ... ...
tarafından 240.000,00 TL’sı ... tarafından 234.000,00 TL’sının
nakit olarak çekildiği ancak bu bedellerin de ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.
hesaplarına banka yoluyla intikal ettirilmediği,
... Eğitim öğretim Yay. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şirketi’ne ait olan
... Şubesindeki hesaptan kalan 498.000,00 TL tutarın çekildiğine
ya da ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.’ne herhangi bir ödemede bulunulduğuna,
dair herhangi bir hesap hareketinin olmadığı,
iki ticari şirket arasında gerçekleşen dokuz taşınmazın satışı için banka yoluyla herhangi
bir ödeme de yapılmaması Vergi Mevzuatına uygun olmadığı gibi iktisadi ve teknik
icaplara da uygun olmadığının değerlendirildiği,
sonuç olarak davalıların, birlikte yönetim kurulu üyesi oldukları şirketin
taşınmazlarını üçüncü kişilere geçirmekle birlikte bunun bedelini şirkete
geçirmeyerek zarara neden oldukları,
bu nedenle oluşan zararlardan müteselsilen sorumlu oldukları
görüşünün bildirildiği görülmüştür.
Tüm dosya kapsamı, istinaf nedenleri ve yasal mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafça 667 ve 670 sayılı olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin ekli listesinde belirtilerek kapatılan ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.'nin halefi olduğundan bahisle, şirket adına, şirketin kapatılmadan önceki yönetim kurulu üyeleri olan davalılar aleyhine, şirkete ait dokuz adet bağımsız bölümün satışı neticesinde elde edilen, 968.000,00 TL'nin şirkete ödenmemesinden dolayı şirketi zarara uğrattıklarından bahisle eldeki tazminat davasının açıldığı, davalıların, davanın zaman aşımına uğradığını savunduğu, mahkemece, davacının davasının TTK'nun 560 maddesi gereğince zaman aşımı nedeniyle reddine karar verildiği hususlarında dosyamız kapsamında uyuşmazlık bulunmadığı, dosyamız kapsamında uyuşmazlığın somut olayda TTK'nun 560 maddesi uyarınca zaman aşımı hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesi noktasında toplandığı görülmüştür.
TTK'nın 560/(1) maddesinde; "Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır." hükmü mevcuttur.
Güveni Kötüye Kullanmak başlığı altındaki TCK'nın 155 maddesinde; "(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur."
Dava Zamanaşımı başlığı altındaki TCK'nın 66 maddesinde; " Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası; ... Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl geçmesiyle düşer." hükümleri mevcuttur.
Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s.1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65).
Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)
Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.)
Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 6098 sayılı Yasa hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 6098 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515).
Bu bağlamda somut uyuşmazlık irdelendiğinde; davacı idare tarafından 667 ve 670 sayılı olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin ekli listesinde belirtilerek kapatılan ...Eğitim Yayın ve Ticaret A.Ş.'nin halefi olduğundan bahisle, halefiyete dayanarak, davalı şirket yöneticilerinin kendilerine tevdi edilmiş idare ve satış yetkisini kötüye kullanarak dava konusu dokuz adet bağımsız bölümü sattığı ve bedelini yöneticisi oldukları şirkete ödemeyerek güveni kötüye kullandıkları ve şirketi zarara uğrattıklarından bahisle eldeki davanın açıldığı, TTK'nun 560.maddesi uyarınca, davanın davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, ancak bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanacağı, davalı yöneticilerin kendilerine tevdi edilmiş idare ve satış yetkisini kötüye kullanarak dava konusu dokuz adet bağımsız bölümü sattığı ve bedelini yöneticisi oldukları şirkete ödemeyerek güveni kötüye kullandıkları iddiası karşısında, eylemin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Ceza Kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmadığı, söz konusu yasa hükmünün , ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli gördüğü, bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulunun aranmadığı, somut olayda davacının meydana geldiğini iddia ettiği zararın cezayı gerektiren bir fiilden doğduğu,ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunduğu ve zarara yol açan eylemin, aynı zamanda suç sayılan bir eylemden doğması durumunda olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin, o suçun bağlı olduğu (uzamış) ceza zamanaşımı süresi olup, olay gününde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 155 maddesinde belirtilen güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin olup davalılar hakkında uygulanacak ceza zamanaşımı süresinin, aynı Yasa'nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıl olduğu, dava konusu taşınmazların 15/02/2016 tarihinde satıldığı, eldeki davanın ise 22/03/2023 tarihinde (uzamış) ceza zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, bu durumda Mahkemece davanın esasına girilip taraf delilleri toplanıp sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yukarıda yazılı gerekçe ile davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu anlaşılmıştır.
Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, işin esasına girilip, taraf delilleri toplanıp, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,
2- Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/07/2024 tarih 2023/203 Esas 2024/375 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g.maddeleri uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
30/12/2024
Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi -...
... ... ... ...