T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2025/832 Esas - 2025/794 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2025/832
KARAR NO: 2025/794
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN: ... ...
ÜYE: ... ...
ÜYE: ... ...
KATİP: ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ:ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:21/04/2025
NUMARASI:2025/12 Esas 2025/241 Karar
DAVA: Tespit
DAVA TARİHİ: 06/01/2025
KARAR TARİHİ: 10/07/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH: 10/07/2025
Taraflar arasındaki tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... parselde bulunan taşınmazdaki davalı şirkete ait 1093/2500 hissesinden 1093/10000 payın 11.01.2023 tarihinde ...'e, 1093/5000 payı 11.01.2023 tarihinde ...'ye, 1093/10000 payın 11.01.2023 tarihinde ...'a tapuda satış göstermek suretiyle devredildiğini, yapılan devrin tapuda satış olarak gösterildiğini ancak yapılan işlemin muvazaalı olup hukuken geçersiz olduğunu, müvekkilinin davalı şirkette pay sahibi olduğunu, yapılan bu muvazaalı satış işleminden olumsuz etkilendiğini, şöyle ki davalı şirket tarafından diğer davalılara yapılan devirden sonra taşınmazdaki diğer pay sahiplerinden ...'nın , Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/412 Esas sayılı dosyası ile Önalım Hakkından Kaynaklı Tapu İptal ve Tescil davası açtığını, dava konusu satış işleminin muvazaalı olduğunun tespit edilememesi durumunda, taşınmazdaki diğer paydaşların ön alım hakkını kullanarak taşınmazdaki şirkete ait payı ön alım hakkını kullanarak alabileceklerini, bu durumun da şirketin ortağı olan davacının haklarının muhtel olmasına sebebiyet vereceğini, davalı gerçek kişilerin diğer davalı şirket ile aralarındaki muvazaalı işlemi sonrasında, kendilerine devredilen payları yeniden 28/09/2023 tarihinde davalı şirkete devrettiklerini, bu işlemin dahi ilk satışın muvazaalı olarak yapıldığını gösterdiğini, zira davalı şirketin , Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/412 Esas sayılı dosyasına sunduğu cevap dilekçesinde, "ayrıca önalım hakkı sadece satış sebebiyle pay devirlerinde uygulanabilmekte olup taraflar arasında pay devrinin sebebi trampa sözleşmesidir." şeklinde beyanda bulunarak gizlenen ve tarafların ortak iradesine uygun olan işlemin trampa sözleşmesi olduğunu ikrar ettiğini, tüm bu nedenlerle davalı ... Petrol Ürünleri Tamir Bakım Taşımacılık İnşaat Gıda Lokanta İşletmesi İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ... parselde bulunan taşınmazdaki 1093/2500 hissesinden; 1093/10000 payı 11.01.2023 tarihinde ...'e, 1093/5000 payı 11.01.2023 tarihinde ...'ye, 1093/10000 payı 11.01.2023 tarihinde ...'a tapuda satış yoluyla devredilmesi şeklinde yapılan hukuki işlemin muvazaalı olması nedeniyle geçersizliğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılar ..., ..., ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilleri ile diğer davalı şirket arasında gerçekleştirilen devrin muvazaalı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkillerinin dava konusu taşınmazın satışı konusunda davalı şirket yetkilisi ... ile ellerindeki hurda malzemeleri vermek ve taşınmazın devrini almak konusunda sözlü olarak anlaşmaya vardıklarını, bu kapsamda dava dışı ... tarafından 11/01/2023 tarihinde taşınmazın müvekkillerine devredildiğini, ancak müvekkillerinin hurda malzemeler için daha iyi teklif almaları üzerine davalı şirket ile yapılan sözleşmenin uygulanmasından vazgeçildiğini ve taşınmazın davalı şirkete tekrar devredilmesi hususunda anlaşmaya vardıklarını ve taşınmazın 28/09/2023 tarihinde davalı şirkete devrinin yapıldığını, taraflar arasındaki hukuki ilişki, hukuki niteliği itibariyle bir trampa sözleşmesi olduğunu, tarafların sözleşme konusunda irade beyanları ile gerçekte yaptıkları işlem arasında herhangi bir uyumsuzluk bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerliliğini etkilemeyeceğini, yapılan devrin muvazaalı olduğunu göstermediğini, taraflar arasındaki trampa sözleşmesine istinaden yapılan taşınmaz devrinin muvazaalı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, bu nedenle haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Feri Müdahil Vekili 20/02/2025 tarihli beyan dilekçesinde özetle; davacı ...'ın, davalılardan ... Petrol Ürünleri Tamir Bakım Taşımacılık İnşaat Gıda Lokanta İşletmesi İthalat İhracat Sanayi Ve Ticaret Ltd. Şti'nin kurucu ortaklarından olup şirketin diğer ortakları ile birlikte, iddia edilen muvazaalı işlemi yapan davalı şirket ortağı ...'ı genel kurur kararıyla şirket müdürü tayin ettiklerini, davalı şirket ortağı ile davacının aynı şirketin ortağı olduklarından dolayı davacının, iddia edilen muvazaalı işlemde üçüncü şahıs olmadığını, davacı her ne kadar şirket müdürü ...'ın eyleminden haberdar olmadığını ve zarara uğradığını iddia etmekteyse de TSG kayıtlarına göre ilgili kişi halen müdür olarak görev almakta olduğunu, davacının iş bu davayı açmada hukuki yararının olmadığını, muvazaalı işlemde davalı şirket tarafından satışı gerçekleştirilen taşınmaz, halihazırda halen davalı şirket üzerine kayıtlı bulunduğunu, bu nedenle davalı şirketin herhangi bir maddi kaybı bulunmadığını, davacının da aleyhine bir durum oluşturmadığını, davacının, dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesindeki beyanlarının çeliştiğini, dava dilekçesinde tapu kaydının trampa şeklinde düzeltilmesini talep ettiğini, cevaba cevap dilekçesinde ise trampa sözleşmesinin de şekil şarttı yönünden geçersiz olduğunu beyan ettiğini, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; Davacının açıkça bu davanın tespite yönelik olduğunu belirttiği, mevcutta doğmuş bir zarar olmadığından sorumluluk davası olarak değerlendirilmesi bir an olsun düşünülse dahi mevsimsiz olacağı ve davacının davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, muvazaaya ilişkin bir tespit kararının dosyamızda davacı ya da davalı olmayan ...'ya karşı Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 2023/412 Esas sayılı dosyasında ileri sürülemeyeceği yönündeki gerekçenin hukuken doğru olmadığını, yine mahkeme kararına gerekçe olarak gösterilen diğer bir husus olan , muvazaa iddiasının, ön alım davasının taraflarınca ileri sürülmesi ve o mahkeme tarafından incelenmesi gerektiği gerekçesinin de hukuken izahı kabil hiçbir açıklaması bulunmadığını, yerel mahkemenin, davacının muvazaanın tespitini istemesinde mevcutta doğmuş bir zararı bulunmadığı gerekçesi ile hukuki yararın bulunmadığı yönündeki gerekçesinde de hukuka uyarlık bulunmadığını, somut olay açısından mahkemece verilecek muvazaanın tespiti yönündeki kararın , ön alım hakkının kullanımına esas teşkil eden pay devrinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunun tespitine yarayacak ve geçersiz olan pay devrinden dolayı ön alım hakkı kullanılamayacağından dolayı müvekkilin karşı karşıya olduğu tehlikenin bertaraf edileceğini ve bu suretle davacının , ulaşmak istediği hukuki korumaya ulaşmış olacağını , eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunu bildirerek , yerel mahkeme kararı kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; davacının ortağı olduğu davalı şirkete ait taşınmaz payının davalı gerçek kişilere satışına yönelik hukuki işlemin muvazaalı olduğunun tespitine yöneliktir.
Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden nazara alınması gerekir.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde mutlak ticari davalar belirtilmiş, aynı yasanın 5/(1) bendinde de aksine hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu, 5/(3) bendinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümünde ele alınması gereken muvazaa kavramı ve göreve ilişkin yasal düzenlemelere yönelik açıklamalara yer verilmesinde yarar görülmektedir.
Bir sözleşme yapılırken tarafların gerçek iradelerini üçüncü kişilere karşı gizlemek amacıyla, görünürde başka bir beyanda bulundukları sözleşmelere muvazaalı sözleşmeler denilmektedir. Bir sözleşmedeki muvazaa hususu sözleşmenin niteliğine ve tamamına ilişkin olabileceği gibi, sözleşmede yer alan bedele ve diğer bazı şartlara ilişkin de olabilir. Muvazaa sözleşmenin bazı şartlarına ilişkin ise kısmi muvazaadan söz etmek gerekir (İsmail Atamulu, Muvazaa, Adalet, 2017, s.59).
Muvazaa bahsi, TBK’nın 19.maddesi uyarınca, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz” şeklinde düzenlenmiş, Kanun’un gerekçesinde ve öğretide ise muvazaanın hukuki sonucu butlan olarak ifade edilmiştir (Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16.Bası, s.172).
Türk Hukuku’nda doktrin ve uygulama açısından geniş bir yere sahip olan bu kurum, çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Bir tanım yapmak gerekirse muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan görünüşte yaptıkları hukuki işlemin hiç hüküm doğurmaması ya da görünüşteki işlemin arkasına gizleyip gerçek iradelerine uygun olarak gerçekleştirdikleri işlemin hükümlerini doğurması yönünde anlaşmalarıdır (OĞUZMAN M. Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu’na Göre Güncellenmiş 9. Bası, İstanbul 2011, s. 136; TEKİNAY S. Sulhi / AKMAN Sermet / BURCUOĞLU Haluk / ALTOP Atilla, Borçlar Hukuku, Cilt I, İstanbul 1985, s. 547-548). Uygulamada ise 1953 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri halde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hali olarak tanımlanmıştır (YİBK., 07.10.1953 tarih, 8/7 sayılı).
Muvazaa mutlak muvazaa ve nisbi muvazaa olarak ikiye ayrılmakta olup muvazaalı bir hukuki işlemden sözedilebilmesi a) Tarafların iradeleri ile beyanları arasında bilerek yaratılmış bir uygunsuzluk, b) Muvazaa anlaşması c) Üçüncü kişileri aldatma (muvazaa) kastı unsurlarını taşımasına bağlanmaktadır.
Yapılan açıklamalardan sonra somut olayda görevli mahkeme hususunda uyuşmazlık bulunduğu dikkate alınarak bu davalarda görevi düzenleyen Kanuni düzenlemelerin de ele alınması gerekmektedir.
Gerçekten hem “muvazaa davasında” davasında görevli mahkemeye ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmemiş olup genel kurallara göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekmektedir. 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesinin 1. fıkrası gereğince malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Yine 2. maddenin 2. fıkrası uyarınca HMK’da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.
Göreve ilişkin bu genel düzenlemeler yanında bazı kanunlarda belirli kişiler arasında çıkan uyuşmazlıklara veya belli bir çeşit uyuşmazlıklara bakmak üzere kurulmuş özel olarak görevli mahkemeler de belirlenmiştir. Bu anlamda uyuşmazlıkla ilgili olması bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesinde ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz işlerin Ticaret Mahkemesi’nin görev alanına girdiği düzenlenmiştir.
Ticari davalar TTK’nın 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır.
Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Asıl olan bir davanın genel mahkemelerde görülmesidir. Yani bir özel mahkemede bakılacağına dair özel bir kanun hükmü bulunmayan her dava genel mahkemelerde görülür. Özel mahkemeler istisnai niteliktedir. Bu anlamda davanın özel mahkemenin (ticaret mahkemesi) görevine girip girmediğinin bu kanun düzenlemesine göre belirlenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü bakımından somut olayda davanın tarafları, konusu ve davacının talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davacı , ortağı olduğu davalı şirkete ait taşınmaz payının davalı şirket tarafından diğer davalılara yapılan satışının muvazaalı olduğunun tespiti talebiyle eldeki davayı açmıştır.
Muvazaa davası yapılan tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar görenler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler.
Genel bir ilke olarak görevli mahkemenin belirlenmesinde temel ölçüt, muvazaaya konu malvarlığı haklarını oluşturan unsurların niteliği olmayıp, muvazaanın varlığının tespitini talep edenlerin hukukunu zedeleyen malvarlığı haklarına yönelik muvazaalı bir işlemi olup olmadığıdır. Bunu değerlendirme görevi de 6100 sayılı HMK'nun 2 maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.
Somut olaya gelince; TBK'nun 19.maddesi kapsamında muvazaaya dayalı olarak açılan davalar TTK'nun 4.maddesi kapsamındaki ticari dava niteliğinde olmadığından işbu açılan davada asliye hukuk mahkemesi görevli olmakla, ilk derece mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosyanın asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmemiştir.
Öte yandan, Hukuk Genel Kurulu'nun 10/02/2016 gün ve 2014/17-2389 Esas 2016/129 Karar sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere (ki Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ve 14. Hukuk Dairesi'nin uygulamasıdır) TBK'da da düzenlenen muvazaa iddiasına dayalı açılan davalar muvazaa nedeniyle geçersizliği istenilen sözleşme tipinden ayrı olarak nitelendirilir ve Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık yönünden kabulü ile HMK'nun 353(1)-a.3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nun 353(1)-a.3 maddesinin hükmü özel düzenleme içerdiğinden HMK'nun 360. maddesinin atfı ile HMK'nun 20. maddesinin hükmü uygulanmaksızın ve talebe bağlı olmaksızın dosyanın Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine tevzi edilmek üzere Ankara Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni gözetilerek KABULÜNE,
2-Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/04/2025 tarih 2025/12 Esas 2025/241 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a.3. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, davacılar vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
2-HMK'nın 353/1-a.3 maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın görevli ve yetkili Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine tevzi edilmek üzere Ankara Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosu'na gönderilmesine,
3-Bir karar örneğinin bilgi ve UYAP üzerinden dosyanın görevli mahkemesine aktarılması için Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine,
4-Davacının yatırmış olduğu 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinin yargılaması sonunda verilecek karardaki yargılama giderlerinde dikkate alınmasına,
6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından dahili davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353(1)-a.3 maddesi uyarınca uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.10/07/2025
Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi -...
... ... ... ...