T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/258 Esas - 2025/1004 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/258
KARAR NO : 2025/1004
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ :ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/10/2022
NUMARASI : 2022/678 Esas 2022/856 Karar
DAVA : Şirketin Feshi/Ortaklıktan Çıkmaya İzin Verilmesi
DAVA TARİHİ : 23/06/2022
KARAR TARİHİ : 26/09/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 26/09/2025
Taraflar arasındaki şirketin feshi /ortaklıktan çıkmaya izin verilmesi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 29/08/2013 tarihinde dava dışı ... tarafından kurulduğunu, şirketin sermayesi her biri 1.000,00 TL değerinde 100 paya ayrılmış toplam 100.000,00 TL olduğunu, davacının yatırım yapma ve sermaye şirketinde ortak olarak gelir elde etme amacı ile Ankara 60. Noterliği'nin 21/04/2014 tarih ve 13696 yevmiye numaralı devir senedi ile, davalı şirketin 50 adet payını, dava dışı ...'den satın aldığını, davalı şirket hissedarlarının hisse toplamı 100 adet olup, hisse yapısı 50 adet hisse ...’e, 50 adet hisse ...'e ait olduğunu, şirketin kuruluşundan bu yana kesintisiz olarak dava dışı ...'in münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğunu, davacının şirket ortağı olmasından bu yana 8 yıl süre boyunca ortaklar kurulu yapmadığını, şirketin mali durumu, faaliyetleri hakkında davacıya bilgi vermediğini, davacı tarafından bu hususta bir çok defa dava dışı hissedar/müdür olan ...'den bu hususlarda bilgi talep edilmiş olmasına karşın, sürekli olarak bu kişi tarafından cevap verilmediğini ve geçiştirildiğini, davalı şirket tarafından kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yapılan inşaatta, kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında davalı şirkete ait olan bağımsız bölümlerin şirket müdürü olan ... tarafından satıldığını, satışın gerçek değerinin altında gösterildiğini ve şirket kayıtlarında bu hususun gizlendiğini, davalı şirketin maliki olduğu arsanın şirket müdürü olan ... tarafından satıldığı, satışın gerçek değerinin altında gösterildiği ve şirket kayıtlarında bu hususun gizlendiği, dava konusu şirkette çoğunluğun gücünü kötüye kullanması ve davacı için şirketin devamının nesnel olarak çekilmez hale geldiğinin görüldüğünü, davalı şirkette bilgi edinmesi için ortaklar kurulu dahi yapılmadığını, şirketin faaliyetleri, mali durumu hakkında diğer ortak olan şirket müdürü tarafından bilgi verilmediğini belirterek, haklı sebeplerle şirketin feshine ve ortaklıktan çıkmasına izin verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın, davaya konu talepleri zamanaşımına uğradığından, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacı tarafın, şirketin bu borçlarından haberdar olmasına karşılık, uzun süredir şirketin borçları sebebi ile bir ödeme yapmadığını, şirketin çekmiş olduğu krediler için ...'in şahsi malvarlığı teminat olarak gösterilmesi sebebi ile bu kredilerin ödemesinin ... tarafından yapıldığını, davacının şirkete olan borcunun 750.000,00TL üzerinde olduğunu, şirket kayıtları incelendiğinde de görüleceği üzere, ... tarafından şirkete, yapılan inşaatlar için ödemiş olduğu bir bedel bulunmadığını, davacının iddialarının aksine bu ortaklıktan fazlası ile karlı çıkan, bütün borçları davalıya bırakan davacı taraf olduğunu, davayı haksız ve kötüniyetli olarak, baskı unsuru kurmak için açtığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davacı tarafın davasını 6102 sayılı TTK'nun 636/3. maddesinin göndermesi ile 531. maddeye dayandırdığı görülmektedir. Söz konusu maddede; şirketin feshine karar verilebilmesi için haklı sebeplerin varlığının mevcudiyeti aranmaktadır. TMK'nun 6. maddesine göre, herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğuna göre davacı taraf haklı sebeplerin varlığını delillerle usulüne uygun bir şekilde kanıtlamalıdır.
Ancak, bu açıklamalardan hareketle davacı tarafın delil listesine bakıldığında haklı sebeplerin varlığını gösteren herhangi bir delil sunulmadığı, tanık deliline dayanılmadığı, bu konuda şikayet üzerine herhangi bir başkaca cezai takibatın yapılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla davacı tarafın vakıalarının dayanağı olan haklı sebeplerin varlığını kanıtlayamadığı, böylece şirketin feshi ve ortaklıktan çıkma talebinin kanıtlanamadığı mahkemece değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik incelme yapılıp, Deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden haklı sebebi ispatlayacak delil olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini, oysa dava dilekçesinin deliller kısmında açıkça Ticaret Sicil kayıtları, davacı şirkete ait defter ve kayıtlar, ... parsele ilişkin tapu kayıtları, ... parsele ilişkin tapu kayıtları, ... parselde yer alan ana taşınmaza ait inşaat ruhsat kayıtları ( Etimesgut Belediye Başkanlığı'ndan celbi) Ruhsat sahibi, arsa sahipleri ile yüklenici davalı şirket arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi, davalı ... Yapı Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti. 'nin aktif ve pasif tapu kayıtları, davalı ... Yapı Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti.'nin Adına kayıtlı aktif ev pasif motorlu araç sorgusu ve davalı ... Yapı Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti.'nin vergi kayıtlarına dayanıldığını, bu deliller toplansaydı davacının haklılığının ortaya çıkacağını bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; Dava; limited şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi, mümkün olmadığı takdirde haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabından, davacı ve dava dışı ...'in davalı şirket %50 şer pay sahibi ortakları oldukları, dava dışı ...'in davalı şirketin münferiden temsil ve ilzama yetkili müdürü olduğu anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık, davalı şirketin haklı nedenle fesih koşullarının oluşup oluşmadığı hususundan kaynaklanmaktadır.
6102 sayılı TTK'nun 636/3. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." hükmünü içermektedir.
Türk Ticaret Kanunu'nda limited şirketin feshinde haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplerin neler olabileceğine madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin TTK'nun 531. maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldığı ifade edilmiştir.
Doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında "şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması", "şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması", "şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi", "azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması", "azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi" ve "pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması" şirketin feshi açısından örnek olacak şekilde haklı sebep olarak sayılmıştır. Hakim her somut olayda haklı sebep bulunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir.
Çamoğlu’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur.
Limited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebepler de haklı sebep olarak ileri sürülebilir. Haklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteliği ve ortaya çıkardığı sorunlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir.
Öte yandan limited şirketin feshine ilişkin açılan işbu davada haklı sebeplerin varlığının tespiti ile birlikte haklı sebeplerin davacıdan kaynaklanmadığının da tespiti gerekmektedir. Bir başka anlatımla şirket ortağı kendisinden kaynaklanan sebeplere dayanarak ortağı olduğu limited şirketin feshini talep edemeyecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davalı şirketin feshine ilişkin haklı sebeplerin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekir.
Davacı tarafça dava dilekçesinde haklı sebep olarak ileri sürdüğü hususlar bilgi alma ve inceleme haklarını kullandırılmadığı, şirketin kötü yönetildiği, davalı şirketin ... parselde, davalı şirket tarafından kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yapılan inşaatta, kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında davalı şirkete ait olan bağımsız bölümlerin şirket müdürü olan ... tarafından satıldığı, satışın gerçek değerinin altında gösterildiği ve şirket kayıtlarında bu hususun gizlendiği , yine davalı şirketin maliki olduğu ... parselde yer alan arsanın şirket müdürü olan ... tarafından satıldığı, satışın gerçek değerinin altında gösterildiği ve şirket kayıtlarında bu hususun gizlendiği, taraflar arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalktığıdır.
Haklı sebebin gerçekleştiği hususuna ilişkin ispat yükü davacıda olup somut olayda varlığı iddia edilen sebeplerin “şirketin feshi için” haklı sebep teşkil ettiği hususunun davacı tarafından usulünce ispatlanması gerektiği tartışmazsızdır.
Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup, hak arama özgürlüğü adı altında hukuki koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir.
Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23).
Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.
Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde;"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.(2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir." hükmüne yer verilmiştir.
Hukuki dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.
Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, S.; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115).
Anayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34).
Adil yargılanma hakkının içinde yer alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, O./ Nalbant, A.: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637).
Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 32).
Anayasa’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelemek zorundadır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34).
Bununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171).(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 09.03.2021 tarih, 2017/(7)9-1564 E, 2021/235 K sayılı ilamı)
Basit yargılama usulünde taraflar dava ve cevap dilekçeleri ile delillerini göstermek, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirtilecekse bunu dava ve cevap dilekçesinde belirtilmesi zorunludur.
İspat faaliyetinin konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.
Hukuki dinlenilme hakkı, yukarıda ayrıntısı ile izah edildiği üzere Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucu ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur.
Bu hak ayrıca 6100 sayılı Kanunun 27. maddesinde “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, Mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.” şeklinde düzenlenmekle birlikte, bu ifadeleri de kapsayan çok daha geniş bir anlama sahiptir.
Kamu düzeni ile ilgili olan bu hak çerçevesinde, yargılamanın hukuka uygun ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunmanın özgürce ileri sürülebilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile mümkündür. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme ve bu kapsamda adil yargılanma hakları ihlal edilmiş olacaktır.
Davacı vekilince dava dilekçesinin deliller kısmında açıkça Ticaret Sicil kayıtları, davacı şirkete ait defter ve kayıtlar, ... parsele ilişkin tapu kayıtları, ... parsele ilişkin tapu kayıtları, ... parselde yer alan ana taşınmaza ait inşaat ruhsat kayıtları ( Etimesgut Belediye Başkanlığı'ndan celbi) Ruhsat sahibi, arsa sahipleri ile yüklenici davalı şirket arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi, davalı ... Yapı Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti. 'nin aktif ve pasif tapu kayıtları, davalı ... Yapı Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti.'nin adına kayıtlı aktif ev pasif motorlu araç sorgusu ve davalı ... Yapı Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti.'nin vergi kayıtlarına, mali tablolar, keşif ve bilirkişi incelemesine delil olarak dayandığı, delillerin celp edilmesini/toplanmasını talep ettiği yerlerin bildirildiği görülmüştür.
Mahkemece , bahsi geçen deliller toplanmadan 05/10/2022 tarihli ön inceleme duruşmasında tahkikat duruşmasına devam edilmek suretiyle, davacı tarafın delil listesine bakıldığında haklı sebeplerin varlığını gösteren herhangi bir delil sunulmadığı, tanık deliline dayanılmadığı, bu konuda şikayet üzerine herhangi bir başkaca cezai takibatın yapılmadığı, dolayısıyla davacı tarafın vakıalarının dayanağı olan haklı sebeplerin varlığını kanıtlayamadığı, böylece şirketin feshi ve ortaklıktan çıkma talebinin kanıtlanamadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece davacı tarafça dava dilekçesinde bildirdiği ve getirilmesini talep ettiği , uyuşmazlığın çözümünde ve davacının iddiasının ispatında etkili olabilecek delilleri toplanmadan ve değerlendirilmeden davanın reddine karar verilmesi usul ve esasa aykırı olup, hukuki dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” nın ihlâli niteliğinde olup, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,6100 sayılı HMK'nun 353/1-a-6. bendi uyarınca mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,
2- Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/10/2022 tarih 2022/678 Esas 2022/856 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4-Davacı tarafça yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/09/2025
Başkan- ... Üye - ... Üye -... Zabıt Katibi -...
... .