T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2022/2078 Esas 2025/946 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/2078
KARAR NO : 2025/946
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/03/2019
NUMARASI : 2016/635 Esas 2019/302 Karar
DAVA : İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 26/07/2016
KARAR TARİHİ : 18/09/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 29/09/2025
Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini belirterek davalının icra takibine yönelik itirazının iptaline, %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kredi sözleşmesinde kefil olan müvekkilinin kendi temerrütünün hukuki sonuçları ve kefalet limitiyle sorumlu olacağını, alacaklının borçludan alacağını alamadığı zaman kefile başvurması gerektiğini bildirerek davanın reddini, %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporuyla alacak miktarının hesaplandığı, sözleşmede kefillerin mer'i çek yaprakları yasal garanti tutarlarının depo talebinden sorumlu olacağına ilişkin açık hüküm bulunmadığının mütalaa edildiği, takip talebinde tahsilat olarak yazılan 1.030.137,60 TL hususunun davacı vekiline sorulduğu, takip talebinde yalnızca bilgi amaçlı yazıldığını beyan ettiği, bilirkişiden alınan ek raporda bu tutarın takip öncesi tahsilata ilişkin olduğunun belirlendiği, bilirkişinin kök ve bunu tamamlayan ek raporu, dosyaya, bilgi ve belgelere uyumlu olmakla mahkemece benimsendiğini, nakdi alacak likit olduğundan, davacının icra inkar tazminatı talebi yerinde görüldüğü, reddedilen kısım yönünden takip haksız olmakla birlikte kötü niyet saptanmadığından davalıların tazminat istemlerinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının irca takip dosyasına vaki itirazının 1.156.749,21 TL asıl alacak, 797.224,45 TL işlemiş faiz, 39.861,22 TL BSMV, 255,00 TL işlemiş faiz, 1.994.089,88 TL alacak üzerinden iptaline, takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %72,00 ve değişen oranlarda temerrüt faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, hükmedilen alacağın %20'si üzerinden hesap edilen 398.817,98 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, çek yaprakları tutarlarının depo talebi yönünden koşulları bulunmayan istemin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili adli yardım talebi Dairemizce kabul edilen istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporu hatalı olduğundan hükme esas almaya elverişli bulunmadığını, bilirkişi raporunda kredilere ilişkin hesap ekstrelerinin incelendiğini, kredilerin belirtildiğini, davacının dava dışı asıl borçlu firmadan takip tarihine göre talep edebileceği 1.994.089,88 TL alacak tutarı olduğunun hesaplandığını, müvekkilinin ise kefil sıfatıyla borçtan sorumlu olup, kefalet limitinin 3.000.000 TL olduğu belirtilerek limit altında kaldığı için dava dışı asıl firma yönünden hesaplanan 1.994.089,88 TL nakit borcun tamamından sorumlu tutulması gerektiğinin değerlendirildiğini, ancak asıl borç belli olmaksızın sadece kefilin sorumlu olacağı en yüksek meblağ gösterilmek suretiyle verilmiş olan kefaletin geçerli olmayacağı gerek doktrinde gerek Yargıtay içtihatlarında da bulunduğunu, müvekkilinin kefil sıfatıyla imzaladığı sözleşme maddesindeki doğmuş veya doğacak şeklindeki tekeffülü de bu bakımdan geçersiz olduğunu, davacı banka ve dava dışı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin, cari hesap şeklinde işlediğini ve kredinin sürekli döndüğünü, ancak müvekkilinin sadece bir genel kredi sözleşmesine kefil olduğu hususunun göz ardı edilmemesi gerektiğini, kefalet sözleşmesindeki mevcut ve doğacak kısmının da kabulünün mümkün olmadığını, zira kefaletin ferdileştirilmesi zorunlu olduğundan asıl borcun belirli veya en azından belirlenebilir olması gerektiğini, borç belli olmaksızın sadece kefilin sorumlu olacağı en yüksek meblağ gösterilmek suretiyle verilmiş olan kefaletin geçerli olmayacağını, asıl borcun belirli veya belirlenebilir olmasının kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartı olduğunu, kullanılacak kredi miktarı kefaletin verildiği zaman itibariyle belirli olmadığını, mevcut ve geçerli bir borcun bulunmasının kefaletin şartlarında biri olduğunu, somut olay bakımından asıl borcun belli olması koşulu gerçekleşmediğinden geçerli bir kefalet ilişkisinden de bahsedilemeyeceğini, bu halde müvekkilinin işbu dava kapsamında kefil sıfatıyla borçtan sorumlu olması mümkün olmadığından davanın reddi gerekmekteyken hatalı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, müvekkilinin kefil sıfatıyla kendi temerrütünün hukuki sonuçlarından sorumlu olduğunu, ancak müvekkilinin temerrüte düşürülmediğini, kendisine ihtarnamenin tebliğ edilmediğini, mahkemece müvekkile tebligat yapılmış gibi kabul edilerek müvekkilinin sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, müvekkili temerrüte düşürülmemiş olduğundan, kefaletin geçerli olduğunun kabulü anlamına gelmemekle birlikte, borç bakımından icra takibi başlatılmasının hatalı olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin 1.994.089.88 TL borç miktarından sorumlu tutulmaması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Ankara 19. İcra Müdürlüğünün 2016/1964 sayılı icra takip dosyası sureti, genel kredi sözleşmesi sureti, hesap kat ihtarı, yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 23/05/2018 tarihli kök, 25/01/2019 tarihli ek rapor dosya içerisinde yer almaktadır.
Dava konusu Ankara 19. İcra Müdürlüğünün 2016/1964 sayılı icra takip dosyası ile, davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine toplam 1.998.007,02 TL nakit alacağın tahsili, 9.440,00 TL çekten kaynaklanan gayri nakit alacağın depo edilmesi talebiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 17/03/2016 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde 23/01/2016 tarihinde takibe konu borca itiraz ettiği, işbu itirazın iptali davasının, itiraz dilekçesinin alacaklı yana tebliğ tarihinden itibaren başlayacak olan 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde, 26/07/2016 tarihinde açıldığı dosya içeriği ile sabittir.
Davacı banka ile dava dışı ... ... Ltd. Şti. arasında 16/08/2012 tarih ve 3.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının aynı limit ile müteselsil kefil olarak imzasının yer aldığı, davalının kefalete ilişkin eş rızasının alındığı, kefaletin sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583. vd. maddelerinde yer alan şekil koşullarına uygun olduğu dosya içeriğiyle sabittir.
Davacı tarafından dava dışı asıl borçlu şirket, davalı ve dava dışı borçlulara gönderilen 22/12/2014 tarihli hesap kat ihtarnamesi ile, 1.986.149,51 TL nakit alacağın tahsili, 14.560,00 TL gayri nakit alacağın depo edilmesi talep edilerek borçlulara 1 günlük atıfet süresi verilmiştir. Anılan ihtarname dava dışı asıl borçlu şirketin sözleşmede yer alan adresine 25/12/2014 tarihinde bila tebliğ olmuş, davalı kefile de bila tebliğ olmuştur.
Yargılama aşamasında alınan bilirkişi kök raporunda, asıl borçlunun 29/12/2014 tarihinde temerrüte düştüğü, genel kredi sözleşmesinde kefilin çekten kaynaklanan gayri nakit alacağın depo edilmesinden sorumlu bulunduğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı, davacının dava dışı asıl borçludan takip tarihi itibarıyla 1.156.749,21 TL asıl alacak, 797.224,45 TL işlemiş faiz, 39.861,22 TL BSMV, 255,00 TL masraf olmak üzere toplam 1.994.089,88 TL alacaklı olduğu, bu miktarın davalı kefilin kefalet limiti dahilinde olup, davalının borçtan sorumlu olduğu, asıl alacağa %72 oranında temerrüt faizi işletilebileceği tespit edilmiştir.
İtiraz üzerine alınan ek raporda ise, takip tarihinden önce ödenemeler bulunduğu, asıl borçlu firmanın temerrüt tarihinden sonra tahsil edilen miktarların TBK'nun 100. maddesi uyarınca borçtan mahsup edilerek borcun hesaplandığı, kök rapordaki görüşün tekrar edildiği yönünde kanaat bildirilmiştir.
Davacı yan genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağı bulunduğunu, davalının icra takibine itirazının haksız olduğunu iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda bankacı bilirkişiden alınan rapor hükme esas alınmak suretiyle yukarıda özetlenen kararda belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında icra takip dayanağı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi borcunun ödenmediği iddiası ile davacı banka tarafından davalı aleyhine icra takibi başlatıldığı, davalının yasal süre içerisinde icra takibine konu borca itiraz ettiği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, takip tarihi itibarıyla davacı bankanın genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının bulunup bulunmadığı, alacak var ise miktarı ve bu alacağın davalıdan talep edilip edilemeyeceği, davalının icra takibine itirazının haklı olup olmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Davalı vekilinin istinaf itirazlarına gelindiğinde; yukarıda açıklandığı üzere davalının davacı banka dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunmakta olup, davalının sözleşmede yer alan imzasına ve/veya yazısına yönelik bir inkarı bulunmamaktadır. Davalının sözleşmede yer alan kefaleti sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygundur.
Davacı tarafından kredi hesabı kat edildikten sonra dava dışı asıl borçlu, davalı kefil ve dava dışı borçlulara gönderilen 22/12/2014 tarihli hesap kat ihtarnamesi davalı ve dava dışı asıl borçlunun genel kredi sözleşmesinde yer alan adreslerine bila tebliğ olmuştur.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı kefilin temerrüte düşen asıl borçlunun tüm borcundan sorumlu bulunduğu, borcun kefalet limiti dahilinde kaldığı tespit edilmiş, mahkemece de anılan gerekçeyle bilirkişi raporundaki görüş benimsenerek takip tarihi itibarıyla davacının dava dışı asıl borçludan alacaklı olduğu tespit edilen miktar davalı kefilin kefalet limiti dahilinde kaldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmelerinde 5.3. maddesinde müşteri ve kefillerin sözleşmede yazılı adreslerinin kanuni ikametgah kabul edildiği, bu adrese yapılacak tebligatın geçerli olduğu ve şahıslarına yapılmış sayılacağını kabul ve beyan ettikleri düzenlendiği gibi, davalı kefillerin kefalet imzasının yer aldığı kefalet sözleşmelerinin 2.3 maddesinde benzer içerikte düzenleme yapılmıştır. İİK'nun 68/b maddesinde ise kredi kullananın adres değişikliğini noter ihtarıyla bildirmediği takdirde eski adresin geçerli olacağı hükme bağlamıştır. Anılan hüküm asıl borçluya ilişkin olup, kefile ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Bu durumda dava dışı asıl borçlunun sözleşmede yer alan adresine yapılacak tebligat, bila tebliğ olsa bile İİK'nun 68/b maddesi uyarınca geçerli olacak ve asıl borçlu anılan tebligat üzerine temerrüte düşecek ise de, temerrütün oluşması için süre içeren bildirimin davalı kefile tebliğ edilmesi gerektiğinden bu tebligatın kefilin adresine tebliğ edilmesi gerekecektir. Bir başka anlatımla davalı kefil sözleşmedeki adresine davacı bankanın gönderdiği ödeme yapılması ihtarının bila tebliğ olması davalı kefilin temerrüte düşmesi sonucunu doğurmayacaktır.
Davacı tarafından davalı ve dava dışı asıl borçluya gönderilen ihtarname ile 1 günlük atıfet süresinin tanındığı gözetildiğinde dava dışı asıl borçlunun sözleşmede yer alan adresine ihtarname 25/12/2014 tarihinde tebliğ edildiğinden dava dışı asıl borçlu 26/12/2014 tarihinde temerrüte düşmüştür. Davalı kefilin sözleşmede yer alan adresine gönderilen ihtarname ise bila tebliğ olduğundan davalı kefil takip tarihi olan 25/01/2016 tarihinde temerrüte düştüğünün kabulü gerekir. Davacı tarafından düzenlenen ihtarnamenin usulüne uygun olarak dava dışı asıl borçluya tebliğ edildiği gözetildiğinde, davalı kefil yönünden TBK'nun 586. maddesinde düzenlenen takip koşulu oluşmuştur.
Öte yandan, TBK'nun 586/1 maddesi uyarınca kefile başvurulabilmesi için TBK'nun 590/3. maddesindeki koşulun da gerçekleşmiş olması gerekir. Bir başka anlatımla, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde asıl borcun muaccel olmasının alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için bu süre bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlayacağından kefile gönderilen hesap kat ihtarnamesinin bila tebliğ olması kefil yönünden borcun muaccel olmaması sonucunu doğuracaktır.
Dosya içerisinde yer alan genel kredi sözleşmesinde asıl borcun muaccel olmasının alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlı olduğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı, muacceliyet için ayrıca ihtara gerek olmadığı da gözetilerek davacı tarafından davalı kefile başvuru koşulunun oluştuğunun kabulü gerekmiştir.
Bu durumda, dava dışı asıl borçlu takip tarihinden önce temerrüte düşmüş ise de, davalı takip tarihinden önce temerrüte düşmediğinden işlemiş temerrüt faizinden, temerrüt faizinin BSMV'sinden sorumlu tutulamayacaktır. TTK'nun 7/1. maddesi kefilin temerrüt faizinden sorumlu tutulmasına ilişkin özel hüküm içerdiğinden, TBK'nun 589/2. maddesinde kefilin sorumlu olduğu kalemler arasında temerrüt faizinin gösterilmesi ancak TTK'nun 7/1. maddesi koşulları oluştuğunda uygulanabilecek hüküm haline gelmiştir. Mahkemece ise, bu husus gözetilmeden davalının dava dışı asıl borçlunun takip tarihi itibarıyla davacı bankaya olan temerrüt faizi ve BSMV'si dahil olmak üzere tüm borcundan, borcun kefalet limiti dahilinde kaldığı gerekçesiyle sorumlu tutulmain suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiş, davalının takip tarihi itibarıyla davacı bankaya 1.156.749,21 TL asıl alacak, 255,00 TL masraf olmak üzere toplam 1.157.004,21 TL borçlu olduğu, anılan miktar yönünden icra takibine itirazının haksız bulunduğu anlaşılarak bu kabul çerçevesinde Dairemizce hüküm kurulması yoluna gidilmiştir.
Davalı vekilinin istinaf itirazları arasında temerrüt faiz oranına yönelik açık bir istinaf itirazı bulunmadığından bu hususta Dairemizce inceleme yapılması yoluna gidilmediği gibi, takip tarihinden sonra asıl alacağa işleyecek temerrüt faizi yönünden hüküm kurulmuş ise de, ilk derece mahkemesince işleyecek %5 BSMV hüküm altına alınmadığından ve davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurmadığı gözetilerek istinafa gelenin aleyhine hüküm kurma yasağı gözetilerek işleyecek %5 BSMV'nin hüküm altına alınması yoluna da gidilmemiştir.
Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının reddine, davanın kısmen kabulüne, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davacının kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından davalının kötüniyet tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE,
2-Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/03/2019 tarih 2016/635 Esas 2019/302 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının reddine,
B)1-Davanın KISMEN KABULÜNE, davalının Ankara 19. İcra Müdürlüğünün 2016/1964 sayılı icra takibine vaki itirazının 1.156.749,21 TL asıl alacak, 255,00 TL masraf olmak üzere toplam 1.157.004,21 TL üzerinden iptaline, takibin anılan miktarlar üzerinden ve hüküm altına alınan asıl alacağa takip tarihinden itibaren %72 oranında temerrüt faizi işletilmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Hüküm altına alınan miktar üzerinden %20 oranında hesaplanan 231.400,84 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Davalının kötüniyet tazminat talebinin reddine,
4-Alınması gereken 79.034,95 TL harçtan peşin alınan 34.282,18 TL harç ile 9.990,04 TL icra peşin harcının mahsubu ile bakiye 34.762,73 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 34.282,18 TL peşin harç ile 29,20 TL başvurma harcı ve 9.990,04 TL icra peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 700,00 TL bilirkişi ücreti ve 211,70 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 911,70 TL'nin davanın kabul ve red oranları dikkate alınarak 527,95 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre kabul edilen kısım üzerinden hesap olunan 173.980,59 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre reddilen kısım üzerinden hesap olunan 129.740,39 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Bakiye gider avansının talep halinde yatıran tarafa iadesine,
C)1-Dairemizce davalı vekilinin adli yardım talebi kabul edildiğinden ve harç yatırmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
2-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 18/09/2025
Başkan - Üye Üye - Zabıt Katibi -