T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/1897 Esas 2025/828 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1897
KARAR NO : 2025/828
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/07/2022
NUMARASI : 2021/290 Esas 2022/398 Karar
DAVA : Şirketin Feshi
DAVA TARİHİ : 06/05/2021
KARAR TARİHİ : 14/07/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 14/07/2025
Taraflar arasındaki şirketin feshi istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... ile birlikte davalı şirketin kurucu ortakları olduklarını, kuruluş sözleşmesinde her iki ortağın 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiklerini, 1 yıl süre ile şirketi münferiden temsil yetkisine sahip olan diğer ortağın kardeşine vekaletname vererek şirket yönetim kurulunun yapabileceği iş ve işlemler için kardeşini yetkilendirdiğini, davalı şirketin son genel kurulunun 08/04/2016 tarihinde yapıldığını, bu tarih itibariyle başkaca bir genel kurul yapılmadığını, yönetim kurulunun yeniden belirlenmediğini, davalı şirketin olağan işlerini yürütecek bir organının bulunmadığını, olağan genel kurul toplantılarının yapılmamasının anonim şirketin haklı sebeple feshi gerekçesi olduğunu, davalı şirketin ortaklık amacının imkansız hale geldiğini, müvekkili şirketin maddi ve itibari zarara uğradığını, şirket ortaklarından ...'in aile ve akrabalık bağı olan kişileri şirkette usulsüz olarak sigortalı gösterdiğini bu nedenle SGK tarafından şirket hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, aynı hususla ilgili olarak SGK tarafından feshi istenilen şirket adına işyeri kayıtları nedeniyle idari para cezası uygulandığını, para cezasının müvekkili tarafından ödendiğini, feshi istenen şirket ortağının bu şekilde müvekkilini maddi zarara uğrattığını, davalı şirket hakkında vergi incelemesi başlatıldığını, müvekkilinin ortak ...'e şirkete yatırım yapması ve şirketin faaliyetleri doğrultusunda kullanması için zaman zaman para gönderdiğini, diğer ortağın bu paraları kendi yararına kullandığının anlaşıldığını, ortaklar arası güven ve iş birliğini zedeleyen bu davranışlar neticesinde artık davalı şirketin faaliyetine devam etmesi ve müvekkilinin ortak olarak bulunmasının mümkün olmadığını, şirketin uzun süredir gayri faal durumda bulunduğunu belirterek şirketin feshine, mümkün olmadığı taktirde müvekkilinin ortaklık payı ödenmek suretiyle ortaklıktan çıkmasına izin verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı yetkilisi cevap dilekçesinde özetle; feshi talep edilen şirket adına yapılan inşaattaki iki adet dükkanın bankalara ipotek vereceği ve kdv'sini kullanacağını beyan eden davacı ortak üzerine devredildiğini, dükkanın bedeli ve kar paylarının şirkete ödenmediğini, şirketin mağdur olduğunu, davacının şirkete ait üç adet daireyi resmi maliyet bedeli üzerinden kendisine satış yaptırdığını, daireleri gerçek değeri üzerinden şu anki sahiplerine sattığını, büyük bir kazanç elde ettiğini, şirketin zarara uğratıldığını, şirket kayıtlarında görünen borç ve alacakların büyük çoğunluğunun kapandığını, davacının zimmetine aldığı daire ve dükkanların bedellerini ve kazançlarını şirkete iade etmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davalı şirket limited şirket olmayıp anonim şirket olduğundan çıkmaya izin verilmesinin değil, haklı sebeplerin oluşması durumunda şirketin feshine karar verilebileceği, TTK'nun 531. maddesindeki çıkarmanın, limited şirketlerdeki çıkmaya izin verilmesi düzenlemesinden farklı olduğu, anonim ortaklıkta esas olanın şirketin varlığı ve sürekliliği olup, davacı paydaş aynı zamanda yönetim kurulu üyesi ve 2 kişilik yönetim kurulunda yönetim kurulu başkanı olduğundan bir sermaye şirketi olan anonim şirket paydaşlığından çıkmasına izin verilmesinin anonim ortaklık ilkelerine uygun olmadığı, davalı şirketin 2016 yılından itibaren genel kurulunu toplayamadığı, mali incelemede faal olmadığı, Cumhuriyet Başsavcılığı hazırlık evrakı içeriği ve dosya kapsamı itibariyle bir araya gelip şirketin sürdürülemeyeceği, mali incelemede faal olmama durumu da gözetilerek haklı sebebin oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; cevap dilekçesinin süresinde sunulduğunu, haklı sebeplerin varlığının somut olayda mevcut olmadığını, haklı sebep olarak değerlendirilen olayların iddia sahibi tarafından ispatlanamadığını, dava dilekçesinde belirtilen, feshi talep edilen şirketin mali durumu ile ilgili bilgilerin gerçeği yansıtmadığını, kayıtlarda görünen borç ve alacakların büyük bir çoğunluğu kapatılmış olup bilgi eksikliği sebebiyle böyle bir tablo gözükmediğini, davacı yanca da bu hususun teyit edildiğini, davacı yan tarafından, davalı şirkete SGK tarafından ceza kesildiği ve ödemelerin davacı tarafından yapıldığı belirtilmişse de, bu ödemelerin ... tarafından gerçekleştirildiğini, davacının ödemeleri kendi yaptığına ilişkin bir delil de dosyaya sunmadığını, karşı taraf dilekçesinde Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından feshi istenen şirket için vergi incelemesi başlatıldığını, müvekkili şirketin ortak ...'e şirkete yatırım yapması ve şirketin faaliyetleri doğrultusunda kullanması için zaman zaman para gönderdiğini, fakat ortak ...'in bu paraları kendi yararına kullandığının anlaşıldığı iddiasında bulunmuşsa da bu hususun gerçeklik arz etmediğini, bu iddianın da dosya kapsamı incelendiğinde ispatlanamadığının görüleceğini, davacı yan gerçek dışı olaylarla şirketin feshini istemekteyse de anonim ortaklığının feshi için gerekli haklı sebeplerin somut olayda bulunmadığını, şirketin feshini gerektirecek haklı sebebin oluşmasında davacının da kusuru varsa davacının davasının reddedilmesi gerektiğini, mahkemenin yeterli inceleme ve araştırma yapmadan hüküm kurduğunu, mahkeme her ne kadar dosyaya delil olarak sunulan soruşturma dosyasını dayanak kabul ederek şirketin sürdürülemeyeceğine kanaat getirmişse de, soruşturma dosyasının akıbetinin belli olmadığını, soruşturma dosyasında ilk olarak müvekkili hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı da göz önüne alındığında, müvekkilinin üzerine atılı suçu işlemediğine kanaat getirilmesi halinde şirketin devamının sürdürülememesinde müvekkilinin kusurunun olmadığının kabul edileceğini, bu davada karar verilebilmesi için ceza dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, feshi istenen şirket ortaklarından şirketin devamını sürdürmelerinin beklenemeyecek hale gelmiş olduğu bir an için kabul edilse dahi, şirketin devamının sürdürülememesinin davacının kusurlu davranışlarından kaynaklandığını, davacı yan işbu dava ile feshi istenen şirket adına ... Parsel üzerinde yapılan inşaattaki 1.500 metre karelik 2 adet dükkanı, bankalarda dbs olarak kullanarak kdv avantajından yararlanmak için resmi bedel üzerinden kendi üzerine devir yaptırdığını, söz konusu dükkanların bedelini ve elde etmiş olduğu kar payını şirkete ödemediğini, davacı şirketin aynı taşınmaz üzerinde bulunan 1, 26, 30 nolu daireleri resmi maliyet bedeli üzerinden kendi üzerine satışını yaptırdıktan sonra gerçek bedel üzerinden dairelerin şu anki sahiplerine sattığını, bu konuyu ispatlamak adına daire ve dükkan sahiplerinin ifadelerine başvurulabildiğini, davacı yan bu şekilde yapmış olduğu satışlardan büyük bir kar elde etmişse de bu kar payını şirkete ödemeyerek işbu dava ile feshi istenen şirketi ciddi anlamda zarara uğrattığını, taşınmazlar ekspertiz değeri üzerinden alınmış ise de bu 2 yıllık zaman diliminde taşınmazların inşaat sürecindeki masraf ve harcamaları davalı şirket tarafından karşılandığını, feshi istenen şirket için vergi incelemesi, davacı yan tarafından yapılan satış işlemlerinden kaynaklandığını, davalı şirketin bir kusur ve sorumluluğu bulunmadığını, anonim şirketi, şahıs şirketi olmayıp taraflar arasında yaşanan şahsi meselelerin şirkete bir etkisi olmayacağını, pay sahiplerinin kendi aralarında söz konusu olabilecek fikir ayrılıkları veya ihtilafların kural olarak feshe dayanak teşkil eden bir haklı sebep olamayacağını, anonim ortaklıklar bakımından ise kişisel sebeplerin haklı sebep olarak nitelendirilemeyeceğini, anonim ortaklıklar bakımından haklı sebep olarak nitelendirilebilecek vakıaların, objektif olması ve pay sahibi kimliğinden (pay sahibinin şahsından) bağımsız olması gerektiğini, haklı sebebin gerçekleştiği hususunun kabulünde davacı pay sahipleri dışında kalan diğer menfaat sahiplerinin (şirket, diğer pay sahipleri, çalışanlar) haklarının da dikkate alınması gerektiğini, haklı sebep ve bunun devamında fesih, ancak bu kimselerin menfaatlerinin haleldar edilmemesi kaydı ile ve son çare olarak kabul edilebileceğini, fesih kararı yerine hakimin önce duruma uygun düşen ve kabul edilebilir bir çözümü araştıracak ve böyle bir çözümün tespiti durumunda, bu çözüme hükmedeceğini, dolayısıyla kanun koyucunun fesih kararını son çare olarak kabul ettiğini, somut olayda verilen kararın feshin son çare olması ilkesine aykırılık arz ettiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; haklı nedenle anonim şirketin fesih ve tasfiyesi, mümkün olmadığı takdirde ortaklıktan çıkma ve çıkma payı alacağının tahsili istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesinde “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” hükmünü içermektedir.
Anılan hükümde hangi pay sahiplerinin şirketin feshi talebiyle dava açabileceği açıkça düzenlenmiş olup, buna göre sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir.
Anonim şirketin haklı sebeple feshi, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş hukuki çarelerden biridir. Azlık hakları tanınmasının hukuki veçhesi çoğunluğu elinde tutan ortakların azlığın haklarını sürekli olarak ihlal etmesine karşı hukuki çaredir. Bu durum karşısında hangi pay oranına sahip olan ortağın azınlık olduğunun tartışılması gerekecektir.
Yasa hükmünde anonim şirketin haklı nedenle feshi davası açabilecek pay sahiplerine ilişkin asgari pay oranı olarak sermayenin en az 1/10, halka açık şirketlerde ise 1/20 oranına sahip olmak düzenlenmiştir. Anılan pay oranının altında pay sahibi olan anonim şirket ortakları azınlık pay sahibi ise de, yasanın açık hükmü karşısında anonim şirketin haklı nedenle feshini talep edemeyeceklerdir. Anonim şirketin haklı sebeple feshi, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare olduğundan şirkette sahip olduğu pay oranı karşısında azınlık olarak nitelendirilemeyecek ortağın haklı nedenle anonim şirketin feshi talebiyle dava açamayacağının kabulü gerekecektir. Azlığa tanınan bu hak davacı yönünden dava şartıdır.
Davacı sıfatının dava şartı olarak kabulünün usul hukuku yönünden önemli sonuçları bulunmaktadır. Fesih davası açma hakkı veren pay sahipliği sıfatı ve pay oranının davanın açıldığı tarihte var olması gerekmektedir. Bu çerçevede anonim şirketin haklı sebeple feshi davasının esas yönünden incelenmesine geçilebilmesi için öncelikle davacı tarafın davacı sıfatının var olup olmadığının tespiti gerekir. Davacı sıfatını oluşturan pay sahipliği sıfatı ve pay oranına ilişkin şartlardan birinin eksik olması halinde mahkemece işin esasına girilemeyecek, davacının maddi hukuka ilişkin haklılığı incelenemeyecektir (Yrd. Doç. Dr. Emel Hanağası, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Davasının Medeni Usul Hukuku Perspektifinden Değerlendirilmesi, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C:XXXII, S:1, Y:2016, s:213 vd.).
TTK sisteminde açıkça dava açma yetkisi verilen davacıların dava hakkı bulunduğuna göre sistem kurulmuştur. TTK'da yer alan düzenlemelerde, örneğin genel kurul kararının iptali, şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası, ticaret sicil kararına itiraz, şirket ortaklığından çıkarma, ıskat vb. davalarında kimlerin dava açabilecekleri açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle de, azınlık (azlık) hakkı olarak tanınan dava hakkının çoğunluğa da tanındığı şeklinde bir yorum TTK sistemine aykırı olacaktır.
Anonim şirketteki pay oranı %49,999'a kadar olan ortak azınlık sayılabilecek ise de, anılan oranın üzerinde pay sahibi olan ortak azınlık sayılamayacaktır.
Somut olayda, davalı şirket %50'şer pay oranına sahip iki ortaklı bir anonim şirket olup, davacı ... Holding A.Ş. ile dava dışı ... davalı şirkette %50'şer pay sahibidir.
Bu durumda mahkemece, anonim şirketin haklı sebeple feshinin çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare olduğu, davacının davalı şirkette %50 pay sahibi bulunduğu gözetilerek sahip olduğu pay oranı karşısında davacı ortağın haklı sebeple şirketin feshini düzenleyen TTK'nun 531. maddesi uyarınca dava açma hak ve ehliyetinin bulunup bulunmadığı, yasal düzenlemeye göre azlık olarak dava açma hakkının bulunup bulunmadığının dava şartı olduğu üzerinde durulmadan işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiş olup, kamu düzenine aykırılık teşkil eden bu husus Dairemizce re'sen gözetilmiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü kararında kamu düzenine aykırılık yönünden isabet görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık gözetilerek kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kamu düzenine aykırılık yönünden kaldırılmasına, davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve taktiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a.4 maddesi gereğince kamu düzenine aykırılık gözetilerek KISMEN KABULÜNE,
2-Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/07/2022 tarih 2021/290 Esas 2022/398 Karar sayılı kararının kamu düzenine aykırılık gözetilerek KALDIRILMASINA, davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4-Davalı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,
5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a.4 maddesi uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 14/07/2025
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.