T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/11/2022
NUMARASI :....
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 09/11/2020
KARAR TARİHİ : 23/05/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 23/06/2025
Taraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı .... ile dava dışı ... AŞ arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde davalı, dava dışı ... İnş A.Ş, ... ve müvekkilinin ... olduklarını, banka lehine davalının taşınmazı üzerinde ayrıca ipotek tesis edildiğini, asıl borçlunun kredi borcunu ödememesi üzerine bankanın önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmasını beklerken ... olan davalının borcun tamamını bankaya ödedikten sonra ödediği bedel için müvekkili ve dava dışı ... ... A.Ş. aleyhine icra takibi başlattığını, müvekkilinin önce rehne müracaat edilmesi gerektiği, alacaklının borçlulardan herhangi birinin zararına hareket edemeyeceği, halefiyetin gerçekleşmediği, ortada ödenmiş ve ortadan kalkmış bir borç bulunduğu, halefiyet gerçekleşse bile halefe de önce rehne müracaat edilmesi gerektiği itirazında bulunulabileceği, ancak yapılan bunun da önünün kesildiği, kendine ait bir borcun bulunması halinde ödeyeceği, borcun tamamından sorumlu olmadığı itirazlarına rağmen icra takibinin devam ettiğini, davalının talebinin kanun hükümlerine aykırı olduğunu, takip talebinde belirtilen avans faizi uygulanması talebinin yerinde olmadığını, ancak yasal faiz istenebileceğini belirterek müvekkilinin takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, takipte talep edilen faiz oranının yasal faiz olması gerektiğinin tespitine, %20 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dışı asıl borçlu şirketin dava dışı bankaya kredi borcunu ödememesi sonucunda müvekkilinin borcun tamamını bankaya ödeyerek bankanın halefi olduğunu, davacının icra takibine geçersiz itirazda bulunduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, mevcut sözleşme kapsamında kullandırılan kredi nedeni ile davalı şirketin ödemiş olduğu toplam 742.132,07 TL'nin bankacı bilirkişi tarafından düzenlenen, gerekçeli ve denetime elverişli olmakla hükme esas alınan raporunda hesaplanıp belirtildiği üzere, müteselsil ... davalının muaccel kredi borcunu ödemesi nedeni ile davacı aleyhine TBK'nın 587. ve 596. maddeleri hükümleri uyarınca halefiyet kapsamında başlattığı icra takibi nedeniyle takip tarihi itibarıyla (kullandırılan kredilerin TL cinsinden olması nedeni ile) davalının, davacıdan yapmış olduğu 742.132,07 TL ödeme nedeni ile davacının kefaletinden kaynaklanan ve ödemekle yükümlü olduğu tutarın 190.538,85 TL olduğunun belirlendiği, davalının ödediği 742.132,07 TL'den davacının kefaletine isabet eden anılan miktar düşüldüğünde davacını davalıya takip dosyasında 550.593,22 TL asıl alacak yönünden borçlu olmadığı, taraflar tacir olmadığı gibi aralarındaki ilişkinin de genel kredi sözleşmesindeki kefaletten kaynaklı olmakla davalının yapmış olduğu ödeme nedeni ile davacının kefaletinden ötürü icraen talep ettiği alacağa avans değil yasal faiz uygulanması gerektiği, davalının icra takibinin kötü niyetli yapıldığı kanıtlanamadığından davacının kötü niyet tazminatının, davada icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmediğinden davacının tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 28. İcra Dairesi'nin 2019/12018 sayılı takip dosyasında davacı borçlunun, davalı alacaklı şirkete takip konusu asıl alacağın 550.593,22 TL' lik kısmı için borçlu olmadığının ve icra takibinde uygulanacak faiz türünün yasal faiz olması gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, her iki yan açısından koşulları oluşmayan tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin hak ve alacaklarının haczedildiğini, en azından mahkemece kabul edilen kısım kadar kötü niyetli bir takip yapıldığını, takibin itirazla durması üzerine itirazın kaldırılmasının istendiğini, reddedilince başka bir gerekçe ile yine itirazın kaldırılmasının istendiğini, bu kez talep kabul edilince takibe toplam tutar üzerinden devam edildiği kesin olan dava konusu olayda, kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, mahkemenin, davanın tamamının kabul edilmesi gerektiğini, bir alacaklının diğer borçlular aleyhine hareket etmesinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, önce rehne müracaat edilmesi gerektiğini, müvekkilin ipotekle temin edilmiş bir borca ... olduğu ancak davalının ipoteği fek etmesi nedeniyle ipoteğe başvurma hakkını kaybettiği şeklindeki iddialarını değerlendirmediğini, davanın kısmen kabulüne karar verdiğini, davanın tamamının kabulüne karar verilmesi gerekirken bu şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının sözleşme kapsamında ... sıfatıyla ödemeyi taahhüt ettiği kefalet tutarı toplamı, artışla birlikte Türk Lirası üzerinden 4.000.000 TL, ayrıca Amerikan Doları üzerinden 800.000 ..... Doları olduğunu, müvekkili 42.132,07 TL’yi ödediğini, ... A.Ş. tarafından mezkur genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesi kapsamındaki kredi borcuna binaen alacağın davalı ...Ş.'nin banka hesabından tahsil edilmesi sonucunda müvekkili ... A.Ş., halefiyet hükümleri uyarınca davacı ...'e karşı ... Bankası'nın, genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesi bakımından doğmuş ve doğacak olan bütün hak ve alacaklarına yaptığı ödeme nispetinde halef olduğunu, alınan bilirkişi raporunda miktar 191.538,85 TL olarak geçmekte, mahkeme ilamında gerçekleştirilen hesaplama işleminin de ancak bu tutarda doğru sonuç vermediğini, ancak aşağıda açıklanacak gerekçelerle işbu davanın kısmi kabulü açıkça hukuka aykırı olduğundan anılan karara karşı istinaf yasa yoluna başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu, müvekkilinin ... sıfatına sahip olması veya olmamasının bu dava bakımından önem arz etmediğini, ... sıfatına sahip olmayan üçüncü bir kişi de, asıl borçlunun borcunu, TBK'nun 127 şartlarına uygun olarak ödemesi halinde alacaklıya halef olarak dava konusu icra takibini açabildiğini, Dolayısıyla davacı, huzurdaki istinaf incelemesine konu davaya ilişkin talebin hukuki nitelemesini yanlış yaptığını, takip talebinden ve ödeme emrinden de görüleceği üzere, dava konusu icra takibinin dayanağı, müvekkilin ... Bankası’nın haklarına TBK mad. 127 uyarınca halef olması olduğunu, davacının açık bir hukuki hataya düşerek işaret ettiği gibi anılan takip TBK'nun 587. maddesi uyarınca yalnızca kefiller arası rücu ilişkisini konu edinen bir takip olduğunu, bankanın davalı ...’den olan alacağını devralan, bankaya halef olan müvekkilinin, devraldığı/halef olduğu alacağın tahsiline ilişkin olduğunu, ... sıfatı ile ödeme yapan müvekkili, alacaklının halefi sıfatını kazandığını, ... Bankası davacıdan nasıl 742.132,07 TL’yi tahsil yetkisine sahipse, müvekkilinin de ... Bankasına halef olduğundan bu tahsil yetkisine sahip olduğunu, bu davayı ... Bankası açsaydı davalı nasıl işbu davada ileri sürdüğü iddiaları ... Bankası’na ileri süremeyecek ise, ... Bankasının haklarına halef olan müvekkiline karşı ileri sürdüğü iddiaların da hukuken geçerli iddialar olmadığını, davacının, müvekkilinin halef sıfatını görmezden gelerek müvekkilin ... sıfatına vurgu yaparak işbu davadan menfaat elde etmeye çalıştığını, ancak davalı müvekkili bu takibi ... sıfatından doğan borcu rücu etmek amacıyla ve davacının belirttiği gibi TBK'nun 587. maddesine istinaden başlatmadığını, bu takip TBK'nun 127. maddesi uyarınca halef olan müvekkilinin halef olduğu alacağı tahsil etmek istediği bir takip olduğunu, dolayısıyla bu davada davacıyı sorumluluktan kurtarabilecek iddiaların ise davalının ... A.Ş.’nin borcuna ... olmadığı iddiası veya ... A.Ş.’nin borcunun olmadığı iddiası veya müvekkilinin alacaklıya halef olmadığı iddiaları olabildiğini, ancak davacı bu iddiaların hiç birini -takip talebinde ve ödeme emrinde anılan borcun TBK'nun 127. maddesine istinaden halef sıfatıyla talep edildiği bildirilmiş olmasına rağmen- ileri sürmediğini, hatta müvekkilinin ... Bankası’na halef olduğu gerçeği haricinde sayılan mezkur tüm iddiaları kabul ettiğini, davacı birlikte kefalet ilişkisi var gibi beyanlarda bulunsa da ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, istinaf konusu uyuşmazlıkta birlikte kefalet değil, müteselsil kefalet ilişkisi olduğuna değindiğini, müteselsil kefalet ve birlikte kefalet farklı iki kefalet türü olduğunu, olayda ise müteselsil kefalet bulunduğundan birlikte kefalete ilişkin TBK'nun 587. maddesinin uygulanamayacağını, birlikte kefalet niteliği taşımayan toplu kefalet türlerinde rücuya ilişkin özel hüküm olmadığından, TBK’da kefalet türlerine ilişkin “ortak hükümler” bahsi altında düzenlenen TBK'nun 596. Maddesinin uygulanacağını, müvekkilinin söz konusu alacağı talep yetkisindeki sıfatının ... olduğu varsayılsa bile yine halefiyet hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılacağını, taraflar aralarında açıkça kefalet sözleşmesinin hiçbir şekilde birlikte kefalet sonucu doğurmayacağını kredi sözleşmesi uyarınca düzenlendiğini, bu gerekçe bile davacının işbu dava ile elde etmek istediği sonucun hukuka aykırılığını gösterdiğini, bu kredi sözleşmesindeki kefaletin amacının, her bir kefilin, başkaca bir ... yokmuşçasına, tek başınaymışçasına borçtan sorumlu tutulması olduğunu, kefaletin türünün müteselsil olmasının, bankaya borçluya başvurmadan kefillere başvurma olanağı verdiğini, her bir kefilin bağımsız olduğunu, bir ... borcu ödediğinde, yalnızca kendi kefalet borcunu sona erdirdiğini, diğer kefillerin kefalet borcunun devam ettiğini, kendi kefalet borcunu sona erdiren kefilin ise TBK'nun 596. maddesi uyarınca alacaklıya halef olduğundan diğer kefillere karşı başvuru hakkına sahip bulunduğunu, müteselsil kefalet bakımından rücu ilişkisinde “kefilin rücu hakkı” başlıklı TBK'nun 596. maddesinin uygulama alanı bulacağını, TBK'nun 596/I maddesinde kefilin halef olacağının açıkça düzenlendiğini, kefilin ödemede bulunması ile asıl borç veya birbirinden bağımsız diğer kefalet ilişkileri sona ermediği gibi, tarafların herhangi bir müdahalesi olmaksızın alacaklıya ait hakların kanun gereği kendiliğinden halefe intikal ettiğini, alacaklının haklarına halef olan ... kanun gereği alacaklının sahip olduğu her türlü teminatı ileri sürebileceğini, nitekim bu teminatlara her türlü rehin ve kefalet sözleşmelerinin de dahil olduğunu, müvekkilin alacaklıya halef olduğu, alacaklının sahip olduğu tüm ayni ve şahsi teminatlara sahip olacağını, bu nedenle de davacı ... ...., kefalet sözleşmesi uyarınca belirtilmiş olan 4.000.000,00 TL'ye ve 800.000 Usd'ye kadar bankaya nasıl ... sıfatıyla sorumlu ise müvekkiline de sorumlu olacağını, bankanın borcunu ifa ederek alacaklıya halef olan müvekkilinin en azından ödenen miktarın bilirkişi raporunda hesaplanan ve ödemeler nezdinde kendi kefalet payına düşen rakam olan 75.491,48 TL haricindeki 666.721,59 TL üzerinden alacaklı olduğu kabul edilip bunun haricindeki rakam bakımından menfi tespit davasının kabul edilmesi gerektiğini, kefalet tutarının toplam tutar üzerinden hesaplanması gerekirken sadece Türk Lirası üzerinden yapılmış bir hesaplamanın eksik olduğunu, bir an için somut olayda TBK'nun 587/son maddesi uyarınca oransal olarak davacıya düşen sorumluluk miktarı belirlenecekse, bu durumda davacının hem şahsının sorumluluğunun hem de kredi sözleşmesinde ... ... .- mirasçısı olduğu ve bu yönüyle de sorumluluğunun bulunduğunun dikkate alınması gerektiğini, mahkeme gerekçeli kararının anılan durum nedeniyle de eksik ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, ... Bankası ile dava dışı ... A.Ş. arasında akdedilen genel kredi ve gayrinakdi kredi sözleşmesinden kaynaklandığını, bu kredi sözleşmesinin hem kredi kullanan tarafın ticari işini ilgilendirmesi, hem TTK'nun 4. maddesi uyarınca bankacılık hukukundan kaynaklı işlemlerin ticari olmasının asıllığı, hem de TTK'nun 19. maddesi uyarınca taraflarından yalnız biri için dahi ticari ... niteliğinde olan sözleşmelerin diğerleri için de ticari ... sayılacağı yönündeki emredici hükmü uyarınca açıkça ve hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ticari ... olduğunu, talep ve takip yöntemlerinde ... ... hak sahibi olduğu her asıl ve fer'i kalemde müvekkilinin de aynı asıl ve fer'i kalemler uyarınca hak sahibi olacağını, TTK'nun 19. maddesi uyarınca takipte avans faizinin uygulanmasının hukuka uygun bulunduğunu, mahkemece yasal faiz uygulanarak takibin devamına karar verilmesinin hatalı olduğunu, sözleşmeye ... olarak imza atan davacının borcun tamamından sorumlu tutulması gerekirken borcunu kötü niyetli şekilde inkar ettiğini, her ne kadar ilk derece mahkemesince reddedilse dahi davacı kötü niyetli olarak açmış olduğu bu davanın reddedilmesi ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesi gerektiğini, davacının eylemlerinin müvekkilinin alacak hakkı kapsamını sınırlandırma amacı taşıdığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ... tarafından ödenmesi nedeniyle kefalet hükümleri kapsamında rücu alacağının tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2019/12018 sayılı icra takip dosyası sureti, genel kredi sözleşmesi sureti, ödeme dekontları, ipotek resmi akit tablosu, yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 01/11/2021 tarihli kök, 31/05/2022 tarihli ek bilirkişi raporu, dava dışı asıl borçlu ... ... A.Ş.'nin banka hesap ekstreleri, Ankara 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/1370 Esas 2020/27 Karar sayılı karar sureti, dava dışı T. ... Bankası tarafından düzenlenen 12/09/2019 tarihli ödeme belgesi, yargılama aşamasında T. ... Bankasına yazılan müzekkereye verilen 29/03/2022 tarihli müzekkere cevabı dosya içerisinde yer almaktadır.
Dava konusu Ankara 28. İcra Müdürlüğünün 2019/12018 sayılı icra takip dosyası ile, davalı alacaklı tarafından davacı borçlu, dava dışı borçlu ... ... ... A.Ş. ve dava dışı asıl borçlu ... ... A.Ş. aleyhine 742.132,07 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren %19,50 avans faizi değişken oranda ticari avans faiziyle tahsili istemi ile bankaya ödenen borcun rücuuna dayalı olarak ilamsız icra takibi başlatılmış, davacı borçlu tarafından 27/09/2019 tarihli takibe itiraz dilekçesi ibraz edilmesi üzerine, icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verilmiştir.
Anılan itiraz üzerine takibin durdurulmasına ilişkin icra müdürlüğü kararına ilişkin alacaklı ... ... A.Ş (davalı) tarafından borçlu ... (davacı) aleyhine Ankara 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/1370 Esas sayılı dosyasıyla şikayet davası açtığı, yapılan yargılama sonunda 2020/27 Karar sayılı karar ile itiraz edilen kısmın açıkça belirtilmediği, borcun bir bölümünün itirazın İİK'nun 62/3-4. maddesinde belirtilen itiraz mahiyetinde olmadığı, yasal itiraz olmadığı, icra müdürünün takibin durdurulması kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle şikayetin kabulüne, icra müdürlüğü kararının iptaline karar verilmiştir.
Dava dışı T. ... Bankası ile dava dışı ... ... ... A.Ş. arasında 16/05/2016 tarihli 3.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd limitli genel kredi sözleşmesi akdedilmiştir. Anılan sözleşmede davacı ... ile davalı ...Ş, dava dışı ... ... A.Ş., dava dışı ..., dava dışı ..... sözleşmede müteselsil ... sıfatıyla imzaları bulunmaktadır. Anılan kefillerin sözleşmede yer alan kefalet limitleri dava dışı ... ile davacının 3.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd iken davalı ile dava dışı ... ... A.Ş., dava dışı ... 2.500.000,00 TL'dir. Anılan genel kredi sözleşmesindeki limit bila tarihinde 4.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd'ye artırılmıştır. Limit artırımına ilişkin olarak kefiller dava dışı ... ile davacının imzaları bulunmakta olup, davacı ile dava dışı .... sözleşmedeki müteselsil kefalet limitleri 4.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd'dir.
İpotek resmi senedinden davalının taşınmazı üzerinde dava dışı asıl borçlu ... ... A.Ş'nin de ve davalının kendisinin doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere dava dışı T. ... Bankası lehine 30/05/2016 tarihinde 2.500.000,00 TL limit ile üst sınır ipoteği tesis edilmiştir.
Ödeme dekontlarından davalı tarafından dava dışı asıl borçlu ... ... A.Ş.'nin T. ... Bankasında bulunan hesabına 05/09/2019 tarihinde "... ... A.Ş. tarafından teminat mektubu kom. için ödeme" açıklamasıyla 2.100,00 TL, 06/09/2019 tarihinde "... ... A.Ş. tarafından teminat mektubu kom. İçin ödeme" açıklamasıyla 1.803,38 TL, 06/09/2019 tarihinde "... ... A.Ş. tarafından ... A.Ş'nin temerrüte düşmüş cari ödemesi" açıklamasıyla 738.228,69 TL ödendiği anlaşılmıştır.
Dava dışı T. ... Bankası tarafından davalıya hitaben 12/09/2019 tarihinde banka ile ... ... A.Ş. arasına imzalanan gks'de kefaleti mevcut olup, banka kayıt ve bilgileri itibarıyla davalı tarafından toplam 742.132,07 TL'nin ... sıfatıyla ödendiğine ilişkin ödeme belgesi düzenlenmiştir.
Yargılama aşamasında T. ... Bankasına yazılan müzekkereye verilen 29/03/2022 tarihli cevapta, asıl borçlu ... A.Ş.'nin müteselsil kefili olan ... ... A.Ş. tarafından ihtarname keşide edilmeden önce ödeme yapıldığı bildirilmiştir.
Yargılama aşamasında alınan bilirkişi kök raporunda, davalı müteselsil kefilin dava dışı bankaya muaccel kredi borcunu ödediği, davacı aleyhine halefiyet kapsamında başlattığı dava konusu icra takip dosyasında takip tarihi olan 10/09/2019 tarihi itibarıyla davalının davacıdan Türk Lirası toplam kefalet tutarları üzerinden talepte bulunabileceği kabul edildiği takdirde davacının 4.000.000,00 TL, dava dışı ... ... A.Ş.'nin 2.500.000,00 TL, dava dışı ...'in 2.500.000,00 TL, davalının 2.500.000,00 TL, dava dışı ...'ın 4.000.000,00 TL limitle ... oldukları, toplam kefalet limitinin 15.500.000,00 TL olduğu, davacının kefaletinin toplam kefalete oranının %0,258064516129032 olduğu, davalının 05/09/2019 tarihinde ödediği 2.100,00 TL'nin 542,19 TL'sini, 06/09/2019 tarihinde ödediği toplam 740.112,07 TL'nin 190.996,66 TL'sini olmak üzere toplam 191.538,85 TL'sini takip tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıdan talep hakkına sahip bulunduğu, davacının 191.538,85 TL'yi aşan asıl alacaktan ve icra takip tarihinden sonra asıl alacağa işleyecek ve %9 yasal faizi aşan kısımdan sorumlu olmadığı, Türk Lirası ve Amerikan Doları toplam kefalet tutarları üzerinden talepte bulunabileceği kabul edildiği takdirde, davalının davacıdan talep edebileceği tutarın 05/09/2019 ödeme tarihinde TCMB döviz satış kurundan 800.000,00 Usd kefaletin TL karşılığı kefalet tutarı 4.540.640,00 TL olarak hesaplama yapıldığında toplam kefalet tutarının 24.581.280,00 TL olduğu, davacının kefaletinin toplam kefalete oranının %0,347444884888012 olduğu, davalının 05/09/2019 tarihinde ödediği 2.100,00 TL'nin 729,98 TL'sini, 06/09/2019 ödeme tarihinde TCMB döviz satış kurundan 800.000,00 Usd kefaletin TL karşılığı kefalet tutarı esas alındığında toplam kefalet tutarının 24.579.360,00 TL olduğu, davacının kefaletinin toplam kefalete oranının %0,347432968148886 olduğu, 06/09/2019 tarihinde ödediği toplam 740.112,07 TL'nin 257.139,33 TL'sini olmak üzere toplam 257.869,31 TL'sini takip tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacıdan talep hakkına sahip bulunduğu, davacının 257.869,31 TL'yi aşan asıl alacaktan ve icra takip tarihinden sonra asıl alacağa işleyecek ve %9 yasal faizi aşan kısımdan sorumlu olmadığı yönünde kanaat bildirilmiştir.
Alınan ek raporda ise dava tarihi itibarıyla TL kefalet limitleri esas alınırsa davalının davacıdan 191.538,85 TL asıl alacak, 20.119,45 TL işlemiş yasal faiz alacağı olmak üzere toplam 211.658,38 TL alacaklı olduğu, dava tarihinden itibaren asıl alacağa yasal faiz işletilebileceği, dava tarihi itibarıyla TL ve Usd kefalet limitleri esas alınırsa davalının davacıdan 257.869,31TL asıl alacak, 27.086,88 TL işlemiş yasal faiz alacağı olmak üzere toplam 284.956,19 TL alacaklı olduğu, dava tarihinden itibaren asıl alacağa yasal faiz işletilebileceği tespit edilmiştir.
Davacı yan dava dışı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde müteselsil ... olduğunu, davalının ... sıfatıyla ödediği tüm bedelin rücuen tahsili için hakkında icra takibi başlattığını, takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığını iddia etmiş, davalı yan ise dava dışı bankaya ödediği borç nedeniyle bankanın alacaklarına halef olduğunu, alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporundaki TL kefalet limitleri gözetilerek yapılan hesaplama esas alınmak suretiyle yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında dava dışı ... ... A.Ş. ile dava dışı .... Bankası arasında 16/05/2016 tarihli 3.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, sözleşme limitinin bila tarihli 4.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd'ye artırıldığı, davacı ve davalının sözleşmede müteselsil ... sıfatıyla imzalarının yer aldığı, taraflar dışında sözleşmede dava dışı ... . müteselsil ... sıfatıyla imzalarının bulunduğu, davacı ve dava dışı ... kefalet limitlerinin 4.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd olduğu, davalı ile dava dışı ... . ... kefalet limitlerinin 2.500.000,00 TL olduğu, davacı ile davalının anılan kefaletlerinin sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nun 583 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygun olduğu, davalının taşınmazı üzerinde . ... Bankası lehine dava dışı ... ... A.Ş.'nin ve davalının bankaya doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere 30/05/2016 tarihinde 2.500.000,00 TL limit ile ipotek tesis edildiği, davalının ... sıfatıyla dava dışı bankaya 05/09/2019 tarihinde 2.100,00 TL, 06/09/2019 tarihinde ise toplam 740.112,07 TL ödediği, davalı kefilin dava dışı alacaklı bankaya ödediği 742.132,07 TL alacağın rücuen tahsili talebiyle davacı, dava dışı asıl borçlu ve dava dışı ... ... ... A.Ş. Aleyhine icra takibi başlatıldığı hususlarında bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, davacının dava dışı bankaya ... sıfatıyla ödediği kredi borcu nedeniyle davalı kefilden rücuen tahsilini talep edebileceği bir alacağı bulunup bulunmadığı, var ise miktarı, davacının dava konusu icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olup olmadığı, borçlu değil ise miktarı, davalının davacı kefilden rücuen tahsilini talep edebileceği bir alacağın bulunması halinde bu alacağa uygulanmasını talep edebileceği faiz oranı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Davalı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, davalı yan işbu dava konusu icra takibinde tahsilini talep ettiği alacağın dava dışı bankaya ... sıfatıyla yaptığı ödemeden kaynaklandığını, davacı kefile rücu hakkı olduğunu iddia etmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 587/2. maddesi "Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil ... olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından sorumlu olur. Ancak, bir ..., kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bir ..., bu hakkı, diğer kefillerin kendi paylarını ödemiş veya ayni güvence sağlamış olmaları durumunda da kullanabilir. Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen ..., kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir..." hükmünü içermektedir.
Dava konusu uyuşmazlığın anılan hüküm çerçevesinde çözümlenmesi gerekir.
Yukarıda açıklandığı üzere davacının ve davalının dava dışı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinde müteselsil ... sıfatıyla imzası yer almakta olup, kefaletleri şekil koşullarına uygun olduğu gibi, sözleşmede taraflar dışında üç müteselsil ... daha bulunmaktadır. Davalının anılan kefaletinin yanı sıra davalının taşınmazı üzerinde dava dışı asıl borçlu şirketin ve kendisinin dava dışı bankaya doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere ipotek tesis edilmiştir.
Davalı dava dışı banka ile dava dışı şirket arasındaki kredi ilişkisinde hem ipotek veren hem de müteselsil ... sıfatına sahiptir. Ödeme dekontlarında davalının kredi borcunu ... sıfatıyla ödediğine ilişkin açıklama bulunmaktadır. Davalı müteselsil ... sıfatıyla ödeme yapması nedeniyle kefilin diğer kefillerden biri olan davacı aleyhine rücuen alacağın tahsili için işbu dava konusu icra takibini başlatmıştır.
Açıklandığı üzere davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlık kefilin kefile rücu ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Davalı ... olarak ödediği borcun diğer kefillerden biri olan davacıdan rücuen tahsili için icra takibi başlattığından davacı bu takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitini, uygulanması gereken faiz oranının yasal faiz olduğunun tespitini talep etmiştir.
Kefaletin fer’iliği niteliği itibarıyla kefilin sorumluluğu için öncelikle asıl borçlunun muaccel olmuş ve sorumlu olduğu bir borcun bulunması gerekmektedir. Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda davalı müteselsil kefilin dava dışı bankaya dava dışı asıl borçlu ... ... A.Ş'nin muaccel olan kredi borcuna ilişkin 05/09/2019 tarihinde 2.100,00 TL ve 06/09/2019 tarihinde toplam 740.112,07 TL ödediği tespit edilmiştir.
Davacının ödediği kredi borcunun dayanağı 16/05/2016 tarihli genel kredi sözleşmesi olup, anılan sözleşmede davacı ve davalının yanı sıra dava dışı ..., ... ve ... ... A.Ş. müteselsil kefildir. Bu durumda davacının ödeme yaptığı kredi borcunun kendisi dahil 5 müteselsil kefili bulunmaktadır. Davacı ve dava dışı ... kefalet limitleri 4.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd, davalı ile dava dışı ... ... kefalet limitleri ise 2.500.000,00 TL'dir.
Genel kredi sözleşmesinde TL ve Usd cinsinden limitler ile kefillerin sorumluluk tutarları TL ve Usd cinsinden ayrı ayrı belirli hale getirildiğinden açılacak kredinin cinsine göre ayrı arı kefalet limitlerinin belirlendiği gözetildiğinde, dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredinin TL kredi olması nedeniyle sözleşmedeki TL kefalet limitlerinin esas alınması gerekecektir. Buna göre TL cinsinden toplam kefalet limiti 15.500.000,00 TL'dir. Davacının TL cinsinden kefalet limiti 4.000.000,00 TL olup, toplam kefalete oranı %0,258064516129032'dir. Buna göre davalı ... 05/09/2019 tarihinde ödediği 2.100,00 TL, 06/09/2019 tarihinde ödediği toplam 740.112,07 TL'nin davacının kefalet limitinin toplam kefalet limitine oranına isabet eden miktarının davacı kefilden rücuen tahsilini talep edebilecektir. Dava konusu icra takibinde talep edilen alacak asıl alacak kaleminden ibarettir.
Yargılama aşamasında alınan ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu ile davacının davalıdan rücuen tahsilini talep edebileceği asıl alacak miktarı, yukarıda açıklanan kurallar çerçevesinde toplam 191.538,86 TL olarak tespit edilmiştir. Takipte tahsili talep edilen 742.132,07 TL'den davalının davacıya rücu edebileceği anlaşılan 191.538,86 TL mahsup edildiğinde davacı takip tarihi ve dava tarihi itibarıyla davalıya 550.593,22 TL asıl alacak yönünden borçlu değildir.
Hal böyle olunca, mahkemece yargılama aşamasında alınan ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu ile TL kefalet limitleri esas alınmak suretiyle yapılan hesaplama sonucu davalının ... sıfatıyla yaptığı ödemeler nedeniyle davacıdan takip tarihi itibarıyla 191.538,86 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredilerin TL kredi olması ve genel kredi sözleşmesinde TL ve Usd limitlerinin sözleşme limiti olarak ayrı ayrı gösterilmesi nedeniyle genel kredi sözleşmesinde Usd cinsinden de kefalet limitleri bulunmakta ise de, sadece TL kefalet limitlerinin gözetilmesi gerektiği, genel kredi sözleşmesindeki TL cinsinden toplam kefalet limitiyle davacının TL cinsinden kefalet limiti gözetilerek davalının kefilin kefile rücu kapsamında davacıdan rücuen tahsilini talep edebileceği miktarın tespit edilmesi gerektiği gözetilerek bu kabul çerçevesinde davacının davalıya takip tarihi itibarıyla borçlu olmadığı asıl alacak miktarının tespit edilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Öte yandan, davacı genel kredi sözleşmesinde müteselsil ... olduğu gibi, sözleşmede ... olan dava dışı ..... de mirasçısı sıfatına haizdir. Davalı vekili davacının anılan kefilin mirasçısı sıfatıyla da müvekkilinin ... sıfatıyla ödediği miktardan sorumlu bulunduğu yönünde istinaf itirazı ileri sürmüş ise de, davacı dışında anılan kefilin başka mirasçıları da bulunmakta olup, davalı dava dışı muris kefilden, kefilin kefile rücu kapsamında talep edebileceği bir alacağı var ise ancak mirasçıların tamamı birlikte borçtan sorumlu bulunacağından mirasçıların tamamından tahsilini talep edebilecektir. Bir başka anlatımla, anılan muris kefilin kefalet limiti kapsamında sadece davacı mirasçıdan rücuen tahsil talep edemeyeceğinden davalı vekilinin anılan husustaki istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.
Davalı yan davacı aleyhine başlattığı işbu dava konusu icra takibi ile takipte talep ettiği asıl alacak kalemine takip tarihinden itibaren %19,50 avans faizi, değişken oranda avans faizi işletilmesini talep etmiştir. Davacı yan ise işbu davada takipte talep edilen asıl alacak yönünden borçlu olmadığını tespitinin yanı sıra takipte uygulanabilecek olan faiz oranının yasal faiz olduğunun tespiti talebinde de bulunmuştur. Nitekim mahkemece yapılan yargılama sonunda icra takibinde uygulanacak olan faiz türünün yasal faiz olması gerektiğinin tespiti yönünde hüküm kurulmuştur.
Davalı tarafından dava dışı asıl borçlunun dava dışı bankaya olan muaccel kredi borcu ödenmiş olup, TBK'nun 587. maddesi uyarınca kefilin kefile rücu kapsamında davacı aleyhine icra takibi başlatması nedeniyle rücu kapsamındaki alacak ticari alacak niteliğinde bulunmadığından mahkemece takipte uygulanması gereken faiz türünün yasal faiz olması gerektiğinin tespitine karar verilmesi isabetlidir.
İİK'nun 72. maddesi uyarınca, icra takibinden sonra açılan işbu menfi tespit davasında icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine ilişkin yargılama aşamasında verilen bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından ve davalı alacaklının alacağına tedbir kararı nedeniyle geç kavuşması durumu hasıl olmadığından menfi tespit davasında reddedilen kısım yönünden davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Davacı vekilinin istinaf itirazlarına gelindiğinde, yukarıda açıklandığı üzere davalının davacı ile birlikte dava dışı asıl borçlu ile davalı banka arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde müteselsil ... sıfatıyla imzası bulunduğu gibi, davalının taşınmazı üzerinde 30/05/2016 tarihinde 2.500.000,00 TL limit ile davalının kendisinin ve dava dışı ... ... .... doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere üst sınır ipoteği tesis edilmiştir.
Davacı yan davalı tarafından dava dışı bankaya yapılan ödemeden sonra ipoteğin fekkedildiğini, ipotekle temin edilmiş borca ... olunduğunu, davalının ipoteğinin fekkedilmesi nedeniyle ipoteğe başvurma hakkını kaybettiğini ileri sürmüştür.
TBK'nun 596/2. Maddesi "..., aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan ..., rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir." hükmünü içermektedir.
Anılan hüküm karşısında somut olaya gelindiğinde, davacının sözleşmedeki kefaleti 16/05/2016, davalının taşınmazı üzerinde ipotek tesis tarihi ise 30/05/2016'dır. Belirtilen tarihler gözetildiğinde davacının kefalet anında var olan bir ipotekten söz edilemeyecektir. Bir başka anlatımla, kefalet tarihinde davalının taşınmazı üzerinde dava dışı asıl borçlunun borçlarının teminatı olmak üzere tesis edilen bir ipotek bulunmamaktadır.
Bu durumda, davacının kefalet anında var olan ve asıl borçlu dışındaki davalı tarafından verilen bir ipotek bulunmadığı, TBK'nun 596/2. maddesi uyarınca davacı kefilin yaptığı/yapacağı ödeme kapsamında davalının taşınmazı üzerinde tesis edilen 30/05/2016 tarihli ipoteğe ilişkin halefiyet hakkının bulunmadığı, davalının ipoteğinin fekkedilmesinin davacının durumunu ağırlaştırmayacağı, bu kapsamda davalıya yükleyebileceği bir sorumluluğun bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, İİK'nun 72. maddesi uyarınca açılan işbu davada yapılan yargılama sonunda davacının borçlu olmadığı anlaşılan kısım yönünden davalı tarafından davacı aleyhine icra takibi başlatılması haksız ise de, davalının kötüniyetli olduğuna ilişkin bir bilgi ve belge bulunmadığından davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Davacıdan alınması gerekli olan 615,40 TL maktu istinaf karar harcının peşin alınan 3.360,00 TL nispi istinaf karar harcından mahsubu ile fazla alınan 2.744,60 TL harcın talep halinde davacıya iadesine,
3-Davalıdan alınması gerekli olan 37.611,02 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 9.402,76 TL harcın mahsubu ile bakiye 28.208,26 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi. 23/05/2025
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...
... ... ... ...
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Dava dışı .. ... Bankası ile dava dışı ... ... ... A.Ş. arasında 16/05/2016 tarihli 3.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd limitli genel kredi sözleşmesi akdedilmiş olup, sözleşmede davacı ... ile davalı ...., dava dışı ... ... A.Ş., dava dışı ..., dava dışı ...'ın müteselsil ... sıfatıyla imzaları bulunmaktadır. Anılan kefillerin sözleşmede yer alan kefalet limitleri dava dışı ... ile davacının 3.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd iken davalı ile dava dışı ... ... A.Ş., dava dışı ...'in 2.500.000,00 TL'dir. Anılan genel kredi sözleşmesindeki limit bila tarihinde 4.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd'ye artırılmıştır. Limit artırımına ilişkin olarak kefiller dava dışı ... ile davacının imzaları bulunmakta olup, davacı ile dava dışı ...'ın sözleşmedeki müteselsil kefalet limitleri 4.000.000,00 TL ve 800.000,00 Usd'dir.
Dava dışı banka tarafından dava dışı asıl borçluya TL cinsinden kredi kullandırıldığı dosya içeriğiyle sabittir.
Davacı tarafından açılan işbu dava konusu icra takibinde davalı tarafından dava dışı bankaya ... sıfatıyla ödenen bedelin davacı kefilden, kefilin kefile rücu kapsamında, rücuen tahsili talep edilmiştir.
TBK'nun 587/2. maddesinde, borucu ödeyen kefilin kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde diğer kefillere karşı rücu hakkına sahip olduğu hükme bağlanmıştır.
Anılan hüküm karşısında dava dışı bankaya ödeme yapan davalı ... davacı kefile, aksine bir anlaşma bulunmadığından, genel kredi sözleşmesindeki toplam kefalet miktarındaki payı oranında rücu hakkına sahiptir.
Tarafların müteselsil ... sıfatıyla imzalarının bulunduğu genel kredi sözleşmesindeki toplam kefalet miktarı tespit edilirken, asıl borçluya kullandırılan kredi TL cinsinden ve genel kredi sözleşmesindeki sözleşme limiti TL ve Usd cinsinden ayrı ayrı belirtilmiş ise de, tarafların ve dava dışı kefillerin TL ve Usd cinsinden olan kefalet limitleri esas alınarak toplam kefalet miktarının tespit edilmesi gerekecektir.
Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile terditli olacak şekilde TL kefalet tutarı baz alınırsa davalının davacıdan 191.538,86 TL, TL ve Usd toplam kefalet tutarları baz alınırsa davalının davacıdan 257.869,31 TL'nin rücuen tahsilini talep edebileceği hesaplanmıştır. Bu durumda, mahkemece asıl borçluya kullandırılan kredi TL cinsinden ve genel kredi sözleşmesindeki sözleşme limiti TL ve Usd cinsinden ayrı ayrı belirtilmiş ise de, tarafların ve dava dışı kefillerin TL ve Usd cinsinden olan kefalet limitleri esas alınarak toplam kefalet miktarının tespit edilmesi gerektiği, alınan denetime elverişli bilirkişi raporunda TL ve Usd cinsinden olan kefalet limitleri toplamı esas alındığında, davalının davacıdan icra takibinde 257.869,31 TL'nin rücuen tahsilini talep edebileceğinin tespit edildiği, buna göre davacının davalıya dava konusu icra takip dosyasında 742.132,07 TL - 257.869,31 TL = 484.262,76 TL asıl alacak yönünden borçlu olmadığı gözetilerek hüküm kurulması gerekirken TL cinsinden toplam kefalet limiti esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet bulunmadığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının yerinde olduğu görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılamamaktayım. 23/05/2025
Üye - ...
...
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.