T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2022/1910 Esas - 2025/575 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1910
KARAR NO : 2025/575
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ :14/09/2022
NUMARASI : 2021/568 Esas 2022/662 Esas
DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ : 27/09/2021
KARAR TARİHİ : 29/05/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 29/05/2025
Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davaLı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 24.07.2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi (İHDS) imzalandığını, bu kapsamda elektrik dağıtım faaliyetinin müvekkiline devredildiğini, İHDS’nin imzalanmasından önceki dönemde açılan hukuk davası nedeniyle Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/164 Esas sayılı dosyası kapsamında açılan tazminat davası sonucu verilen karar sebebiyle müvekkilince Şanlıurfa 4. İcra Dairesinin 2016/2216 E sayılı dosyasına toplamda 100.697,74 TL ödeme yapıldığını, İHDS hükümlerine göre sözleşmenin imzalanmasında önce gerçekleşen zarar nedeniyle ödenen tazminattan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 100.697,74 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı şirketin özelleştirilmesinin hisse satışı suretiyle gerçekleştirildiğini ve İHDS hükümleri gereğince müvekkilinden talepte bulunulamayacağını, ayrıca hisse devrine esas bilanço ile geçmişe yönelik borç ve alacak işlemlerinin kesinleştirildiğini, geçmiş yıllara ilişkin ... herhangi bir alacak talebinde bulunulamayacağını, bu kapsamda 24/07/2006 tarihinden önceki dönemde dağıtım faaliyetleriyle ilgili gerçekleştirilen iş ve işlemlerle ilgili olarak, hisselerin el değiştirmesinden önce bitmiş ve neticelenmiş her türlü işlemin sorumluluğunun Şirkete ait olduğu ve ...' tan herhangi bir hak talep edilemeyeceği öne sürülerek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; Şanlıurfa 4.İcra Dairesi'nin 2015/2216 E. sayılı dosyasında ilamlı icra yolu ile alacaklının ...Şti., borçlunun ... Müdürlüğü olduğu; 79.810,19 TL alacak için 02/03/2015 tarihinde icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya 06/03/2015 tarihinde tebliğ edildiği, takip ödeme emrinde; 51.047,92 TL asıl alacak, (1.814,88 + 26.794,18) 28.609,06 TL tazminat işlemiş faizi, 129,00 TL vekalet ücreti işlemiş faizi, 24.21 TL yargılama gideri işlemiş faizi olmak üzere 79.810,19 TL talep edildiği, davacı tarafından icra dosyasına 104.292,08 TL 19/12/2016 tarihinde ödenerek dosya kapandığı, 02/03/2015 tarihinde kesinleşmiş olan 79.810,19 TL tutarındaki alacağa mahkeme ilamının kesinleştiği 08/12/2015 tarihine kadar faiz tutarı 5.606,67 TL olarak hesaplandığını, buna göre icra dosya hesabı; takipte kesinleşen miktarın 79.810,19 TL, işlemiş faizin 5.606,67 TL, harç miktarının 3.631,36 TL, cezaevi harcının 1.596,20 TL, icra vekalet ücretinin 8.784,82 TL, masrafın 31,80 TL olmak üzere toplam 99.461,04 TL olduğunu, davacının, icra dairesince çıkarılan dosya hesabına 104.292,08 TL ödeme yaptığı bilahare 3.594,34 TL bedelin icra dairesince iade edildiği, davacı tarafından yapılan net ödeme miktarının ise dava dilekçesinde talep edilen 100.697,74 TL olduğu davacının kesinleşen mahkeme ilamı, uyarınca zamanında icra dosyasına ödemesi gereken bedelin 99.461,04 TL olduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, devre esas devir bilançosu düzenlemeleri yapılmak suretiyle geçmişe yönelik borç ve alacak işlemlerinin kesinleştirildiğini, devir öncesinde sonuçlanmış ve ödemesi yapılmış dosyaların bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, ihale şartnamesi, hisse satış sözleşmesi ve işletme hakkı devir sözleşmesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, asıl davada kusurlu olan ...'ın kendi kusuruna dayanarak hak iddia etmesi hukuk düzenince korunmadığını, bir kişinin, kendi kusurundan bir menfaat sağlayamaması gerektiğini, bir kişinin bir hatası kendisine, kusursuz veya daha az kusurlu tarafa dava ikame etme hakkı vermemesi gerektiğini, bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve icra takibine sebep olan davacının söz konusu davaya ve icra takibine ilişkin giderleri, vekalet ücretini, karara ilişkin olarak yapılan diğer masrafları ve faizi isteme hakkı bulunmadığını, davacı yan, ödeme işlemi gerçekleştirildikten sonra rücu edilecek kişi ve rücu miktarını bilmesine rağmen kendi kusuruyla faizin artmasına neden olduğundan TMK madde 2 bakımından avans faizi talebinin reddedilmesi gerektiğini, ayrıca dava konusu alacak talebinin dayanağı olan davada, alacağın yasal faizi ile birlikte ödenmesine hükmedildiğini ve davacı tarafından ödemeler yasal faiz üzerinden yapıldığını, dava konusunun bir rücu davası olduğunu, bu bağlamda menşei dosyada yasal faiz ile birlikte ödeme olmasına rağmen işbu rücu davasında ancak ve ancak yasal faiz ile birlikte (kabul anlamına gelmemek üzere) alacak talep edilebileceği, aksi yöndeki talep davacının sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet vereceğini, diğer taraftan mahkemece hükmedilen alacak, vekalet ücreti ve yargılama giderleri fahiş olduğunu, bu sebeple mahkemece hükmedilen bedellerin tümüne, arabuluculuk ücretine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine de itiraz ettiklerini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davacının sorumluluğuna yol açan iş ve işlemler İHDS öncesi dönemde gerçekleştiğini, bu iş ve işlemlerden dolayı davacı şirketin cebri icra yoluyla ödemek zorunda kaldığı meblağın sorumluluğun ...’a ait olduğunu, ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında davanın kısmen kabulü ile 99.461,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19/12/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsiline karar verdiğini, dosya kapsamına sunulan tahsilat makbuzlarından da anlaşılacağı üzere, Şanlıurfa 4. İcra Dairesi 2015/2216 E. Sayılı dosyasına 100.697,74 TL ödeme yapıldığını, davacı tarafından ödenen meblağın tamamının davalı ... tahsiline karar verilmesini talep ettiğini, yerel mahkeme gerekçeli kararında, dosya kapsamında sunulan bilirkişi raporunu esas alarak Şanlıurfa 4. İcra Müdürlüğüne dayanak ilamın 08/12/2015 tarihinde kesinleştiği, ödemenin ise 19/12/2016 tarihinde yapıldığı, zamanında icra dosyasına ödenmesi gereken bedelin 99.461,04 TL olduğu, gecikme sebebiyle işleyen faizden davalının sorumlu olmayacağı yönünde değerlendirme yapmış olsa da bu hususun taraflarınca kabulü mümkün olmadığını, davacı şirket, rücuen tazminat talebine konu dayanak dava dosyasını yargılamanın en başından itibaren takip ettiğini ve Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/164 E. 2014/659 K. sayılı ve 20/11/2014 tarihli Mahkeme ilamına karşı temyiz kanun yolu başvurusunda bulunduğunu, Şanlıurfa 4. İcra Müdürlüğü'nün 2015/2216 E. Sayılı dosyasına 23/03/2015 tarihli 93.508,11 TL 'lik teminat mektubu sunduğunu ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından 2015/3533 E. 2015/1042 K. sayılı kararı ile temyiz incelemesi sonuna kadar icranın geri bırakılması kararı verildiğini, dayanak dava dosyasının Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13/10/2015 tarihli ve 2015/3533 E. 2015/10365 K. Sayılı kararının 08/12/2015 tarihinde kesinleşmesinden sonra dayanak dava dosyasının davacısı /alacaklısı icra dosyasına sunulan teminat mektubundan alacağını istediği zaman tahsil etme imkanına sahipken davacı şirketin geç ödemesinden bahsetmek hukuken mümkün olmadığını, davacı şirket üzerine düşen her türlü yasal sorumluluğu yerine getirmiş olup herhangi bir ihmali bulunmadığını bildirerek reddedilen kısım yönünden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; işletme hakkı devir sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20/11/2014 tarih, 2014/164 E., 2014/659 K., sayılı ilamının incelenmesinde; davacısının ...Şti, davalısının ... olup, davacı vekilince davalıya ait elektrik tellerinin davalının inşaatına engel olması nedeniyle tellerin yükseltilmesi için davalıya 11/02/2002 tarihinde başvurdukları gerekli masrafları yatırdıkları, davalı tarafça bir yıl sonra Aralık 2002 tarihinde tellerin yükseltiği, geçen bu zaman kaybı nedeniyle davacı firmanın inşaatı yapmak üzere anlaştığı taşeron ve kişilere fazladan ücret ödemek zorunda kaldığı, paranın alım gücü azaldığı için, inşaat malzemelerine gelen zam nedeniyle inşaatın maliyetinin arttığı, inşaatın zamanında bitirilememesi ve plazanın açılmasının gecikmesi nedeniyle davacı firmanın mevcut iş yeri ile 19/03/2002 tarihinde kira sözleşmesini yenileyerek bir yıl daha kira bedeli ödemek zorunda kalmasından dolayı zarara uğradığını iddia ederek açmış olduğu maddi manevi tazminat talepli davanın mahkemece maddi tazminat talebi yönünden kabulüne, 44.834,33 TL tazminatın 1.000,00 TL'sine dava tarihi olan 08/04/2003 tarih, 43.834,33 TL'sine ıslah tarihi olan 16/05/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, ilgili kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13/10/2015 tarih, 2015/3533 E., 2015/10363 K.sayılı ilamı ile düzeltilerek onanması neticesinde 08/12/2015 tarihinde kesinleştiği,
Dava dışı alacaklı tarafından ilgili ilamın 02/03/2015 tarihinde Şanlıurfa 4. İcra Dairesi'nin 2015/2216 E sayılı takip dosyası kapsamında 51.047,92 TL asıl alacak ve ferileri olmak üzere toplam 79.810,19 TL üzerinden ... Müessese Müdürlüğü aleyhine takibe konulduğu, dosya borcuna istinaden davacı tarafça 19/12/2016 tarihinde, 100.697,74 TL ödeme yapıldığı görülmüştür.
Bilirkişi ... tarafından sunulan 27/04/2022 tarihli raporda özetle; davaya konu kesinleşmiş yargı kararına dayalı 3.kişi alacağının 2003 yılı öncesi taraflar arasında akdedilen İHDS tarihi öncesi dağıtım tesislerinin işletilmesi kapsamında ortaya çıkan ihtilaftan kaynaklandığı, İHDS nin 7.4 ve 7.6. maddeleri çerçevesinde söz konusu 3. kişi alacağından İHDS nin tarafı olan davalı ...'ın sorumlu olduğunu, davacının kesinleşen mahkeme kararına dayalı yapılan takip dosyasına yaptığı ödeme çerçevesinde 99.461,04 TL'yi rücu edebileceği, davacının yerleşik Yargıtay ve BAM ilamları uyarınca ödeme tarihi olan 19/12/2016 tarihinden itibaren faiz talep edebileceği yönünde görüş bildirildiği görülmüştür.
Sözleşmeden doğan alacaklar bakımında da sözleşmenin türüne göre kanunlarda özel bir zamanaşımı süresinin öngörülmemesi hâlinde 818 sayılı Kanun'un 125 inci (6098 sayılı Kanun'un 146 ncı) maddesi kapsamında on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Bu anlamda davanın dayandığı maddi vakıaları bildirmek ve izah etmek taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak hâkime ait bir görev olduğundan somut olayın hukuki nitelemesinin doğru yapılması, zamanaşımı ile ilgili uygulanacak olan kanun hükümlerinin doğru tespiti açısından önem arz etmektedir.
Uyuşmazlık kapsamında değinilmesi gereken hukuki kurumlardan biri de sebepsiz zenginleşmedir. Haklı bir neden olmaksızın bir başkasının malvarlığından ya da emeğinden zenginleşme olarak tanımlanan (Türk Hukuk Lûgatı, s. 962) ve kanunda borcun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.
Sebepsiz zenginleşme 818 sayılı Kanun'un 61 ve devamındaki (6098 sayılı Kanun md. 77 vd.) maddelerde düzenlenmiş olup aynı Kanun'un 62 nci maddesine göre borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir (6098 sayılı Kanun md. 78/1). Bu anlamda kendisini borçlu sanarak ödeme yapan gerçek borçludan sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ödediği bedeli, 818 sayılı Kanun'un 66 ncı (6098 sayılı Kanun md. 82) maddesinde düzenlenen özel zamanaşımı süreleri içerisinde talep edebilir. Zira alacak hakkı sebepsiz zenginleşmeden doğmuş olup burada özel hüküm mevcudiyeti sebebiyle genel zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.
Bununla birlikte başkasına ait bir borcu kendisinin borçlu olduğu zannında olmaksızın ödeyen kimse, ödemiş olduğu bedeli aradaki sözleşme hükümlerine göre talep etmesi durumunda, gerçek borçlu ile aradaki sözleşme ilişkisine ilişkin kanunlarda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiş ise ödediği bedeli 818 sayılı Kanun'un 125 inci (6098 sayılı Kanun md. 146) maddesinde düzenlenen on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde talep edebilir. Zira burada alacak hakkı taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiden doğmakta, alacak talebi de sözleşmeye dayalı olarak ileri sürülmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Özelleştirme Yüksek Kurulunun 02/04/2004 tarihli ve 244/22 sayılı kararı ile özelleştirme kapsamına alınan davalının her bir dağıtım bölgesinin işletilmesi için kurulan şirketlerden biri olan davacı ile 24/07/2006 tarihli İHDS imzalandığı, bunu müteakip Özelleştirme Yüksek Kurulunun 11/07/2013 tarihli ve 2013/105 sayılı kararı kapsamında imzalanan 31/07/2013 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi (HSS) ile davacı şirket hisselerinin satışı vasıtasıyla özelleştirme sürecinin tamamlandığı, İHDS'nin imza tarihinden önce meydana gelen kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davası neticesinde davalı aleyhine hükmedilen tazminatın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine istinaden davalının borcuna ilişkin davacı tarafça ödeme yapıldığı, yapılan bu ödemenin ise işbu dava ile taraflar arasında imzalanan İHDS ve HSS sözleşme hükümleri gereğince davalıdan tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında imzalan HSS'nin 9.4 üncü maddesi ve davacının hisselerini devralan dava dışı şirket ile davalı arasındaki İhale Şartnamesi'nin 24/f maddesi gereğince işletme hakkının devir tarihinden önce üçüncü kişiler tarafından ileri sürülecek alacak, tazminat ve benzeri talepler bakımından İHDS hükümleri açıkça saklı tutulmuş ve hisselerin devralındığı tarihten sonra hisseleri devralan şirketin davalıdan hiçbir talepte bulunamayacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan İHDS’nin “Üçüncü Kişilerin Hak İddiaları” başlıklı 7 nci maddesi ile üçüncü kişilere karşı sorumluluk paylaşımı yapılmıştır. Bu kapsamda taraflar arasında üçüncü kişilere karşı sorumluluk paylaşımını gerektiren maddi olaylar; kamulaştırmasız el atma, dağıtım faaliyeti ya da dağıtım tesislerinin işletilmesi nedeni ile üçüncü kişilere verilen zararlar gibi olaylardır. İHDS’nin 7 nci maddesinde üçüncü kişilerin, dağıtım faaliyetinin yürütülmesi amacıyla gerçekleştirilen iş ve işlemler (7.4) ile dağıtım tesislerinin mülkiyetinden (7.1, 7.2) ve işletilmesinden (7.6) doğan tazminat taleplerinin, bu talepleri doğuran olay İHDS öncesinde doğmuş ise dağıtım şirketi tarafından davalıya, bu talepleri doğuran olay İHDS sonrasında doğmuş ise davalı tarafından dağıtım şirketlerine rücu edilebileceği düzenlenmiştir.
Davacı tarafça, davalı tarafından dağıtım faaliyetinin yürütüldüğü kabul edilen dönem olan 2000 yılı ve sonrasında davalı kurum tarafından enerji nakil hattı geçirilmesi suretiyle dava dışı üçüncü kişi taşınmazına kamulaştırmasız el atıldığından bahisle açılan tazminat davası sonucu davalı aleyhine hükmedilen ve icra takibine konu edilen tazminatın alacaklısına ödenmesi üzerine ödenen bu bedel, yukarıda belirtilen sözleşme hükümlerine dayalı olarak davalıdan talep edilmiştir. Bu anlamda davacının borçlu olduğu zannıyla yapmış olduğu bir ödeme söz konusu olmadığı gibi yapılan ödemenin vekâletsiz iş görme hükümlerine göre davalıdan tahsili talebi mevcut değildir. Zira davacı, taraflar arasında akdedilen İHDS ile davacının hisselerinin satın alan dava dışı şirketin davalı ile akdettiği HSS hükümlerine dayalı olarak ödemiş olduğu bedelin tahsilini talep etmektedir.(Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22/11/2023 tarih, 2022/11-1282 Esas, 2023/1130 Karar sayılı ilamı)
Bu itibarla tazminat davası eldeki dosyanın davalısı aleyhine açılmış, ilâm yine davalı aleyhine icraya konulmuş fakat ödeme İHDS hükümleri/ sözleşmesel yükümlülük kapsamında eldeki davanın davacısı tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bu bağlamda davacı tarafından işbu davada ileri sürülen talep tümüyle sözleşme hükümlerine dayalı olup taraflar arasındaki çekişme sözleşmeden doğan hukuki ilişkiden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla davacının sözleşmeye dayalı olarak ileri sürdüğü talebin, 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinde (6098 sayılı Kanun md. 146) düzenlenen on yıllık zamanaşımına tabi olduğu açıktır. Bu sebeple davacı tarafından 19/12/2016 tarihinde üçüncü kişiye yapılan ödeme sebebiyle ileri sürdüğü rücuen alacak talebi yönünden işbu davanın açıldığı 27/09/2021 tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğu kabul edilemez.
Hal böyle olunca, taraflar arasında imzalanan İHDS'nin 7.4 ve 7.6.maddeleri uyarınca davacı şirketin hisselerinin tamamı ...'a ait iken dağıtım tesisi işletilmesi sırasında ortaya çıkan bedeli kesinleşen mahkeme kararı uyarınca ödedikten sonra ödediği tüm bedeli davalı ... isteme hakkı mevcut olup, mahkemece davacının davasının tam kabulüne karar verilmesi gerekirken , tehiri icra kararı alınması nedeniyle borcun geç ödenmesinde davacının kusuru bulunduğundan bahisle davanın kısmen kabulünde isabet görülmemiştir.
Davalı vekilinin açılan davada avans faizi uygulanamayacağına yönelik itirazına gelindiğinde, rücuen tazminat talebi, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelik tazminat niteliğinde olup, davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleştiğinden ödeme gününden itibaren her iki tarafta tacir olduğundan avans faizi talep edebilir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/04/2016 tarih ve 2016/2239-2016/4044 E.-K. Sayılı emsal kararı). Buna göre ilk derece mahkemesinin kararında ödeme tarihi olan 19/12/2016 tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Öte yandan, mahkemece davada kabul edilen miktar üzerinden davacı yararına, reddedilen miktar üzerinden davalı yararına hüküm altına alınan vekalet ücretleri ilk derece mahkemesi karar tarihindeki AAÜT'ye uygun bulunduğu gibi, davanın kabul ve ret oranı gözetilerek yargılama giderlerinin hüküm altına alındığı, mahkemenin kabulüne göre hesaplanan ücretler doğru olmakla birlikte , Dairemizce ilk derece mahkemesinin kısmen kabul yönündeki kararının kaldırılmasına karar verildiği ve yargılama gideri ve vekalet ücretinin yeniden hesaplanarak, 6100 sayılı HMK'nun 326 maddesi uyarınca aleyhine hüküm verilen davalıdan alınmasına karar verilmekle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları da ayrıca değerlendirilmemiştir.
Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davasının tam kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Davalıdan alınması gerekli olan 6.878,66 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 1.698,54 TL harç ve 5.074,51 TL bakiye karar harcının mahsubu ile bakiye 105,61 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
B)1-Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/09/2022 tarih 2021/568 Esas 2022/662 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1)-b.2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Davacının davasının KABULÜNE,
100.697,74 TL'nin ödeme tarihi olan 19/12/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Alınması gereken 6.878,66 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 1.719,67 TL harç ve bakiye karar harcı olarak yatırılan 5.074,51 TL harcın mahsubu ile bakiye 84,48 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvuru harcı, 1.719,67 TL peşin harç olmak üzere toplam 1.778,97 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafça yapılan 29,50 TL posta, davetiye ve 750,00 TL bilirkişi gideri olmak üzere toplam 779,50 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacı davada kendisini vekille temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13 maddesine göre nispi vekalet ücreti maktu vekalet ücretinden az olmayacağından 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Davacı tarafça yatırılan gider avansından dosyada kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
C)1-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
2-İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvuru gideri ve 166,00 TL dosya gönderme ücreti olmak üzere toplam 336,70 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 29/05/2025
Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -