T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/809 Esas 2025/550 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/809
KARAR NO : 2025/550
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/02/2020
NUMARASI : 2018/185 Esas 2020/132 Karar
DAVA : Menfi Tespit, İstirdat
DAVA TARİHİ : 08/03/2018
KARAR TARİHİ : 20/05/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 20/06/2025
Taraflar arasındaki menfi tespit, istirdat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya duruşmalı olarak incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin asıl borçlu şirketin hissedarı olduğunu, müvekkilinin şirketteki hisselerini devrinden sonra asıl borçlu şirketin kullandığı krediden kaynaklı borç bulunduğunu, müvekkilinin bu borçtan sorumlu olmadığını, müvekkilinin ortak olduğu dönemlerde şirketin kullandığı kredilerin kapandığını, müvekkili ortaklıktan ayrıldıktan sonra davalı tarafından asıl borçlu şirkete yeni limitler tanımlanarak yeni krediler kullandırıldığını, yeni kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın banka tarafından tahsilinin talep edildiğini, takibe konu kredi sözleşmesinde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, müvekkilinin kefaletine ilişkin eş muvafakatinin alınmadığını, davalının müvekkili aleyhine başlattığı takip nedeniyle her ay maaşından kesinti yapılacağını, 375,00 TL'nin maaş haczi sonucu ödendiğini, davalının alacağını ispat etmesi gerektiğini belirterek müvekkilinin takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takip nedeniyle yapılan ödemelerin tahsiline, %20 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili ile asıl borçlu şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmelerinde kefil olduğunu, kredi alacağının tahsili için icra takibi başlatıldığını, davacının kefaletten ibra edilmesi veya asıl borçlu şirketin müvekkiline olan borcunun sona ermesi gibi bir durum bulunmadığını, müşteriye yeni kredi kullandırımının yeni bir kredilendirme işlemi neticesinde değil önceki genel kredi sözleşmesi kapsamında gerçekleştirildiğini, kefilin sorumluluğu açısından bu durumun bir değişikliğe neden olmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu ile davacının takibe konu borca kefaletinin geçerli olduğu, takip tarihi itibariyle davacının davalıya borcunun 11.051,02 TL anapara, 1.382,51 TL temerrüt faizi, 69,12 TL BSMV olarak hesaplandığı, takip tarihi itibariyle takipte istenen bedelden davacının sorumlu olduğunun anlaşıldığı, takipten sonra yapılan tahsilatların da bilirkişi tarafından incelendiği, dava tarihi itibariyle davalı banka'nın davacı ...'tan herhangi bir alacağının bulunmadığı, tam tersine davacının 16.05.2017 tarihi ve dolayısıyla dava tarihi olan 08.03.2018 itibariyle davalı bankadan 252,41 TL alacağının bulunduğunun tespit edildiği, bilirkişi raporuna göre davacının takip dosyasından takip tarihi itibariyle borçlu olmadığı yönündeki talebin reddi gerektiği, dosyaya yapılan takipten sonraki fazla ödeme tespit edilmiş olduğundan dava açıldığı tarih itibariyle değerlendirme yapıldığı, bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli görüldüğü, fazla ödenen bedelin istirdadına karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 252,41 TL'nin davalıdan istirdadı ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; menfi tespit istemine ilişkin gerekçeli hüküm tesis edilmeden 252,41 TL'nin istirdatına hükmedildiğini, hükme esas raporun kendi içerisinde çelişkili olması, bilirkişi kanaatlerinin hukukilikten ziyade banka idareciliği perspektifinden olması ve yargılama konusu krediye ilişkin 12/02/2009 - 07/06/2015 tarihlerine ilişkin somut kanıt olmadan hüküm tesis edilmiş olması sebebiyle hükmü tesis edildiğini, ihtarnamenin içeriği incelendiğinde muhatapların 12.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin borçlu sıfatıyla mümzisi ... Pvc Doğrama Plastik İnşaat San. Tic. Ltd. Şti., müteselsil kefil sıfatıyla mümzisi ... ve sözleşmede hiçbir surette imzası ve sıfatı bulunmayan müvekkili ... olduğunun görüleceğini, hükme esas raporda bilirkişinin davalının savunmasını genişletmek suretiyle, ikrar edilen 12.12.2012 tarihli genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesini değerlendirmeksizin dosyada hesap hareketleri ibraz edilmemiş 2007 tarihli sözleşmeye dayanarak müvekkili aleyhine tespitlerde bulunduğunu, hükme esas alınan bilirkişi kök raporunun inceleme ve değerlendirme başlıklı 5. sayfa ve 4. paragrafında yer alan davacının sunduğu kmh dökümü 07/06/2015-17/05/2016 tarih aralığına ait olup, davacının kefaletinin başladığı 12/02/2009 tarihinden 07/06/2015 tarihine kadar kmh hareketlerini tespit etmenin mümkün olmadığını, ancak kmh bakiyesinin devam ettiğinin anlaşıldığını, davacı bankanın sunduğu bir başka kmh dökümünün ise 14/11/2014-05/04/2019 aralığını kapsamakta olup, bu dökümden de 12/02/2009 tarihinden 14/11/2014 aralığında kullandırılan kmh hareketlerinin tespit edilemediğini, ... Pvc şirketine 01/05/2008 tarihinden itibaren kmh kullandırıldığı ifade edildiğinden ve bu kullandırım hesap kat tarihine kadar devam ettiğinden davacının kefalet sorumluluğunun bulunduğunun anlaşıldığı ifadesiyle 14.09.2011 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 62. sayfasında tescil ve ilan edilen müvekkilinin hisse devrinin öncesi ve sonrası 4 yıla ilişkin kredi hesap hareketine ilişkin somut bulguya dayanmadan kanaate dayalı olarak tespit yapıldığının anlaşıldığını, aynı raporda kmh kredilerinde 3'er aylık dönemlerde kapatma yapılması gerektiğinin açıkça ifade edildiğini, 2007 yılından kalan bir kredinin kapatması yapılmaksızın 9 yıl sonra müvekkilinin sorumluluğuna gidilmesinin imkansız olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, somut verisi olmayan 04.12.2007 tarihli krediye ilişkin 12.02.2019 ile 07.06.2015 tarihleri arasında kmh hareketlerini gösterir hiçbir veri olmadığı ifade edilmesine rağmen anılan sözleşmeye dayanılarak müvekkilinin sorumluluğuna gidilmesinin hukukilikten uzak olduğunu, bilirkişi ek rapordaki ifadelerden 12.12.2012, 15.07.2013 ve 21.11.2014 tarihlerinde asıl kredi borçlusunun başka bir şahıs kefaletine dayanarak kredi kullandığını açıkça tespit ettiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hiçbir somut maddi kanıta dayanmadan kredi ilişkisinin bu kredilere ilişkin değil, kredi kat ve takip tarihinden 9 sene önce kullanılan bir krediye dayandığının ifade edildiğini, 2012 yılında, 2013 yılında ve 2014 yılında asıl borçlu ile imzalanan yeni kredi sözleşmeleri olmasına rağmen 2007 yılından bakiyesi bulunduğu iddia edilen bir sözleşme üzerinden müvekkilinin sorumluluğuna gidilmesinin gerek olağan hayat akışına gerekse bankacılık kredi uygulamalarına aykırı olduğunu, davalının alacağın temelinin, müvekkilinin şirket ortaklığından ayrıldığının tescil edildiği 14.09.2011 tarihinden sonraki tarih olan 12.12.2012 tarihinde kullandırılan kredi olduğunu, gerek kat ihtarnamesinde gerekse davaya cevap dilekçesinde ikrar ettiğini, kanıtları arasında yer alan kapanan kredilere ilişkin dava dışı şirket ticari defterleri incelenmeksizin hüküm tesis edilmesinin eksik incelemeyi ispatladığını, davalı ile aynı kredi sözleşmesine ve kat ihtarına ilişkin başka bir icra takip dosyasına itirazın iptali talebiyle açılan davanın müvekkilinin haklı bulunarak reddine karar verildiğini, kararın istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, kesinleşmiş hüküm konusu aynı kredi kat ihtarnamesine konu alacak-borç ilişkisinde somut kanıta dayanmaksızın menfi tespit istemine ilişkin bir karar tesis edilmemesinin hukukilikten uzak olup hükmün istinaf incelemesi ile kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istirdat davasının bir yıllık süre içerisinde açılabileceğini, bir yıllık sürenin zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olduğunu, bilirkişi ek raporunda, bilirkişi tarafından müvekkili nezdinde yapılan inceleme neticesinde dava dışı ... Pvc firması ile akdedilen genel kredi sözleşmelerine davacı tarafından 12.02.2009 tarihinde 130.000 TL tutar ile kefil olduğu, 30.11.2010 tarihinde limit artımıyla 143.000,00 TL tutarla kefil olduğu, 13.10.2010 tarihinde ise limit artımıyla 150.000,00 TL tutarla kefil olduğunu, 03.08.2011 tarihinde ise yine limit artımıyla 210.000,00 TL ile kefil olduğunu, davaya konu ticari kredili mevduat hesabının açılış tarihinin ise 01.05.2008 olduğunu, dava dışı firmaya tahsis edilen kmh'ın 01.05.2008 tarihinden başlayarak hesap kat tarihine kadar devam ettiğini, ortada devam eden bir hesap hareketi bulunması sebebiyle davacının 12.02.2009 tarihinden sonraki hesap bakiyelerine kefaleten sorumlu bulunduğunun tespit edildiğini, davaya konu kmh'ın bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere 04.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesine isnat edilen bir hesap olup, 01.05.2008 tarihinden başlayarak kredi kat tarihine kadar süregelen nitelikte olduğunu, davacının 12.02.2009 tarihi itibariyle 04.12.2007 tarihli genel kredi sözleşmesinin kefaletinin başladığının bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, bilirkişi tarafından hesaplama hatası yapılarak ticari kredi niteliğindeki kmh temerrüt faizi %30,24 oranından değil, %28,08 oranında hesaplanarak davacının borcunun kalmadığı sonucunun çıkarıldığını, takibe ilişkin temerrüt faiz oranının %30,24 olduğunu, bilirkişi raporundaki söz konusu hataya itiraz etmiş olmalarına rağmen mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, hatalı raporun mahkeme kararına dayanak yapıldığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti, ödenen bedelin istirdatı istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davalı vekilinin istinaf başvurusu incelendiğinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile değiştirilen 341/2. fıkrasında öngörülen kesinlik sınırı üç bin Türk Lirasıdır. 01/01/2020 tarihinden itibaren ise bu sınır 5.390,00 TL'dir. Davalı vekilinin istinafa konu ettiği miktarın 252,41 TL'ye yönelik olması nedeniyle 20/02/2020 tarihli karar davalı yönünden kesin niteliktedir. Kesin olan kararlara karşı HMK'nun 346/1. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nun 352. maddesi gereğince yapılan ön inceleme neticesinde Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai bir karardır. (Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukukunda İstinaf sayfa 176)
Davacı vekilinin istinaf başvurusu kapsamında incelemeye geçildiğinde;
Genel kredi sözleşmeleri, ilk derece mahkemesi yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 15/04/2019 tarihli kök, istinaf aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 30/01/2025 tarihli kök, bila tarihli ek rapor, istinaf aşamasında davalı bankaya yazılan müzekkere verilen cevap, hesap kat ihtarnamesi, davacı tarafından davalıya gönderilen cevabi ihtarname, Ankara 3. İcra Müdürlüğünün 2016/15803 sayılı takip dosyasının sureti, dava dışı asıl borçlu şirketin banka hesap hareketleri dosya içerisinde yer almaktadır.
Dava konusu Ankara 3. İcra Müdürlüğünün 2016/15803 sayılı icra takip dosyası ile, alacaklı davalı banka tarafından borçlu davacı aleyhine toplam 11.663,20 TL alacağın tahsili talebiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı görülmüştür.
Davalı ile dava dışı ... PVC ... Ltd. Şti. arasında 12/12/2012 tarihli 355.000,00 TL limitli ve 15/07/2014 tarihli 800.000,00 TL limitli olup, 21/11/2014 tarihli limit artışıyla 1.000.000,00 TL'ye genel kredi sözleşmelerinde davacının kefaletinin bulunmadığı, 04/12/2007 tarihli 40.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde ise davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu görülmüş olup, anılan sözleşmedeki kefalet sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga BK'nun 484 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygundur.
Davalı tarafından kredi hesabı kat edilerek 01/06/2016 tarihinde düzenlenen hesap kat ihtarnamesi ile davacı, dava dışı asıl borçlu ve diğer borçlulardan toplam 266.037,51 TL'nin 7 gün içinde ödenmesi ihtar edilmiştir.
Davacı tarafından davalıya gönderilen cevabi ihtarname ile, 01/06/2016 tarihli ihtarnamedeki borcu kabul etmediği bildirilmiştir.
Dava dışı asıl borçlunun dosyaya ibraz edilen hesap hareketlerinde 15/07/2010, 15/06/2012, 15/07/2014, 15/06/2015, 15/07/2015 ve 15/07/2023 tarihlerinde ticari kmh hesabına ilişkin borcun "0" olduğu görülmüştür.
İlk derece mahkemesi yargılaması aşamasında alınan bilirkişi kök raporunda, davalı banka yazısında kmh açılış tarihinin 01.05.2008 olduğunu beyan ettiği, davacının kefalet sorumluluğunun başlangıç tarihinin 12.02.2009 olduğunun anlaşıldığı, bu durumda adı geçenin bu tarihten sonra oluşan/devam eden kredi bakiyeleri dolayısıyla kefaleten sorumlu olduğu, davacı bankanın sunduğu kmh dökümünün 07.06.2015-17.05.2016 tarih aralığına ait olup, davacının kefaletinin başladığı 12.02.2009 tarihinden 07.06.2015 tarihine kadar kmh hareketlerini tespit etmenin mümkün olmadığı, ancak kmh bakiyesinin devam ettiğinin anlaşıldığı, davacının sunduğu bir başka kmh dökümünün ise 14.11.2014-05.04.2019 aralığını kapsadığı, bu dökümden de 12.02.2009 tarihinden 14.11.2014 aralığında kullandırılan kmh hareketlerinin tespit edilemediği, dava dışı ... PVC Doğrama Ltd. Şti.ne 01.05.2008 tarihinden itibaren kmh kullandırıldığı ifade edildiğinden ve bu kullandırım hesap kat tarihine kadar devam ettiğinden davacının kefalet sorumluluğunun bulunduğunun anlaşıldığı, davacının 04/12/2007 tarihli sözleşmede kefalet imzasının bulunduğu, kefaletin 12/02/2009 tarihinde başladığı, sonraki tarihlerdeki limit artırımları sebebiyle dahi kefalet imzalarının mevcut olduğu, 01/05/2008 tarihinde açılan ve bakiyesi devam eden kmh dolayısıyla davacının kefaleten sorumlu bulunduğu, davacının dava tarihi itibarıyla kefalet sorumluluğunun toplam 135,01 TL olduğu, bunun haricindeki menfi tespit talebinin haklı bulunduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.
İtiraz üzerine alınan ek raporda, dava tarihi itibarıyla davalının davacıdan bir alacağının bulunmadığı, aksine davacının 16/05/2017 tarih ve dolayısıyla dava tarihi itibarıyla davalıdan 252,41 TL alacaklı bulunduğu, dava tarihi itibarıyla menfi tespit talebinin haklı olduğu tespit edilmiştir.
İstinaf aşamasında alınan ve banka kayıtları üzerinde yerinde yapılan inceleme ile hazırlanan bilirkişi kök raporunda, davacının kefalet sorumluluğunun başladığı tarihten itibaren kredi hesabı ekstresi yerinde inceleme yapılmış olmasına rağmen temin edilemediği için takibe konu kredinin davacının kefaletinin bulunduğu sözleşmeden kaynaklı olup olmadığı hususunda bir tespite ulaşma olanağı bulunamadığı, dava dışı asıl borçlu şirkete ait ticari kmh'ın 12/02/2009-01/11/2014 tarihlerini kapsayan hareketlerini içeren ekstrenin davalı bankanın genel müdürlüğünden talep edilerek dosyaya kazandırılması gerektiği belirtilmiştir.
Anılan rapor üzerine davalı banka genel müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen 21/02/2025 tarihli yazı cevabında, 09/07/2013 tarihinde online sisteme geçildiğinden asıl borçlu şirketin ilgili hesap hareketlerinin bu tarihten itibaren ulaşılabildiğini bildirerek dava dışı asıl borçlu şirketin 01/11/2014 tarihine ilişkin hesap özeti Dairemize gönderilmiştir.
Davalı banka genel müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabı geldikten sonra, dosyanın bilirkişiye tevdi ile hazırlanan ek raporda, dava konusu olayla ilgili görüş verilip hesaplama yapılabilmesi için davacının kefalet ilişkisinin başladığı 12/02/2009 tarihinden itibaren hesap ekstresinin incelenmesinin zorunlu olduğu, bu tarih aralığındaki kayıtların davalı banka genel müdürlüğünde mevcut olması gerektiği, 12/02/2009-01/11/2014 tarih aralığına ilişkin hesap ekstresinin davalı banka genel müdürlüğünden temin edilerek dosyaya kazandırılması halinde nihai görüş içerecek şekilde rapor tanzim edileceği belirtilmiştir.
Anılan ek rapor üzerine Dairemizce davalı banka genel müdürlüğüne yeniden yazılan müzekkereye verilen 27/03/2025 tarihli cevapta, 09/07/2013 tarihinde online sisteme geçildiğinden asıl borçlu şirketin hesap hareketlerine bu tarihten itibaren ulaşılabildiği bildirilmiştir.
Davacı yan davalı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde kefil olduğunu, kefaletinin bulunduğu sözleşmeden kaynaklanan borcun şirket ortaklığından ayrılmadan önce ödendiğini, şirket ortaklığından ayrıldıktan sonra şirket ile banka arasında yeni genel kredi sözleşmeleri imzalandığını, bu sözleşmelerde kefaletinin bulunmadığını, kefalet imzasının bulunduğu sözleşmedeki kefaletinin de geçersiz olduğunu, eş rızasının alınmadığını, davalı banka tarafından başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığını, haciz nedeniyle ödediği bedelin istirdatı gerektiğini iddia etmiş, davalı yan ise davacının kefaletinin bulunduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borçtan sorumlu olduğunu savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacı ile dava dışı asıl borçlu arasında 3 ayrı genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının sadece 04/12/2007 tarihli sözleşmede kefalet imzasının bulunduğu, davalı bankanın genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan ticari kmh'dan kaynaklanan alacağı bulunduğu iddiasıyla davacı aleyhine icra takibi başlatıldığı, icra takip dosyasında maaş haczi sonucu davacı tarafından davalı bankaya 375,00 TL ödendiği hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takibi ile tahsili talep edilen alacağın hangi genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, davacının icra takibi ile tahsili talep edilen ticari kmh borcundan müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olup olmadığı, sorumlu değil ise miktarı, istirdat edilmesi gereken bir miktar bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Davacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde; yukarıda açıklandığı üzere dava dışı asıl borçlu şirket ile davalı banka arasında 04/12/2007 tarihli 40.000,00 TL limitli, 12/12/2012 tarihli 355.000,00 TL limitli ve 15/07/2014 tarihli 800.000,00 TL limitli (limit artışıyla 1.000.000,00 TL) genel kredi sözleşmeleri imzalanmıştır. Davacının anılan sözleşmelerden 12/12/2012 ve 15/07/2014 tarihli sözleşmelerde kefalet imzası yok ise de 04/12/2007 tarihli sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunmaktadır. Davacının anılan sözleşmedeki kefalet imzasına yönelik bir inkarı bulunmadığı gibi, kefalet sözleşmenin imza tarihinde yürürlükte bulunan mülga BK'nun 484 vd. maddelerindeki şekil koşullarına da uygun olup geçerlidir.
Davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen genel kredi sözleşmelerinin tümünde davacının kefaleti bulunmadığından davacı ancak kefalet imzasının bulunduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir borcun varlığı halinde bu borçtan müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulabilecektir. Bir başka anlatımla, davacı kefalet imzasının bulunduğu 04/12/2007 tarihli sözleşmeden kaynaklanan bir borç varsa borçtan sorumlu ise de, 12/12/2012 ve 15/07/2014 tarihli genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacaktır.
Genel kredi sözleşmesi cari hesap şeklinde işleyen bir sözleşme olup, borcun herhangi bir tarihte sıfırlanmış olması kefilin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacak olup, aynı sözleşme kapsamında yeniden kredi kullandırılması halinde sözleşmede imzası bulunan kefil borçtan sorumlu tutulabilecek ise de, genel kredi sözleşmelerinden sadece bir veya bir kaçında müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunan kefilin, kefaletinin bulunmadığı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulması, sözleşmeler arasında açık bir bağlantı kurulmadığı takdirde, mümkün değildir.
Somut olayda davacının kefaletinin bulunduğu 04/07/2007 tarihi ile dava konusu icra takibinin başlatıldığı 03/08/2016 tarihi arasında TBK'da düzenlenen kefalet süresinin de sona ermediğinin burada tespiti gerekir.
İlk derece mahkemesi yargılaması aşamasında alınan bilirkişi kök ve ek raporu banka kayıtları üzerinde yerinde incelemeyi içermediği gibi, raporlarda borç ile davalı bankayla dava dışı asıl borçlu şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmeleri arasında bağlantı kurulmadığından hüküm kurmaya ve denetime elverişli görülmemiştir.
Açıklanan bu durum karşısında Dairemizce duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında banka kayıtları üzerine yerinde yapılan inceleme ile alınan bilirkişi kök raporunda, davacının kefalet sorumluluğunun başladığı tarihten itibaren kredi hesabı ekstresi yerinde inceleme yapılmış olmasına rağmen temin edilemediği için takibe konu kredinin davacının kefaletinin bulunduğu sözleşmeden kaynaklı olup olmadığı hususunda bir tespite ulaşma olanağı bulunamadığı, dava dışı asıl borçlu şirkete ait ticari kmh'ın 12/02/2009-01/11/2014 tarihlerini kapsayan hareketlerini içeren ekstrenin davalı bankanın genel müdürlüğünden talep edilerek dosyaya kazandırılması gerektiği belirtilmiştir.
Dairemizce davalı banka genel müdürlüğüne yazılan müzekkereye 09/07/2013 tarihinde online sisteme geçildiğinden asıl borçlu şirketin ilgili hesap hareketlerinin bu tarihten itibaren ulaşılabildiğini bildirerek dava dışı asıl borçlu şirketin 01/11/2014 tarihine ilişkin hesap özeti Dairemize gönderilmiş, bunun üzerine alınan ek raporda, dava konusu olayla ilgili görüş verilip hesaplama yapılabilmesi için davacının kefalet ilişkisinin başladığı 12/02/2009 tarihinden itibaren hesap ekstresinin incelenmesinin zorunlu olduğu, bu tarih aralığındaki kayıtların davalı banka genel müdürlüğünde mevcut olması gerektiği, 12/02/2009-01/11/2014 tarih aralığına ilişkin hesap ekstresinin davalı banka genel müdürlüğünden temin edilerek dosyaya kazandırılması halinde nihai görüş içerecek şekilde rapor tanzim edileceği bildirilmiştir. Bunun üzerine Dairemizce davalı banka genel müdürlüğüne yeniden yazılan müzekkereye de 09/07/2013 tarihinde online sisteme geçildiğinden asıl borçlu şirketin hesap hareketlerine bu tarihten itibaren ulaşılabildiği şeklinde cevap verilmiştir.
İşbu menfi tespit, istirdat davasında ispat külfeti davalı banka üzerinde olup, davalı bankanın dava konusu icra takibi nedeniyle davacıdan alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlamakla yükümlüdür.
Davacının dava konusu icra takibi ile tahsili talep edilen alacak nedeniyle sorumluluğu ancak kefalet imzasının bulunduğu 04/12/2007 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir alacağın varlığının tespiti halinde mümkün olacaktır.
İstinaf aşamasında davalı banka genel müdürlüğüne yazılan müzekkere cevapları, alınan bilirkişi kök ve ek raporu karşısında davalı bankanın takip konusu alacağın davacının kefaletinin bulunduğu sözleşmeden kaynaklandığını ispatladığından söz edilemeyecektir.
Davacı icra takibi nedeniyle maaş haczi sonucu dava tarihinden önce ödediği 375,00 TL'nin de istirdatını talep etmiştir. Yukarıdaki açıklamadan anlaşılacağı üzere davalı banka davacıdan takip nedeniyle alacaklı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamadığından menfi tespit talebi kabul edilecek olup, borçlu olmadığı halde takip nedeniyle alacağın temliki tarihinden önce temlik eden davalı bankaya ödediği bedelin de, ödemenin alacağın temlik tarihinden önce ödenmesi nedeniyle temlik eden davalı bankadan istirdatı gerekecektir. İcra takibine konu borcun tamamen ödenmesi söz konusu olmadığından İİK'nun 72. maddesindeki 1 yıllık hak düşürücü süre istirdat talebi yönünden sona ermemiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece ispat yükü üzerinde bulunan davalı bankanın dava konusu icra takibi ile tahsilini talep ettiği alacağın davacının kefalet imzasının bulunduğu 04/12/2007 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığını usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı, takibe konu borç nedeniyle davacının davalıya borçlu bulunmadığı, icra takibi sırasında maaş haczi sonucu ödediği 375,00 TL'nin, yapılan bu ödemenin alacağın temliki tarihinden önce yapılması nedeniyle temlik eden davalı bankadan istirdatı gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davacı yan kötüniyet tazminatı talebinde bulunmuş ise de, davalı banka davacı aleyhine icra takibi başlatmakta haksız ise de, kötüniyetli olduğuna ilişkin dosyaya bir bilgi ve belge ibraz edilmediğinden davacı yanın kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, kötüniyet tazminatı talebinin reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kesin karar nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A)1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kesin karar nedeniyle USULDEN REDDİNE,
2-Davalı banka tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcı ve 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı toplamı olan 301,40TL'nin talep halinde davalı bankaya iadesine,
3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
B)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/02/2020 gün 2018/185 Esas 2020/132 Karar sayılı kararının kaldırılmasına,
2-Davanın KABULÜ ile davacının dava konusu Ankara 3. İcra Dairesinin 2016/15803 sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, 375,00 TL'nin temlik eden davalı bankadan tahsili ile davacıya verilmesine,
3-Davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine,
4-Alınması gereken 796,71 TL karar ilam harcından peşin alınan 199,18 TL'nin mahsubu ile bakiye 597,53 TL'nin temlik eden ve temlik alan davalılardan müteselsilen tahsili ile hazineye irad kaydına,
5-Davacı tarafça yatırılan 199,18 TL peşin harç ile 35,90 TL başvurma harcının temlik eden ve temlik alan davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 550,00 TL bilirkişi ücreti, 118,00 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 668,00 TL yargılama giderinin temlik eden ve temlik alan davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacının yargılama aşamasında vekille temsil edildiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, davacı yararına kabul miktarına göre hesaplanan 11.663,20 TL vekalet ücretinin temlik eden ve temlik alan davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
C)1-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının talebi halinde davacıya iadesine,
2-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 2.500,00 TL bilirkişi ücreti ile 141,00 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 2.861,70 TL yargılama giderinin davadaki haklılık durumu gözetilerek temlik eden ve temlik alan davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
3-İstinaf incelemesi sırasında birden fazla duruşma yapıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap edilen 11.663,20 TL vekalet ücretinin temlik eden ve temlik alan davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
Dair, davacı vekilinin yokluğunda, davalı vekilinin yüzüne karşı HMK'nın 361. maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 20/05/2025
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.