T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2022/1666 Esas - 2024/1360 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1666
KARAR NO : 2024/1360
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/09/2019
NUMARASI : 2016/988 Esas 2019/789 Karar
DAVACILAR :
VEKİLİ
DAVALI
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 26/12/2016
KARAR TARİHİ : 12/12/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 12/12/2024
Taraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının davacı şirket ortağı iken davalının hisselerine karşılık olarak kabul edilen 200.000,00 TL'nin ödenmesi amacıyla 6 adet çek verildiğini, ancak şirketin tasfiyeye girmesi nedeniyle davalının ortaklıktan muhasebesel bir alacağının kalmamasına rağmen çekleri iade etmediğini, çekler nedeniyle şirketin davalı ortağına herhangi bir borcunun bulunmadığını iddia ederek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine ve çeklerin istirdadına karar verilmesini talep edilmektedir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkiline keşide edilerek verilen çeklerin hisselerinin karşılığı olmadığı gibi ortaklıktan çıkma bedeli karşılığında da müvekkile verildiği iddia edilen beyanların soyut ve mesnetsiz olduğunu, taraflarınca da kabulünün mümkün olmadığını, hisselerin karşılığı verilmiş olduğu iddia edilen çeklere yönelikte bir işlem yapılmamış olması da davacıların içinde bulundukları durumun izahı olduğunu, zira davacıların müvekkile keşide edilen çekleri müvekkilin çıkma bedeli yada hisselerin karşılığı olarak ifade edip anılan çek bedellerini ödememenin peşine düştüğünü bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davacının incelenen defter ve belgelerinin sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, dava konusu edilen 6 adet çekin davacı şirketin kayıtlarında borç veya alacak kaydının olmadığı, diğer taraftan davacı tarafça dava konusu edilen çeklerin davalıya davacı şirket ortaklığından çıkma payı olarak verildiği hususunda dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, bu haliyle davacı tarafın işbu dosyadaki iddialarını mevcut delil durumu itibariyle ispatlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirket ortağı davacı ...'in davada davacı olarak gösterilmesinin sebebinin dava konusu çeklerin ilk cirantasının davacı ... olduğunu, cirolar çizildiğinden yazılmamış hükmünde olduklarını ve böylelikle davacı ...'in çeklerde borçlu sıfatının kalmadığını, mahkemece bu hususlar ve dolayısıyla davacı ...'in davada taraf sıfatı kalmadığı gözetilmeksizin karar verildiğini, ...'in açtığı davanın esastan reddinin doğru olmadığı gibi davalı lehine hükmedilen nispi vekalet ücretinden de ...'in sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, mahkemece yapılan yargılamada ...'nin de davacı olduğunun fark edilmediğini, karardan sonra UYAP üzerinden taraf olarak kaydedildiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava, davalıya davacı şirket ortaklığından ayrılması amacıyla ve şirketteki hisselerinin değerine karşılık olarak verilen çeklerin, şirketin tasfiyeye girmiş olması nedeniyle bedelsiz kaldığı iddiasıyla çekler nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti ve çeklerin istirdadı istemine ilişkindir.
Dava dilekçesinde, ... ve ... "davacı" olarak gösterilmek suretiyle ve dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar ile 6 adet çek nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespiti ile bedelsiz kalan çeklerin istirdadına karar verilmesi talep edilmiştir.
Dava konusu çeklerin, 31/12/2016 tarihli 35.000,00 TL bedelli, 31/01/2017 tarihli 35.000,00 TL bedelli, 28/02/2017 tarihli 30.000,00 TL bedelli, 31/03/2017 tarihli 30.000,00 TL bedelli, 30/04/2017 tarihli 35.000,00 TL bedelli ve 31/05/2017 tarihli 35.000,00 TL bedelli davacı şirket tarafından davalı ... lehine keşide edilmiş çekler olup, davacı ...'in çeklerin ön yüzünde herhangi bir sıfatı bulunmamasına karşın çeklerin arka yüzünde ilk ciranta olarak görünmekle birlikte cirolarının iptal edildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, dava dilekçesinde yer alan ve davacı şirketin dava konusu çekler nedeniyle davalıya borçlu olmadığına ilişkin iddia ve talepler yönünden değerlendirme yapılarak gerekçeler yazılmış olmasına karşın davacı ...'nin davalıya borçlu olup olmadığına ilişkin herhangi bir gerekçe yazılmadığı gibi davacı ... yönünden herhangi bir hüküm kurulmamıştır.
22/07/2020 tarih ve 7251 Sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 35.maddesi ile yapılan değişik HMK'nun 353/1.a-6 maddesi "Mahkemece uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması" hükmünü içermektedir.
6100 sayılı HMK'nun 297. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre; bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini resen araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel; Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2018, s. 474.).
Anayasa'nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Kanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve istinaf ve temyiz sırasında hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim 07/06/1976 tarihli ve 1976/3-4 Esas 1976/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Anılan hükümler kamu düzenine ilişkin olup re'sen gözetilecektir.
Somut olayda yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece davacı ...'nin davalıya borçlu olup olmadığına ilişkin herhangi bir gerekçe yazılmadığı gibi davacı ... yönünden herhangi bir hüküm kurulmamıştır.
Davacı (...) hakkında bir karar verilmediğinden talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması kriteri de uygulanamaz. Açılmış bir dava hakkında karar erilmemiş olması ve gerekçeye yer verilmemesi adil yargılanma hakkının da ihlalidir.
Hal böyle olunca mahkemece, davacı ...'nin davalıya borçlu olup olmadığına ilişkin herhangi bir gerekçe yazılması ve davacı ... yönünden hüküm kurulması gerekirken bu yükümlülüğe uyulmamış olması HMK'nın 297. ve Anayasa'nın 141/3.maddesine aykırılık teşkil ettiğinden kamu düzenine aykırılık oluşturan bu husus re'sen gözetilmiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davacı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KABULÜNE,
2-Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/09/2019 tarih ve 2016/988 Esas 2019/789 Karar sayılı kararının ...'nin açtığı dava yönünden KALDIRILMASINA,
3-Davacı ...'nin açtığı davanın Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4-Davacı ... tarafından yatırılan 44,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacı ...'ye iadesine,
5-Davacı ... tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g.maddeleri uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.12/12/2024
Başkan- ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi -...
... ... ... ...