T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/675 - 2026/753
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
22. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO: 2026/675 ( KABUL KALDIRMA)
KARAR NO: 2026/753
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/01/2025
ESAS-KARAR NO: 2021/83 E 2025/63 K
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 21/05/2026
YAZILDIĞI TARİH: 12/06/2026
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi asıl ve birleşen dosya davacısı vekili ile asıl ve birleşen dosya davalıları vekili tarafından ayrı ayrı istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Asıl ve birleşen dosya davacısı vekili asıl dosyada verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı şirket arasında 28/01/2015 tarihinde sözleşme imzalandığını, söz konusu sözleşme çerçevesinde davacı şirketin, ruhsattaki hakların/menfaatlerin tamamını davalı şirkete devretmeyi, bu edim karşılığında davalı şirketin ise 500.000 USD devir bedeli ödeyemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, devam eden süreçte müvekkil şirketin maden ruhsatını devrettiğini ve sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, buna rağmen davalı şirketin 500.000 USD devir bedelini ödemediğini, sonrasında borçlu şirket yetkilisi ile yapılan görüşme neticesinde 500.000 USD’nin ödenmesi konusunda mutabıkata varıldığını ve mutabakat kapsamında ödeme planı (protokol) imzalandığını, ödeme planında 500.000,00 USD tutarındaki borcun vadesinin geldiği ve bu borç tutarının Şubat 2019 tarihinden itibaren art arda 20 ay boyunca aylık 25.000 USD şeklinde gerçekleştirilecek ödemeler ile ifa edileceğinin kararlaştırıldığını, ilgili protokol doğrultusunda davalı şirket tarafından müvekkil şirkete 75.000,00 USD tutarında ödeme yapıldığını, fakat davalı şirketin kayan miktar için ödemeye devam etmediğini, söz konusu borcun ödenmesi amacıyla davalı şirkete ihtarname gönderildiğini, ne var ki ödeme işleminin yine gerçekleştirilmediğini, bunun üzerine alacağın tahsili için davalı borçlu hakkında Ankara 25. İcra Müdürlüğü'nün 2020/9759 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, devam eden süreçte davalı borçlunun söz konusu takibe itiraz ettiğini ve icra takibinin durduğunu, davalının haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz ettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla itirazın iptaline ve takibin devamına, ayrıca davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl ve birleşen dosya davacısı vekili birleşen dosyada verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nden olan alacağını tahsil etmek amacıyla Ankara 25. İcra Müdürlüğü’nün 2020/9759 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu ve itirazın iptali davasının devam ettiğini, söz konusu dosyada ihtiyati haciz kararı verildiğini, ancak ilgili şirketin herhangi bir mal varlığına ulaşılamadığını, borçlu şirkete ait adreste yapılan fiziki haciz sırasında ise ilgili adreste ... Grup Tur. İnş. Gıda Taah. San. ve Tic. Ltd. ile St Loj. Müh. İnş.Mad. Petrol San.Tic.Ltd.Şti.'nin faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğini, bahsi geçen davalı şirketler ile borçlu ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş arasında organik bağ bulunduğunu, dolayısıyla şirketlerin birlikte sorumluluklarının olduğunu ifade ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 USD alacağın 04/09/2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesinde belirtilen faiz oranları ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili asıl dosyada verdiği cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 28/01/2015 tarihinde sözleşme imzalandığını, söz konusu sözleşme çerçevesinde davacı şirketin, ruhsattaki hakların/menfaatlerin tamamını davalı tarafa devretmeyi, bu edim karşılığında davalı şirketin ise 500.000 USD devir bedeli ödemeyi taahhüt ettiğini, davacı şirket tarafından ruhsatların 19/08/2016 tarihinde devredildiğini, ancak ÇED olumlu raporunun alınması gerekli olduğundan 2015-2019 yılları arasında tarafların mutabakatları doğrultusunda ruhsat devir bedelinin ödenmesinin askıya alındığını, davacı şirketin 2015 yılından 2019 yılına kadar ruhsat devir bedelinin ödenmesini istemediğini, müvekkil şirketçe yapılan başvuru kapsamında Bakanlık nezdinde ÇED sürecinin olumlu yönde ilerlemesi sonucu taraflar arasında Şubat 2019 tarihli protokol imzalandığını, bu protokolde devir bedeline ilişkin borç yenilenerek 500.000,00 USD’nin 2019 yılı şubat ayından itibaren 20 taksitle ödenmesi konusunda anlaşmaya varıldığını, projeye ilişkin olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 08/05/2019 tarih ve 5508 sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı verilmesi üzerine imzalanan protokol kapsamında 6 Mart 2019, 25 Nisan 2019 ve 16 Temmuz 2019 tarihlerinde toplam 75.000,00 USD ödeme işlemi gerçekleştirildiğini, ödemeler yapılmaya devam ederken 08/05/2019 tarih ve 5508 sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararına karşı iptal davaları açıldığını ve davaların müvekkil şirkete ihbar edilmesi üzerine 2019 yılı Temmuz ayında davalı şirketin durumdan haberdar olduğunu, ilerleyen süreçte davaların kabulüne hükmedildiğini ve ÇED olumlu kararının iptal edildiğini, bu nedenle devredilen ruhsat kapsamında herhangi bir iş ve işlem yapılamayacağının ortaya çıktığını, mevcut durumda geçici hukuki imkansızlığın bulunduğunu, tarafların imkansızlığın geçici olduğu düşüncesi ile 14/08/2020 tarihli Rödövans Devir Sözleşmesi imzaladıklarını ve davacı şirketin rödövans haklarını müvekkil şirkete devrettiğini, geçici imkansızlığın, ÇED olumlu belgesinin ve orman tahsis kararının idari yargı yerince iptal edilmesinden kaynaklandığını, geçici imkansızlık bulunması nedeniyle alacağın muaccel hale gelmediğini, ayrıca faiz tutarının fahiş olduğunu savunarak, asıl davanın reddine ve davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen dosya davalıları ... Grup Tur. İnş. Gıda Taah. San. ve Tic. Ltd. ile St Loj. Müh. İnş. Mad. Petrol San. Tic. Ltd. Şti. vekili birleşen dosyada cevap süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde özetle; asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile müvekkil şirketler arasında organik bağ bulunmadığını, tarafların birbirlerinden ayrı tüzel kişilikler olduklarını ifade ederek, birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından asıl ve birleşen dosya davacısı şirkete gönderilen Üsküdar 17. Noterliği'nin 12/11/2024 Tarih ve 43217 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmeden dönüldüğünün bildirildiği, bu şekilde taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona erdiği ve davanın yargılama sırasında sözleşmeden dönülmesi nedeniyle konusuz kaldığı, diğer taraftan haklılık durumuna göre vekalet ücretinin ve yargılama giderlerinin değerlendirildiği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl ve birleşen dosya davacısı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, sözleşmeden haksız olarak döndüğünü, asıl dosya davalısı şirketin sözleşmeden dönme beyanının geçerli olmadığını, müvekkil şirketin edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini ve temerrüte düşmediğini, bu nedenle sözleşmeden dönme işleminin geçerlilik arz etmediğini, diğer yandan mahkemece kurulan hükmün yerinde bulunmadığını, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre inceleme yapılması gerektiğini, asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin sözleşmenin imzalanmasından 10 yıl sonra sözleşmeden dönmesinin hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini, ruhsatların 19/08/2016 tarihinde devredildiğini, ruhsatların devri ile birlikte rödavans sözleşmesi ile kararlaştırılan transfer bedeli ücretinin de muaccel hale geldiğini, idare mahkemesi kararına konu ruhsatın dava konusu rödavans sözleşmesine ait ruhsattan farklı olduğunu, ruhsatların birleştirilmesi işlemlerinin asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapıldığını, devir bedelinin ödenmesi için CED zorunluluğunun bulunmadığını, davanın açıldığı tarihte geçerli bir sözleşmenin bulunduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl ve birleşen dosya davalıları vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın açıldığı tarih itibariyle asıl ve birleşen dosya davacısının ifasını yerine getirmediğini, somut olayda tüzel kişilik perdesinin aralanması şartlarının oluşmadığını, mahkeme kararının yeterli gerekçeyi ihtiva etmediğini, ayrıca ortada geçici bir ifa imkansızlığının bulunduğunu ve bu durumun değerlendirilmesi gerektiğini, dosyada alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını ifade ederek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık, asıl dosyada davacının, takibe konu sözleşme ve fatura nedeniyle alacaklı olup olmadığı,
Birleşen dosyada davalı şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre, asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin borcundan dolayı davacı şirkete karşı, birleşen dosya davalısı şirketlerin sorumlu tutulup tutulamayacakları noktasında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, asıl dosyada sözleşme ve fatura bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı ile %20 icra inkar tazminatı talebine, birleşen dosyada davacı şirketin, davalı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş.'den olan alacağının, tüzel kişiliğin perdesinin çapraz aralanması kuralı gereği ve TMK'nın 2. maddesi kapsamında davalılardan müteselsilen tahsili talebine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.
Ankara 25. İcra Müdürlüğü'nün 2020/9759 Esas sayılı dosyası ile; 13/11/2020 tarihinde davacı ... Madencilik Sanayi ve TicaretLimited Şirketi tarafından, davalı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. aleyhine, 28/01/2015 tarihli sözleşme alacağına ve 20/08/2020 tarihli fatura alacağına dayalı 425.000,00 USD asıl alacak, 13.500,00 USD asıl alacak ve 22.481,35 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 460.981,35 USD alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun süresinde takibe ve borca itiraz ettiği, itirazın iptali davasının İİK 67. maddesi uyarınca süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Asıl dosya davacısı ... Madencilik Sanayi ve TicaretLimited Şirketi ile asıl dosya davalısı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında imzalanan 28/01/2015 tarihli sözleşme ile, davacıya ait maden sahasının ruhsatının davalı şirkete devrinin kararlaştırıldığı, bahsi geçen sözleşmenin 6.1.2.maddesi ile,
"Arama süresi sonunda, ...'in en az 50.000 ons (eşik sınırı 0.2 g/t alınan) Jorc standartlarında, muhtemel veya ölçülmüş altın kaynağı (Devir bedeli için asgari kaynak miktarı) belirlenmesi durumunda, ...'e 500.000 USD devir bedeli ödeyeceği," hususuna yer verildiği, devam eden süreçte ise 12/02/2019 tarihli protokol imzalandığı ve bu protokolle kararlaştırılan devir bedelinin ödenmesi için;
"12 Şubat 2019’daki telefon görüşmemize istinaden, ... tarafından ...’e borçlu olunan ve Sözleşmenin 6.1.2 maddesi uyarınca vadesi gelen 500.000 USD konusunda varılan anlaşmayı açıklamaktayım.
Aşağıda belirtilen hususlarda anlaşmış bulunmaktayız:
Borç, Şubat 2019'dan itibaren art arda 20 ay boyunca aylık 25.000 USD tutarındaki ödemeler halinde ifa edilecektir.
... mümkün olduğu zamanlarda borcun 20 aydan daha kısa sürede ifası amacıyla 20.000 USD'den fazla ödeme yapacaktır.
Borç Amerikan Doları üzerinden ifa edilecektir.
Faiz uygulanmayacaktır.
..., yukarıda yer alan şartların yerine getirilmesi kaydıyla, borcun daha erken ödenmesini istemeyecektir." hükmüne yer verildiği tespit edilmiştir.
Bilindiği üzere, icra takiplerinin milli para birimi üzerinden yapılması esastır. Hiçbir ülkede, başka bir ülkenin para birimi üzerinden icra takibi yapılamaz. Buna göre, yabancı para alacağının Türk Parası ile tutarının takip talebinde ve ödeme emrinde gösterilmesi zorunludur. Bu husus kamu düzeni ve devletin hükümranlık hakları ile ilgili olup, icra takibinin her aşamasında doğrudan gözönünde bulundurulması gereken bir iptal sebebidir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06/07/2020 tarih ve 2019/14477 Esas, 2020/6312 Karar sayılı emsal kararı).
Diğer bir anlatımla, takip talebinde ve ödeme emrinde, yabancı para alacağının Türk Parası karşılığının belirtilmemesi ve alacağın doğrudan Amerikan Doları ($) cinsinden talep edilmesi kamu düzeni çerçevesinde süresiz şikayet nedeni olduğu gibi, mahkemece, takibin her safhasında doğrudan doğruya göz önünde tutulmalıdır. (Hukuk Genel Kurulu’nun 12/05/1999 tarih ve 99/12-271 Esas, 99/301 Karar sayılı emsal kararı).
İcra ve İflas Kanunu'nun takip talebi ve muhtevası başlıklı 58/3. maddesinde, alacağın veya istenen teminatın Türk Parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise, alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı kanunun ödeme emri ve muhtevası başlıklı 60/1-1. maddesinde alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.
Öte yandan, İİK'nın 67. maddesine göre itirazın iptali davalarında, usulüne uygun başlatılmış bir icra takibinin bulunması ve takibe süresi içinde itiraz edilmiş olması özel dava şartıdır. HMK'nın 114/2. maddesine göre, diğer kanunlardaki özel dava şartlarına ilişkin hükümler saklı tutulmuştur. HMK'nın 115/1. maddesine göre, mahkemece, dava şartları kendiliğinden araştırılacağı gözetildiğinde, Ankara 25. İcra Müdürlüğü'nün 2020/9759 Esas sayılı dosyası ile usule uygun başlatılan bir icra takibinin bulunup bulunmadığının ve bu kapsamda yargılamanın devam edip etmeyeceğinin tespiti önem arz etmektedir.
Bunun yanı sıra, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre değerlendirilir.
Somut olayda, davacı şirket vekilince 08/02/2021 tarihli dava dilekçesi ile, imzalanan sözleşme ve ödeme protokolü kapsamında 500.000,00 USD tutarındaki borcun 75.000,00 USD'lik kısmının ödendiği, geriye kalan 425.000,00 USD'lik bakiye kısmın ise ödemesinin gerçekleştirilmediği, bu nedenle alacağın tahsili amacıyla davalı borçlu hakkında icra takibi başlatıldığı, devam eden süreçte davalı yanca söz konusu takibe itiraz edildiği ve icra takibinin durduğu, davalının haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz ettiği iddiası ile, itirazın iptali istemli eldeki asıl dava açılmıştır.
Devam eden süreçte ise, davacı şirket vekilince 24/12/2021 tarihli dava dilekçesi ile, davacı şirket ile davalı ... Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu, ancak davalı şirketin sözleşmeden doğan borçlarını ödemediği, bu kapsamda yapılan icra takibinin sonuçsuz kaldığı, davalılar arasında organik bağ bulunduğunu iddiası ile, alacak istemli eldeki birleşen dava açılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 125. maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. Tüzel kişiliğinin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye "mal varlığının bağımsızlığı" ve "mal ayrılığı" ilkesi denilmektedir. Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir. Bu durum öğreti ve uygulamada "tüzel kişilik perdesinin aralanması" olarak ifade edilmektedir. Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonrada tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük ve kuralı hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK'nın 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır. Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması, ancak TMK'nın 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması halinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hallerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması tearosi; bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir.
Görüldüğü üzere, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK'nın 2. Maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğreti; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir.
Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir. Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurulabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da, organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi, tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde, şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı halinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması halinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep halinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır. Görüldüğü üzere, aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.
Bunun yanı sıra, şirketler ortaklarının yakın olması tek başına şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı adreste faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir.
O halde, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, her davanın açıldığı tarihteki duruma göre değerlendirilmesi gerektiği göz önüne alınarak, öncelikle, takip talebinde ve ödeme emrinde, yabancı para alacağının Türk Parası karşılığının belirtilmemesi ve alacağın doğrudan Amerikan Doları ($) cinsinden talep edilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği ve bu hususun dava şartı olması nedeniyle yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmakla, asıl dava yönünden Ankara 25. İcra Müdürlüğü'nün 2020/9759 Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin, bu çerçevede belirlenen hükümler uyarınca usule uygun başlatılan bir icra takibi niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi, devamla tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluştuğu ve organik bağın bulunduğu iddiasıyla açılan eldeki birleşen davada, şirketlerin aynı adreste faaliyet yürütüyor olmasının tek başına şirketler arasında organik bağ bulunduğuna ilişkin durumun varlığı veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması/aralanması için yeterli kabul edilemeyeceği göz önüne alınarak, mevcut ticari sicil kayıtlarının araştırılması (faaliyet alanlarını, ortaklarını, temsile ve ilzama yetkili olan temsilcilerini, adreslerini/adres değişiklikleri dahil), davalı şirketlerin faaliyet alanlarının bire bir aynı olup olmadığı, davalı şirketlerin aynı nitelikteki faaliyet alanlarının yanı sıra birbirinden bağımsız iş kollarında da faaliyetlerine devam edip etmedikleri, davalı şirketlerin ortaklarının/temsile ve ilzama yetkiyi kişilerinin aynı olup olmadığı, yine davalı şirketlerin aynı adreste faaliyet gösterip göstermedikleri ve davalı şirketler arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemler yapılıp yapılmadığı hususlarının tespit edilmesi, buna göre mevcut taleplerin incelenmesi ve bu doğrultuda asıl davada 08/02/2021 tarihi, birleşen davada 24/12/2021 tarihi itibariyle değerlendirme yapılması, tarafların sorumluluğunun bu çerçevede tartışılması ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca mahkemece, tüm delillerin toplanıp değerlendirilmesi ve bu kapsamda sonuca gidilmesi gerekirken yetersiz araştırmaya dayalı olarak davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmamıştır.
Dava dosyası kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; tarafların iddia ve savunmalarının esaslı unsurlarını oluşturan ve eldeki davanın niteliği itibariyle mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak olan tüm esaslı delillerin toplanmamış ve mahkemece değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın 353/1-a.6 maddesinde öngörülen şartlar gerçekleştiğinden (sair istinaf nedenleri incelenmeksizin) asıl ve birleşen dosya davacısı vekili ile asıl ve birleşen dosya davalıları vekilinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı kabulü ile mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Asıl ve birleşen dosya davacısı vekili ile asıl ve birleşen dosya davalıları vekilinin istinaf başvurularının AYRI AYRI KABULÜ ile;
Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/83 Esas, 2025/63 Karar sayılı ve 23/01/2025 tarihli kararının KALDIRILMASINA,
2-HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde taraflara İADESİNE,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 21/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır
NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.
"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."