T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/713 - 2024/948
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I İ N C E L E M E D E N
K A R A R I N K A L D I R I L M A S I)
ESAS NO: 2023/713
KARAR NO: 2024/948
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/11/2022
ESAS-KARAR NUMARASI : 2022/813 E.-2022/848 K.
DAVACI:
VEKİLİ:
DAVALI:
VEKİLİ
Davacı vekili tarafından, yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK m.) 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ:
Davacı vekili davacıyı ... olarak gösterdiği dava dilekçesinde; HMK 107/1. maddesinde "Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenmeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklının hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği" hükmünün düzenlendiğini, poliçedeki birim ürün fiyatı ile hasar/hasat tarihindeki rayiç ürün birim fiyatı arasında fark olması, delil olarak dayandıkları İlçe Hasar Tespit Komisyonu kuraklık hasar oranı üzerinden yapılacak hesaplamada ortalama ve eşik verim kavramlarına göre tazminat miktarını doğrudan etkileyen birçok unsur bulunması ve sigortacılık ve ziraat konusunda uzmanlık gerektirmesi nedeniyle hasar tazminatı tam ve kesin olarak ancak Mahkemece aldırılacak bilirkişi raporu sonucunda belirlenebileceğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılması zarureti hâsıl olduğunu,
Müvekkiline ait dava dilekçesinde ayrıntıları belirtilen tarlalardaki buğday ve arpa ürünlerinin davalı tarafından Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortası Poliçesi ile teminat altına alındığını, bu tarlalardaki ürünlerin kuraklığa bağlı olarak hasar gördüğünü, davalı tarafça belirlenen hasar oranlarının hatalı olduğunu ve Seyitgazi İlçe Hasar Tespit Komisyonunca belirlenen oranlarda farklı olduğunu, hasar tazminatı ödenmesi taleplerinin davalı tarafından zımnen reddedildiğini,
Köy geneline ilişkin kuraklık hasarı tespiti yapan tek kurum olması hasebiyle, sigortalı çiftçilerin ilçe hasar tespit komisyonu hasar tutanaklarını delil olarak kullanmalarından daha doğal bir şey olamayacağını, davalı tarafından yapılan dava konusu köydeki hasar tespit oranı/açıklanan verim kaybı miktarının maddi gerçeğe, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, sigortalı parselin bulunduğu köyün, çok kurak olarak nitelendirilebilecek bir coğrafyada yer aldığını, hal böyle iken ...'in kuraklık hasarı vermemesi veya çok düşük hasar oranları vermesinin ülkenin çölleşme yönünde değişen iklim gerçekleriyle kesinlikle uyuşmadığını,
Bu arada davalı tarafın (varsa) sunacağı raporlar ve fotoğrafların, Sigorta Eksperleri Yönetmeliğinin 20/7 maddesinin amir hükmüne rağmen şimdiye kadar sigortalıyla/vekiliyle paylaşılmadığını, davalının hasar tespit görevini kendi belgelendirdiği, yetkilendirdiği, görevlendirdiği ve masrafını karşılayıp ücretlendirdiği tarım eksperleri siciline kayıtlı eksperlerine yaptırdığını, kaldı ki bu eksperlerin disiplin yönetmeliğini de ...'in hazırladığını ve uyguladığını, dolayısıyla eksperlerin, hasarlar nedeniyle tazminat ödeyecek olan ...'den bağımsız hareket ettiklerini söylemenin imkânsız olduğunu,
Hasat dönemindeki verim tespitine gelince, referans parsellerin tamamının ilgili alanlarından usulüne uygun numune alımı, başak sayımı ve tane sayımının fotoğraflarla belgelenmesi, sayım ve tespitte hangi ölçüm metotlarının kullanıldığı, hangi hassas terazide ağırlığının belirlendiği hususlarının davalı tarafça kanıtlanması gerektiğini, davalının ölçüm, sayım, taneleme ve tartımlarının denetime açık olmadığını,
Tarım ve Orman Bakanlığının kurumsal yapısı, teknik eleman sayısı, çalışma usul ve esasları ve taraflarla arasında herhangi bir menfaat çatışması bulunmaması gibi hususlar nazara alındığında somut olayda İlçe Hasar Tespit Komisyon Tutanağının esas alınması gerektiğini,
Genel Şartlar A.3.2 maddesindeki,"Bu tanımlar, teminatların genel açıklaması olup, tazminat hesabında Tarım Sigortaları Havuzu eksperinin referans parsellerde belirlediği verim esas alınır. Tarım Sigortaları Havuzu adına görevlendirilen eksperlerin yaptığı tespitler dışında yapılacak verim tespitleri dikkate alınmaz." şeklindeki düzenlemenin TBK'nın 28/1. maddesine göre gabin nedeniyle geçersiz olduğunu,
... eksperlerinin mutlak ekspertiz yetkisi ile ilgili Genel Şartlar A.3.2. maddesinin kamu düzenine aykırı olması nedeniyle de geçersiz olduğunu,
Ayrıca, anılan maddenin hatalı yorumlanmasının, vatandaşların, Anayasanın 38. maddesinde güvence altına alınan hak arma hürriyetlerinin yok edilmesi anlamına geldiğini,
Poliçede yazan birim fiyatın, ... A.Ş. tarafından belirlendiğini, bu nedenle müvekkiline ödenmesi gereken tazminatın rayiç birim fiyat üzerinden hesaplanması gerektiğini, müvekkilinin istediği birim fiyatını beyan edip eksik sigortadan kaçınabilme şansı olmadığını, 2022 yılına ilişkin rayiç fiyatlar dikkate alındığında birim fiyatın çok düşük olduğunu, ancak rayiç bedel üzerinden tazminatın hesaplanmasının sigortalının gerçek zararını karşılayacağını,
Tazminat hesabında poliçede yazan ürün birim fiyatının esas alınacağını öngören Genel Şartların ilgili maddesinin, TTK'nın 1409/1 ve 1459 maddelerinde düzenlenen "gerçek zarar" ilkesine aykırı olduğunu, TTK'nın "Koruyucu Hükümler" başlıklı 1486/1 maddesinde ise "1459. madde hükmüne aykırı yapılan sözleşmeler geçersizdir." düzenlemesinin bulunduğunu,
Eksik sigorta kuralının uygulanabilmesi için sigorta bedelinin sigorta ettiren tarafından belirlenmesi ve sigorta şirketinin sigorta sözleşmesinin kurulduğu anda sigorta konusu eşya veya menfaatin gerçek değerini bilmemesinin gerektiğini, halbuki bu davalarda sigorta bedelinin davalı ... tarafından belirlendiğini, bu durumda eksik sigorta kuralının uygulanmayacağını,
Tarım sigortalarında tazminat hesaplanırken poliçede yazan, ...'in tek taraflı belirlediği ürün birim fiyatının değil, hasar/hasat tarihinde ticaret borsalarındaki rayiç ürün birim fiyatının esas alınması gerektiğini,
Devlet Destekli Tarım Sigortalarında temerrüt faizinin başlangıç tarihinin, poliçe vadesinin bitiminden sonra 30 günün dolmasından sonraki ilk gün olması gerektiğini, somut olayda temerrüt tarihinin her iki poliçe bakımından 22.09.2021 tarihi olarak kabulü gerektiğini,
İleri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak ve ileride artırmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak açtıkları işbu davada şimdilik 100,00 TL ürün hasarının 22.09.2021 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının muhtelif Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigorta Poliçesinin sigortalısı olduğunu, Genel Şartlara göre Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortasında köyün eşik verim değeri, köyün ortalama veriminin yüzde 70’i alınarak belirlenmekte olup köyün ortalama verimi, ürün bazında TÜİK tarafından ilan edilen son 7 yıldaki en yüksek 5 yılın ortalaması temel alınarak hesaplanan verimi ifade ettiğini, yine verim tespitlerinin Tarım Sigortaları Havuzu tarafından belirlenen referans parsellerde gerçekleştirildiğini, ekspertiz çalışmalarının sulanmayan, kuru tarım yapılan referans parsellerde gözlem ve verim tespiti yapılarak köy bazında yürütüldüğünü ve bu çalışmalar ile inceleme yapılan köyde üretilen, poliçeye konu üründeki gerçekleşmiş ortalama verimin bulunduğunu, hedef ürün için eksperler tarafından yapılan saha çalışmalarında, o köyde sulama yapılmayan, doğru ekim metoduyla ekilmiş, yabancı ot mücadelesi yapılmış ve köyün genel yapısını temsil edebilecek parsellerin belirlendiğini ve uydu sistemi üzerinden koordinatlarıyla kaydedildiğini, daha sonra köyü temsil eden bu parsellerde olgunlaşmanın gerçekleşip dane nem oranının hasat uygunluğuna geldiği hasat döneminde, örnekleme metoduyla başaklar alındığını, bu başakların danelenmesi ve tartılması ile verim tespitleri yapıldığını, bu kapsamda Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortası ile belirlenen ürünlerin köy genelinde doğrudan neden olacağı verim kaybının, tespit edilen köyün eşik verim değerine kadar teminat altına alındığını, poliçenin ilgili yılı için köyün gerçekleşen verim ortalamasının, köyün eşik verim değerinin altında kalması durumunda köyde bulunan tüm sigortalı üreticilerin tazminat almaya hak kazandıklarını, parsele özgü verim kayıplarının dikkate alınmadığını,
2021 yılında Eskişehir ili Seyitgazi ilçesi Merkez-Ayvalı köyünde buğday ürününde gerçekleşen verim ortalaması eşik verim değerinin üzerinde olduğundan hasar tazminatı tahakkuk etmediğini, arpa ürünü bakımından ise de dekar başına gerçekleşen verim ortalaması ve tazminata esas verime göre her bir poliçe için hasar tazminatları ödendiğini,
Davacının Tarım Sigortaları Havuzu eksperlerinin yaptığı tespitler yerine İl/ilçe Tarım Müdürlüklerinin belirlediği hasar oranlarının kabul edilmesi talebinin kabul edilemeyeceğini,
Yapılan işlemlerde hiç bir hata bulunmadığını, davacının talebinin poliçe teminatı dışında kazanç sağlayarak sebepsiz zenginleşmeye yönelik olduğunu,
Sigorta eksperlerinin tarafsız ve bağımsız kişiler olduğunu, eksperler tarafından yapılan işlemlerin rapor ve fotoğraflarla kayıt altına alındığını, kaldı ki İl-ilçe Hasar Tespit Komisyonları/Tarım ve Orman Müdürlüklerinin Tarım Sigortaları kapsamında hasar inceleme yetkilerinin bulunmadığını, dolayısıyla poliçe teminatı kapsamında inceleme içermeyen tutanakların peşinen kabulü yoluna gidilmesinin sigortacılık mevzuatına ve poliçe hükümlerine aykırı olduğunu,
Genel Şartlar ile Tarife ve Talimatlar ile birlikte poliçe bir bütün olup taraflar için bağlayıcı olduğunu, Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortasının ihtiyari nitelikte bir sigorta sözleşmesi olduğunu, Yargıtay 11. H.D.'nin 2020/2062E. 2021/5307 K. 22.06.2021 tarihli kararıyla İl/ İlçe Tarım Müdürlüğü ile TÜİK’in verilerine dayandırılmayacağı, Poliçe özel ve genel şartların taraflar bakımından bağlayıcı olduğunu belirterek İtiraz Hakem Heyeti Kararının müvekkili Kurum lehine bozulmasına karar verildiğini,
Meteorolojik kuraklık ile tarımsal kuraklık kavramlarının farklı şeyler olduğunu, tarımsal kuraklığın meteorolojik kuraklığın uzun süre devam etmesinden sonra ortaya çıkabileceğini,
Davacının taleplerinin teminat dışı olduğunu,
Savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ:
İlk derece Mahkemesince; "Sonuç olarak, HMK m. 107 hükmünde belirtilen koşulları taşımadığı halde belirsiz alacak davası şeklinde dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Hukuki yarar m.114 hükmüne göre dava şartı teşkil etmektedir. Dava şartı olan hukuki yararın m.115/2 hükmüne göre mahkemece süre verilerek tamamlanması da mümkün değildir. Bu nedenle, şartları oluşmadan belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın, dava şartı noksanlığı nedeniyle mahkemece usulden reddedilmesi gerekir (Yrd. Doç. Dr. Kudret ASLAN, Yrd. Doç. Dr. Leyla AKYOL ASLAN, Yrd. Doç. Dr. Taylan Özgür KİRAZ, Koşulları Oluşmadan Açılan Belirsiz Alacak Davasında Mahkemece Verilecek Karar, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.16 Özel Sayı 2014 s. 975-1024 - Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi CİH 2 s. 1594).
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan bilgiler ışığında somut uyuşmazlığa gelirsek; dava konusu alacak için ... A.Ş tarafından Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortası poliçesi ile teminat altına alınan taşınmazlardaki hasar tazminatının ödenmesi için davacı tarafından başvuruda bulunulmuş; ... parsel sayılı taşınmaz için 4.953,66 TL tazminat, ... ada ... parsel sayılı taşınmazlar için 4.411,98 TL tazminat, ... parsel sayılı taşınmazlar için 4.205,59 TL tazminat, ... ada 16 parsel ve ...parsel sayılı taşınmazlar için 4.788,31 TL tazminat, ... parsel sayılı taşınmaz için 6.974,15 TL tazminat,... parsel sayılı taşınmazlar için 7.478,44 TL meydana gelen zararı, poliçede belirlenen hesap kalemleriyle hesaplaması neticesinde zarar toplamı tam ve kesin nitelikte belirlenmiş, belirsiz alacak davası açılarak 100,00 TL tazminat talep edilmiştir. Kuşkusuz vakıaları dercetme davacının, onları niteleyip yorumlamak ise hakimin görevidir. Ancak davacı taraf dava dilekçesinde davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak açtığını beyan etmiş ve iradesini bu şekilde açıklamıştır. Yukarıda da bahsedildiği üzere burada artık hakim davacının iradesinin yerine geçip davacıyı açmadığı bir davaya yönlendirme yetkisine sahip değildir. Bu durumda yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda meydana gelen zarar, poliçede belirlenen hesap kalemleriyle hesaplaması neticesinde zarar toplamı tam ve kesin nitelikte belirlenmiş olduğundan hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiş" denilerek, HMK'nın 115. maddesi nedeniyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; gerekçeli kararda ve mahkeme tarafından düzenlenen diğer tutanaklarda davacı olarak ... gözükmekte ise de mahkemeye sunulan tüm dilekçe ve belgelerden de anlaşılacağı üzere davacının ... olduğunu, dava dilekçelerinde davacı olarak ... ismi yazıldığını ancak sehven ...'ya ait TC kimlik numarasının yazıldığını, ...'nın bu aşamaya kadar davacı olarak tutanaklara geçtiğini, HMK md. 183 gereği dava dosyasındaki bu maddi hatanın düzeltilmesinin gerektiğini,
HMK m. 107/1’de davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceğinin düzenlendiğini,
Poliçedeki birim ürün fiyatı ile hasar/hasat tarihindeki rayiç ürün birim fiyatı arasında fark olması, delil olarak dayandıkları İlçe Hasar Tespit Komisyonu kuraklık hasar oranı üzerinden yapılacak hesaplamada ortalama ve eşik verim kavramlarına göre tazminat miktarını doğrudan etkileyen birçok unsur bulunması ve sigortacılık ve ziraat konusunda uzmanlık gerektirmesi nedeniyle hasar tazminatının tam ve kesin olarak ancak Mahkemece aldırılacak bilirkişi raporu sonucunda belirlenebileceğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını,
Dava açmadan önce davalıya müracaat edilerek uyuşmazlık konusu 17 poliçe kapsamında eksik ödenen toplam 60.224,08 TL hasar tazminatının ödenmesini talep ettiklerini, bu başvuruda belirtilen alacak miktarı tahmini bir rakam olup dava değerini etkileyen birçok unsur olduğundan teknik verilere dayalı olarak hesaplanmış bir miktar olmadığını, dolaysıyla davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunduğunu,
6100 sayılı HMK'nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesinin gerekçesinin de bunu doğruladığını,
Belirterek, davacı ismindeki maddi hatanın düzelilmesini, İlk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ,
HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
I-Davacı vekilinin davacı adının ve TC kimlik numarasının düzeltilmesi talebi yönünden;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Maddi hataların düzeltilmesi" başlıklı 183. maddesine göre; tarafların veya mahkemenin dava dosyasında bulunan belgelerdeki açık yazı ve hesap hataları, karar verilinceye kadar düzeltilebilir. Taraflardan birinin yazı ve hesap hatasını düzeltmesi sonucunda yargılama uzamışsa yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu durum da dikkate alınır.
Hükmün tashihini düzenleyen HMK'nın 304. maddesinin 1. fıkrasında, "Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir" hükmüne yer verilmiştir.
HMK'nin 304. maddesinde söz konusu olan düzeltme (tashih), hüküm verildikten sonraki dönemde, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların (maddî hataların) düzeltilmesidir. Hükümden önceki dönemde maddî hataların düzeltilmesi, HMK'nin 183. maddesi hükmü uyarınca yapılır.
HMK'nın 304. maddesi ile dikkatsizlik ya da özensizlik sonucu oluşan maddi hataların ya da hesap hatalarının düzeltilmesi amaçlanmıştır. Bu tür yanlışlıklar hükmün özünü, esasını değiştiren, tadil eden türden olmayan maddi hatalardır. Örneğin mahkeme karar başlığında taraflardan birinin soyadının ya da adının veya şirketin unvanın eksik veya yanlış yazılması; basit ve hüküm içeriğinden maddi hata yapıldığı anlaşılan hesap hataları gibi. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.12.2021 tarihli ve 2018/(19)11-437 E., 2021/1566 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Dava dilekçesinde davacı olarak ...'nın ismi yazılmışsa, bu ismin yanına adı geçene ait TC kimlik numarası değil, ...'ya ait TC kimlik numarası yazılmış, bu nedenle tensip tutanağı ve gerekçeli karar başlığında davacı olarak ...'nın ismine yer verilmiştir. Dava dilekçesinde yazılan TC kimlik numarasının ...'ya değil, ...'ya ait olduğu, dava dilekçesi ekindeki vekaletnameden de anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle davacı vekilinin gerekçeli karar başlığındaki davacı adının dava dilekçesine uygun şekilde, TC kimlik numarasının da gerçeğe uygun şekilde düzeltilmesi talebinin HMK'nın 304/1. maddesi uyarınca kabulü ile gerekçeli karar başlığındaki davacı adı ve TC Kimlik numarası "... - ..." olarak düzeltilmiştir.
II-Dava, davalı tarafından Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortası Poliçesi ile teminat altına alınan davacıya ait taşınmazlardaki buğday ve arpa ürününün kuraklık sebebiyle zarar görmesinden dolayı hasar bedelinin tahsili ilişkindir.
Davacı tarafça, Genel Şartların A.3.2. maddesinin Anayasa'ya ve Kanunlara aykırı olduğu iddiasıyla, Seyitgazi İlçe Hasar Tespit Komisyonu verilerine göre zarar gören buğday ürünü nedeniyle hiç ödenmeyen, arpa ürünü nedeniyle de kısmen ödenmeyen, uyuşmazlık konusu 17 poliçe için toplam 60.224,08 TL hasar tazminatının ödenmesi talebiyle davalıya başvurulmuş; iş bu dava ile de HMK'nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası açtıkları belirtilerek şimdilik 100,00TL'nin tahsili talep edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelere değinilmesinde yarar bulunmaktadır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 107. maddesi; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü haizdir.
Yasal düzenlemeye göre bu tür davalarda davacının dava konusu yaptığı miktarı, davayı açtığı tarihte tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin ya imkânsız olması ya da kendisinden beklenemeyecek nitelik taşıması gerekir.
Öte yandan; 6100 sayılı HMK'nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinin dördüncü bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir.
6100 sayılı HMK'nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir."
Diğer yandan HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim Türk hukukunu re'sen uygular. Bu nedenledir ki, dava dilekçesinde davacının talebini dayandırdığı vakıalara uygun hukuki sebepleri dava dilekçesinin zorunlu unsurları arasında sayılmamıştır. Zira davacının dayandığı vakıalara uygun hukuki sebepleri hâkim kendiliğinden bulup uygulamakla yükümlüdür.
Ayrıca belirtilmelidir ki; Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasınında da; "Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ...konusunda karar verecek olan,...bir mahkeme tarafından davasının ...görülmesini istemek hakkına sahiptir..." yönünde düzenleme bulunduğu görülmektedir.
Dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK 33. madde kapsamında doğru hukuki sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevi ise, HMK 32. madde çerçevesinde yargılamayı sevk ve idare ile dava türü tanımlarına ve talep sonucuna göre dava türünü doğru belirleyip buna göre yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandırmak da hâkimin görevidir. Bu konuda hâkim, davacının dilekçesinde yaptığı isimlendirmeyle bağlı olmaksızın açılan davanın, eda davası, tespit davası, belirsiz alacak ve tespit davası, inşai dava, kısmi dava, terditli dava, seçimlik dava ve topluluk davası çeşitlerinden hangisi olduğunu belirleyerek yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandıracaktır. Davacı dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğundan söz etmiş olsa bile belirsiz alacak davası unsurları bulunmuyorsa bu davanın açılmasında hukuki yarar olmadığından söz edilemeyecek alacağın istenmesinde hukuki yarar olduğundan mevcut unsurları itibarıyla kısmi dava açılmış olduğu kabul edilerek davacının talep sonucu hakkında karar verilebilecektir.
Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir.
Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (6100 sayılı HMK m. 26) öncelikle, HMK'nın 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. (HGK'nın 16.05.2019 gün ve 2016/22-1166 E., 2019/ 576 K. sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.)
Bu açıklamalar kapsamında somut olaya bakıldığında; davacı tarafça taraflar arasındaki Devlet Destekli Köy Bazlı Kuraklık Verim Sigortası Poliçeleri kapsamında ödenmediği belirtilen zarar tutarları miktar olarak belirtilerek ödenmesi için davalıya başvurulmuş ise de belirsiz alacak davası açtıkları nitelendirmesi ile şimdilik 100,00 TL.'nin tahsili istenmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de, alacaklarının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir.
Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir.
6100 sayılı HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır.
Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141. ve 6100 sayılı HMK'nın 30. maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da uygun olacaktır.
Bu durumda Dairemizce, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, HMK'nin 353/(1)-a.4. maddesi uyarınca, esası incelenmeksizin kararın kaldırılmasına, yukarıda açıklanan esaslar dairesinde inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a.4. maddesi uyarınca, Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.11.2022 tarih ve 2022/813 E. 2022/848 K. kararın ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istek halinde iadesine,
3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk derece Mahkemesince esas hükümle birlikte değerlendirilmesine,
4-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
26.06.2024 tarihinde, HMK'nın 353/(1)-a ve 362/(1)-g maddeleri uyarınca KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 27/06/2024
Başkan
e-imza
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza