T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1672 - 2025/88
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ
(D Ü Z E L T E R E K Y E N İ D E N
E S A S H A K K I N D A K A R A R)
ESAS NO: 2024/1672
KARAR NO: 2025/88
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ: ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/05/2024
ESAS-KARAR NUMARASI : 2022/168 E.-2024/362 K.
DAVACI:
VEKİLİ:
DAVALI:
Davacı vekili tarafından, yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK m.) 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ:
Davacı vekili; davalı ... İnşaat A.Ş.'nin 2010 yılında tahvil ihraç etmek suretiyle borçlandığını, müvekkilinin davalının ihraç etmiş olduğu 10.11.2015 vadeli, %9.5 yıllık getirili 200.000 USD itibari değere sahip tahvili satın aldığını, tahvilin hali hazırda müvekkilinin ... Bankası A.Ş. ... saklama kuruluşunda bulunan hesabında saklandığını, tahvil uyarınca müvekkiline 2015 yılından itibaren yıllık %9.5 oranında kupon ödemesi yapılması gerektiği halde ana para ödemesi ile birlikte hiçbir faiz ödemesi de yapılmadığını, müvekkilince 200.000 USD ana para ve 20.01.2017 tarihinden takip tarihine kadar %9.5 sözleşmesel faiz oranı üzerinden 95.000 USD faiz alacağı için Ankara 1. İcra Dairesinin 2022/1312 sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğunu, iflas davasında yetkinin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle davalının icra dairesinin ve Türk Mahkemelerinin yetkili olmadığına ilişkin itirazının yerinde olmadığını, müvekkili şirketin ticaret merkezi Ankara'da bulunduğundan İİK'nın 154/3. maddesi uyarınca Ankara Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olacağını, Türkiye Cumhuriyeti'nde kurulmuş bir şirketin iflasına ancak Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına dayanarak karar verilebileceğini, bu nedenle davalının İngiliz hukukunun uygulanması gerektiğine yönelik itirazının da yerinde olmadığını ileri sürerek, davalının itirazının kaldırılmasına ve iflasına
karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; Türkiye’de kurulu bir şirketin iflas kararının verilmesinin Türk Mahkemelerinin kesin yetkisinde olduğu ve davanın iflasa ilişkin kısmında Türk Hukukunda yer alan iflas hükümlerinin uygulanacağı konusunda bir ihtilaf olmadığını,
Ancak mahkemenin yetkisine ve uygulanacak hukuka ilişkin itirazlarının "itirazın kaldırılmasına" ilişkin kısmına yönelik olduğunu, müvekkili şirketin 10.11.2020 tarihli uluslararası sözleşme ve ekleri (Tahvil Sözleşmesi) Lüksemburg'da tahvil ihraç ettiğini, Tahvil Sözleşmesi hüküm ve şartlarının tahvile derç edildiğini, ayrıca Tahvil Sözleşmesi uyarınca tahvillerin yurtdışında ihraç edildiğini, Türkiye'de satışa sunulmadığını ve satış işlemlerinin yurtdışında yapıldığını, tahvillerin ödeme yerinin de yurtdışında kurulu başka bir şirket olduğunu, tahvil yatırımcısının ancak tahvilin üzerine derç edildiği şekilde tâbi olduğu Tahvil Sözleşmesi hükümlerini kabul ederek Tahvil Sözleşmesi'nin tarafı olabileceğini, Tahvil Sözleşmesi uyarınca çıkarılan tahvillerin tamamen yurtdışında işlem gördüğünü ve Türkiye'de hiçbir saklama ve satış işleminin gerçekleşmediğini, nitekim Sermaye Piyasası Kurulunun da tahvillerin Türk mevzuatına tâbi olmadığını ifade ettiğini, bir kişinin isminin, tahvil ihracına dayanak sözleşmenin tarafları arasına yazılmamasının veya bu kişinin sözleşmeyi imzalamamasının o işlemin dayanak edildiği sözleşme ile bağlı olmadığı anlamına gelmeyeceğini, borçlanma araçlarının satın alınmasının borçlanma aracı ihracının dayanak edildiği sözleşmenin şartlarının kabul edilmesi şartına bağlı olduğunu, Tahvil Sözleşmesi şartları arasında Tahvil'i elinde bulunduranların İngiliz Hukuku ve İngiliz Mahkemelerinin yetkisine tâbi olmayı kabul etmesinin de yer aldığını, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 24. maddesinde, sözleşmeden doğan borç ilişkilerinin tarafların açık veya örtülü olarak seçtikleri hukuka tâbi olduğunun ifade edildiğini, bu kapsamda açık hukuk seçimi kabul edilmese dahi, zımni hukuk seçiminin İngiliz hukukuna işaret ettiğinin şüphesiz olduğunu,
Mahkemenin alacak iddiasına ilişkin yetkisi yönünden de uygulanacak Kanunun, HMK değil, MÖHUK olduğunu,
Davacının iflas talebinin dinlenebilmesi için öncelikle alacaklı olduğunu ispatlaması gerektiğini, alacak ispatının ancak Tahvil Sözleşmesi uyarınca İngiliz Mahkemelerinden İngiliz Hukukuna göre alınan bir mahkeme kararı ile olabileceğini, ayrıca bu kararın Türkiye’de delil olarak sunulabilmesi veya uygulanabilmesi için öncelikleTürk Mahkemelerince tenfiz edilmesi gerektiğini (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin, 21.01.2013 tarih, E. 2012/4732, K. 2013/255 sayılı kararının da bu yönde olduğunu), davacı İngiliz Mahkemelerinden aldığı ve Türkiye’de tenfiz ettirdiği bir kararı dosyaya sunamadığından ve davacının alacak iddiasının çözümü hususunda mahkeme yetkisiz olduğunden davanın reddi gerektiğini,
İddia edilen alacağın zaman aşımına uğradığını, MÖHUK'un Zamanaşımına ilişkin 8. maddesinde, "Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir." düzenlemesinin yapıldığını, İngiliz hukukuna göre sözleşmelerden doğan zamanaşımı süresinin 6 yıl olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere davacının da iddia ettiği üzere vadesi 10.11.2015 olan alacağın vadesinin 10.11.2021 tarihinde dolduğunu,
Kabul anlamına gelmemek üzere, bir an için alacak iddiasına Türk Hukuku'nun uygulanacağı düşünülse dahi, bu durumda da TBK'nın 147/1. maddesi uyarınca faize ilişkin alacak iddiası yönünden zaman aşımı süresinin 5 yıl sonra, 10.11.2020 tarihinde dolduğunu,
Tahvil ihraçlarında tahvil sözleşmeleri ve tahvillere ilişkin olarak talep haklarının sınırlı kişilere tanındığını, tahviller konusunda işlem yapma yetkisinin ancak Tahvil Sözleşmesi'nin tarafları ve orada yetkilendirilen yabancı finans kuruluşları olduğunu, davacı tarafından sunulan delillerde hak sahipliği ve talebin Tahvil Sözleşmesi ve eklerine uygun olduğunu gösterir herhangi bir bilgi bulunmadığını,
Kaldı ki, İngiliz hukuku uyarınca tahvilin maliki ve aynı zamanda hamili (Holder) yabancı kurumlar olup tahvil satın alan kişiler(Beneficial Owner)in tahvil üzerinde ilişkili olduğu taraflar nezdinde faydalanma hakkı kazandıklarını, kabul anlamına gelmemek üzere davacının tahvili satın aldığı ve elinde bulundurduğu düşünülse dahi davacının tahvilin maliki ve hamili olmadığını, zira asıl malikin emanet, yani saklama kuruluş olduğunu, müvekkili ile davacının hiç bir ilişkisi bulunmadığını, davacı tarafça sunulan adi belge niteliğindeki belgeler müvekkil şirket yetkililerinin imzasını içermediği gibi, borcun varlığını ve alacaklı olduğunu iddia eden davacının hak sahipliğini de göstermediğini, kaldı ki, bu hususların Türk Hukuku altında tespitinin de mümkün olmadığını, çünkü tahviller tamamen yabancı hukuk kurallarına göre çıkarılmış olup, Sermaye Piyasası Kurulu nezdinde değil, yurtdışındaki piyasalarda işlem gören tahviller olduğunu, bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını,
Davacının alacak iddiasını, içerikleri ... Bankası A.Ş.'den edinilen geçmiş tarihli adi nitelikli belge nüshasına dayandırdığını, bu belgenin alacağın varlığını ve davacının davaya konu tahvilin yetkili hamili ve talep yetkisini haiz olduğunu ispata yeterli olmadığını, ayrıca bu belgenin müvekkili şirketin sözleşmesel bir ilişkisinin bulunmadığı kurumlara ait olduğunu,
Savunarak, uygulanacak hukuka, mahkemenin yetkisine, davacının dava açma yekisine itiraz ettiklerini, zaman aşımı def'ini ileri sürdüklerini belirtmiş, davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ:
İlk derece Mahkemesince; "Her ne kadar davalı vekili husumet ve zamanaşımı itirazlarında bulunmuş ise de; Taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı davalının husumetinin bulunduğu anlaşılmakla davalı vekilinin husumet itirazının reddine; Tahvil ana para alacağı için 10 yıllık ve faiz yönünden 5 yıllık zamanaşımı süresi geçerli olmakla, davalı vekilinin zamanaşımı itirazının reddine karar verilmiştir.
...Davalının mevcut davada İngiliz Hukukunun uygulanması gerektiği yönündeki itirazı değerlendirildiğinde; tahvil sözleşmesinde, ihtilaflarda uygulanacak hukuk olarak İngiliz hukuk gösterilmiş ise de, İflas hukukuna ilişkin kuralların devletin egemenlik hakkına ilişkin olduğu, bu nedenle kamu düzenine yönelik olmakla taraflarca uygulanacak hukukun seçiminin yapılamayacağı kanaatine varılarak, davalının itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
Kesinleşen Ankara 1 ATM dosyası ve tüm dosya kapsamına göre somut olayda; Bir kaydi tahvil, kayıt tutmakla görevli kuruluşun (30 eylül 2015 tarihine kadar ..., 30 Eylül 2015 tarihinden sonra ...)imzası olan bir belge ile doğrulanana kadar geçerli olmayacaktır. Kayıt tutmakla görevli kuruluşun imzası, Tahvil Sözleşmesi kapsamında Kaydi Tahvilin tevsik edildiğine dair kesin bir kanıt niteliği taşımaktadır. (tahvil sözleşmesi kısım 2.02) Tahvil kayıt tutmakla görevli kuruluşun el ile atılan imzası ile doğrulanana kadar geçerli olmaz. (Tahvil sözleşmesi ek A, bent 16, S A-114)2) Tahvil sözleşmesi ve ek sözleşme hükümleri çerçevesinde; tahvil sahipliği bilgisinin kayıt tutmakla görevli kuruluş olan ... tarafından, davacının haksahipliğini doğrulayan bir kayda rastlanılmadığı, ... Bankası A.Ş. ... saklama kuruluşunda bulunan ... numaralı hesapta XS0558618384 ISIN kodlu eurobonda ait 16.05.2018 tarihli portföy durum raporunun, davacının iddiasını kanıtlaması için yeterli olmadığı, böylece davacının tahvil sözleşmesi uyarınca hak sahipliğini ispatlayamadığı" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; İlk derece Mahkemesinin red gerekçesini 1. ATM 2011/69 E dosyasında alınan bilirkişi raporu ve gerekçeli karara dayandırdığını, iş bu davada toplanan delillere değinmeksizin yalnızca emsal dosya gerekçe gösterilerek davanın reddedilmesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve adil yargılanma ilkesine aykırı olduğunu,
Kendilerince yapılan itirazlar sonucu alınan ek bilirkişi raporunun sonuç kısmında, "Saklama şirketinde bireysel müşteri bazında değil, 'toplu müşteri hesabı(havuz hesabı)' olarak saklandığı tespit edilmesiyle, davacının bu kayıt tutmakla görevli kuruluştan sahipliğini gösterir belge alma imkanı bulunmamaktadır. Zira kayıt tutmakla görevli kuruluşta sadece saklamacı kuruluşun kaydı mevcut olup, saklamacı kuruluşta da aracı kuruluşların hesabı olduğu ve kişi bazında saklama yapılmadığı için aracı kurumlardan elde edilen güncel tarihli portföy durum raporu tahvil sahipliğiyle ilgili kesin kanıt olacaktır." tespitine yer verildiğini, bu değerlendirmenin tahvil sözleşmesi hükümleri ile örtüştüğünü, tahvil sözleşmesinin tahvil yatırımcısı kimlik tespitinin ne şekilde yapılacağına ilişkin düzenleme ile uyumlu olduğunu, buna rağmen farklı bir davadaki rapora ve karara dayanılarak davanın reddedildiğini,
Tahvil Sözleşmesinin 2.02. maddesi uyarınca "kaydi menfaat hakları" üzerindeki hak sahipliğinin ispatının, Kayıt Kuruluşunun imza ve tevsik prosedürüne bağlı olmadığını, bu hususun Kayıt Kuruluşunun cevabı ile de teyit edildiğini,
Tahvil Sözleşmesinin 2.01 (b) bendi uyarınca, dava konusu tahvilin Amerika Birleşik Devletleri dışında satışa sunulmak üzere, nama yazılı 200 milyon ABD Doları nominal tutarında bir adet Global Tahvil şeklinde ihraç edildiğini, bu tahvili temsil etmek üzere Tahvil Sözleşmesi Ek-A'daki gösterildiği şekilde bir belge düzenlendiğini, tahvile ilişkin bu belgenin Tahvil Sözleşmesinin 2.02 maddesinin (d) bendi uyarınca davalı ihraççı tarafından Ortak Saklama Kuruluşu olarak atanan ... ve ...'in atadığı temsilci (nominee) namına yazılı olduğunu, bu temsilcinin "..." isimli bir şirket olduğunu, dosyada alınan Ek Bilirkişi raporunun sonuç kısmında ... tarafından tahvil sahipliği ile ilgili kayıtların bireysel müşteri bazında değil toplu müşteri bazında saklandığının tespit edilmesiyle, müvekkilinin aracı kurumlardan elde edilen portföy durum raporunun tahvil sahipliği ile ilgili kesin kanıt olacağı sonucuna varıldığını,
Diğer bir alacaklı ... tarafından aynı sebeplerle davalı aleyhine açılan Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/597 E. sayılı dosyasına sunulan Hukuki Mütalaada Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde alınan bilirkişi raporunun incelendiğini, vahim çeviri hataları ve yanlış tespitlerin sıralandığını, mütalaanın sonuç kısmında Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/650 K. sayılı kararı ile bu kararın onanmasına ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/608 K. sayılı kararlarının Tahvil Sözleşmesi ve İzahname hükümlerine ve hukuka aykırı olduğu hususlarının tespit edildiğini,
Kayıt Kuruluşunun tahvil sahipliğini yazılı olarak onaylanmasının mümkün olmadığını, zira dosyada bulunan cevapta olduğu gibi böyle bir kayıt tutulmasının mümkün olmadığını, Ankara 1. ATM'nin Bilirkişi Raporunun sonuç kısmında Tahvil Sözleşmesi uyarınca Kayıt Kuruluşunun Hukuk Müşaviri olduğu belirtilen kişi tarafından kaleme alınan e-posta mesajının da yatırımcının hak sahipliğinin ispatı yönünde dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, Ankara 1. ATM tarafından mevcut dahi olmayan kendilerine ... tarafından doğrulanmış hak sahipliğini gösteren belgeyi sunmak için süre verildiğini, müvekkilince mevcut olmayan kayıtların sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiğini, hatalı çeviri ve değerlendirmelere dayanan Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/650 K. sayılı kararının esas alınmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu,
Belirterek, İlk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ,
HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
I-Dava, İİK'nın 156/3. maddesi uyarınca itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından;
Davalılardan ... İnşaat A.Ş. (Şirket) ile Yediemin olarak ..., Asli Ödeme Temsilcisi olarak ... Şubesi, Ödeme Temsilcisi, Kayıt Tutmakla Görevli Kuruluş ve Alım Temsilcisi olarak ... arasında 10.11.2010 tarihli "TAHVİL SÖZLEŞMESİ" imzalandığı, Sözleşmenin 2.01 maddesinin ikinci bendinde, "Tahvillerde yer alan hüküm ve şartlar işbu Tahvil Sözleşmesi'nin parçası haline getirilmiştir ve Şirket, Garantörler ve Yediemin, bu Tahvil Sözleşmesi'nin imzası ve teslimi ile açıkça bu hüküm ve şartları ve bunlarla bağlı olmayı kabul ederler. Ancak, herhangi bir Tahvil'in herhangi bir hükmünün bu Tahvil Sözleşmesi'nin açık hükümlerinden biri ile çelişmesi halinde, Tahvil Sözleşmesi hükümleri geçerli olur ve uygulanır." düzenlemesinin bulunduğu, 12.05. maddesinde Tahvil Sözleşmesinden, Tahvillerden ve Tahvil Garantilerinden doğan dava, eylem ve işlemin New York Eyaleti, New York Şehri, Manhattan Bölgesi'nde kurulu ABD federal ya da eyalet mahkemesinde görüleceğinin kararlaştırıldığı, 12.07. maddesinde de, "Başka bir yargı çevresinin hukukunun uygulanması mecburi olmadıkça; bu Tahvil Sözleşmesi, Tahvil ve Tahvil garantilerine geçerli kanunlar ihtilafı ilkeleri uygulanmaksızın New York Eyaletinin İç Hukuku uygulanır." düzenlemesinin bulunduğu,
Tahvilin arka yüzünde; 4. maddede; "Şirket; Tahviller'i Şirket, Garantörler, Yediemin, Asli Ödeme Temsilcisi olarak ... Şubesi ve Ödeme Temsilcisi, Kayıt Tutmakla Görevli Kuruluş ve Alım Temsilcisi olarak ... arasında 10 Kasım 2020 tarihli Tahvil Sözleşmesi altında ihraç etmiştir. Tahvil hükümleri, Tahvil Sözleşmesi hükümlerini içerir. Tahviller, bu hükümlerin tamamına tabi olup, Tahvil Sahipleri bu hükümlerin beyanı için Tahvil Sözleşmesi'ne yönlendirilmektedir. Bu Tahvil'in herhangi bir hükmünün Tahvil Sözleşmesi'nin açık herhangi bir hükmü ile çelişmesi halinde, Tahvil Sözleşmesi hükümleri uygulanacak ve Tahvil Sözleşmesi hükümleri hakim olacaktır. Tahviller, Şirketin teminatsız yükümlülüğüdür." açıklamasının ve son olarak da "Şirket yazılı talep üzerine Tahvil Sözleşmesi'nin bir kopyasını ücretsiz olarak herhangi bir tahvil sahibine verecektir." açıklamasının bulunacağının kararlaştırıldığı,
Yine yediemin dışındaki aynı taraflar ve yedieminin istifası nedeniyle Halef Yediemin olarak ... arasında dava konusu 2015 yılında vadesi gelecek %9,50 ödeme önceliğine sahip tahviller için 16.09.2015 tarihli 10.11.2010 tarihli Tahvil Sözleşmesine Ek Tahvil Sözleşmesi imzalandığı, uygulanacak hukuk ve yargı yetkisi yönünden herhangi bir değişiklik yapılmadığı,
Şirket olarak ... İnşaat A.Ş., Görevden Ayrılan Yediemin olarak ..., ..., Yerine Geçen Yeni Yediemin olarak ... (Londra) Limited, Asli Ödeme Temsilcisi ve Alım Satım Temsilcisi olarak ... ve Kayıt Tutmakla Kuruluş olarak ... arasında, 30.09.2015 tarihinde USD 200.000.000 %9,50 Faizli 2015 Vadeli Ödeme Önceliğine Sahip Tahvillere İlişkin 10.11.2020 tarihli Tahvil Sözleşmesine Ek Tahvil Sözleşmesi imzalandığı, Ek Tahvil Sözleşmesi ile İlk Tahvil Sözleşmesinin yargı yetkisi ile ilgili 12.05. maddesi değiştirilerek İngiliz Mahkemelerinin yetkili olduğunun kararlaştırıldığı, yine Uygulanacak Hukuk başlıklı 12.07. maddesi değiştirilerek İngiliz hukukunun uygulanacağının düzenlendiği,
Anlaşılmıştır.
İflas davalarında öncelikle alacaklı olduğunu iddia eden davacının alacaklı olduğunu kanıtlaması gerekmektedir. İtirazın kaldırılması ve iflas davaları öncelikle davacının alacaklı, davalının ise borçlu olduğuna ilişkin bir maddi hukuk yargılamasını, sonrasında şartların mevcudiyeti halinde borçlu-davalının iflasına karar verilen davalardandır. İİK'nın 154/son maddesindeki iflas kararının mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu ticaret mahkemesinde açılacağına ilişkin kesin yetki kuralı, alacağın tespiti aşamasına ilişkin olmayıp, iflas kararı verilmesi konusundaki devlet egemenliği ilkesi açısından hüküm ifade eder. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 21.01.2013 tarih ve 2012/4732 ., 2013/255 K., 28.06.2013 tarih ve 2013/4113 E., 2013/4498 K., 06.12.2013 tarih ve 2013/6122 E., 2013/7788 K., 14.11.2013 tarih ve 2013/4914 E., 2013/7094 K., 02.11.2015 tarih ve 2014/9602 E., 2015/6987 K., 26.01.2016 tarih ve 2014/5858 E., 2016/389 K. 29.04.2016 tarih ve 2015/397 E., 2016/2509 K., 01.11.2016 tarih ve 2015/7322 E., 2016/4833 K., 22.03.2017 tarih ve 2015/7207 E., 2017/892 K., 22.03.2017 tarih ve 2015/8813 E., 2017/893 K., 29.11.2018 tarih ve 2016/5765 E., 2018/5560 K., 04.03.2019 tarih ve 2018/1512 E., 2019/796 K., 30.09.2019 tarih ve 2017/1587 E., 2019/3925 K. ,Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 16.10.2024 tarih ve 2024/2828 E., 2024/3457 K. sayılı kararları da bu yöndedir.)
Davalı Şirket ile dava dışı yediemin, asli ödeme temsilcisi ve alım satım temsilcisi arasında imzalanan 30.09.2015 tarihli Ek Tahvil Sözleşmesinde dava konusu tahvillerle ilgili dava, hukuki eylem veya hukuki işlemi incelemeye ve çözümlemeye İngiliz Mahkemelerinin yetkili olduğu ve İngiliz hukukunun uygulanacağı kararlaştırılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere tahvillerin arka yüzündeki; tahvil hükümlerinin Tahvil Sözleşmesi hükümlerini içereceği, tahvillerin bu hükümlerin tamamına tâbi olduğu ve tahvil sahiplerinin bu hükümlerin beyanı için Tahvil Sözleşmesine yönlendirileceği düzenlemesi nedeniyle Tahvil Sözleşmesi ve Ek Tahvil Sözleşmelerinin uygulanacak hukuk ve yetkili mahkeme yönünden tahvil sahipleri için de, bu arada davacı için de bağlayıcı olacağının kabulü gerekir.
Somut olayda davacı taraf, alacağının esasına ilişkin olarak İngiliz Mahkemelerinden aldığı bir karar olmaksızın doğrudan iflas yolu ile icra takibi başlatmış, davalı da gerek icra takibine itirazında, gerekse cevap dilekçesinde yargı yeri itirazını ileri sürmüştür.
Bu durumda davacı tarafça, öncelikle Ek Tahvil Sözleşmesindeki yargı yerinde alacağının varlığını ispatlayacak bir karar alınması ve bu karara dayanılarak Türkiye'de borçlu aleyhine iflas yolu ile takip yapılması ve iflas davası açılması gerekirken, taraflar arasındaki yetkili yargı yeri ve hukuk seçimini ortadan kaldıracak şekilde iflas takibi yapılması ve buna dayanarak iflas davası açılması doğru olmamıştır.
Her ne kadar; başka bir davacı tarafından (...), davalı ... İnşaat A.Ş. aleyhine benzer nitelikteki iddialarla itirazın kaldırılması ve iflas davası açılmış, mahkemece davacının tahvil sahipliğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Dairemizin 22.11.2023 tarih ve 2023/2066 E., 2023/1884 K. sayılı kararıyla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.02.2024 tarih ve 2024/101 E., 2024/608 K. sayılı kararıyla Dairemiz kararının onanmasına karar verilmiş ve İlk derece Mahkemesince de bu kararlara dayalı olarak iş bu davanın reddine karar verilmiş ise de, gerek Dairemiz kararının, gerekse Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararının, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin benzer nitelikteki yukarıda belirtilen onlarca kararı ile çeliştiği değerlendirilmiştir.
Buna göre Dairemizce, HMK'nın 355. maddesi uyarınca re'sen, aynı Kanunun 353/(1)-b.2. maddesi gereğince; İlk derece Mahkemesi kararını gerekçe yönünden düzelterek, davacı tarafça Ek Tahvil Sözleşmesi hükümleri ile yetkili kabul edilen İngiliz Mahkemelerinde, İngiliz hukukuna göre alacağının varlığını ispatlayacak karar almadan iflas yolu ile takip yapılması ve itiraz üzerine iş bu itirazın kaldırılması ve iflas davası açmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.
II-Dairemiz kararının niteliğine göre davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
HÜKÜM:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
I-Yukarıda (I) nolu bentte açıklanan nedenlerle; HMK'nın 355. maddesi uyarınca re'sen, aynı Kanunun 353/(1)-b.2. maddesi gereğince, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.05.2024 tarih ve 2022/168 E., 2024/362 K. sayılı kararını DÜZELTEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE,
Buna göre;
"1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL. karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile kalan 534,70 TL.'nin davacıdan alınarak HAZİNE'YE İRAT KAYDINA,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 2/(3) maddesi uyarınca 30.000,00 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Davacı tarafından yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333. maddesine uygun şekilde davacıya İADESİNE,
"
II-Yukarıda (II) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
III-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istek halinde iadesine,
IV-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
V-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine,
29.01.2025 tarihinde, İİK'nın 164/(2). maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Dairemize veya temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut İlk derece Mahkemesine verilebilecek dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyizi kabil olmak üzere, OYÇOKLUĞU İLE karar verildi.
GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 29/01/2025
Başkan
Muhalif
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza
KARŞI OY YAZISI
İflas davaları kamu düzenine ilişkin sonuçlar doğuran ve şirketin iflasına karar verilmesi durumunda tüm alacaklıları ilgilendiren nitelikli bir dava olup egemenlik ilkesinin doğrudan uygulandığı hukuk alanlarından biridir. Bu bağlamda iflas yoluyla adi takip, buna yönelik itirazın kaldırılması ve nihayet mahkemeye yöneltilen iflas talebi birbirini izleyen işlemlerden oluşan bir bütündür ve bu aşamaların parçalara ayrılmaması gerekir.
Öte yandan iflas yoluyla takipte itirazın kaldırılması aşamasının tahkimde çözülmesi gerektiğinin kabulü halinde, elde edilecek hakem kararının tekrar iflas talebi ile mahkemeye sunulması, bir diğer ifade ile yeniden iflas isteminde bulunulması gerekecektir ki, bu da usul ekonomisine aykırıdır (Bkz. Ekşi, Nuray: Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda Tahkim, 2. Bası, Beta Yayınevi, İstanbul 2019, s. 110).
İİK'nun 154 ve devamı maddelerinde alacağın tespiti için öncelikle tahkime gidilebileceği yönünde bir düzenleme mevcut değildir. İİK'nun 155'inci maddesinde ise iflas yoluyla takipte borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerekse kendisinin iflasa tabi kimselerden bulunmadığı yönünde itiraz edebileceği belirtilmiş olup anılan madde hükmünde tahkim şartının varlığı ayrıca itiraz nedeni olarak düzenlenmemiştir.
Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılmakta olup tahkim bu durumun istisnası ise de hak arama özgürlüğü kapsamında mahkemeye başvuran tarafın alacağına bir an önce kavuşmak için iflas yoluyla takip talebinde bulunması ve takibe itiraz üzerine mahkemede dava açma yolunu seçmesi halinde sözleşmedeki tahkim şartının öne sürülmesi iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemez.
İflas davalarının basit usule tabi olduğu da gözetilerek yargılamanın bir an evvel, en az gider ve emekle sonuçlandırılması hususu gözden kaçırılmamalıdır.
Açıklamaya çalıştığım nedenlerle yargılama sürecini uzatacak, kamu düzeninden sayılan iflas davasının Türk hukukunun egemenlik sahasından çıkartacak bir uygulamanın hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu kanısındayım.
Bu gerekçe ile saygıdeğer çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.
Başkan
e-imza