T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/599 - 2026/1088
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ
(İ S T İ N A F B A Ş V U R U S U N U N
E S A S T A N R E D D İ)
ESAS NO: 2026/599
KARAR NO: 2026/1088
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ: Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 25.02.2026
ESAS-KARAR NUMARASI: 2025/974 E., 2026/133 K.
DAVA/ŞİKAYET : İflas
KARAR TARİHİ: 06.05.2026
YAZIM TARİHİ: 06.05.2026
Davacılar vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili özetle: Davalının ilama bağlanmış alacağını icra emri tebliğine rağmen ödemediğini, davaların birliği ve usul ekonomisi ilkesi gereği, Yargıtay içtihadı uyarınca davacıların davalarının birlikte görülmesinde sakınca bulunmadığını, iflas avansının İİK 181. madde yollamasıyla HMK 325. madde uyarınca ödenmesi gereken taraftan alınmak üzere hazineden karşılanmasına karar verilmesinin gerektiğini, müvekkillerinin işçi olmaları nedeniyle maddi sıkıntı içinde olduklarını, avans miktarının belirlenmesinde durumlarının gözetilmesi gerektiğini, İİK 177/4. maddeye dayalı iflas talebinde depo emri tebliğine gerek olmadığını, borçlunun acze düşüp düşmediğinin ve malvarlığı durumunun bu iflas talebi bakımından önem taşımadığını, ilama bağlı alacağın ödenmemesinin doğrudan iflas nedeni olduğunu, kesinleşmemiş ilamla dahi iflas talebinde bulunulabileceğini, haciz yoluyla yapılan takibin iflas yoluna çevrilmesine gerek kalmadan doğrudan iflas talebinde bulunulabileceğini ileri sürerek davalının iflasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili özetle: Davanın dayanağını oluşturan mahkeme kararlarının ve dava konusunun her bir davacı için farklı olması nedeniyle davacıların bu davayı birlikte açmalarında hukuki yarar bulunmadığını, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde, HMK 167. maddesi gereği yargılamanın usul ve hukuka uygun yürütülmesi için her bir davacı için dosyanın tefrikine karar verilmesi gerektiğini, dosyaların tefrikine de karşı kanaatte ise her bir davacı için ayrı bir dava söz konusu olacağından ayrı başvurma harcı alınması gerektiğini, İİK 174/4. madde kapsamında davacıların icra takiplerinde alacaklı olup olmadığını, usulüne uygun icra emri tebliğ edip etmediğini ispatlaması gerektiğini, tarafına tebliğ edilen dava dilekçesinde davacının hangi icra dosyası için davayı açtığı, icra emrinin gönderilip gönderilmediği konularında hiçbir açıklamada bulunulmadığını, dava konusu icra emirlerinin yerine getirildiğini ve dosya borçlarının ödendiğini, davacılar vekilinin hesabına yapılan ödemelere ilişkin banka hesap hareketlerinin ilk icra takibi tarihinden itibaren istenilmesini ve hesap hareketlerine göre yapılan ödemeler dikkate alınarak dava konusu icra emirlerinin yerine getirilip getirilmediğinin hesap bilirkişisine gönderilerek tespit edilmesini talep ettiklerini, mahkemenin bu konuda da aksi kanaatte olması halinde yapılan ödemeleri davacının dayanak yaptığı icra dosyaları ve kapak hesapları dikkate alınarak dosyanın hesap bilirkişisine gönderilmesi gerektiğini savunarak öncelikle davanın usulden reddine karar verilmesini, dosyaların tefrik edilmesini, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise yapılan ödemeler dikkate alınarak icra emirlerinin yerine getirildiği kabul edilerek davanın esastan reddine, yargılama harç ve gideri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince "...Yapılan yargılama sonucunda, toplanan delillerden; İİK 177/4. maddesi gereğince açılan doğrudan iflas davasına konu olan alacağın davalı tarafından ödendiği, dava sırasında alacağın sona erdiği, bu şekilde davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla, davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
Yargılama giderlerinden kimin ne oranda sorumlu olacağı hususuna gelince; 6100 sayılı HMK'nın 331.maddesine göre, davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği, buna göre davalı tarafından yapılan ödemelerin dava açıldıktan sonra yapıldığı, buna göre davanın açılmasına davalının sebebiyet verdiği ve davanın açıldığı tarihte davacı tarafın haklı olduğu sonucuna varılarak yapılan yargılama giderlerinden davalı sorumlu tutulmuştur.
Yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinin belirlenmesi bakımından ise; davacı taraf vekili Yargıtay 15.H.D.'nin 02/03/2021 tarih ve 2021/2802-573 E/K sayılı emsal ilamını dayanak göstererek dava dilekçesinde gösterilen davacı sayısınca vekalet ücretine hükmedilmesini talep ettiği, ancak somut olayda dava dilekçesi incelendiğinde; dava dilekçesinde 87 farklı davacının adının bulunduğu, ancak sadece tek bir 615,40 TL başvuru harcı ve 615,40 TL maktu harç ile iflas avansı, ilan gideri ve gider avansı yatırılmak suretiyle iş bu davanın açıldığı, her bir davacı için ayrı ayrı harç yatırılmadığı, bu haliyle harcı yatırılarak usulüne uygun şekilde açılan tek bir davanın bulunduğu, her davacı için ayrı ayrı açılmış dava bulunmadığı, davacı taraf vekilince emsal olarak bildirilen ve az yukarıda açıklanan Yargıtay ilamı ve ilk derece mahkemesi kararında da her bir davacı yönünden ayrı ayrı harç yatırıldığının anlaşıldığı, öte yandan açılan davanın da henüz ön inceleme tutanağı imzalanmadan önce davalının ödeme yapması üzerine konusuz kaldığı anlaşılmakla, 2026 yılı için geçerli olan AAÜT'nin 6.maddesi hükümleri de dikkate alınarak, açılan iş bu iflas davası bakımından karar tarihinde geçerli olan 45.000,00 TL vekalet ücretinin yarısı olan 22.500,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesine..." karar verilmiştir.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkemece müvekkillerinin dava açmakta haklı olduğunun kabul edilmesine rağmen, ihtiyari dava arkadaşlığı kapsamında bulunan 83 davacı adına tek vekâlet ücretine hükmedilmesinin haklılık ile hüküm sonucu arasındaki nedensellik bağını kopardığı ve kararın kendi içinde çelişkili hale geldiği, harç yatırılma biçiminin davanın hukuki niteliğini belirleyen kurucu unsur olmadığı, her bir davacının bağımsız alacak, icra takibi ve hukuki ilişkiye dayanması nedeniyle davanın maddi anlamda çoğul nitelik taşıdığı, buna rağmen şekli harç unsurundan hareketle tek dava kabulü yapılmasının hukuka aykırı olduğu, müvekkili arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu, bu nedenle her bir davanın bağımsız nitelikte olduğu ve her bir dava arkadaşı bakımından ayrı harç ve vekâlet ücreti değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece her bir davacı için ayrı harç yatırılmadığının tespit edilmesine rağmen eksik harcın tamamlatılması için kesin süre verilmediği, her bir davacı adına ayrı icra takip dosyaları bulunduğu, ayrı vekâletnameler sunulduğu ve her davacının bağımsız hak sahibi olduğu, buna rağmen tek vekâlet ücretine hükmedilmesinin bağımsız hak sahipliğini fiilen ortadan kaldırdığı, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında ihtiyari dava arkadaşlığında davaların bağımsız kabul edildiği ve her bir davacı lehine ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin kabul edildiği, usul ekonomisi ilkesi gereği tek dava dilekçesi ile dava açılmış olmasının bağımsız dava niteliğini ortadan kaldırmadığı, ayrı davalar açılmış olsa dahi birleştirme halinde her bir davacı lehine ayrı vekâlet ücretine hükmedileceği, vekâlet ücretinin yalnızca yargılama gideri değil aynı zamanda avukatlık emeğinin karşılığı ve hak arama özgürlüğünün ekonomik teminatı olduğu, çok sayıda davacı adına yürütülen bağımsız hukuki emeğin tek vekâlet ücreti ile karşılanmasının ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olduğu nedenleriyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, ödenmeyen işçilik alacakları nedeniyle doğrudan iflas taleplidir.
İcra ve İflâs Kanunu 177 madde gereğince ilama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse borçlunun iflâsına karar verilmesi talep edilebilir.
Somut olayda davacılar vekili sunduğu dava dilekçesinde her bir davacı tarafından işçilik alacaklarının tahsili için açılan davalarda hüküm altına alınan alacakların icra emriyle talep edildiği halde davalı tarafından ödenmediği iddiasıyla davalının iflâsına karar verilmesini dava ettiği, davacı tarafın 24.02.2026 tarihli dilekçesiyle, ön inceleme duruşmasından evvel davalı tarafça davacıların tamamına ödeme yapıldığını beyan ettiği, mahkemece konusu kalmayan davanın esası hakkında karar vermeye yer olmadığına karar verildiği, davacılar birden çok olmakla birlikte dava açılırken bir başvurma harcı ve bir peşin harç yatırıldığı ... tek bir dava bulunduğu gerekçeleriyle AAÜT 6.madde hükmü gereğince maktu avukatlık ücretinin yarısı olan 22.500 TL'nin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine karar verdiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafın istinaf nedeni hüküm altına alınan avukatlık ücretine ilişkindir.
İflâs, müflisin haczi kabil bütün malvarlığının paraya çevrilmesiyle elde edilen tutarın bilinen bütün alacaklılarına paylaştırılmasını amaçlayan külli bir cebri icra yoludur (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku, El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2012, s.1083; Saim Üstündağ, İflâs Hukuku, 8. Baskı, İstanbul 2009, s.5). İflâs kararı inşai etki yaratır (Kuru, s. 1125; Üstündağ, s. 44). Davalı ticaret mahkemesinin iflâs kararı ile birlikte “müflis” sıfatını kazanır ve ehliyeti iflâs tasfiyesi ile sınırlı hâle gelir; iflâs anından itibaren borçlunun haczi kabil malları “iflas masası” denilen, kendine özgü bir mal varlığı bütününe dönüşür. İflâsın tekliği ilkesi, müflis sıfatının kazanılması ve oluşan hukuki statü nedeniyle aynı kişi hakkında başkaca iflâs kararı verilemeyeceğini ifade eder.
Davacılar açtıkları davalarda hüküm altına alınan alacakların tahsili için icra takipleri başlatmış, icra emirlerinin tebliğine rağmen alacakların ödenmemesi üzerine, her biri ayrı ayrı iflâs talepli dava açmak yerine, aynı vekille temsil edilerek eldeki davayı açmışlardır. Davacılar açtıkları davalarda hüküm altına alınan alacakların tahsili için icra takipleri başlatmış, icra emirlerinin tebliğine rağmen alacakların ödenmemesi üzerine, her biri ayrı ayrı iflâs talepli dava açmak yerine, aynı vekille temsil edilerek eldeki davayı açmışlardır. İflâsın tekliği ilkesi gereğince davalı borçlu hakkında tek bir iflâs hükmü kurulabilir.
İflâs talepli davada avukatlık ücreti maktu olarak hüküm altına alınmalıdır.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan, Resmi Gazetenin 04 Kasım 2025 günlü nüshasında yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 6.maddesi gereğince anlaşmazlığın, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilmesi hâlinde, AAÜT hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderildiği takdirde tamamına hükmolunur.
Davalı tarafça yargılama aşamasında ödeme yapılmış olmakla, davacılar dava açmakta haklı olduklarından davalının avukatlık ücreti ödemekle yükümlü tutulması isabetlidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 12.12.2024 tarih, 3099/4825 sayılı emsal içtihadında da belirtildiği üzere iflâsın tekliği ilkesi gereğince davacılar lehine tek bir maktu avukatlık ücretine karar verilmesi, ön inceleme aşamasından önce yapılan ödemeyle dava konusuz kaldığından, maktu avukatlık ücretinin yarısının hüküm altına alınmış olması da usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre davacılar vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1.b.1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-) Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 madde gereğince esastan reddine,
2-) Alınması gereken istinaf karar harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
3-) İstinaf kanun yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan avansın karar kesinleştiğinde gideri içerisinden karşılanarak iadesine,
4-) HMK 359/4 madde gereğince kararın taraflara resen tebliğine; tebliğ, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,HMK 361 madde gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi. 06.05.2026
Başkan Üye Üye Katip