T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 23. HUKUK DAİRESİ
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I İ N C E L E M E D E N
K A R A R I N K A L D I R I L M A S I)
ESAS NO : 2023/1267
KARAR NO : 2025/439
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/03/2023
ESAS-KARAR NUMARASI : 2021/524 E.-2023/164 K.
Davalı vekili tarafından, yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK m.) 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ :
İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ :
Davacı vekili; müvekkilinin 2006 yılında davalı kooperatife ortak olduğunu ve 05.04.2006 tarihinde 2.500,00 TL. üye kayıt ücreti yatırdığını, daha sonra yaptığı aidat ödemeleri ile birlikte kooperatif kayıtlarına göre 13.700,00 TL ödeme yaptığını, sonrasında müvekkilinin üyeliğinin dava dışı S.S. ... Konut Yapı Kooperatifine devredildiğinden bahisle anılan kooperatif hesabına 18.05.2010 tarihinde 20.000,00 TL havale yapılmasının sağlandığını, ancak S.S. ... Konut Yapı Kooperatifinin bu ödeme karşılığında müvekkilini üye kaydetmediğini, daha sonra anılan kooperatiften ... isimli üyeden bedel karşılığında üyelik devralındığını, bu ortaklığın davalı kooperatifin üye devri ile bir ilgisinin olmadığını,
Davalı kooperatifin sözde üye devri yaptıktan sonra Temmuz 2010 ayında müvekkilinin de aralarında bulunduğu 18 ortağın aidatlarını tam ve zamanında ödemedikleri gerekçesiyle üyelikten çıkarıldığının haricen öğrenildiğini, bu ihraç kararının müvekkiline tebliğ edilmediğini,
Davalı kooperatifçe sözde ihraç kararından sonra 25.02.2015 tarihli yazı ile dava dışı S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi Başkanlığı'ndan kooperatif bünyesinden ayrılan üyeler ile ilgili gerekli düzeltmelerin yapılmasını istediğini, dava dışı S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi Başkanlığının bu yazıya verdiği cevapta, diğer üye devirleri konusunda mutabık olduklarını ancak yazıda belirtilen ...'in üyeleri olmadığını bildirdiğini,
Bütün bu olayların nedeninin, üst birlik delege sayısını artırmak için üyelerin aynı üst birliğe bağlı kooperatiflere kaydırılması olduğunu haricen öğrendiklerini, o tarihteki yönetim kurulu başkanının üyeliği konusunda müvekkilini yanlış bilgilendirdiğini ve oyaladığını, 2006 yılından itibaren genel kurullara katılan müvekkilinin daha sonra genel kurullara davet edilmediğini, davalı kooperatif yöneticilerinin müvekkiline aidat borcu bulunduğunu söylemelerine rağmen, miktarını bildirmediklerini ve resmi bildirimde bulunmadıklarını,
Müvekkilinin şifahi görüşmelerle sonuç alamaması üzerine işlem evrakının gönderilmesi ve üyeliği usulsüz sonlandırılmış ise devamı yönünde 18.09.2020 tarihli dilekçe verdiğini, davalı kooperatifçe bu dilekçeye cevap verilmediğini,
Davalı kooperatif yönetimince kooperatifin 2012 yılından öncesine dair yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul tutanaklarına ulaşılamadığının sözlü olarak ifade edildiğini,
Müvekkili ihraç edilmişse, Kanun ve ana sözleşme hükümlerine uygun olarak gerekli ihtarlar yapılmadığından ve ihraç kararı kendisine tebliğ edilmediğinden ihraç kararının müvekkili yönünden bir hüküm ifade etmediğini,
Davalı kooperatifin bugüne kadar ortaklarına konut tahsis etmediği gibi, kur'a da çekmediğini, aradan geçen uzun sürede imar planları yapılıp arsa olarak teslim edilebilir duruma gelindiğini,
Her ne kadar, somut davada davalı kooperatif henüz konut inşa etmemiş ve kur'a çekmemiş ise de, davalı koopetatifin bir payının rayiç piyasa değeri belirlenip, normal ödemelerini yapan ortakların edindikleri bu pay nedeniyle elde ettikleri menfaatin belirlenmesi, müvekkilinin ödemelerinin güncellenmesi ve elde edeceği menfaatin belirlenmesi, normal ödeme yapan ortağın elde edeceği menfaatle kıyaslanmak suratiyle müvekkilinin isteyebileceği tazminatın belirlenmesi gerektiğini,
İleri sürerek, müvekkili aleyhine verilen ihraç kararı var ise iptali ile müvekkilinin kooperatif ortaklığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere müvekkilinin yaptığı ödemelere karşılık gelen menfaat bedelinin tespiti ile 1.000,00 TL.'nin temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; taraflar arasında herhangi bir iç ilişkinin bulunmadığını, davacının 8. maddeye göre başvurusu olmadığından yönetimin davacıyı üyeliğe kabul ettiğini gösterir kararı olmadığını,
Zaman aşımının söz konusu olduğunu,
Eğer üyelik kararı varsa da bu kişinin 16 ve 27. maddelere göre ihtarlar sonucunda ihracına karar verildiğini,
Yaptıkları incelemede davacının yazılı başvuru ile kooperatifin ortağı olduğuna veya devir almak suretiyle (14/1 m.) ortağı olduğuna dair kooperatifin kayıtlarında bir delile rastlanmadığını, ortak olmayan kişinin kooperatife ödeme yapmasının bu şekli şartın yerine getirilmesini sağlamayacağını,
İhraç kararının iptali davasının üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini, üç aylık süre içinde, genel kurula veya mahkemeye başvurmak suretiyle itiraz edilmeyen çıkarılma kararlarının kesinleşeceğini,
İhraç kararının üyeye tebliğ edilmemesinin ihraç kararının geçersizliğini gerektirmeyeceğini, bu durumun sadece üç aylık dava açma süresinin başlamasını sağlamayacağını, ayrıca 10 yıl gibi uzun bir süre beklenmesinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğunu, davacının bu sürede hiç bir şekilde kooperatife uğramadığını, arayıp sormadığını, aidat ödemediğini, bu nedenle iyi niyetli sayılamayacağını, hiç kimsenin bu kadar uzun süre kandırılmasının mümkün olmadığını,
Aidatlar için her yıl genel kurullarda kararlar alındığını, genel kurul tutanaklarının Şehircilik Bakanlığının Genel Müdürlüklerinde ve İl Müdürlüklerinde bulunduğunu, ayrıca ticaret sicillerinde ilan ve tescil edildiğini, bunların tetkiki ile ödenmesi gereken miktarın bulunmasının mümkün olduğunu, ayrıca borçlarının tespiti için dava açılmasının da mümkün olduğunu,
Müvekkili kooperatifin ortaklarının bugüne dek 500.000,00 TL. ödediklerini, halen inşaatlara başlanmadığını, yapı ruhsatı alınmadığını, davacının ise kendi iddiasına göre 13.000,00 TL. ödemede bulunduğunu, bu davranışın dürüst olmadığını ve K.K. 23. maddesine de aykırı olduğunu,
İhraç kararının iptal edilip geri dönmesi halinde kooperatifin bu kişiyi ortak olarak tanımak ve üyeliğini devam ettirmek zorunda olduğunu, ferdileşmenin söz konusu olması durumunda da diğer ortaklara tapuları verileceğinden, ihracı iptal edilip ortaklığı devam eden davacıya da ferdileşme işleminin yapılacağını, eğer bu yapılmamışsa davacının tapu iptali ve tescil davası açması gerektiğini, ferdileştirecek konut bulunmaması halinde kooperatifin konut bedeli kadar tazminata mahkum edileceğini, ferdileşme sırasında ortağın borcu bulunması halinde tapu iptali ve tescil davası açamayacağını, bu nedenlerle şimdiden tazminat istenmesinin mümkün olmadığını,
Ayrıca davacının başka bir kooperatife devir edildiğinden söz ettiğini, bunun da kendisinin müvekkili kooperatifin üyesi olmadığını gösterdiğini,
Savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ :
İlk derece Mahkemesince; "...Bu kapsamda dosyada yer alan deliller ve davalı kooperatifin 2006 yılından dava tarihine kadarki döneme ait ticari defter ve belgeleri de incelenerek rapor düzenlenmek üzere dosyanın bilirkişi kuruluna tevdi edildiği, davalı kooperatif tarafından sadece 2015 yılı ve sonraki yıllara ilişkin ticari defter ve belgelerin sunulduğu, önceki dönem kayıtlarının sunulmadığı, sunulan kayıtlar kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu ve ek raporuna göre; 2015 yılı yevmiye defterinin açılış kaydında davacı ...'e ait işlemlerin 331-Ortaklara Borçlar Hesabının alt kodu olan "331.02 ..." alt hesap kodunda takip edildiği ve bu hesabına açılış kaydına göre davacı tarafından 2015 yılından önceki yıllarda davalı kooperatife 13.000.00 TL yatırıldığının kayıtlı olduğu, hesabın bu şekilde 2016 ve 2017 yıllarına devredildiği, 31.03.2017 tarihinde dayanağı bulunmayan mahsup fişi ile düzeltme kaydı açıklaması ile "331.02 ..." alt hesap kodunun ters kayıt ile kapatıldığı, 2017 yılı ve sonrasında "331312 ..." alt hesap kodunun başkaca hareket görmediği, davacının 2006 ve 2008 yıllarında 7 ayrı işlemle davalı kooperatif hesabına 13.000,00 TL üye giriş aidatı ve diğer ödemeleri yaptığı, bu ödemeler dışında kooperatife başka ödemesi bulunmadığı, davalı kooperatif tarafından da davacının başka bir kooperatife devrinin yapıldığına, alınan aidat tutarlarının bu kooperatife ödendiği veya kendisine kooperatiften çıkarılma veya kendisi isteği ile ayrılması karşılığı yapılacak kesintilerden sonra kalan aidatın ödendiğini ortaya konulacak belge ve bilginin dava dosyasına sunulmadığı, diğer yandan davacının, aidat ödenmemesine bağlı olarak kooperatif üyeliğinden çıkarıldığına dair Yönetim Kurulu kararı veya genel kurul kararının ve buna ilişkin olarak davacıya yapılan tebligat evrakının dosyaya sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen bilirkişi raporu ve ek raporu ile belirlendiği üzere; davacının 2006 yılından itibaren giriş aidatı ve diğer ödemeleri yapmak suretiyle davalı kooperatif üyesi olduğunun sabit olduğu, ancak 1163 sayılı Kanunun 16 ve 17. maddelerine uygun şekilde davacının kooperatif üyeliğinden çıkarılmasına ilişkin bir kararın bulunduğunun ispat yükü üzerinde olan davalı tarafından ispatlanamadığı, bu haliyle kooperatif üyeliğinin devam ettiği, diğer yandan davalı kooperatif tarafından 2015 yılından önceki dönemlere ait ticari defter ve belgelerin sunulmaması nedeniyle; davalı kooperatifin tüm defter, kayıt, belge, yönetim ve genel kurul kararları ve banka hesapları üzerinde, kooperatif ortaklarının kooperatife karşı düzenli aidat ve benzeri yükümlülüklerinin bulunup bulunmadığı, diğer ortakların ve davacının kooperatife ödeme yapıp yapmadığı hususunda bilirkişiler tarafından inceleme yapılamadığı, bu nedenle TMK'nın 2. maddesi kapsamında değerlendirme yapılamadığı, haliyle davalının bu yöndeki iddiasını ispatlayamadığı sonucuna varılmakla..." gerekçesiyle, davacı tarafından ispatlanan davanın kabulü ile davacının davalı kooperatifin ortağı olduğunun tespitine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; her ne kadar davacı kooperatif üyesi olduğu iddiasında bulunmuş ise de K.K.'nun 8. maddesine göre yazılı bir başvurusu bulunmadığından yönetimin davacıya üyeliğe kabul ettiğini gösteren bir kararı olmadığını, ayrıca başvurusunda ve dava açılışında zaman aşımı söz konusu olduğu halde Mahkemece davacının üye olduğunun tespitine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca mahkemece davacı tarafın ihraç kararının iptali talebi ile ilgili herhangi bir karar verilmediğini, ortak ihraç edildiği için taraflar arasındaki nizanın devam edeceğini,
Davacının yazılı başvurusu ile veya devir almak suretiyle ortağı olduğuna dair kooperatif kayıtlarında bir delile rastlanmadığını, ortaklığı olmayan kişinin kooperatife ödeme yapmasının bu şekli şartın yerine getirilmesini sağlamayacağını,
Ortaklıktan ihraç kararının iptali davasının üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini, üç aylık süre içinde, genel kurula veya mahkemeye başvurmak suretiyle itiraz edilmeyen çıkarılma kararlarının kesinleşeceğini,
İhraç kararının üyeye tebliğ edilmemesinin ihraç kararının geçersizliği sonucunu doğurmayacağını, bu durumun ihraç kararının iptali için dava açılmasını engellemeyeceğini,
Davacının iddiasına göre 2009 veya 2010 yılında ihraç kararı verildiğini, 10 yıl gibi uzunca bir süre beklenmesinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğunu, davacının bu sürede hakkını aramadığını, aidat ödemediğini, bu nedenle iyi niyetli sayılamayacağını, hiç kimsenin 11 yıl boyunca kandırılmasının mümkün olmadığını,
Diğer ortaklar pay başına en az 500.000,00 TL ödeme yapmalarına rağmen, davacının kendi iddiasına göre 13.000,00 TL. ödeme yaptığını, bu davranışın dürüst olmadığını ve K.K. 23. maddesine de aykırı olduğunu,
Ayrıca dava konusu edilen konutun veya üyelik hakkının değeri tespit edilip harç alınmamış olmasının bir usuli eksiklik olduğunu,
Belirterek, İlk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ,
HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE :
1-Davacı vekilince; müvekkili aleyhine verilen ihraç kararı var ise iptali ile müvekkilinin davalı kooperatif ortağı olduğunun tespitine, müvekkilinin yaptığı ödemelere karşılık gelen menfaat bedelinin tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere belirsiz alacak niteliğindeki 1.000,00 TL.'nin tahsili istenmiş; dava açılırken 1.000,00 TL. üzerinden nispi harç yatırılmıştır.
Davacı vekilince 15.02.2022 tarihli duruşmada; talepleri "İhraç kararının iptalini talep ediyoruz, üyeliğin tespitini talep ediyoruz. Ayrıca şimdiye kadar yaptığı ödemelere dava tarihi itibariyle karşılık gelen menfaat bedelinin tespiti bakımından şimdilik 1.000,00-TL alacak talebimiz vardır." şeklinde açıklanmış; İlk derece Mahkemesince davanın niteliği ve taraflar arasındaki uyuşmazlık; "Davanın, kooperatif üyeliğinden ihraç kararının iptali ve üyeliğin tespiti ile kooperatifte boş üyelik olmaması nedeniyle müvekkilimin şimdiye kadar yaptığı ödemelere karşılık gelmek üzere menfaat bedelinin tespiti ile şimdilik 1.000,00-TL alacağın temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile tahsili istemli olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacının davalı kooperatif üyesi olup olmadığı, aidat vs ödemelerinin bulunup bulunmadığı, üyelikten ihraç edilip edilmediği, edilmiş ise ihraç kararının yasaya uygun olup olmadığı" şeklinde tespit edilmiştir.
Ne var ki davacı vekilince 13.01.2023 tarihli dilekçesinde, "Haklı olan davamızın kabulü ile müvekkilin kooperatif ortağı olduğunun tespitine" karar verilmesi istenmiş; nihai kararın verildiği 14.03.2023 tarihli duruşmada da"... talebimiz müvekkilin davalı kooperatif ortağı olduğunun tespiti şeklindedir, talebimiz bu şekilde anlaşılarak bu doğrultuda karar verilsin." şeklinde beyanda bulunulmuş; UYAP'a sehven istinaf dilekçesi olarak kaydedilen istinafa cevap dilekçesinde de; "Davalı vekili dava konusu edilen konutun veya üyelik hakkının değerinin tespit edilerek, bu miktar üzerinden harcın tamamlanması gerektiğini savunmuştur. Bu savunma da yersizdir. Çünkü davalı kooperatif herhangi bir konut yapmamıştır. Kaldı ki, müvekkil konut bedeli istememekte, eğer boş üyelik verilmeyecek ise, yaptığı ödemelere karşılık gelen menfaat bedelini talep etmiştir." şeklinde açıklama yapılmıştır.
Dava dilekçesi içeriği, ön inceleme duruşmasındaki davacı vekilinin açıklamaları ve İlk derece Mahkemesinin belirlemeleri dikkate alındığında; davacı vekilinin istinafa cevap dilekçesindeki açıklamasının aksine "yaptığı ödemelere karşılık gelen menfaat bedelinin tespiti ve tahsili" talebi terditli talep niteliğinde değildir.
6100 sayılı HMK'nın 297/(1)-c maddesinde hükmün gerekçe bölümünün, 2. fıkrada ise hükmün sonuç bölümünün kapsayacağı hususlar düzenlenmiştir. Anılan 297/(1)-c maddesinde, hükmün, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri de kapsaması gerektiği öngörülmüştür. HMK'nın 297/(2). maddesinde, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür.
Kanunda belirtilen sınırlar ve kurallar çerçevesinde hem maddi, hem de hukuki denetim yapılan istinaf kanun yolunda, HMK'nın 353/(1)-b-2, maddesi, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verileceği düzenlemesini içermekte ise de, somut olayda, taleplerden biri hakkında hüküm kurulmamış olup, hakimin hangi hükmü oluşturmak istediği belli olmadığından, maddi ve hukuki denetime elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Buna göre İlk derece Mahkemesince, davacı tarafın alacak talebi ile ilgili açıklama alınması, bu talepten feragat edilip edilmediği, takipten vazgeçilip vazgeçilmediği, bu talebin terditli talep şeklinde ıslah edilip edilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması, sonucuna göre uygun usuli işlemlerin yapılması ve tamamlanması gerekirken, davacı vekilinin 14.03.2023 tarihli duruşmadaki, "... talebimiz müvekkilin davalı kooperatif ortağı olduğunun tespiti şeklindedir, talebimiz bu şekilde anlaşılarak bu doğrultuda karar verilsin." şeklindeki beyanı yeterli görülerek, alacak talebi hakkında hüküm kurulmamış olması yerinde görülmemiştir.
Bu durumda Dairemizce, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, esası incelenmeksizin kararın kaldırılmasına ve taleplerden her biri hakkında hüküm içeren nitelikte karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Kararın kaldırılması nedenine göre davalı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
HÜKÜM :
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle; HMK'nın 355. maddesi uyarınca, esası incelenmeden Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.03.2023 tarih ve 2021/524 E., 2023/164 K. sayılı KARARININ KALDIRILMASINA ve yeniden karar verilmesi için dosyanın kararı veren Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
3-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istek halinde iadesine,
4-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk derece Mahkemesince esas hükümle birlikte değerlendirilmesine,
5-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine,
07.05.2025 tarihinde, HMK'nın 361/(1). maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Dairemize veya temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut İlk derece Mahkemesine verilebilecek dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyizi kabil olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 07/05/2025
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza