T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 24. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/1790 - 2024/1210
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
24.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1790
KARAR NO: 2024/1210
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/06/2022
NUMARASI: 2021/504 E.-2022/563 K.
DAVACILAR
VEKİLİ:
DAVALILAR:
DAVANIN KONUSU: ADİ ORTAKLIĞIN FESHİ VE TASFİYESİ
İSTİNAF TALEBİNDE
BULUNAN: TARAF VEKİLLERİ
KARAR TARİHİ: 18/09/2024
KARARIN YAZILDIĞI
TARİH: 19/09/2024
Mahkemece verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf taleplerinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya okunup gereği düşünüldü:
TALEP: Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacılardan ...'in davacı ... İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin, ...'nun davacı ... Mühendislik Arge Danışmanlık Yazılım Tarım ve İth. İhr. San. Tic. AŞ.'nin ve davalı ...'ın ise diğer davalı ... ... AŞ.'nin yetkilisi olduklarını, taraflar arasında onkoloji ilaç hazırlama robotik sistemi projesinin ortak yapımı için 15/10/2018 tarihli "Ortaklık Ön Sözleşmesi" imzalandığını, sözleşmenin "İyiniyet beyanı" başlıklı 2. maddesinde; tarafların onkoloji ilaç hazırlama robotik sistemi projesini ortak yapma amacında oldukları ve adi ortaklığı bu amaçla kurduklarının açıklandığını, taraflar arasındaki adi ortaklığın sermayesinin 790.000,00 TL olarak belirlendiğini, sermaye bedelinin yarısı olan 395.000,00 TL'nin, davacı ... ve ... tarafından yetkilisi bulundukları ... ve ... şirketleri altında yürütülmüş proje ve ürünlerin karşılıkları şeklinde ayni sermaye olarak konulacağının kararlaştırıldığını, sermayenin diğer yarısı olan 395.000,00 TL'nin ise, davalı ... şirketi tarafından protez, bahçe, kinetik heykel, temiz oda, demirbaşlar, halihazırdaki projeler, stoktaki malzemeler ve bunun gibi davacılardan sağlayacağı her şey karşılığı olarak yatırım sermayesi olarak ortaya konulacağının belirlendiğini, sözleşme gereğince davalı ... şirketinin imtiyazlı ortak olduğunu ve ortaklık konusu cihazın üretimi için gerekli masrafların davalı ... tarafından karşılanmak suretiyle ortaklık konusu onkoloji ilaç hazırlama robotik sistemi cihazının davacılar tarafından tam ve eksiksiz şekilde tamamlandığını, söz konusu onkoloji ilaç hazırlama robotik sisteminin halihazırda davalıların yedinde bulunduğunu, sözleşmede borçların ortak yükümlülük olarak belirlenmiş olmasına rağmen davalı ... şirketinin bu borcunu yerine getirmediğini, ayrıca davalı ... şirketinin TUBİTAK'a başvuru yapmış olup, cihaz üzerinden gelir elde etmekte olduğunu, tarafların ortaklıktaki pay oranlarının ... % 50, ... %25, ... % 25 şeklinde olduğunu, davalıların taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine aykırı şekilde üretimi davacılar tarafından gerçekleştirilen onkoloji ilaç hazırlama robotik sistemi için bu robotun markası olan "onkolab markası" na ortaklık adına değil, sadece ... şirketi için marka başvurusunda bulunduklarını, bu durumda davalının sözleşmenin 9. maddesinde kararlaştırılan doğruluk ve dürüstlük kuralına aykırı davrandığı gibi davacıların güvenini de zedelediğini, davacıların ticari defter ve kayıtlarına el koyarak ihtarlara rağmen davacılara iade etmediklerini, ortaklık sürecinde davacılara kar payı ve sözleşmede kararlaştırılan ücretin ödenmediğini, davalıların adi ortaklık konusunun üretimi için davacılara vermiş oldukları gider avansları için sözleşmeye aykırı şekilde zor ve baskı yoluyla davacılardan toplam 1.165.000,00 TL meblağında iki adet senet aldıklarını, bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda ortaklığın davacılar için çekilmez hale gelmiş olması nedeniyle Kadıköy 29. Noterliğinden çekilen 28/02/2020 tarihli ihtarname ile taraflar arasındaki adi ortaklığın feshedildiğini belirterek, halihazırda feshedilmiş olan adi ortaklığın tasfiye edilmesine, mahkemece tasfiye memuru atanarak ortaklığın malvarlığının tasfiye memuru vasıtasıyla paylaştırılmasına, bu kapsamda fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinde, usule ilişkin olarak davacıların arabuluculuk dava şartını yerine getirmediklerini, bu sebeple davanın öncelikle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, diğer yandan davacıların dayandığı 15/10/2018 tarihli sözleşmenin taraflar arasında kurulacak olan ortaklığa ilişkin ön sözleşme niteliğinde olup, taraflar arasında herhangi bir ortaklık bulunmadığından davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, esas yönünden ise, 28/02/2020 tarihli ihtar ile davacı tarafın ortaklık ön sözleşmesini tek taraflı olarak feshettiğini, davalı şirket ile herhangi bir ortaklık kurulmayacağının ve davalı şirket tarafından yapılmış olan ödemelerin ödemeyeceğinin bildirildiğini, davacı tarafın, ihtarname ile ön sözleşmeyi feshi sonrasında TÜBİTAK'a yapılan başvurunun tamamlayıcı imzalarının atılmamış olması nedeniyle TÜBİTAK tarafından sağlanacak olan proje destek programının iptal edilmiş olduğunu, bu aşamaya gelinceye kadar davalı ... şirketinin projenin ilerleyebilmesi adına masraflar yaptığını ve bunun yanında ortaklık ön sözleşmesine göre belirlenen 395.000,00 TL tutarın da davacılar hesabına yatırıldığını, davacıların ise, her türlü tutar ve masraflar dışında, davalı ...'dan aldıkları borçları ödemediklerini, yani davacıların hem TÜBİTAK'ın imza çağrısına uymamak suretiyle projenin ilerlemesini engelleyip iptaline neden olduklarını, hem de davalıya olan borçlarını ödemeyip ihtarname göndermek suretiyle ön sözleşmeyi sonlandırdıklarını, yine davacıların ön sözleşme ve borçtan kurtulmak maksadıyla açtıkları davaları kaybetmeleri üzerine kötü niyetli olarak işbu davayı açtıklarını, dava dilekçesinde iddia olunduğu üzere ortaklık ön sözleşme konusu cihazın davacılar tarafından üretilmediği gibi dava konusu edilen senetlerin de taraflar arasındaki ön sözleşme ile ilgisinin bulunmadığını beyan ederek, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEME KARARI:Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı ... ve davacının yetkilisi olduğu diğer davacı ... Mühendislik Arge Danışmanlık Yazılım Tarım ve İthalat İhracat Tic. San. A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde, mahkemece davanın reddine karar verildiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olduğunun mahkemenin gerekçeli kararında tespit edilmiş olup, sözleşmenin kurulduğu andan itibaren geçerli olduğunu, şöyle ki; adi ortaklık sözleşmesinde önemli olanın irade beyanı olduğunu, irade beyanının hangi şekilde yapılacağına dair kesin bir kural olmadığını, adi ortaklık sözleşmelerinin şekil şartına tabi olmamakla birlikte Türk Borçlar Kanununun genel hükümleri doğrultusunda bu sözleşmelerde aranılan tek şartın irade beyanı olduğunu, dava konusu sözleşmenin ilk sayfasında davalı ... şirketinin kaşesinin olduğunu, sonraki sayfaların altında ise davalı ... şirketinin yetkilisi olan diğer davalı ...'ın imzasının bulunduğunu, davalı ...'ın tek başına şirketi temsil etme yetkisi göz önünde bulundurulduğunda, irade beyanlarının tutarlı olup sözleşmenin kurulduğu/yürürlüğe girdiğinin tartışmasız olduğunu, mahkemece her ne kadar davalı ... şirketi adına imza atılmadığı ve bu sebeple sözleşmenin kurulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemece yanlış değerlendirme ile imzası olanların iradi tasarrufları ve ortaklık kurma iradelerinin tümden yok sayılarak hüküm kurulduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davalı ... şirketinin imzası olmadığı için bir an sözleşmenin tarafı olmadığı düşünülse dahi imzası olan diğer davalı ... adına açılan davanın hangi gerekçe ile reddedildiğinin mahkeme kararında açıklanmadığını, davalı tarafın sözleşmede şekil şartını ileri sürerek TMK 2. maddesi anlamında hakkını kötüye kullandığını, karar ile bu kötüniyetin korunduğunu, taraflar arasındaki e-posta yazışmaları ve birçok evrakla kurulduğu tereddütsüz olan adi ortaklık ilişkisinin kurulmadığından bahisle verilen red kararının açıkça hukuka aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak adi ortaklığın tasfiyesine ya da tasfiyeye karar vermek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı ... ve davacının yetkilisi olduğu diğer davacı ... Teknoloji Medikal Araştırma Geliştirme Mühendislik Yazılım Danışmanlık Havacılık İthalat İhracat San. ve Tic. Litd. Şti. vekili istinaf dilekçesinde, adi ortaklık sözleşmesinin yazılı şekil şartına tabi olmadığını, sözlü olarak da adi ortaklık kurulabileceğini, kaldı ki; ilk derece mahkemesince de kanaat getirildiği üzere taraflar arasında imzalanan sözleşmenin başlığı her ne kadar "Ortaklık Ön Sözleşmesi" ise de, adi ortaklığı kuracak içerikte olup ortaklığın konusunun fiilen gerçekleştirildiğini, adi ortaklık sözleşmesi şekle tabi olmadığından taraflarca ortaklık ön sözleşmesinin imzalanmasından sonra ortak proje kapsamında cihaz üretiminin gerçekleşmiş ve bu cihaz üzerinden taraflarca TÜBİTAK'na ortak proje başvurusu yapılmış olduğundan adi ortaklığın kurulduğunun kabulü ile tasfiyenin gerçekleştirilmesi gerektiğini, kaldı ki; ilk derece mahkemesince her ne kadar söz konusu "Adi Ortaklık Ön Sözleşmesinde" davalı ... şirketinin imzası bulunmadığı değerlendirilmiş ise de; gerekçeli kararda "başlıkta ön sözleşme denmiş ise de adi ortaklığı kuracak içerikte olduğu görülmüştür." denilmek suretiyle taraflar arasında imzalanan ortaklık ön sözleşmesinin adi ortaklık kurulmasına ilişkin olduğunun mahkemenin de kabulünde olduğunu, adi ortaklık şekle tabi olmadığından mevcut olayda taraflarca ortaklık ön sözleşmesinin imzalanmasından sonra ortak proje de yapılmış olup adi ortaklığın kurulduğunun kabulü ile tasfiyenin gerçekleştirilmesi gerektiği gözetilmeksizin eksik inceleme ile davanın reddi yönünde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; mahkeme tarafından davalılar lehine verilen davanın reddi kararının doğru ve yerinde olduğunu ancak kararın gerekçe kısmında yer alan, ".. Tüm dosya kapsamı ile davacının davasına dayanak yaptığı Ortaklık Ön Sözleşmesi başlıklı belge incelediğinde; sözleşme içeriğinde ortaklar, ortakların payları, sorumlulukları, yönetici ortak vs. belirtilmekle başlıkta ön sözleşme denmiş ise de adi ortaklığı kuracak içerikte olduğu görülmüştür..." ifadelerinin hatalı olduğunu zira bu ifadelerin dosya içeriği ve dosya delil durumu ile çelişmekte olup davalılar yönünden düzeltilmesi gerekir nitelikte bulunduğunu, çünkü taraflar arasında adi ortaklık gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığını, 15/10/2018 tarihli sözleşmenin, taraflar arasında herhangi bir ortaklık kurulacak olursa bu ortaklığın temelini oluşturmak üzere ortaklığın yapısını, tarafların hak ve yükümlülüklerini ve koyacakları sermayeyi, yönetim şeklini belirlemek üzere hazırlanmış olup bu yönüyle ön sözleşme mahiyetinde olduğunu ve davalılar ile davacılar arasında herhangi bir ortaklık kurulmadığını, hal böyle iken mahkemece aksi anlama gelecek nitelikte bir gerekçeli karar içeriğine yer verilmesinin davalıları mağdur ettiğini belirterek, istinaf taleplerinin kabulü ile gerekçeli kararda yer alan adi ortaklığın kurulduğu anlamına gelebilecek kısımların gerekçeden çıkarılarak, kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE : Davada, taraflar arasında adi ortaklık kurulduğu iddiasıyla adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile ortaklıktan kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmektedir.
Uyuşmazlık, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığı, kurulmuş ise tasfiyesinin mümkün olup olmadığı ve davacıların adi ortaklık kapsamında davalı taraftan alacaklarının olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Adi ortaklık; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK md 620/1). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.
Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Bu nedenle, her olayda bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir.
Her ne kadar adi ortaklık ilişkisi her hangi bir şekle bağlı değilse de, bu kural geçerlilik şekli bakımından söz konusu olup, ihtilaf çıktığında adi ortaklık sözleşmesinin varlığını ispat yükü, adi ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay İçtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlamakla yükümlüdür.
Somut olayda; davacılar tarafından, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu ileri sürülmüş ve delil olarak 15/10/2018 tarihli "Ortaklık Ön Sözleşmesi" başlıklı adi yazılı sözleşme sunulmuştur.
Mahkemece, taraflar arasındaki adi ortaklığa dayanak olarak gösterilen "Ortaklık Ön Sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin başlığında her ne kadar "ön sözleşme" denilmiş ise de, sözleşmenin adi ortaklığı kuracak içerikte olduğu, ancak sözleşmenin 1. maddesinde belirtilen tarafların, ..., ... ve ... olduğu halde, sözleşmenin ..., ... ve ... tarafından imzalandığı, oysa ... tarafından imzalanması gerektiği, ...'ın ...'nın temsilcisi olduğu halde imzanın şirket adı ve kaşesi kullanılmadan şahsı adına atıldığı, yine sözleşmenin 11. maddesinde; bu anlaşmanın tüm iş ortaklığı ortakları tarafından imzalandıktan sonra yürürlüğe gireceğinin belirtildiği, ancak sözleşmenin tüm ortaklarca imzalanmadığı ve bu nedenle yürürlüğe girmediği, tüm ortaklar tarafından imzalanarak yürürlüğe girmeyen adi ortaklık sözleşmesinin tasfiyesinin de istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olduğu mahkemenin kabulünde olmakla birlikte mahkeme, sözleşmenin 11. maddesine dayanarak sözleşmenin tüm ortaklarca imzalanmamış olması nedeniyle yürürlüğe girmediğinden bahisle davanın reddine karar vermiş, buna gerekçe olarak da sözleşmenin 1. maddesinde belirtilen taraflardan ... şirketinin sözleşmede imzasının bulunmadığını, ...'ın ... şirketinin temsilcisi olduğu halde imzanın şirket adı ve kaşesi kullanılmadan şahsı adına atılmış olmasını göstermiştir.
Dosya kapsamında yer alan 15/10/2018 tarihli sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin ilk sayfasında yer alan 1. maddede sözleşmenin taraflarına yer verildiği, tarafların ..., ... ve ... olarak belirlendiği ve davalı ... şirketinin isminin karşısında şirket kaşesinin basılı olup, toplam 5 sayfadan ibaret olan sözleşmenin her sayfasının altında ..., ... ve ...'ın imzalarının bulunduğu ve son sayfanın altında ..., ... ve ... isimlerinin ve isimleri altında da imzalarının yer aldığı görülmektedir. ...'ın ... şirketinin yönetim kurulu başkanı ve yetkilisi olduğu göz önünde bulundurulduğunda ve sözleşmenin tüm sayfaları bütün olarak değerlendirildiğinde, sözleşmenin ilk sayfasında yer alan davalı ... şirketinin kaşesinin diğer sayfalarda yer almamış olmasının sözleşmenin tüm ortaklar tarafından imzalanarak yürürlüğe girmediği ve bu sebeple adi ortaklık sözleşmesinin tasfiyesinin istenemeyeceğine gerekçe kılınarak davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek; 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK.'nun 620 vd. maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmak suretiyle, TBK.'nun 642. madde vd. hükümlerine göre tasfiye işleminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Tasfiye usulünü düzenleyen TBK'nun 644. maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.".
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır( TBK' nun 642. md.).
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle taraflardan anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
Bu durumda, mahkemece; adi ortaklığın tasfiyesine yönelik uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi gerekirken bu konuda inceleme ve değerlendirme yapılmadan, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Belirtilen nedenlerle, “davacının davasına dayanak yaptığı Ortaklık Ön Sözleşmesi başlıklı sözleşme içeriğinde ortaklar, ortakların payları, sorumlulukları, yönetici ortak vs belirtilmekle başlıkta ön sözleşme denilmiş ise de adi ortaklığı kuracak içerikte olduğu görülmüştür” şeklindeki mahkeme gerekçesinin yerinde olduğu anlaşılmakla davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nun 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine, yukarıda açıklandığı üzere adi ortaklığın tasfiyesine yönelik davacılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK.'nun 353/1-a,6 maddesi gereğince, mahkeme kararının kaldırılarak yargılamanın yeniden yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK.'nun 355. md. hükmüne göre istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
B-Davacılar vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE,
1-)Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin, 29/06/2022 tarih, 2021/504 E., 2022/563 K. sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
2-)Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-)Peşin alınan istinaf karar ve ilam harcının istek halinde ilgililere iadesine,
4-)Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
5-)İstinaf kararının ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a- maddesi gereğince KESİN olmak üzere 18/09/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır