T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 24. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1612 - 2025/1048
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
24. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1612
KARAR NO : 2025/1048
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/11/2022
NUMARASI : 2021/486 E.- 2022/941 K.
KARAR TARİHİ : 28/05/2025
KARAR YAZMA TARİHİ : 28/05/2025
Mahkemece verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf talebinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya okunup gereği düşünüldü:
TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde, dava dışı işçinin iş kazası nedeniyle İstanbul 11. İş Mahkemesinin 2008/117 E. sayılı dosyasında dava açtığını, yapılan yargılama sonucunda ... EDAŞ hesabına 13/06/2019 tarihinde 41.282,79 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, taraflar arasındaki İHDS sözleşmesine göre bu zarardan tarafların (... EDAŞ'ın) müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, ... EDAŞ'ın işi sözleşme ile davalıya yaptırdığını ve zarardan davalının da sorumlu olduğunu, talep edilmesine rağmen davalının ödeme yapmadığını ve alacağın tahsili amacıyla yapılan icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini belirterek, haksız itirazın iptali ile takibin devamı ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı ile dava dışı ... EDAŞ arasındaki İHDS hükümlerine taraf olmadıklarını, dava konusu miktarın davalı şirkete rücu edilemeyeceğini, aksi düşünülse bile İstanbul 11. İş Mahkemesinin 2008/117 E. sayılı dosyasında davalı ...'ın %70, davalı ...'nın %20, davalı şirket olan ... Eletrik Ltd. Şti'nin ise %10 sorumluluğunun tespit edildiğini, buna karşılık davacı ...'ın yapılan tüm ödeme nedeniyle davalıya yönelik icra takibi başlattığını, kabul anlamına gelmemek üzere %10 sorumluluk yönünden rücu düşünülse dahi mahkemece temerrüdün gerçekleştiği tarihin tespitinin gerekeceğini belirterek, haksız açılan davanın reddi ile davacının %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
MAHKEME KARARI: Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile Ankara 3. İcra Müdürlüğünün 2020/8347 E. sayılı dosyasında 36.422,90 TL asıl alacak ile ilgili borçlu itirazının iptali ile takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak yargılama gerektirdiğinden davacının icra inkar tazminatı istemi ile davacının takipte haklı olmasına göre yasal koşulları oluşmayan davalının kötü niyet tazminat isteminin ayrı ayrı reddine karar verilmiş hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde; mahkeme hükmünün 2. numaralı bendinde "Asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine," karar verildiğini, asıl alacağa ödeme tarihinden itibaren avans faizi işletilmesi gerektiğini, takip öncesi faize hükmedilmeyerek davacı kurum yönünden hak kaybına neden olunduğunu, asıl alacağa ödeme tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken takip öncesi faiz işletilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkeme kararında icra inkar tazminatı taleplerinin reddine karar verildiğini, verilen hükmün Yargıtay İçtihatları ve somut olayla bağdaşmadığını belirterek, istinaf başvurularının kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına ve takibin talepleri doğrultusunda devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise istinaf dilekçesinde, davacı ile dava dışı ... arasında imzalanan sözleşmeye göre tüm sorumluluğun davacıda olduğunu, İHDS sözleşmesinde sorumluluğun davacıya yüklendiğinin ortada olduğunu, davalı şirketin bu sözleşmeye taraf olmadığını, sorumluluğunun bulunmadığını, aksi düşünülse bile davanın kabulü halinde rücu hakkının % 10 ile sınırlı olduğunu, müteselsil sorumluluğun iş hukukuna ilişkin olduğunu, rücuda kusur oranına göre hüküm kurulması gerektiğini, gerekçeli kararda alacağın haksız fiile dayandığının belirtildiğini, ancak iş mahkemesi kararında haksız fiile dayanıldığını, iş bu davanın kusur oranına göre rücu davası olduğunu, kararın bilirkişi raporuna aykırı olduğunu, diğer borçlu ...'nın sorumluluğunun da davalıya yükletildiğini, zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini, davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini ve davacı aleyhine % 20'den az olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE : Dava, iş kazası nedeniyle yapılan ödemenin rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstanbul 11. İş Mahkemesinin 2008/117 E. 2013/829 K. sayılı kararında; "Dava dışı sigortalı ...'ın, Davalı ... El. Mak. İnş. Tur. Taah. ve Tic. A.Ş. adına sorumlu olarak Davalı ... El. ve Tic. Ltd. Şirketinde çalıştığı, mirasçılarının davalılar aleyhine ikame ettikleri maddi manevi tazminat talepli dava neticesinde, ''Davalı ...'ın %70, Davalı ... A.Ş.'nin %20, Davalı ... El. Ltd Şti'nin %10 oranlarında kusurlu bulundukları, sigortalı ...'ın kusurunun bulunmadığının'' tespit edilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2007/8095 E - 20286 K sayılı ilamı ile mahkeme kararının onanmasına karar verilerek hükmün kesinleştiği dosya kapsamı ile sabittir.
Ankara 9.Asliye Ticaret Mahkemesinin 22/02/2018 tarih, 2016/943 E. 2018/112 K. sayılı kararında; davacının ... davalının ise ... olduğu, mahkemece 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi gereğince, sorumluluğun davalı ...a ait olduğu, bu nedenle davacı ... tarafından İstanbul 11. İş Mahkemesinin 2008/117 E, 2013/829 K. sayılı kararı gereğince dava dışı işçi hak sahiplerine ödenen tazminatlardan da davalının sorumlu olduğunu gerekçesiyle "Davanın kabulüne karar verildiği, kararın 10/04/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Ankara 3.İcra Müd'nün 2020/8349 E. takip sayılı dosyasının incelenmesinde; takip alacaklısının davacı ..., takip borçlularının dava dışı ... El. Mak. İnş. Tur. Taah. ve Tic. A. Şirketi ile davalı ... El. Taah. ve Tic. Lim. Şirketi olduğu, 43.599,71 TL alacak için icra takibi başlatıldığı itirazı sonucu icra takibinin durduğu anlaşılmıştır.
Dosyaya kazandırılan 07/07/2022 tarihli bilirkişi raporunda; "Davacının 13/06/2019 tarihinde ödediği miktarın 41.282,79 TL olduğunu, İstanbul 11. İş Mahkemesinin 2018/117 Esas ve 2013/829 K. sayılı ilamından doğan sorumluluğun 36.422,90 TL olduğu, kararda davalı şirketin sorumluluğunun "Davalı ...'ın %70, Davalı ... AŞ'nin %20, Davalı ... Ltd. Şti.nin %10 oranlarında" denilerek tespit edildiğini, bu ilamın kesinleşmiş olduğunu, rücüan talep edilebileceğinin düşünülmesi halinde miktarın; 36.422,90 TL X %10=3.642,29 TL olup, işlemiş faiz miktarının 3.642,29 TL, ödeme tarihinin 13/06/2019, takip tarihinin 07/10/2020, günün 482, oranın %9, faizin 432,88 olarak hesaplandığı, Ankara 3. İcra Müd'nün 2020/8347 E. sayılı dosyasındaki itirazın iptali davasında davacı talebi ile bağlı kalınarak rücuya esas miktar ile işlemiş faizinin; rücuya esas miktarın 3.642,29 TL işlemiş faizinin 432,88 TL olarak hesaplandığı" bildirilmiştir.
Hukukumuzda borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz iktisap ya da bir kanun hükmü olarak kabul edilmiştir.
Müteselsil borçluluk; bir irade beyanı veya kanun hükmü dolayısıyla bir edimin birden ziyade borçlulardan her birinin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu, alacaklının ise tamamını ancak bir defa ifa etmek üzere edimi borçlulardan dilediği birinden talep etmeye yetkili olduğu ve borçlulardan birinin ifası veya ifa yerini tutan fiiliyle diğerlerinin bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtulacakları bir birlikte borçluluk hâlidir (Akıntürk, T.: Müteselsil Borçluluk, Ankara 1971, s.35). Gerçekten de birden ziyade kimse, alacaklıya karşı aynı sebepten dolayı ve her biri borcun tamamı için “asıl borçlu” sıfatıyla borçlu olurlarsa, müteselsil borçluluktan bahsedilebilecektir (Tekinay, S.S./Akman, S./Burcuoğlu, H./Altop, A.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993, s.285).
Müteselsil borçluluğun kaynakları, diğer bir ifadeyle birden fazla borçlular arasında teselsül ilişkisinin hangi sebeplerden ileri geldiği, mülga BK’nın 141. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;“Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül vardır. Böyle bir beyanın fıkdanı halinde teselsül ancak kanunun tayın ettiği hallerde olur”. Benzer düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 162. maddesinde de yer almış olup madde;“Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” hükmünü içermektedir.
Görüldüğü üzere hem 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 141. maddesinde hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 162. maddesinde müteselsil borçluluğu doğuran iki kaynak kabul edilmiştir. Bunlardan ilki birinci fıkra uyarınca irade beyanı ile meydana gelen, “iradeden” kaynaklanan müteselsil borçluluk, diğeri ise ikinci fıkrada belirtildiği üzere kanunun öngördüğü hâllerde ortaya çıkan “kanundan” kaynaklanan müteselsil borçluluktur. Kanundan kaynaklanan teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanundan kaynaklanması hâlidir. Diğer bir ifadeyle bizzat kanun koyucu tarafından öngörülen müteselsil borçluluk durumudur. Kanundan kaynaklanan müteselsil borçluluk hâllerinden biri de 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 50 ve 51 maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62 maddelerinde düzenlenen müteselsil sorumluluk hâlidir. Kanun koyucu birden fazla kimselerin müşterek kusurlarıyla bir zarara sebebiyet vermeleri hâlinde, bu kimselerin zarara uğrayana karşı müteselsilen sorumlu olmalarını öngörmüştür (Akıntürk, s.123). Birden çok kişi aynı zarardan aynı sebepten veya çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabilir. Bu durum iki veya daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da herhangi bir tazminat yükümlülüğünün şartlarının gerçekleşmesi hâlinde söz konusu olur. Buna göre birden çok kişi aynı zarara birlikte sebep olabilecekleri gibi, çeşitli nedenlerle de sebep olabilirler. İkinci hâlde sorumlulardan yalnız biri söz konusu zarara sebebiyet verirken, diğeri sebebiyet vermediği böyle bir zararı başka bir nedenle tazmin zorunda kalabilir. Sonuç itibariyle müteselsil sorumluluk üç hâlde doğabilir. Birinci hâlde, zarar verenlerden her birinin ayrı ayrı sorumlu olduğu iki veya daha fazla sebep bir araya gelmekte ve bu suretle zararlı sonucu meydana getirmektedir. İkinci hâlde ise zarar, iki veya daha çok sebepten değil, hukuken önem taşıyan bir tek sebepten doğmaktadır. Ancak burada hukuk düzeni bu tek sebep için iki ayrı kişiyi sorumlu tutmaktadır. Üçüncü hâlde ise, zarar yine bir tek sebepten meydana gelmekle birlikte, sorumluluk hukukuna göre bu zarardan sadece bir kişi sorumlu olmaktadır. Ancak, zarar veren yanında üçüncü bir kişi de bir sözleşme gereğince söz konusu zararı gidermeyi (sorumluluğu) üzerine almaktadır (Eren, F.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s.831, 832).
Son olarak taleplerin yarışmasında tazminat yükümlülerinden her biri zarar görene karşı, diğer yükümlü veya yükümlüler tarafından zararın tamamı tazmin edilinceye kadar sorumludur. Tazminat yükümlülerinden her biri, sanki zarara tek başına sebebiyet vermiş gibi, zararın tamamı tazmin edilinceye kadar bundan sorumlu olurlar. Taleplerin yarışmasında zarar bir defa tazmin edilir. Ancak zarar görenin zararı tazmin edilinceye kadar zarar verenlerin tamamı bundan sorumlu olur. Taleplerin yarışması sisteminde zarar görene ayrıcalık tanınmakta, ona sorumluların tamamına ve dilediğine dava açma hakkı tanınmaktadır. Tazminat yükümlülerinden biri zararı tazmin ettiği oranda diğerleri de sorumluluktan kurtulmaktadır. Zararın tamamı tazmin edilirse, sorumluluğun tamamı, bir kısmı tazmin edilirse, o kısmı sona erer. Bu bakımdan, taleplerin yarışması ilkesi borcu sona erdirici bir niteliğe sahiptir. Burada zarar gören uğramış olduğu zarardan daha fazla tazminat alamaz, zarar bir defa tazmin edilir. Bu niteliği itibariyle de taleplerin yarışması, zarar görenin sebepsiz zenginleşmesini önler. Zira burada zenginleşme yasağı geçerlidir. Sorumlulukların (taleplerin) yarışmasına müteselsil sorumluluk da denir (Eren, s.832).
Müteselsil sorumluluk birden çok kişinin aynı zarardan, yükümlülerden her birinin zarar görene karşı, diğer yükümlüler tarafından zararın tamamını tazmin edinceye kadar sorumlu olmasıdır (Kırca, Ç.: Müteselsil Sorumlulukta Borçlar Kanunu Tasarısı ile Getirilen Değişiklikler, Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ankara 2006, s.644). Müteselsil sorumluluk, hem maddi zararın hem de manevi zararın tazmininde söz konusu olur. Birden çok kişinin bir zarardan sorumlu olması için bu zararın tek ve aynı zarar olması gerekir. Bölünemeyen, zarar verenlerden her birine paylaştırılması mümkün olmayan zarara tek zarar denilir. Buna karşılık, zarar verenlerden her biri, bağımsız bir zarara neden olmuş veya zararın tespiti mümkün bir kısmına sebep olmuşsa, müteselsil sorumluluk değil, kısmi sorumluluk söz konusu olur. Bu taktirde zarar verenlerden her biri, sebep olduğu zararı veya kısmi zararı tazmin eder (Eren, s.833).
Müteselsil sorumluluğu doğuran sebepler 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 50. maddesinde ve Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesinde ortaya konulmuştur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müteselsil mesuliyet” ana başlığı altında “Haksız fiil halinde” alt başlığını taşıyan 50. maddesinin 1. cümlesi “Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar.” şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Müteselsil sorumluluk” ana başlığı altında “Dış ilişkide” alt başlığını taşıyan 61. maddesinde de yer almaktadır. Anılan madde;“Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” düzenlemesini içermektedir.
Müteselsil sorumluluk iki ilkeyi beraberinde getirir. Bu ilkelerden birisi zarar verenle zarar gören arasındaki ilişki, diğer bir anlatımla dış ilişki (BK’nın 50., TBK’nın 61. maddesi); ikincisi ise zarar verenler arasındaki ilişki, diğer bir anlatımla iç ilişkidir (BK’nın 51., TBK’nın 62. Maddesi). Zarar gören ile zarar veren arasındaki ilişkiyi düzenleyen dış ilişki müteselsil sorumluluğun ilk ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Müteselsil sorumluluk, zarar görene diğer borç ilişkilerine oranla zarar verenler karşısında daha güçlü ve ayrıcalıklı bir durum sağlar. Buna göre, zarar gören tazminatın tamamını, dilediği taktirde zarar verenlerin tamamından talep edebileceği gibi, bir kısmından veya sadece birinden de talep edebilir (Eren, s.840). Diğer bir ifadeyle alacaklı, borçluların hepsini birden takip veya dava edebileceği gibi, bunların içinden dilediği birini veya bir kaçını da takip veya dava edebilir. İşte alacaklının, borçlulardan dilediğini ya da dilediklerini ifa istemine muhatap tutabilmesi, onun bir seçim hakkına sahip bulunduğunu gösterir. Alacaklının bu hakkı borç tamamen ödeninceye kadar devam eder (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s.285). Bu durumda kişilerin yarışmasından (Personenkonkurenz) bahsedilir (Antalya, G.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt II, İstanbul 2017, s.545). Alacaklının, ifayı borçluların birinden istemesi ya da yalnız onu dava etmesi veya ifaya mahkûm ettirmesi, diğer borçluları borçtan kurtarmaya yetmez. Diğer borçluları ifa yükümünden kurtaran şey, ifa istemine muhatap olan borçlunun ifada bulunmasıdır; sadece mahkûm olması değildir. Kısaca, alacaklı, borçlulardan birini takip veya dava ettikten, hatta onu mahkûm ettirdikten sonra bile -ifayı tamamen elde etmedikçe- diğer borçlulara başvurmak hakkını muhafaza eder. Keza, zarar görenin, tazminat alacağının bir kısmını, bir zarar verenden, diğer kısmını da diğer zarar verenden istemesi mümkündür. Ancak, burada “tek zarar, tek tazminat ilkesi” geçerli olduğundan, tazminat ödeme borcu, zarar verenlerden biri tarafından yerine getirildiği oranda sona erer. Zarar verenlerden biri, tazminatın tamamını ödediği taktirde, borç ortadan kalkar, dolayısıyla, zarar gören böyle bir hâlde artık diğer zarar verenlerden tazminat talep edemez (Eren, s.840). Zarar verenlerin her biri zarar görenin uğramış olduğu zarar nedeniyle doğan tazminatın tamamından sorumlu olup, bu sorumluluk borcun ödenmesine kadar devam eder.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) “…Müşterek borçluların mesuliyeti” başlıklı 142. maddesinin 1. fıkrasına göre (TBK 163/1); “Alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir.”. Bu maddede zarar görenin zarar karşılığı isteyeceği tazminatın nasıl ve ne miktarda talep edebileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 142. maddesinin 2. fıkrasına göre ise (TBK 163/2); “…Borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam eder.” şeklindeki düzenleme ile borcun ancak tamamen ödenmesi ile son bulacağına vurgu yapılmış; “Müteselsil borcun sukutu” başlıklı 145. maddesindeki (TBK 166) “Tediyesi ile veya yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını iskat etmiş olan müteselsil borçlulardan biri, sakıt olan borç nispetinde, diğer borçluları halas etmiş olur. Eğer müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken ondan tahallüs etmiş ise, diğer borçlular ancak halin veya borcun mahiyetinin irae ettiği nispette bu beraetten istifade edebilirler.” yönündeki hükmü ile de bu durum desteklenmiştir. Müteselsil sorumluluğun getirdiği ikinci ilke, zarar verenler arasındaki ilişki, diğer bir anlatımla iç ilişkidir. İç ilişki rücu ilişkisi olup, tazminat borcunun ortaya çıkmasına neden olan sorumluların birbirleri ile olan ilişkisidir. Rücu ilişkisinden doğan hak ise rücu hakkıdır. Rücu, kendisine veya başkasına ait bir borç ifa ederek alacaklıyı tatmin eden kişinin, alacaklıya yaptığı edanın tamamını veya bir kısmını başka kişiden talep etmesidir. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip olur (Antalya, s.554).
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi (TBK 62) iç ilişkiyi düzenlemiştir. Bu maddelere göre tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, yaptığı fazla ödeme için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahiptir ve zarar görenin haklarına halef olur ve buradaki rücuda teselsül değil, pay esası geçerlidir. Müteselsil sorumlulukta sorumluların birbirlerine karşı rücu ilişkisinde göz önünde tutulacak ilkeler Borçlar Kanunu’nun 50. maddenin 1. fıkrası ile 51. madde de (TBK 62/1) düzenlenmiştir." Haksız fiil halinde” başlığını taşıyan 50. maddenin 1. fıkrası; “Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler.” “Muhtelif sebeplerin içtimaı hâlinde” başlığını taşıyan 51. madde;“Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur. Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.” şeklinde düzenlenmiştir. İç ilişkide sorumluluk, müteselsil sorumluluk olarak kabul edilmez. Burada herkes kendi kusur oranı doğrultusunda sorumlu olur. Bu sorumluluk dağılırken kişilerin yarattığı tehlike ile kusurun ağırlığı önem taşır. Ödemeyi yapan sorumlu, eğer kendisinin ödemesi gereken miktardan daha fazlasını ödemek zorunda kalır ise zarar görene o oranda halef olur.
Tüm dosya kapsamı, az yukarıda yapılan açıklamalar, mevcut deliller ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacının sözleşmeden doğan sorumluluk kapsamında mahkeme kararı ile ödemek zorunda kaldığı miktarı (yargılama giderleri hariç) davalıya ancak davalının kesinleşen kusuru oranında rücu edebileceği, davalının olayda diğer kusuru bulunan kişilerin kusurundan sorumlu tutulmasının hukuken doğru olmadığı değerlendirilerek, yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, aksi düşünceler ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli bulunamıştır.
Belirtilen nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile (sair tüm istinaf itirazları incelenmeksizin) HMK.'nun 353/1-a,6 maddesi gereğince, mahkeme kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
İnceleme 6100 sayılı HMK'nun 355. md. hükmüne göre istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin, 30/11/2022 tarih, 2021/486 Esas, 2022/941 K. Sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-Peşin alınan istinaf karar ve ilam harcının istek halinde taraflara iadesine,
4-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a. maddesi gereğince KESİN olmak üzere 28/05/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan-
e-imzalıdır
Üye-
e-imzalıdır
Üye-
e-imzalıdır
Katip-
e-imzalıdır