T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2352 - 2025/587
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
25. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/2352 Esas
KARAR NO : 2025/587
KARAR TARİHİ : 12/03/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/06/2023
NUMARASI : 2022/264 Esas, 2023/478 Karar
DAVANIN KONUSU : Manevi Tazminat
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü.
İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. tarafından yayımlanan ... Gazetesi'nin, 17.09.2021 günlü sayısında birinci sayfanın üst tarafında "...'da ..." başlığı altında manşetten ve aynı haberin devamında da beşinci sayfası üst tarafında "..."den başlığı altında iftira ve haksız isnat içeren bir yazı yayınlandığını; yazı içeriği incelendiğinde manşetten verdiği, suçlayıcı ve hakaret içerikli yazısı ile kamuoyu nezdinde müvekkili kötülediği; ...' da görev yapan personellerine ulaşım hizmeti veren müvekkili Şirketin, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi varmış gibi bir algı oluşturmaya çalıştığı ve Devletin resmi kurumu tarafından da bu durumun bilinciyle ihale verilmiş gibi gösterilmeye çalışılarak, gerçeğe ve kesinleşen yargı kararlarına aykırı hareket ettiğinin açık olduğunu; müvekkilinin FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirmeye çalışan, iftira mahiyetindeki ve basın ahlak esaslarına da aykırı dava konusu yazının da bunun kanıtı olduğunu, hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını, davalı tarafından algı operasyonu yapıldığını; haksız suç isnadı içeren yazı ile müvekkilinin FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkiliymiş gibi gösterilerek, müvekkilin hizmet verdiği Kamu Kurumları ve toplum nezdinde, müvekkiline yönelik husumet oluşturulmaya çalışıldığını; davalının, hukuk çerçevesinde gerekli yaptırımlar ile karşı karşıya kalacağı, bununla birlikte davalının iftiralarının, hukuk düzeni içerisinde makul kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, basın özgürlüğünün sınırları dikkate alındığında, bu özgürlüğü kötüye kullanan davalı hakkında da müvekkili Şirket tarafından, hukukun üstünlüğüne duyulan güven çerçevesinde, tüm hukuki işlemlerin de başlatıldığını, müvekkiline iftira atıldığına dair, kesinleşmiş savcılık ve idari yargı kararları bulunmasına rağmen davalının, gazetecilik sorumluluğunun gerektirdiği basit bir araştırma dahi yapılmadan, tek taraflı olarak, gazetecilik mesleği ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecek haksız suç isnadı içeren bir yazı yayınladığını, yazıya karşı ihtarname gönderilerek tekzip metni yayınlanması talep edildiğini; 17.09.2021 günlü, 35041 sayılı ... Gazetesi'nde yayınlanan dava konusu yazıya karşı düzeltme ve cevap hakkı kapsamında gönderilen Ankara 69. Noterliğinin, 17.09.2021 tarihli, 31692 yevmiye no.lu ihtarnamesinin dilekçe ekinde sunulduğunu; 17.09.2021 günlü, ... Gazetesi'nde yayımlanan habere karşı cevap ve düzeltme hakkı kapsamındaki ihtarnamenin tebliğ edilmesine rağmen, müvekkilin tekzip metninin yayınlanmaması üzerine, müvekkil adına tekzip kararı verilmesi istemiyle Sulh Ceza Hâkimliği' ne başvurulduğunu; başvuruyu değerlendiren Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği, 2021/10737 D.iş sayılı, 29.09.2021 tarihli kararında, düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü ile Basın özgürlüğünün önemini vurguladıktan sonra talebin kabulüne hükmedildiğini; Sulh Ceza Hakimliği kararına davalı tarafça, haksız şekilde itiraz edilmiş ise de Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2021/4466 D. İş sayılı kararıyla itirazın reddedildiğini, davaya konu haberin, Basın Ahlak Esaslarına aykırılığı nedeniyle, yaptırım uygulanması istemiyle, ayrıca Basın İlan Kurumuna da başvurulduğunu; basın İlan Kurumunun 52207902-050.02.04-E.1318/2021-54345 sayılı Yönetim Kurulu Kararıyla; ... Gazetesi hakkında, 17.09.2021 tarihli haber nedeniyle yaptırım kararı uyguladığını; bu suretle davaya konu yazıda, "görünürdeki gerçeklik" ilkesinin çarpıtıldığı, araştırılması gazetecilik imkanları dahilinde bulunan bir konuda müvekkil şirkete iftira ve haksız isnatta bulunulduğu ve bu suretle de yazının Basın Ahlak Esasları İlkelerine de aykırı olduğunun açıkça tespit edildiğini; tüm bu açıklanan hususlar ışığında; ülkenin içinde bulunduğu siyasi konjonktür ve toplumun kalıplaşmış değer yargıları dikkate alındığında, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili olmakla suçlanmanın, bir tüzel kişiliğe yöneltilebilecek en ağır itham olduğunu, tüzel kişilerin kişilik haklarına saldırı durumu değerlendirilirken, tüzel kişinin toplum içindeki saygınlığı, itibarı, onuru, mesleki ve sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerinin esas alınması gerektiğini; FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili olmakla suçlanan müvekkilin, toplum içindeki itibarının sarsılacağı; müvekkilinin ... gibi stratejik önemdeki kuruluşlar ile kamu kurumlarına hizmet verdiği de gözetildiğinde, marka değeri ve toplumsal itibarı açısından geri dönülemez zararlar doğacağı; bu suretle de müvekkilin kişilik haklarının ihlal edildiğinin ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu; bu kadar ağır bir suçlama karşısında müvekkilin, adı, şerefi, onuru, marka değeri ve itibarı gibi kişisel değerlerine yapılan saldırının, müvekkilin manevi zararına yol açacağı, Yargıtay'ın emsal nitelikteki kararları ile de sabit olduğunu, müvekkilinin Devletin saygın Kamu Kurumlarına ve özel sektörün seçkin firmalarına araç ve filo kiralama, personel taşımacılığı, turizm gibi alanlarda, yurt çapında hizmet vermekte olduğunu; müvekkilinin "..." markası, yaygın hizmet ağı sayesinde yurt çapında tanınan, bilinen ve güvenilen bir konumda olduğunu; ticari iş hacmi ve personel sayısı ile iş organizasyonunun büyüklüğü, müvekkili şirketin kişilik değerlerine yönelen saldırının sebep olduğu manevi zararını da yüksek kılmakta olduğunu; bu nedenle 1.000.000,00 TL tutarında manevi zarar talebinde bulunulmuş olup; talep edilen tutarın, saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği, yazının yurt çapında yayın yapan bir gazetede manşetten yayınlanmış olması, kusur oranı, tarafların nitelikleri de gözetildiğinde, son derecede makul olduğunu iddia ederek; 17.09.2021 tarihli ... Gazetesinde yayınlanan yazıda müvekkilinin kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle, diğer sorumlulara karşı talep ve dava hakları ile manevi tazminat dışındaki talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla 1.000.000,00 TL manevi tazminatın, yazının yayımlandığı 17.09.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ... Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.'den tahsiline, kararın bir örneğinin, masrafı davalıdan karşılanmak kaydıyla yurt genelinde yayın yapan tirajı en yüksek üç gazetede ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin yetkisiz olduğunu; davaya konu edilen haberin içeriği, temel olarak Kamu İhale Kurumunun 4 Ocak 2017 tarihli ve 2017/UH.III-64 karar numaralı kararına ve Ankara Valiliği tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü İkmal Bakım Dairesi Başkanlığı'na gönderilen 28 Şubat 2017 tarihli yazıya dayanmakta olduğunu; bu hususun haberin içeriğinde açıkça belirtildiğini; 5. sayfadaki devamında da ilgili KİK kararı ve Ankara Valiliği yazısının da verildiğini; haberin içeriğinde, haberi kaleme alan muhabirin ve yayımlayan gazetenin herhangi bir yorumu bulunmadığını; dava konusu haberde yer alan, davacı şirket sahipleri ile FETÖ ilişkisi tespit edilen ... Turizm adlı bir başka şirketin kurucuları arasında akrabalık ilişkisi olduğuna dair bilgi, Kamu İhale Kurumunun 4 Ocak 2017 tarihli ve 2017/UH.III-64 karar numaralı kararına dayandırıldığını; Kamu İhale Kurumu'nun yazısındaki; "... Seyahat Turizm Şirketine, ... Turizm Oto. Nak. Taah. Tic. Ltd. Şti. tarafından 2013-2016 döneminde 19 milyon 9 bin 885 TL havale gönderildiği, 2014-2016 döneminde 9 işlemde 673 bin 689.50 TL EFT gönderildiği görülmüştür. İki şirket arasında kurucular arasındaki kişilerin baba-oğul-eş oldukları, para transferleri ile de hukuki fiili ve ekonomik bağlantılarının bulunduğu dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre ... Turizm Oto. Nak. Taah. Tic. Ltd. Ştinin FETÖ/PDY örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu hususunda yeterli delil bulunduğu anlaşılmıştır" ifadelerinin haberde tırnak içerisinde verildiğini, yine Türk Savunma Sanayisinin stratejik kurumlarından ...'ın Ankara'daki personellerinin ulaşım hizmeti işinin, MASAK raporunda "FETÖ ile ilişkili" olarak kayıtlara geçen ve 2017 yılında Emniyet Genel Müdürlüğünün "terör örgütleri ile aidiyeti, iltisakı veya irtibatının bulunması nedeniyle" ihale dışı bıraktığı şikayetçi şirkete verildiği bilgisinin de, Ankara Valiliği tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü İkmal Bakım Dairesi Başkanlığı'na gönderilen 28 Şubat 2017 tarihli yazıdaki "... Seyahat Turizm hakkında yapılan inceleme neticesinde, terör örgütleri ile aidiyeti, iltisakı veya irtibatının bulunduğu birimlerden gelen yazı ile tespit edildiğinden ihale komisyonumuz kararı ile ihale dışı bırakılmıştır" ifadelere dayandırıldığını, söz konusu ifadelere haberde tırnak içerisinde yer verildiğini, davacı yanın; dava dilekçesinde, dava konusu haber nedeniyle Basın İlan Kurumu'nun 07.12.2021 tarih ve 2021-54345 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile müvekkili şirket hakkında Basın Ahlak Esaslarına aykırılık gerekçesiyle idari yönden yaptırım uygulandığını belirtmiş ise de, Basın İlan Kurumu'nun söz konusu yaptırım kararına yapılan itirazın İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/81 Hakem, 2022/12 Karar sayılı 25.04.2022 tarihli kararı ile kabul edilerek, BİK'in yaptırım kararının kaldırıldığını; ekte sunulu bulunan belgelerden de anlaşılacağı üzere kamu kurum ve kuruluşlarının karar ve yazıları ile kamuya açık kaynaklardan doğrulandığı üzere, şikayet konusu haberde verilen tüm bilgilerin doğru ve görünür gerçeğe uygun olması ve bu bilgilerin haber niteliği taşıması, habere yönelik toplumsal ilginin bulunması ve kamu yararının olması, görünür gerçeğe uygun bilgilerin gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarılmasında hukuka aykırı bir yön olmaması, başlık ve haber içeriğindeki ifadeler çarpıcı olsa da Basın Ahlak Esaslarına aykırı bir yön bulunmaması, görünür gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması, hususları birlikte gözetildiğinde, davacının manevi tazminat isteminin hukuki ve maddi dayanaktan yoksun bulunduğunun açıkça anlaşıldığını, davacı taraf haberin maddi dayanağı olan Kamu İhale Kurumunun 4 Ocak 2017 tarihli ve 2017/UH.III-64 karar numaralı kararına ve Ankara Valiliği tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü İkmal Bakım Dairesi Başkanlığı'na gönderilen 28 Şubat 2017 tarihli yazısına rağmen, konuya ilişkin olarak savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, belirtilmiş ise de haberin dayanağı olan belgeler resmi kurumların belgeleri olup, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre gazetecilerin maddi olayı araştırma ve açığa çıkarma görevi bulunmadığını; maddi gerçeği araştırma ve açığa çıkarma görevi Yargı erkine ait bir görev olup, gazeteciler sadece ve sadece haber değeri olan görünen gerçeği kamuoyuna aktarmakla mükellef olduklarını, ayrıca davacının talep etmiş olduğu manevi tazminatın, miktar itibarıyla da hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece yapılan yargılama sonunda özetle; dava konusu haberde davalı Gazetenin 17 Eylül 2021 tarihli nüshasında, davacı firmanın kazandığı bir ihale nedeniyle; firmanın FETÖ ile bağlantılı olduğu; hakkında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü tarafından yazılan yazı ile Kamu İhale Kurulu tarafından verilen kararda ve MASAK raporunda FETÖ ile irtibat ve iltisakının bulunduğuna ilişkin bilgilerden hareketle bir haber yayınlanmış olmakla davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektiren demokratik bir toplumda gereklilik koşullarının gerçekleşmediği, dava konusu haberin içerik itibarıyla kamuya malolmuş ve görünür gerçeğe uygun bilgiler olması ve haber niteliği taşıması, habere yönelik toplumsal ilginin bulunması, görünür gerçeğe uygun bilgilerin gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarılmasında hukuka aykırı bir yön olmaması, basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan söz edilememesi, haberin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması ve özle biçim arasında ölçülülük bulunması, hususları birlikte değerledirildiğinde davacının kişilik değerlerinin ihlal edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle, 2017 yılına ait bir olayın, üstelik müvekkili hakkında kovuşturma açılmasına yer olmadığına dair verilen kararlar 2017 yılında kesinleşmiş olduğu halde, davalının bu gerçeği gizleyerek, davacıyı suçlu gösteren ifadelerle, 4 yıl sonra 2021 yılında haber yapmış olmasının, üstelik haberde tamamen gerçek dışı ifadelere yer verilmesinin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu, MASAK raporunda davacı müvekkilinin FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğuna ilişkin bilgi bulunduğuna dair haberin gerçek dışı olduğunu, haberde geçen yazı içeriklerinin müvekkilinin gerçek durumu ile uyuşmadığının, haber tarihi olan 17.09.2021'den yıllar önce apaçık bir şekilde ortaya çıktığını, isnada benzer suçlara ilişkin yapılan soruşturmalarda, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ve kararlara karşı yapılan itirazın reddine karar verilerek takipsizlik kararlarının kesinleştiğini, 17.09.2021 haber tarihinden yıllar önce; Ankara 9. İdare Mahkemesinin 2017/943 Esas, 2017/3322 Karar sayılı kararı ile haberde bahsi geçen Kamu İhale Kurumu kararının iptaline karar verilerek bu kararın da kesinleştiğini, haberin güncel olmadığını, 2017 tarihli kamu ihale kurumu kararını bilen bir habercinin, kamu ihale kurumu kararının 2017 yılında iptal edildiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, algı yaratacak şekilde haber yapıldığını, 17.09.2021 tarihli habere konu olayın o anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan bir olay olmadığını, o anda (haber anında) gerçek olmadığı anlaşılmış bir olay olduğunu, tekzip kararı verilmesi istemiyle yapılan başvuru neticesinde verilen Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2021/10737 D.İş sayılı 29.09.2021 tarihli kararının dikkate alınmadığını, davaya konu haberin; gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve özle biçim arasında denge unsuruna uymadığından hukuka aykırı olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat ve yayın istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır. ( AİHM’nin 26/3/1985 tarihli X ve Y/Hollanda kararı Başvuru No: 8978/80, § 22; 15/11/2007 tarihli Pfeifer/Avusturya kararı, Başvuru No: 12556/03, § 35; 7/2/2012 tarihli Axel Springer AG/ Almanya kararı, Başvuru No: 39954/08, § 83)
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun önemli özelliklerinden biri olup, toplumun ilerlemesinin ve her bir bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Bu özgürlük AİHS’nin 10/2.maddesine tabi olmak kaydıyla, sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, Devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir (AİHM nin Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, Seri A No. 24, s.23, paragraf 49). Çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın "demokratik bir toplum" olamaz. 10.maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (AİHM nin Pakdemirli-Türkiye Davası, Başvuru No:35839/97).
Basın özgürlüğü ise, ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değindikten sonra, basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano V. İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131).
O halde, basın özgürlüğü; bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür; diğer yönüyle de, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Mahkeme’ye göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevi yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır (Édıtıons Plon V. Fransa, Başvuru No:58148/00, 44; Bladet Tromsø And Stensaas V. Norveç, Başvuru No:21980/93, 59).
Burada hemen şunun ifade edilmesi de gerekir ki, Sözleşme’nin 10.maddesi sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korur. (Oberschlıck V. Avusturya, Başvuru No: 20834/92, 57). AİHM’nin yerleşik içtihadına göre; gazetecilik özgürlüğü ve mesleği, belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir. (Prager And Oberschlıck V. Avusturya, Başvuru No: 15974/90, 38)
Basın özgürlüğünün tartışılmasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise “değer yargısı” ile “olaya dayalı bilgilendirme” arasında ayırım yapmaktır. Bir olayın olup olmadığı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi gerçekleştirilemez ve kanaat özgürlüğüne müdahale oluşturur. AİHM’ne göre ulusal hukukun bu ayrımı öngörmemesi kendi başına ifade özgürlüğüne aykırılık oluşturabilir.
İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10.maddesinin 2.fıkrasında ifade edilmiştir. Hukuken öngörülmüş olma ve meşru amaçlar kapsamında ifade özgürlüğünün sınırlandırılması mümkündür.
Hukuken öngörülebilen bir ifade özgürlüğü sınırlandırılması için meşru bir amacın bulunup bulunmadığının tartışılması gereklidir. AİHS’nin 10.maddesinin 2.fıkrasına göre “Bu özgürlüğün kullanılması,…demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin otorite ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağı sorunudur (Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2014 gün ve E:2013/4-768, K:2014/402 sayılı ilamı)
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı vekili, müvekkili şirketin ...’ın Ankara'da görev yapan personellerine ulaşım hizmeti veren bir şirket olduğunu, davalı şirkete ait ... Gazetesi'nin 17.09.2021 günlü sayısının birinci sayfasında manşetten "...'da ..." başlığıyla ve beşinci sayfasında "...” başlığıyla yayınlanan haber nedeniyle basın özgürlüğü sınırları aşılarak kişilik haklarına saldırıldığını iddia ederek eldeki davayı açmıştır.
Davaya konu haberin, Kamu İhale Kurumu'nun 04/01/2017 tarihli ve 2017/UH.III-64 karar numaralı kararına ve Ankara Valiliği tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü İkmal Bakım Dairesi Başkanlığı'na gönderilen 28/02/2017 tarihli yazıya dayandığı anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu, ileri sürülen istinaf sebepleri ve yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde; davacı şirketin 2021 yılında dava dışı ... AŞ'nin servis ihalesini alması üzerine davaya konu haberin yayınlandığı, yeni yapılan ihale nedeniyle haberin güncel olduğunda ve ihalenin ülkenin önemli savunma sanayi şirketlerinden birine ait olması nedeniyle yayınlanmasında kamu yararı ve toplumsal ilgili bulunduğunda kuşku olmadığı, ancak haberin "gerçeklik" ve "görünür gerçeklik" unsurları yönünden değerlendirilmesi gerektiği, haber 04/01/2017 ve 28/02/2017 tarihli yukarıda belirtilen resmi belgelere dayanılarak hazırlanmış ise de; davacı şirket yetkilileri ve ortakları hakkında 2016 ve 2017 yıllarında silahlı terör örgütüne üye olma suçlaması ile yürütülen ceza soruşturmalarının 2017 ve 2018 yıllarında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile sonuçlanıp itiraz süreçlerinden geçmek suretiyle kesinleştiği, ayrıca haberde bahsi geçen davacı şirketin Ankara İl Emniyet Müdürlüğü ihalesine katılmaktan yasaklanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle davacı şirket tarafından dava dışı İçişleri Bakanlığı aleyhine Ankara 9. İdare Mahkemesinin 2017/943 Esasına kayden açılan davanın yapılan yargılaması neticesinde 16/11/2017 tarihli kararla "Emniyet Genel Müdürlüğünce davacı şirketin FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibatı ya da iltisakı olduğunun tespit edilemediği, bu bağlamda hakkında yapılan şikayetler neticesinde adli yargıda başlatılan ceza soruşturmalarının davaya konu işleme dayanak alındığı ve soruşturmaların da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar alınarak sonlandırıldığı anlaşıldığından davacı şirketin 1 yıl süreyle ihalelerden yasaklanmasına ilişkin tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle işlemin iptaline karar verildiği, hükmün kanun yolu denetiminden geçerek 10/05/2018 tarihinde kesinleştiği, davaya konu haberin ise anılan yargısal süreçlerin kesinleşmesinden çok sonra 17/09/2021 tarihinde ve 2017 tarihli belgelere dayanılarak hazırlandığı, haber tarihinde davacı şirket yönünden benzer içerikte yürüyen bir soruşturma bulunduğuna yahut örgütle bağlantısına ilişkin bir iddia ileri sürülmediği gibi, bu yönde bir delil de ibraz edilmediği, haberde dayanılan belgelerin haber tarihi itibariyle güncelliğinin ve anılan yargı kararları ile de gerçekliğinin kalmadığının ve habere görünür gerçeklik sağlayacak nitelikleri bulunmadığının anlaşıldığı, davalı tarafından anılan belgelere ulaşılabildiği cihetle araştırılması gazetecilik olanakları dahilinde bulunan yargı kararlarına da ulaşma imkanı olduğunun kabulünün gerektiği, davacı şirket hakkında haberde yer verilen isnatların ciddiyeti de gözetildiğinde basının bu düzeyde bir araştırmayı yapmasının beklenebilir olduğu, davaya konu haberin yayınlandığı tarih dikkate alındığında hukuka uygunluk kriterini sağlamadığı, davacı şirketin kamuoyu ve ticari faaliyet yürüttüğü kurum ve kişiler nezdinde ticari itibarının sarsıldığı, davaya konu haberin davacının kişilik haklarına haksız saldırı oluşturduğu, bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkının, basın özgürlüğüne üstün tutulması gerektiği ve manevi tazminat ödetilmesi koşullarının oluştuğu anlaşılmakla davacı şirket yararına bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Manevi tazminatın miktarına gelince; kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmü uyarınca manevi tazminat adı altında bir miktar para ödetilmesini isteyebilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken aynı Kanunun 51. maddesi uyarınca durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önünde tutmalıdır. Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi hükmüdür. Bu kapsamda manevi tazminatın miktarı belirlenirken tarafların kusur oranı, sıfatı, statüsü, sosyal ve ekonomik durumları ile eylemin işleniş biçimi ve yöntemi dikkate alınmalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenler karar gerekçesinde objektif olarak gösterilmelidir. Manevi tazminat adı altında hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek nitelikte olmalı fakat bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmediği unutulmamalıdır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Somut olayda; dava konusu haberin içeriği, manşetten yayınlanması, ulaştığı kitle, yayın tarihi ve paranın satın alma gücü, davacının sıfatı, statüsü, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, özellikle manevi tazminatın bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararı karşılamayı da amaç edinmemesi yanında zarara uğrayanda manevi bir huzuru doğurmaya elverişli olması ile yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına 10.000TL manevi tazminata hükmedilmesinin somut olayın özelliklerine ve manevi tazminatın amacına uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Kararın yayınlanmasına yönelik talep yönünden yapılan değerlendirmede ise; davada hukuka aykırılık saptanmış ve davacı yararına manevi tazminat takdir edilmiş olmakla davacı tarafın tatmin duygusu sağlanmış bulunduğundan ve somut olayın özelliğine, haberin üzerinden uzun bir sürenin geçmiş bulunmasına ve Türk Borçlar Kanununun 58/2. maddesindeki ölçülere göre ayrıca yayına hükmedilmesi gerekmediğinden bu istem reddedilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
A)Davacının istinaf başvurusunun duruşma yapılmadan KABULÜ ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesinin 1. fıkrası (b) bendinin 2. maddesi uyarınca Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14/06/2023 gün ve 2022/264 Esas, 2023/478 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
B)1-Davanın KISMEN KABULÜ ile 10.000TL manevi tazminatın 17/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ve yayına ilişkin istemin REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli 683,10TL karar ve ilam harcının peşin alınan 17.077,50TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 16.394,40TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından peşin yatırılan ve alınmasına hükmedilen 683,10TL harcın yargılama gideri olarak davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından hükümden önce yapılan 80,70TL başvurma harcı ile 2.045TL yargılama gideri ve hükümden sonra yapılan 20TL olmak üzere toplam 2.145,70TL yargılama giderinin tarafların haklılık oranına göre 21,46TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 332/3. maddesi uyarınca, hükümden sonraki yargılama giderlerinin haklılık oranına göre taraflara yüklenmesine,
6-Davacı, vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 10.000TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davalı, vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 10.000TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olması nedeniyle, suç üstü ödeneğinden karşılanan 1.560TL zorunlu arabuluculuk ücretinin tarafların haklılık durumuna göre 15,60TL'sinin davalıdan, 1.544,40TL'sinin ise davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
9-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi uyarınca, yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hükmün kesinleşmesinden sonra iadesine,
C)1-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; davacı tarafça istinaf başvurusu sırasında peşin yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,
2-Davacı tarafından istinaf kanun yolu aşamasında yapılan 180TL yargılama gideri ile 738TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 918TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 12/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/03/2025
Başkan
e-imza
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza