T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/352 - 2024/451
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2022/352
KARAR NO: 2024/451
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 28/10/2021
NUMARASI: 2018/641 Esas 2021/683 Karar
DAVACI:
VEKİLİ:
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
KARAR TARİHİ: 28/03/2024
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ: 18/04/2024
Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı ... vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili, 08.03.2018 tarihinde plakası ve sürücüsü belirlenemeyen aracın, kavşakta yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçmekte olan yaya davacıya çarparak yaralanmasına neden olduğunu, davalıya yapılan başvuru üzerine 15.08.2018 tarihinde 3.102 TL ödeme yapılmış ise de ödemenin yetersiz olduğunu, davalıya ikinci kez 17.08.2018 tarihinde yaptıkları başvurunun 31.08.2018 tarihinde reddedildiğini belirterek HMK’nın 107 maddesi gereğince şimdilik 5.000 TL sürekli ve geçici işgöremezlik tazminatı ile 100 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 5.100 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 18.02.2021 tarihli bedel arttım dilekçesi ile 2.500 TL olan geçici işgöremezlik tazminatın 4.593,43 TL’ye, 2.500 TL olan sürekli işgöremezlik tazminatını 19.317.30 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı ... vekili, davacının dava öncesi başvurusu üzerine %1 maluliyet oranına göre 15.08.2018 tarihinde 3.102 TL ödeme yapılarak ibraname alındığından davalının sorumluluğunun kalmadığını, aksi halde 2918 Sayılı KTK’nun 111 maddesi gereğince ödemenin yetersiz olduğunun davacı tarafından ispatlanmasını, geçici işgöremezlik ve bakıcı giderlerinden sorumluluklarının bulunmadığını, sürekli işgöremezlik zararından kusur ve poliçe limiti ile sorumlu olduklarından zarar, kusur ve maluliyet yönünden rapor alınmasını, aktüer hesabının TRH 2010 ve 1,8 teknik faize göre yapılmasını, dava tarihinden itibaren yasal faiz istenebileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davanın 08.03.2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasına dayalı olarak sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri tazminatı talebinden ibaret olduğu, tüm dosya kapsamı ve deliller, davacıya ait tıbbi tedavi belgeleri, kazaya karışan araçların kusur durumu, davacıya ilişkin tespit edilen maluliyet oranları ve süresi, hesap bilirkişisi raporu kapsamı hep birlikte göz önünde bulundurulduğunda; olay tarihi olan 08.03.2018 günü saat 21.00 sıralarında davacı yaya ...’in Ulubey Mah. Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Caddesi ile Orhan Kemal Caddesinin kesişimi ile oluşan ışıklı kavşakta karşıdan karşıya geçiş yapmakta olduğu sırada seyirle gelen plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen bir aracın çarpmasına maruz kalması nedeniyle yaralanmalı trafik kazası meydana geldiği, davacıya çarpan aracın plakasının tespit edilemediği ve kazanın oluşumunda asli ve tam kusurlu, davacının kusursuz olduğu, bu nedenle sorumluluğu bulunan davalı ... 15.08.2018 tarihinde davacıya kısmi ödeme yaptığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda kazadan sonra aradan geçen süre ile İstanbul ATK'dan alınan engellilik oranına ilişkin rapor kapsamına göre davacının tüm vücut engellilik oranının %5 olup, 4 ay süre ile geçici iş göremezlik halinde kaldığı, sürekli ya da geçici bakıcı ihtiyacı bulunmadığı, kazanın oluş şekli, aradan geçen zaman dikkate alındığında İstanbul ATK tarafından belirlenen engellilik oran ve sürelerinin yerinde olduğu, davalı tarafından yapılan belirleme ile çelişki oluşturmayacağı, bu nedenle davalının buna yönelik itirazlarının reddi gerektiği, davacının 18/02/2021 tarihli ıslah dilekçesi kapsamındaki talepleri ile bağlı kalınarak sürekli ve geçici iş göremezlik yönünden yaptığı taleplerin yerinde olup karşılanması gerektiği, öte yandan sürekli ya da geçici bakıcı ihtiyacı bulunmadığı tespit edilmiş olmakla, buna yönelik tazminat isteminin reddi gerektiği, ... tarafından yapılan ödeme tarihinin temerrüt başlangıcı olarak kabulü ile; davanın kısmen kabulüne, 19.317,30 TL sürekli iş göremezlik ile 4.593,43 TL geçici iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihi olan 15.08.2018 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yasal şartları bulunmayan bakıcı gideri tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hükme karşı davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan maluliyet raporunun mevzuata uygun düzenlenmediğini, raporun alınma tarihi 26.02.2020 olup, davacının maluliyetinin 20.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren ve rapor tanzim tarihinde yürürlükte bulunan “Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” esasları çerçevesinde Adli Tıp Kurumundan yeni bir maluliyet raporu alınması ve hükmün bu doğrultuda kurulması gerektiğini, kaldı ki hükme esas raporun davacı muayene edilmeden düzenlendiğini, dosya kapsamında temin edilen 13.05.2019 tarihli Ankara Üniversitesi Adli Tıp Kurumu Raporunda davacının sürekli maluliyetinin oluşmadığı tespit edilmiş olup 06.03.2010 tarihli ATK 2. İhtisas Dairesinin Raporunda %5 maluliyet tespit edildiğini, davacının aradan 10 ay geçtikten sonra maluliyetinin oluşmasının tek bilimsel açıklamasının maluliyetin kazadan kaynaklanmadığı olup, her iki raporda aynı yönetmelik kapsamında düzenlenmiş olmasına rağmen maluliyetin neden kaynaklandığının anlaşılamadığını, bu durumda söz konusu 06.03.2020 tarihli raporun dikkate alınmayıp davacının sürekli maluliyeti oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün yasaya aykırı olduğunu, bunun dışında dosya kapsamında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından tanzim edilen 05.07.2018 tarihli raporda da davacının maluliyet oranının %1 olarak tespit edildiğini, sonuç olarak davacının 13.05.2019 tarihli adli tıp raporu gereği maluliyetinin oluşmadığından davanın reddine, aksi takdirde her üç raporda belirtilen maluliyet oranları (%0-%1-%5 )arasındaki çelişkinin giderilmesine karar verilmesi gerektiğini, 5684 sayılı Yasanın 14. Maddesi ve ... Yönetmeliği gereği ... bedensel zararlardan sorumlu olup geçici iş göremezlik tazminatı dolaylı zarar kavramı içerisinde ve teminat dışında olduğundan reddi yerine kabulünün yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki, başvurucu kaza tarihinde 59 yaşında olup fiilen çalıştığını ve bunun sonucunda gelir kaybının oluştuğunu ispat edemediğinden geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın kazaya sebebiyet verdiği davacı tarafından ispatlanamamışken varsayımsal olarak ve yalnızca davacının ifadesi dikkate alınarak kusur atfedilip tazminat hesaplaması yapılmasının da kabul edilemez olduğunu, öncelikle davalı kurumun sorumluluğunun tespiti açısından davacı yaya ile plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen araç sürücüsünün kusur oranının bilirkişi tarafından tespit edilmesi gerektiğini dosyaya kazandırılan kusur bilirkişi raporunda bilirkişinin; “Sürücü ifadesinin dosya kapsamında bulunmadığı, kaza sonrası çizilmiş çarpma noktasını gösterir herhangi bir kroki ile kaza anını gösterir herhangi bir kamera kaydı veya tanık ifadesinin de bulunmadığı, yaya ...'in ise ifadesinde olay sırasında kendisine yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken sürücüsü ve plakasını alamadığı aracın çarptığını beyan ettiği, dosya kapsamında bulunan 08.03.2018 tarihli Görgü Tespit Tutanağında her ne kadar olay mahallinde bulunan vatandaşlara sorulmuş plakasını alamadıkları bir otonun yolda yürüyen bir şahsa çarptığını ve durmadan gittiğini beyan etmiş ise de bu tespitlerde yayanın yürüme yönü ve çarpma anında bulunduğu konumun belirtilmediği, mevcut tüm bu veriler hep birlikte göz önüne alındığında yaya ...’in ifadesinin aksine herhangi bir tespit bulunmadığı anlaşılarak olay sırasında yaya ...’in ışıklı kavşakta kendisine yanan yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçmekte olduğu değerlendirilerek ”şeklinde değerlendirme yapılarak, tarafların kusur oranlarının varsayımsal olarak tespit edildiğini, plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen araca atfedilen %100 kusur oranının hak ve adalet kurallarına aykırı bir sonuç ortaya çıkartacak olup, yargıya olan güvenin sarsılmasına sebebiyet vereceğini, kabul anlamına gelmemek üzere tazminat miktarının hesaplanmasında, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90. Maddesi ve 04.12.2021 tarihinde yürürlüğe giren Kanun doğrultusunda %1,65 ıskonto faiz oranı ve TRH-2010 Yaşam Tablosunun uygulanması gerektiğini, meydana gelen trafik kazası neticesinde davacıya Sosyal Güvenlik Kuruluşları tarafından gelir bağlanmış veya ödeme yapılmış ise, bu miktarın ilgili kuruluştan sorulmak suretiyle tespit edilmesi ve talep edilen tazminattan bu miktarın tenzil edilmesi gerektiğini, ...’nın temerrüdü bulunmadığını, bir an için, başvuranın alacağına faiz yürütüleceği düşünülse bile faizin de ancak dava tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
HMK 355 madde gereğince istinaf talebinde bulunan davalı ... vekilinin istinaf sebepleri doğrultusunda, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle geçici ve sürekli işgöremezlik tazminatı ile bakıcı gideri istemine ilişkindir.
Davacı vekili, 08.03.2018 tarihinde plakası ve sürücüsü belirlenemeyen aracın, kavşakta yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçmekte olan yaya davacıya çarparak yaralanmasına neden olduğunu, davalı tarafından davadan önce davacıya yapılan ödemenin yetersiz olduğunu belirterek bakiye sürekli ve geçici işgöremezlik tazminatı ile bakıcı giderinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; mahkemece davacının kusursuz, plakası ve sürücüsü belirlenemeyen aracın asli ve tam kusurlu olduğu, davacının %5 maluliyet, 4 ay iyileşme süresi karşılığı, bakiye sürekli işgörmezlik tazminatı ve geçici işgöremezlik tazminatı talebinin kabulüne, bakıcı gideri talebinin reddine dair verilen karara karşı davalı vekili, kusur ve maluliyet oranı, hesaplama yöntemi, geçici işgörmezlik talebinin teminat dışı olmasına, SGK ödemesine ve faiz başlangıcına yönelik istinaf sebepleri ileri sürmüştür.
1-Davalı vekili plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın kazaya sebebiyet verdiği ve kusurunun davacı tarafından ispatlanamadığı ileri sürülmüştür.
5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14/b maddesinde rizikonun meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dâhilinde sigortasını yaptırmamış olanların neden olduğu bedensel zararlar için zorunlu sigortalara ilişkin olarak koşulların oluşması halinde ortaya çıkan zararların, bu sigortalarla saptanan geçerli teminat miktarlarına kadar karşılanması amacıyla ... oluşturulacağı, Yasanın geçici 2. maddesine dayanılarak çıkarılan ... Yönetmeliğinin 9/b maddesi uyarınca, rizikonun meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dâhilinde sigortasını yaptırmamış olanların neden olduğu bedensel zararların Güvence Hesabından talep edilebileceği düzenlenmiştir. Öte yandan, ... kaza tarihindeki sigorta limiti kadar olan zararlardan, sigortasız araç işleteninin sorumluluğu çerçevesinde zarar görene karşı, kanunda belirtilen zararlardan, sigortasız araç işleteni ve sürücüsü ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Dava konusu 08.03.2018 tarihli saati 21.00 olan kazaya ilişkin kaza tespit tutanağı düzenlenmemiş olmakla birlikte, 08.03.2018 saati 21.00 olan Görgü ve Tespit Tutanağında 08.03.2018 günü saat 21.00 sıralarında yaya ...’in Ulubey Mahallesi Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Caddesi ile Orhan Kemal Caddesinin kesişimi ile oluşan ışıklı kavşakta karşıdan karşıya geçiş yapmakta olduğu sırada seyirle gelen plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen bir aracın çarpmasına maruz kalması neticesinde dava konusu yaralanmalı trafik kazası meydana geldiği, olay mahallinde bulunan vatandaşlara sorulduğunda plakasını alamadıkları bir otonun yolda yürüyen bir şahsa çarptığını ve durmadan gittiğini beyan ettikleri, olay mahallini gösterir kamera bulunmadığının tespit edildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dava konusu kazaya ilişkin 24.04.2018 tarihli Daimi Arama Kararı bulunduğu, yaya ... 09.03.2018 tarihli hazırlık ifadesinde “... 08.03.2018 günü saat 21:00 sıralarında Ulubey Mah. Gazeteci Hasan Tahsin Caddesi ile Orhan Kemal Caddesi Kavşağına geldiğimde plakasını hatırlamadığım dolmuştan indim ve ışıklı kavşağı karşıya yeşil ışıkta geçtiğim sırada sol tarafımdan aniden plakasını bilmediğim bir oto süratli bir şekilde gelip bana çarpması neticesi yaralandım...” şeklinde beyanda bulunduğu, davacının davadan önceki başvurusu üzerine davalı ... tarafından alınan 31.07.2018 tarihli bilirkişi raporunda plakası saptanamayan aracın kimliği belirsiz sürücüsünün %100 oranında asli ve tamamen kusurlu olduğu, yaya ...’in tamamen kusursuz olduğunun tespit edildiği, hükme esas alınan 07.08.2020 tarihli ATK raporunda olayın Ulubey Mahallesi Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Caddesi ile Orhan Kemal Caddesinin kesişimi ile oluşan ışıklı kavşakta gece vakti meskûn mahalde meydana geldiği, dosyada mevcut olan tüm verilerin heyetçe incelenip durum değerlendirmesi yapıldığında; kazaya karışan araç sürücüsünün olay yerinden ayrılması nedeniyle Daimi Arama Kararı bulunduğu ve sürücü ifadesinin dosya kapsamında bulunmadığı, kaza sonrası çizilmiş çarpma noktasını gösterir herhangi bir kroki ile kaza anını gösterir herhangi bir kamera kaydı veya tanık ifadesinin de bulunmadığı, yaya ...’in ise ifadesinde olay sırasında kendisine yanan yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçmekte olduğunu beyan ettiği, dosya kapsamında bulunan 08.03.2018 tarihli Görgü Tespit Tutanağında her ne kadar “... Olay mahallinde bulunan vatandaşlara sorulmuş plakasını alamadıkları bir otonun yolda yürüyen bir şahsa çarptığını ve durmadan gittiğini beyan etmeleri üzerine...” ifadelerine yer verilmiş ise de bu tespitte de yayanın yürüme yönü ve çarpma anında bulunduğu konumun belirtilmediği, mevcut tüm bu veriler hep birlikte göz önüne alındığında yaya ...’in ifadesinin aksine herhangi bir tespit bulunmadığı anlaşılarak olay sırasında yaya ...’in ışıklı kavşakta kendisine yanan yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçmekte olduğu değerlendirilerek mevcut verilere göre; plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün sevk ve idaresindeki araç ile geldiği olay yeri ışıklı kavşaktan seyir yönüne yanan kırmızı ışıkta geçiş yapmak istediği sırada karşıdan karşıya geçiş yapmak isteyen yayaya çarpmasıyla meydana gelen olayda dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketiyle asli ve tam kusurlu (%100); yaya ...’in, ışıklı kavşakta kendisine yanan yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçiş yapmak istediği sırada meydana gelen olayda kazaya etken kural ihlali bulunmadığından kusursuz olduğu anlaşılmış olup uzman bilirkişiler tarafından yapılan kusur tespitinin bu oluşa, usul ve yasaya uygun olduğu, davacının iddia ve beyanlarının aksinin davalı tarafca ispat edilemediği anlaşılmakla, Yerel Mahkemece bu kusur oranının kabulü ile hükme dayanak alınmasında bir usulsüzlük görülmemiştir.
2-Davalı vekili, maluliyet oranı, hesaplama yöntemi ve geçici işgörmezlik zararına itiraz etmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun Bedensel zarar başlıklı 54. Maddesinde “Bedensel zararlar özellikle şunlardır:
1. Tedavi giderleri.
2. Kazanç kaybı.
3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
Bedensel zarara uğrayan kimse tamamen veya kısmen çalışamamasından ve ilerde ekonomik yönden uğrayacağı yoksunluktan kaynaklanan zarar ve ziyanı ile bütün masraflarını zarar verenlerden isteyebilir.
Bunlar doktrin ve Yargıtay uygulamaları ile geçici işgöremezlik nedeniyle iş ve kazanç kaybı, sürekli işgöremezlik, kalıcı sakatlık ya da maluliyet nedeniyle çalışma gücü ve kazanç kaybı, tedavi giderleri ve tüm iyileşme sürecinde yapılan her türlü masraflar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak kabul edilmektedir.
Davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK’nın ve 6098 sayılı TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları 14 Mayıs 2015 gün 29355 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 01 Haziran 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Olay tarihinde yürürlükte olan 2918 sayılı Karayolları Trafik kanunun 90. maddesinde “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 Esas, -2020/40 Karar. Sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresi Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Danıştay ve Yargıtay tarafından kabul edilen uygulamaya göre “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK’nın ve 6098 sayılı TBK’nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir.
Ancak TBK 51. maddesi uyarınca tazminatın kapsamının hakim tarafından belirlenmesi zaruridir. Gerçek zarar miktarının, desteğin ve hak sahiplerinin olay tarihindeki bakiye ömürleri, destek alacakları süre, destek payları esas alınarak hesaplanması gerekmektedir. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Yargıtay 4 Hukuk Dairesi (Kapanan 17 Hukuk Dairesi) tarafından tazminat hesaplanmasında esas alınacak yaşam tablosu ile ilgili görüş değişikliğine gidilmiş, (Yargıtay 17.HD 22/12/2020 tarih, 2019/5206 Esas. – 2020/8874 Karar. Sayılı ilamı, 14/01/2021 tarih 2020/2598 Esas. – 2021/34 Karar. Sayılı ilamı) “destek ve hak sahiplerinin bakiye ömürleri önceki yıllarda 1931 tarihli “PMF yaşam tablosuna göre belirlenmekte iken Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmaları ile “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumunca da ilk peşin sermaye değerinin hesaplanmasında anılan tabloların uygulanmasına geçilmiştir. Gerek diğer kurumlar ile Yargıtay Daireleri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından ve gerekse bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içerdiği de göz önüne alınarak, ülkemizce de tazminat hesaplamalarında TRH 2010 Tablosuna göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinin, güncel verilere ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olacağına” karar verilmiştir. Bu itibarla, tazminat hesaplanmasında TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yönteminin esas alınması gerekir.
Somut olayda, davacının maluliyetine ilişkin Ankara Üniversitesi, Tıp fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığı tarafından düzenlenen 13.05.2019 tarihli raporda Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre davacının kaza sonucu yaralanması nedeniyle maluliyetinin bulunmadığı, 4 ayda iyileşeceği, 4 ay bakıcı ihtiyacı olduğu belirlenmiş, davacı vekili tarafından rapora itiraz edilmesi üzerine, mahkemece ATK 2. İhtisas Kurulundan alınmış, ATK 2. İhtisas Kurulunun 26.02.2020 tarihli kök raporda ve 25.11.2020 tarihli ek raporda; SBÜ Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 08.03.2018 tarihli genel adli muayene raporu ve konsültasyon, radyoloji raporlarının incelenmesinde; ...’de araç dışı trafik kazası, sol omuz ve dirsekte ağrı olduğu, sağ femurda hassasiyet olduğu, Ortopedi konsültasyon notunda; sağ üst ekstremite hareketleri doğal, sol omuz hareketleri ağrılı, sol dirsek hareketleri ağrılı olduğu, eklem hareketleri değerlendirilemediği, sol uyluk lateralinde ve sağ uyluk medialinde hassasiyet mevcut olduğu, sol kalça hareketlerinin değerlendirilemediği, torakolomber, pelvik hassasiyet olmadığı, X-Ray'de; sol humerus tuberkulum majusta fissür hattı izlendiği, sol medial başat nondeplase fraktür mevcut olduğu, acil ortopedik müdahale düşünülmediği, 08.03.2018 tarihli radyoloji raporunda; Beyin BT'sinin normal sınırlarda olduğu, sol omuz grafisinde sol humerus tubberkulum majusta fraktür izlendiği, kafa, servikal, torakolomber vertebra, pelvis ve bilateral dirsek grafilerinde fraktür hattı saptanmadığı, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 05.07.2018 tarih ve 2841 sayılı engelli sağlık kurulu raporunda; Teşhis: Tuberkulum majus kırığı, Tablo 2.3'e göre kişinin engel oranının % 1 olduğu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı'nın 13.05.2019 tarih ve 1758 sayılı mütalaasında; Kişinin 08.03.2018 trafik kazasına bağlı arızası sebebiyle 30.03.2013 tarih ve 28603 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe göre..... olarak tespit edildiğine göre; kişinin tüm vücut engellilik oranının % 0 (yüzdesıfır) olduğu, iyileşme süresinin (iş göremezlik süresi) olay tarihinden itibaren 4 (dört) aya kadar uzayabileceğinin mütalaa olunduğu, SBÜ Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nin 24.09.2019 tarihli raporunda; Hastanın eski humerus üst uç ve radius başı kırığı mevcut olduğu, kaynamanın tam olduğu, sol omuz hareketleri fleksiyon 120º, hafif kısıtlı olduğu, ekstansiyon tam, abduksiyon 100º, kısıtlı olduğu, adduksiyon tam olduğu, dirsek hareketleri tam olduğu, SBÜ Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniği'nin 25.10.2019 tarihli raporunda; NM'de; şuur açık, koopere, oryante, IR +/+, kraniyal sinirler intakt, motor defisit olmadığı, duyu defisit olmadığı, DTR'ler normoaktif olduğu, atrofi olmadığı, solda hoffman +, Beyin MR incelemesi normal olduğu, Servikal MR incelemesinde; C6-7 vertebra korpus köşelerinde hafif dejeneratif osteofitik sivrileşmeler mevcut olduğu, diskte minimal diffüz taşma görüldüğü, anterior subaraknoid mesafeninin daraldığı, korda minimal indentasyon olduğu, spinal kanalın ön arka çapının daraldığı, C5-6 düzeyinde hafif diffüz taşma görüldüğü, anterior subaraknoid mesafenin daraldığı, spinal kanal ön arka çapının daralmış görünümde olduğu, korda minimal indentasyon olduğu, C5-6-7 vertebra korpus köşelerinde dejeneratif osteofitik sivrileşmeler görüldüğü, diğer yapıların doğal olduğu, dosyaya ekli grafilerin Kurulca incelenmesinde; 24.09.2019 tarihli sol omuz grafilerinde sol humerus balında tuberkulum majusta kaynamış kırık sekeli izlendiğine göre; mevcut belgelere göre; ... ve ... kızı, 1958 doğumlu ...'in 08.03.2018 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı arızası sebebiyle 30.03.2013 tarih ve 28603 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu raporları hakkında yönetmeliğe göre Şekil 2.10'a göre fleksiyon kısıtlılığı için özür oranı %4, Şekil 2.11'e göre abduksiyon kısıtlılığı için özür oranı %4, üst ekstremite özür oranı %4 + %4= %8, Şekil 2.3'e göre tüm vücut özür oranı %5 olarak tespit edildiğine göre; Kişinin tüm vücut engellilik oranının % 5 (yüzdebeş) olduğu, iyileşme süresinin (iş göremezlik süresi) olay tarihinden itibaren 4 (dört) aya kadar uzayabileceği, bakıcı ihtiyacının olmadığı belirlenmiş olup, raporun davacının son durum rapor ve grafileri incelenerek düzenlendiği, dosyada mevcut diğer raporların değerlendirildiği, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen raporun Yargıtay uygulamalarına göre olay tarihinde uygulanmayan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmiş olması nedeniyle farklı yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen raporlar arasında çelişki bulunmadığı, ATK 2. İhtisas Kurulu kök ve ek raporunun olay tarihinde uygulanan yönetmelik hükümlerine uygun olduğu anlaşılmakla bu rapor doğrultusunda Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereğince TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemine göre hesaplanan sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatından davalının sorumlu tutulmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır.
3-Davalı vekili SGK tarafından yapılan ödemelerin araştırılıp belirlenen tazminattan mahsup edilmediğini ileri sürmüş ise de dosya kapsamından SGK tarafından davacıya dava konusu kaza nedeniyle gelir bağlanmadığı,14.03.2018-30.04.2018 tarihleri arasında 1.819,05 TL geçici işgörmezlik ödendiği belirlenmiş olup hükme esas alınan 05.02.2021 tarihli aktüer bilirkişi raporunda davacının 08.03.2018-08.07.2018 tarihleri arasında 4 aylık geçici işgöremezlik zararının 6.412,48 TL olduğu, SGK tarafından ödenen 1.819,05 TL mahsup edildiğinde bakiye geçici işgörmezlik zararının 4.593,43 TL olduğu belirlenmiş olup mahkemece 4.593,43 TL geçici iş göremezlik tazminatının tahsiline karar verilmiş olmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
4-Davalı vekili, dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini belirtmiş ise de davacının davadan önce davalıya 29.03.2018 tarihinde usulüne uygun olarak başvuru yaptığı ve davalı tarafından davacıya 14.08.2018 tarihinde kısmi ödeme yapıldığı anlaşıldığından bakiye tazminata 15.08.2018 tarihinden itibaren faiz uygulanmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, davacının maluliyet oranının kaza tarihindeki yürürlükteki yasal mevzuat uyarınca ve yetkili kurumca belirlenmiş olmasına, bilirkişi tarafından belirlenen kusur oranlarının olayın oluşuna, görgü tespit tutanağına ve davalı tarafından alınan kusur raporuna uyumlu olması nedeniyle benimsenmesinde, kazanın oluşuna ilişkin iddianın aksinin davalı tarafca ispat edilememiş olmasına, hüküm altına alınan tazminatlardan davalının sorumlu olması nedeniyle temerrüt tarihinden faiz uygulanmasında, SGK tarafından yapılan ödemelerin belirlenen tazminattan mahsubunda ve tazminatın hesaplama yönteminde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1.b.1.maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1.b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.633,34 istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 408,53 TL’nin mahsubu ile bakiye 1.224.81 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir olarak kaydedilmesine,
3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yatırılan delil ve gider avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,
5-Karar tebliği, harç mahsup, iade ve tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK’nın 362/1.a maddesi gereğince miktar itibariyle KESİN olmak üzere 28.03.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.