T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/366 - 2025/1016
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/366
KARAR NO : 2025/1016
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20.12.2022
NUMARASI : 2019/675 Esas 2022/996 Karar
DAVANIN KONUSU : Tazminat
KARAR TARİHİ : 18.09.2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 29.09.2025
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 03.01.2014 tarihinde, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı aracın, davacının kardeşi olan ...'ın idaresindeyken tek taraflı kaza meydana geldiğini, ...’ın vefat ettiğini, davacının engelli olup kardeşinin desteğinden yoksun kaldığını iddia ederek HMK’nın 107. Maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak şimdilik 5.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının başvuru tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 09.02.2021 tarihli talep artırım dilekçesi ile, talebini 169.692,43 TL’ye yükseltmiş; 29.04.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 227.434,85 TL’ye artırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetkili mahkemenin İstanbul mahkemeleri olduğunu, sürücü ...’ın kazaya kendi kusuru ile sebep olduğunu bu nedenle davalının sorumluluğu bulunmadığını, daha önce aynı kazaya ilişkin anne ...'a 54.083,79 TL ödeme yapıldığını, davacının müteveffanın kardeşi ve engelli olduğunu, desteğin ispat edilmesi gerektiğini, faiz talebinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; dosyadaki bilgi ve belgelere, rapor ve tanık anlatımlarına göre, davacının engelli olduğu, müteveffanın davacıya destek olduğunun anlaşıldığı, davacının destekten yoksun kalma zararının hesaplanması yönünden iki ayrı aktüer bilirkişiden rapor ve ek raporlar alındığı, 19.11.2022 tarihli aktüer bilirkişi ek raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu, buna göre davacının davalı sigorta şirketinden talep edebileceği destekten yoksun kalma zararının 184.075,45 TL olduğu, talep artırım dilekçesinde talep edilen tazminat miktarı ile bağlı kalındığı gerekçesi ile davanın kabulüne, 169.692,43 TL destekten yoksun kalma tazminatının 26.09.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yetki itirazlarının reddinin hatalı olduğunu, davalı şirketin merkezinin İstanbul’da olduğunu, müteveffa sürücünün tam kusurlu olduğunu, kazanın tek taraflı meydana geldiğini, davalı şirketten tazminat talep edilemeyeceğini, müteveffanın annesine ödeme yapıldığını, davacının desteklik iddiasını ispat edemediğini, davacının özür durumu yönünden yetkili bir sağlık kuruluşundan rapor alınması gerektiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
1-6100 sayılı HMK'nın genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin birinci fıkrasına göre; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." şeklinde düzenleme yapılmış, trafik kazası aynı zamanda haksız fiil teşkil eden bir eylem olduğundan 6100 Sayılı HMK'nın 16. maddesinde ise "Haksız fiilden doğan davalarda haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir" hükmü yer almaktadır.Uyuşmazlık Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinden kaynaklandığından dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 110.maddesinde diğer bir yetki kuralı da yer almakta olup, "Motorlu araç kazalardan dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar sigortacının merkez veya şubesinin, veya sigorta sözleşmesini yapan acentanın bulunduğu yer mahkemelerinin birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir" hükmü ile sigortanın merkez ve şubeleri, sigorta sözleşmesini yapan acenta veya kazanın meydana geldiği yerin yetkili olduğu kabul edilmiştir. Davacı vekilinin davayı, sigortacının bir acenteden daha yetkili organı olan Bölge Müdürlüğünün bulunduğu Ankara'da açtığı, davalı sigorta şirketinin bölge müdürlüğünün bulunduğu yer olan Ankara Ticaret Mahkemelerinin görevli ve yetkili olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin yetkiye ilişkin istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.
2-Davalı vekili, dava konusu kazanın tek taraflı meydana geldiğini, desteğin tam kusurlu olduğunu, bu nedenle davacının tazminat talep edemeyeceğini ileri sürmüşse de; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları 14 Mayıs 2015 gün 29355 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 01 Haziran 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir Genel şartlar ile yapılan değişiklerin uygulanma zamanı; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının "A.1. Amaç" başlıklı maddesinin; 2. fıkrasının son cümlesinde; "Bu Genel Şartlar ekleriyle bir bütündür. Bu Genel Şartlar ve sigorta teminat limitleri kaza tarihi itibariyle uygulamaya esas alınır," düzenlemesi 02.02.2016 tarihindeki değişiklik ile "Bu Genel Şartlar" kaza tarihi itibariyle uygulanır ibaresi çıkarılıp sadece " sigorta teminat limitleri kaza tarihi itibariyle uygulamaya esas alınır" olarak değiştirilmiş, C.11. maddesinde ise "Bu genel şartların yürürlük tarihinden sonraki akdedilmiş sözleşmelerde uygulanacağı" düzenlemesi yapılmıştır.
Dava konusu kazanın 03.01.2014 tarihinde meydana geldiği gözetildiğinde 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren yeni ZMSS Genel Şartlarının dava konusu olaya uygulanması mümkün değildir. Davalının sorumluluğunun kapsamı, Karayolları Trafik Kanunu, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir.
Dava konusu kazanın meydana geldiği tarih itibariyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2019 tarih 2017/17-1089 E- 2019/294 K. sayılı ilamı ve 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 Esas-411 Karar, HGK'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 Esas 2012/92 Karar, HGK'nun 16.01.2013 gün, 2012/17-1491 Esas-2013/74 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; Yargıtay’ın sürücü ve işletenin vefatı nedeniyle destekten yoksun kalanlar tarafından açılan davalarda verilen kararların temyiz incelemeleri sonunda istikrar kazanan uygulamasına göre, davacının ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtığı, ölüm nedeniyle doğrudan davacı üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacıya yansıtılamayacağı, dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıyı etkilemeyeceği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacı da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağına (HGK'nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 Esas-411 Karar, HGK'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 Esas 2012/92 Karar, HGK'nun 16.01.2013 gün, 2012/17-1491 Esas-2013/74 Karar sayılı ilamları uyarınca) karar vermiş olduğundan, davalı vekilinin, dava konusu talebin sigorta poliçesi teminatı kapsamında olmadığına ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.
3-6098 sayılı TBK'nın 53. maddesi gereğince, ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları zarar sorumlularından tahsilini talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nın 53. Maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.
Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi; destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır.
Kardeşlerin birbirine karşı kural olarak bakım görevi yoktur. Ancak, bir kardeşin diğer kardeşe eylemli ve düzenli olarak yardım etmesi halinde, bu kardeş diğerinin desteği sayılır. TMK'nın 364. maddesi hükmüne göre, herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan kardeşlerine nafaka vermekle yükümlü olup, desteğin refah içinde olması ve destek tazminatı talep eden kardeşin de yardım edilmediğinde yoksulluğa düşeceğinin ispat edilmesi durumunda kardeş destek tazminatı talep edebilir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı vekilinin davacının engelli olup kardeşi ...’ın vefatı ile onun desteğinden yoksun kaldığını belirterek davacı için destekten yoksun kalma tazminatı talep ettiği, davacının maluliyetine ilişkin sunulan Yunus Emre Devlet Hastanesince tanzim edilen 28.09.2018 tarihli Engelli Sağlık Kurulu Raporuna göre davacının 1999 doğumlu olup davacının destekle yürüdüğü, okuma yazma bilmediği, konuşmasının çok az olduğu, orta derecede mental retardasyon nedeniyle hayatı boyunca daimi maluliyetinin %74 oranında olduğu, davacı tanıklarının beyanlarında, davacının, annesi ve vefat eden kardeşi ... ile birlikte yaşadıkları, davacıya annesinin baktığı, kardeşi ...’ın annesi ve kardeşi ile birlikte yaşadığı, evin ihtiyaçlarını karşıladığı ve davacının sağlığı, giyimi, her türlü ihtiyacı ile ilgilendiğini ifade ettikleri, 17.12.2019 tarihli zabıta araştırmasında, müteveffa ...’ın, ölmeden önce davacı ile aynı evde yaşadıkları, vefat edenin davacıya baktığı belirtilmiş, Emirdağ Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/34E-234K. Sayılı kararı ile davacı ...'a TMK'nın 405. Maddesi gereğince akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle vasi atanmasına karar verildiği görülmüş olup davacının müteveffa kardeşi ...’ın desteğinden faydalandığı, ölümü ile desteğinden yoksun kaldığı anlaşıldığından davacı lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/20363 Esas 2017/2617 Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/15761 Esas 2022/3481 Karar sayılı ilamları).
Açıklanan nedenlerle, HMK’nın 355. maddesi gereğince, davalı vekilinin istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlar yönünden yapılan incelemede; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık görülmediğinden istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b-1.maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1.b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 11.591,69 TL istinaf karar harcından peşin alınan 2.897,92 TL harcın mahsubu ile kalan 8.693,77 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir olarak kaydedilmesine,
3- Başvuran tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yatırılan istinaf gider avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,
5-Kararın taraflara tebliğine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nın 361. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde Yargıtay'da TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 18.09.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.