T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/217 - 2025/319
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/217
KARAR NO : 2025/319
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 28.10.2022
NUMARASI : 2021/673 Esas 2022/686 Karar
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
KARAR TARİHİ : 13.03.2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 11.04.2025
İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili, 30.07.2012 tarihinde davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı otobüs ile ... plakalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kazada otobüstü yolcu olan davacının yaralandığını, kazada her iki sürücünün de kusurlu olduğunu, davacının 04.01.2019 tarihli engelli raporu uyarınca %14 oranında sürekli engelli kaldığını ve sürekli tedavi görmek zorunda kaldığını, birçok masraf yaptığını, hastane masrafları, ulaşım giderlerini karşılayamaz hale geldiğini, davalı sigorta şirketine yapılan başvurudan sonuç alınamadığını, aracın Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Mesuliyet Sigortacısı ... Sigorta AŞ aleyhinde Sigorta Tahkim Komisyonuna 2019 E.57022-57023 sayı ile başvuru yapıldığını ve ... Sigorta AŞ'nin 15.000,00-TL ödeme yapmasına karar verildiğini, kalan kısım için davalı sigorta şirketine başvurulduğunu, ancak ödeme yapılmadığını, davanın HMK’nın 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığını belirterek talep artırım hakları saklı kalmak kaydıyla, davacının yaralanması, geçici, kalıcı iş göremezliğe maruz kalması nedeniyle 700,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 300,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi tazminatın ve tedavi süresince bakım ihtiyacı olduğundan 100,00 TL bakıcı giderinin kaza tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 199.700,00 TL ve bakıcı gideri talebini 1.058,06 TL olarak artırmıştır.
Davalı vekili, kazaya karışan ... plakalı aracın davalı şirkete zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı olup poliçe limitinin 200.000,00 TL olduğunu, davacının içinde yolcu olarak bulunduğu otobüs için taşımacılık yetki belgesi olup olmadığının tespiti gerektiğini, yetki belgesine sahip ise Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası düzenlenmesi gerekeceğinden talebin öncelikle Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortasını düzenleyen sigorta şirketi tarafından karşılanması gerektiğini, maluliyet iddiasının ispatlanması ve Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını, davacının kaza nedeniyle elde ettiği gelirin mahsubu gerektiğini, davalı sigorta şirketinin temerrüde düşmediği gibi davanın açılmasına da sebebiyet vermediğini belirterek davanın reddini savunmuş, 14.09.2022 tarihli dilekçesi ile HMK'nın 176. Maddesi gereğince süresinde verdikleri cevap dilekçesini ıslah ettiklerini ve zamanaşımı itirazında bulundukları belirterek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davanın davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı otobüsün karıştığı trafik kazasında otobüste yolcu olarak bulunan davacının yaralanması nedeniyle geçici iş göremezlik tazminatı, sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri talebine ilişkin olduğu, kusur durumuna ilişkin alınan 23.03.2022 tarihli raporda kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün %75 oranında, karşı araç sürücüsünün %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uyarınca düzenlenen 18.04.2022 tarihli raporda davacının %13 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği, iyileşme süresinin 4 ay olduğu ve 45 gün bakıcı ihtiyacı olduğunun belirlendiği, aktüer bilirkişi tarafından ibraz edilen rapor ve 29.08.2022 tarihli ek rapordaki tespit ve hesaplamalar esas alınarak bedel artırım dilekçesindeki talebe göre davanın kabulü ile davacının 199.700,00 TL sürekli iş göremezlik, 300,00 TL geçici iş göremezlik ve 1.058,06 TL bakıcı gideri tazminatı toplamı 201.058,06 TL maddi tazminat alacağının 16.03.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davacı tarafça 30.07.2012 tarihinde meydana gelen kaza ile ilgili olarak 20.11.2021 tarihinde dava açıldığını, ancak taleplerin zamanaşımına uğradığını, 8 yıllık uzamış zamanaşımı süresinin dolduğunu ve davanın reddi gerektiğini, 6100 sayılı HMK’nın 176. maddesi uyarınca taraflardan her birinin usul işlemlerini ıslah edebileceğini, süresinde cevap verdikleri davada ıslah yolu ile zamanaşımı itirazında bulunmalarına ve davacının talep artırım dilekçesinde beyan ve itirazlarına ayrıca dile getirilmiş olmasına rağmen mahkemece nazara alınmadan karar verildiğini, davacının içinde yolcu olarak bulunduğu aracın işleteni adına yine bu araç için düzenlenmiş bir taşımacılık yetki belgesi olup olmadığının tespit edilmediğini, yetki belgesine sahip olması halinde zorunlu karayolu taşımacılık mali sorumluluk sigortasının düzenlenmesi gerekeceğinden taşımacılık sigortasının öncelikle ele alınması gerektiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen gözetilmesi gereken hususlar ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;
Davacı vekili, 30.07.2012 tarihinde dava dışı sürücü idaresinde olup davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı otobüs ile dava dışı sürücü idaresindeki ... plakalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kazada otobüstü yolcu olan davacının yaralandığını, Sigorta Tahkim Komisyonuna 2019E.57022-57023 sayılı başvurular yapıldığını ve dava dışı ... Sigorta AŞ aleyhine 15.000,00 TL’lik kısım için karar verildiğini belirterek geçici iş göremezlik tazminatı, sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri taleplerinde bulunmuş, mahkemece 23.03.2022 tarihli raporda sigortalı araç sürücüsünün %75 oranında, karşı araç sürücüsünün %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uyarınca düzenlenen 18.04.2022 tarihli raporda davacının %13 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği, iyileşme süresinin 4 ay olduğu ve 45 gün bakıcı ihtiyacı olduğunun belirlendiği, aktüer bilirkişi rapor ve ek raporundaki tespit ve hesaplamalar esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
1-Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun zamanaşımını düzenleyen 72. maddesinde “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.
2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar, dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. TBK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık subjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir. (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794)
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/8609 Esas- 2019/3324 Karar sayılı kararında; “2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, sözkonusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün 2008/4-326-325 ve HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198 E. 2015-1495 K. sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.) denilmiştir.
Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146-161 maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir (HGK’nun 05.05.2010 gün ve 2010/8-231 E., 255 K. sayılı ilamı).
Zamanaşımı def'i, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır. Diğer bir anlatımla, davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hakim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz ( BK m.140, TBK m.161).
Zamanaşımı, kanunda (HUMK m.187, HMK m.116) sınırlı olarak sayılan ilk itirazlardan olmadığından cevap dilekçesi ile ileri sürülme zorunluluğu bulunmamaktadır. İlk itirazların karşı taraf muvafakat etse bile esasa cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülmesi mümkün değildir. Buna karşın, esasa cevap süresi geçirilse bile zamanaşımı def'i ileri sürülebilir. Ne var ki bir savunma aracı olan zamanaşımı def'inin, savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar ileri sürülmesi gerekmektedir. Bu ana kadar ileri sürülmeyen zamanaşımı def'inin sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi niteliğinde olacağından, mahkemece dikkate alınabilmesi davacının itirazı ile karşılaşmaması koşuluna bağlıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı 141. maddede hüküm altına alınmış olup, anılan maddede; (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) "Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." düzenlemesine yer verilerek, yargılamanın aşamalarına göre bir ayrım yapılmıştır.
Yargılamanın ilk kesiti olan dilekçelerin teatisi (verilmesi) aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. Savunmayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Bu yasağın istisnaları yine maddenin son fıkrasında açıklanmış ve karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslah suretiyle iddia ve savunmanın genişletilip, değiştirilebileceği kabul edilmiştir.
Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesidir (6100 sayılı HMK. m. 176, mülga 1086 sayılı HUMK. m.83). Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir (Üstündağ S: Medeni Yargılama Hukuku, C.I.II.B.5, İstanbul 1992, s.534).Islah, mahkemeye yöneltilen tek taraflı ve açık bir irade beyanı olduğundan, yasal şartları yerine getirildiği takdirde karşı tarafın ya da mahkemenin kabulüne bağlı olmaksızın yapılabilir. İddia ve savunmayı değiştirme ya da genişletme sayılmayan hallerde veya karşı tarafın genişletme ve değiştirmeye rıza gösterdiği hallerde ıslaha başvurmaya gerek olmadığı açıktır. Davanın tamamen ıslahı mümkün olduğu gibi kısmen ıslahı da mümkündür. Ancak ıslahın yapılması zamanı bakımından Kanunda sınırlandırılmış ve HMK'nın "ıslahın zamanı ve şekli" başlıklı 177. maddesinin 1. fıkrasında tahkikatın sona ermesine kadar ıslahın yapılabileceği düzenlenmiştir. Islahın konusu tarafların yaptıkları kendi usul işlemleridir. Taraflar ıslahla, dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu, talep sonucunu değiştirebilirler. Islahın amacı yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansızdır. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için ıslahın konusu olamaz.
Az yukarıda değinildiği üzere ıslahın konusunu tarafların yaptıkları usul işlemleri oluşturduğundan taraflardan birinin ıslah yoluna başvurabilmesi için daha önce yapmış olduğu bir usul işleminin bulunması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 176. maddesinde taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu nedenle cevap dilekçesinin ıslahı için öncelikle yapılması gereken usul işlemi davaya cevap vermekten ibarettir. Cevap dilekçesinin hiç verilmemiş olması halinde ortada ıslah edilmesi mümkün bir usul işleminin varlığından söz edilemez. Aksi halde, suskun kalınarak hiç cevap verilmemiş olması halinin bir usul işlemi olarak kabulü gerekir. Bu çerçevede süresi geçtikten sonra yapılan ve karşı çıkılan savunmanın da hiç yapılmamış gibi olduğunu ve aynı hukuki sonucu doğuracağını belirtmek gerekir. Usul işleminin ıslahla düzeltilmesi öncelikle geçerli bir hukuki işlemin varlığını gerektirdiğinden, yapılmamış hükmünde sayılan bir usul işleminin ıslahla düzeltilmesi de düşünülemez.
Somut olayda 30.07.2012 tarihinde davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı aracın karıştığı kazada, otobüste yolcu olarak bulunan davacının yaralandığı, davalı sigorta şirketine husumet yöneltilerek geçici iş göremezlik tazminatı, sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri talebiyle davanın 20.11.2021 tarihinde açıldığı, davalı sigorta şirketi vekilinin 06.02.2021 tarihli cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmadığı, ne var ki yargılama sırasında ibraz ettiği 14.09.2022 tarihli dilekçesi ile 6100 sayılı HMK'nın 176. maddesi uyarınca ıslah yolu ile zamanaşımı itirazında bulunduklarını belirttiği, mahkemece davalı vekilinin ıslahla zamanaşımı def'ine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.
Dava dilekçesinde 30.07.2012 tarihinde meydana gelen kazada yaralanan davacının kaza tarihinden günümüze kadar sağlık sebebi ile sürekli tedavi görmek zorunda kaldığının ileri sürülmüş olması da nazara alınarak davacının zararının hangi tarihte belirlenebilir hale geldiği de belirlenerek ıslah yoluyla ileri sürülen zamanaşımı def'i yönünden yukarıda açıklanan Kanun hükümleri ve ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılması için hükmün kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafça dava dışı ... Sigorta AŞ ve karşı araç zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ... Sigorta AŞ aleyhine iş göremezlik tazminatı talebiyle Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuru sonucunda Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin 18.10.2019 tarih ve 2019/83330 sayılı kararı ile ...'ın 33.381,80 TL tutarındaki tazminat talebinin kabulü ile 15.000,00 TL'nin 02.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ... Sigorta AŞ tarafından, 18.381,80 TL'nin ise 24.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ... Sigorta AŞ tarafından ödenmesine karar verildiği, mahkemece anılan kararın kesinleşip kesinleşmediği ve davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı açıklığa kavuşturulmadan yargılamanın sürdürüldüğü anlaşılmıştır. Bu durumda TBK'nın 154 ve 155. Maddelerine göre eldeki davaya etkisinin değerlendirilmesi gerekirken anılan hususun göz ardı edilmiş olması doğru değildir.
2-Olay tarihinde yürürlükte bulunan 4925 Sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca taşımacılar, yolcuya gelebilecek bedeni zararlar için bu Kanunun 17. maddesinde düzenlenen sorumluluklarını sigorta ettirmek zorundadırlar. Anılan Kanunun 19/son ve Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.8. maddeleri hükümlerine göre, meydana gelen zarar öncelikle taşımacının sorumluluk sigortasından karşılanır. Ancak bu sigortanın hiç yapılmamış olması, yapılmış fakat geçersiz hale gelmiş olması, süresinin bitmiş olması veya meydana gelen zararın bu sigorta teminatlarının üzerinde bulunması halinde teminatların üzerinde kalan kısım için, sırasıyla zorunlu mali sorumluluk sigortasına ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortasına başvurulur. Bahse konu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, yasa koyucu, yolcuların uğradığı bedeni zararlar bakımından taşımayı yapan aracın zorunlu karayolu taşımacılık sigortacısı, trafik sigortacısı ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı bakımından müştereken ve müteselsilen bir sorumluluk öngörmemiş, sıralı bir sorumluluk düzenlemiştir. Başka bir anlatımla, yolcunun uğradığı bedeni zararlar, taşımayı yapan aracın zorunlu karayolu taşımacılık sigortası kapsamında ise bu aracın trafik veya ihtiyari mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğu doğmayacaktır.
Davalı sigorta şirketi vekili davacının yolcu olarak bulunduğu ... plakalı otobüsün kaza tarihinde geçerli taşımacılık poliçesi bulunduğunu belirttiği, bu durumda kaza tarihi itibariyle davacının yolcu olarak bulunduğu otobüsün zorunlu taşımacılık mali sorumluluk sigorta poliçesi bulunup bulunmadığı ve zorunlu taşımacılık mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu bulunup bulunmadığının Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezinden sorularak tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklığa kavuşturulması ve aracın zorunlu taşımacılık mali sorumluluk sigorta poliçesinin bulunması halinde davalı zorunlu mali sorumluluk sigortacısının taşımacılık sigortasının sorumlu olduğu poliçe teminat limiti üzerinde kalan miktardan sorumlu olacağı gözetilerek davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yeniden görülmek ve davalı yararına oluşan kazanılmış haklarda gözetilerek karar verilmek üzere kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
2-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine,
3-İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılacak yargılamada dikkate alınmasına,
4-Karar tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 13.03.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.