T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/258 - 2025/291
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/258
KARAR NO : 2025/291
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 01.11.2022
NUMARASI : 2020/724 Esas 2022/806 Karar
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)
KARAR TARİHİ : 06.03.2025
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 07.04.2025
İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili; 24.08.2017 tarihinde davalı şirketin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu ... plakalı araç ile ... plakalı aracın çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında ... plakalı araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını, ... plakalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunu, davacıya bir miktar ödeme yapıldığını, ancak bu ödemenin yetersiz olduğunu belirterek belirsiz alacak olarak şimdilik 500 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 03.08.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile, 100 TL bakıcı giderine ilişkin talebini 7.161,25 TL'ye, 400 TL iş göremezlik zararına ilişkin talebini 16.576,70 TL'ye arttırmış, yargılama aşamasında davacının vefatı nedeniyle davaya mirasçıları tarafından devam edilmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazının olduğunu, davacıya 13.11.2018 tarihinde 8.958,00 TL ödeme yapıldığını, davacının maddi zararının karşılandığını, davalı şirketten herhangi bir tazminat talep etme hakkının bulunmadığını, davalının sigortalının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı sorumluluğu bulunduğunu, kusur ve maluliyet oranının tespiti için rapor alınmasını, kaza sırasında davacının emniyet kemeri takmaması nedeniyle zararın artmasında müterafik kusuru bulunduğunu, tazminata hükmedilmesi halinde %20 oranında indirime gidilmesi gerektiğini, davalı şirketin davacı tarafın tedavi giderleri kapsamında sayılan geçici iş görmezliğe ilişkin tazminat taleplerinden sorumlu olmadığını, SGK tarafından davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti ile hesaplanacak tazminattan mahsup edilmesini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece toplanan delillere göre, davalıya sigortalı araç sürücüsü dava dışı ...'ın %70 oranında, ... plakalı araç sürücüsü dava dışı ...'nin %30 oranında, kusurlu davranışı ile sebebiyet verdiği kazada davacının yaralandığı, bu yaralanmaya bağlı Özürlülük Ölçütü ve Sınıflandırılması, Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre %39,2 oranında sürekli iş göremezliğinin oluştuğu, 4 ay süresince bakıcı ihtiyacının olduğu, 6 ayda iyileşebileceğinin belirlendiği, bilirkişi raporuna göre davacının, zararının ödeme ile karşılanmadığı, bakiye 9.993,81 TL iş gücü kaybı zararı ile 4.977 TL bakıcı gideri zararı olmak üzere toplam 14.970,81 TL maddi zararının oluştuğu, sigortalı araç sürücüsünün sebebiyet verdiği ve poliçe teminatı kapsamında bulunan davacının bakiye zararından poliçe hükümleri gereğince davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu belirtilerek davanın kısmen kabulü ile 14.970,81 TL tazminatın 13.11.2018 ilk ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacılar ... mirasçılarına verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yolu başvurusu yapılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, karara esas alınan iş göremezlik raporunun hatalı olduğunu, yetkili merci tarafından düzenlenmediğini, geçici iş göremezlik tazminatı talebinin teminat dışı olduğunu, davacının kazanç getiren herhangi bir işte çalışmadığından geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacının kaza sebebiyle elde ettiği gelir ve tazminatlar tespit edilerek, davalı şirket aleyhine hükmedilecek olası bir tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, aktüer uzmanı tarafından TRH 2010 yaşam tablosu ve %1.8 teknik faize göre hesaplama yapılmadığını, başvuru konusu trafik kazası ile ilgili açılmış bulunan ceza davasının bekletici mesele yapılmasını, yapılan hesaplamada davacının 24.08.2017 tarihinde kaza yaptığı ve 20.12.2020 tarihinde vefat ettiği bilindiği halde bilirkişi raporunda kaza ve vefat tarihi arasındaki dönem için hesap tarihi olan 29.07.2021 tarihindeki asgari ücret kullanılarak hesaplama yapıldığını, davacının emniyet kemeri kullanmadığının adli rapor ile ve davacının yaralandığı bölgeler değerlendirildiğinde sabit olduğunu, davacının zararın artmasında müterafik kusuru bulunduğundan davacı lehine tazminata hükmedilmesi halinde yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde tazminattan %20 oranında müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen gözetilmesi gereken hususlar ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;
Dava, trafik kazasında yaralanmadan kaynaklı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, 24.08.2017 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davalının zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu ... plakalı kamyonun arkadan çarptığı ... plakalı araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını, kaza nedeniyle davalı tarafından yapılan ödemenin yetersiz kaldığını belirterek maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında davacının 20.12.2020 tarihinde vefat etmesi nedeniyle davaya mirasçıları tarafından devam edilmiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
1-Davalı vekilinin maluliyet raporuna yönelik istinaf sebeplerinin incelemesinde, Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
Maluliyete ilişkin alınacak raporların 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihi ile 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Mahkemece Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan 21.03.2022 tarihli raporda Özürlülük Ölçütü ve Sınıflandırılması Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre davacının C2 odontoid proceste fraktür, C7 spinöz proces fraktürü, T5 vertebrada yükseklik kaybı ve kemik iliği ödemi ve T5 transvers proçes kırığı, T7 vertebrada yükseklik kaybı ve kemik iliği ödemi, L3 vertebra sol travers proceste hafif deplase fraktür, L4 vertebra sol travers proceste hafif deplase fraktür arızaları ayrı ayrı değerlendirilmek suretiyle tüm arızalar için Balthazard formülü uygulandığında sürekli özür oranının %39,2, geçici iş görmezlik süresinin 6 aya kadar uzayabileceği, olay tarihinden itibaren 4 ay süre ile gündelik ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacağından bakıcıya muhtaç olduğunun belirlendiği, raporun davacının muayene edilerek, hakkında düzenlenmiş olan tedavi belgeleri ve sağlık kurulu raporları değerlendirilerek kaza tarihi itibariyle Yargıtay uygulamalarına göre geçerli kabul edilen yönetmelik hükümlerine göre düzenlendiği anlaşıldığından davalı vekilinin maluliyet raporuna yönelik ilişkin istinaf gerekçeleri yerinde görülmemiştir.
2-Davalı vekilinin hesaplama yöntemine yönelik istinaf sebeplerinin nicelenmesinde; 2918 sayılı Karayolları Trafik kanunun 90. Maddesinde “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihinde 2019/40 E-2020/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresi Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarihli 2019/40-2020/40 sayılı kararı ile iptaline karar verilmekle; zarar hesaplanmasında ZMMS Genel Şartları ekindeki cetveller ile getirilen %1,8 teknik faizin uygulanması mümkün değildir. Bu itibarla, mahkemece, sürekli işgöremezlik tazminatının hesaplanması yönünden hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda Yargıtay tarafından kabul edilen TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi kullanılarak hesaplama yapılmasında isabetsizlik görülmemiştir.
3-Davalı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatından sorumluluğa yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 Esas - 202/40 Karar sayılı iptal kararı nedeniyle davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK.nın ve 6098 sayılı TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun Bedensel zarar başlıklı 54. maddesinde "Bedensel zararlar tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar" olarak belirtilmiş ve bedensel zarara uğrayan kimse tamamen veya kısmen çalışamamasından ve ilerde ekonomik yönden uğrayacağı yoksunluktan kaynaklanan zarar ve ziyanı ile bütün masraflarını zarar verenlerden isteyebileceği belirtilmiştir.
Bunlar doktrin ve Yargıtay uygulamaları ile; geçici iş göremezlik nedeniyle iş ve kazanç kaybı, sürekli iş göremezlik (kalıcı sakatlık yada maluliyet) nedeniyle çalışma gücü ve kazanç kaybı, tedavi giderleri ve tüm iyileşme sürecinde yapılan her türlü masraflar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak kabul edilmektedir.
Yukarıda belirtilen maddelerden de anlaşılacağı üzere, geçici işgöremezlik tazminatı, yaralanan kişinin iyileşme süresince çalışamaması nedeniyle ortaya çıkan zarar, bakıcı gideri ise iyileşme süresi veya ömür boyu başkasının yardımına ihtiyaç duyulması olup TBK'nın 54. maddesinde sayılan bu zararlardan, zarar sorumluları KTK'nın 85. maddesi ve 91. maddesi gereğince araç işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortası sorumlu olduğundan ve KTK'nın 98. maddesinde belirtilen SGK'nın sorumlu olduğu sağlık hizmet bedeli kapsamında geçici işgöremezlik zararı ve bakıcı gideri bulunmadığından ve Kanun ile düzenlenmeyen hususun zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ile düzenlenmesi mümkün olmadığı gibi kanun maddesine aykırı genel şart hükümleri de getirilemeyeceğinden davalı sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri zararından sorumlu olmayacağı yönündeki istinaf gerekçesi yerinde değildir.
3-Davalı vekilinin müterafik kusur indirimi yapılmasına yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "tazminatın belirlenmesi" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğine ve özellikle kusurun ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş; "tazminatın indirilmesi" başlıklı 52. maddesinde ise; zarar gören taraf, zararı doğuran fiile razı olduğu veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olduğu yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırdığı takdirde hakimin, tazminatı indirebileceği veya tamamen kaldırabileceği açıklanmıştır.
Buna göre, zarar görenin zarara katılması veya zararın artmasına sebep olduğu hallerde zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında müterafik kusurunun bulunduğunun kabulü gerekir. Müterafik kusur; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. (EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2015. S. 582) Zararın doğumu ya da artmasına yol açan fiil, zarar görenin davranışlarından ileri gelmişse müterafik (ortak) kusurdan söz edilir. (KILIÇOĞLU, Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2012, s.418) Yukarıda da açıklamalar dikkate alındığından davacının müterafik kusuru nedeniyle tazminattan indirim yapılabilmesi için zararın bu nedenle artması zarar ile mağdurun eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.
Davalı sigorta şirketi istinaf dilekçesinde, davacının koruyucu tertibat kullanmadığı için müterafik kusurlu olduğunu, belirlenecek tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini ileri sürmüş ise de, kaza tespit tutanağında davacının emniyet kemeri takmadığına yönelik bir tespit bulunmadığı, davacının arkadan çarpılan araçta yolcu olarak bulunduğu, maluliyetine neden olan yaralanmasının lomber omurga ve pelvis kırığına ilişkin olup emniyet kemeri takmaması ile maluliyetine konu arazlar arasındaki illiyet bağı ispat edilemediğinden davalı vekilinin bu hususa yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranın hükme esas alınmasında, maluliyet raporunun kaza tarihinde geçerli yönetmelik hükümlerine göre düzenlenmiş olmasında, aktüer bilirkişi tarafından Yargıtay tarafından kabul edilen TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemi kullanılarak hesaplama yapılmasında, davalı tarafından davadan önce (13.11.2018 tarihinde ) yapılan 6.384,48 TL ödemenin ödeme tarihi verilerine göre davacı zararını karşılamadığının tespit edilmesinde, hükme esas alınan aktüer bilirkişi ek raporuyla 07.12.1951 doğum tarihli davacının kaza tarihinde pasif dönemde bulunmakla tazminat hesaplamasında gelirinin AGİ hariç asgari ücret üzerinden ölüm tarihi olan 20.12.2020 tarihine kadar hesaplama yapılmış olmasında, sürekli iş göremezlik tazminatının davacının %39,2 maluliyeti ve sigortalı araç sürücüsünün %70 kusur oranı karşılığı zarardan dava tarihinden önce yapılmış olan ödemenin güncellenerek mahsubu ile maddi tazminata ilişkin yapılan hesaplamanın hükme esas alınmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bununla birlikte, 6100 sayılı HMK'nın Taleple Bağlılık İlkesi başlıklı 26. maddesinde "(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır." hükmüne yer verilerek kural olarak taleple bağlılık ilkesi benimsenmiştir. Dava ile mahkemeden tespit, eda veya inşai talepler açısından da taleple bağlılık dava dilekçesindeki talep çerçevesinde değerlendirilir. Kanun ile davacıya talebin değiştirilmesine yönelik bir imkan tanınmadıkça davacının dava dilekçesinde talep ettiği hususlar dışında karar verilmez.
6100 sayılı HMK'nın 140/3. maddesinde "Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. " denilerek, davanın ön inceleme tutanağında esas alınan uyuşmazlık konuları çerçevesinde yürütüleceği kabul edilerek, dava dilekçesinde talep edilmeyen hususlarda kural olarak yargılama yapılarak karar verilmeyeceği kabul edilmiştir.
HMK'nın 176/1 maddesi taraflardan her birisinin, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilme imkanı tanımış ise de, dava dilekçesinde talep edilmeyen hususlarda, mahkemece karar verilmesi ancak davanın tamamen ıslahı ile mümkündür. Davanın kısmen ıslahı ile dava dilekçesinde talep ettiği dava değerini artırması mümkün ise de, dava dilekçesi ile talep edilemeyen tazminat kalemlerinin kısmi ıslah ile talep edilmesi mümkün değildir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2019/2082 E. 2020/7164 K. Sayılı kararı "Tamamen ıslahta dava sebebi veya istem konusu tümüyle değiştirilmektedir. Böylece dava dilekçesindeki talepler artık hükme konu olamaz. Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usulü bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur. Uygulamada, istem sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K.,15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 sayılı İlâmları) (HGK’nın 15.02.2017 gün, 2015/7-917 E.-2017/265 K.sayılı İlâmı)")
Somut olayda dava dilekçesinde trafik kazasında yaralanma nedeniyle davacının maluliyetinden dolayı uğramış olduğu maddi tazminat talep edildiği, nitekim 23.03.2021 tarihli ön inceleme duruşmasında davanın davalı tarafından yapılan 8.958,00 TL'yi aşan iş gücü kaybı zararının oluştuğu iddiasıyla şimdilik 500 TL'nin tahsili talebine ilişkin belirsiz alacak davası olduğunun belirlendiği, davada bakıcı gideri talebi bulunmadığı ve dava konusu edilmeyen bakıcı gideri talebinin ıslah yoluyla dava konusu haline getirilmesine yasal olanak bulunmadığı halde davacı vekili tarafından ibraz edilen 03.08.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi esas alınarak 4.977,00 TL bakıcı giderinin hüküm altına alınmış olması doğru görülmediğinden davalı vekilinin bakıcı giderine yönelik istinaf sebebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1.b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek istinaf konusu yapılmayan hususlar ile kesinleşen yönler korunarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle,
I-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,
HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca esas hakkında YENİDEN KARAR VERİLMESİNE,
Buna göre;
A-)1-Davanın kısmen kabulü ile 9.993,81 TL tazminatın 13.11.2018 ilk ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davalı sigorta şirketinden tahsili ile davacılar ... ... mirasçılarına ödenmesine,
Fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Davacının bakıcı giderine ilişkin davası bulunmadığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 682,67 TL karar ve ilam harcından, davanın açılışı sırasında davacı tarafından yatırılan, 54,40 TL peşin harç ile 80,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 134,40 TL harcın düşülerek kalan 548,27 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,
4-Davacı tarafından, davanın açılışı sırasında yatırılan 54,40 TL başvurma harcı, 54,40TL peşin harç, 80,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplaM 188,80 TL'nin davalıdan alınarak davacılar ... mirasçılarına verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 87 TL tebligat ücreti, 227,70 TL müzekkere gideri, 1.370 TL olmak üzere toplam 1.684,70 TL. yargılama giderinin davanın red/kabul oranına göre 709, 26 TL'lik kısmının davalıdan alınarak davacılar ... mirasçılarına verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,
6-6325 Sayılı Yasanın 18/A-13 maddesi gereği suç üstü ödeneğinden ödenen arabuluculuk ücreti 1.320 TL'nin davanın red/kabul oranına göre 555,72 TL'lik kısmının davalıdan, 764,28 TL'lik kısmının davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
7-Davanın kabul edilen kısmı yönünden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 9.993,81 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılar ... mirasçılarına verilmesine,
8-Davanın reddedilen kısmı yönünden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 9.993,81 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
9-Davacılar tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve istekleri halinde davacılara iadesine,
II - İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN:
1-Davalı ... Sigorta AŞ tarafından yatırılan 255,68 TL istinaf karar harcının talep halinde iadesine,
2-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı ... Sigorta AŞ tarafından yapılan 145,00 TL istinaf yargılama gideri ile 492,00 TL istinaf başvurma harcı olmak üzere toplam 337,00 TL istinaf yargılama giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
3-Davalı tarafından yatırılan delil ve gider avansından kullanılmayan kısım var ise HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,
4-Karar tebliği, harç mahsup, iade ve tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 06.03.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.