T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/2330 - 2024/1579
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/2330
KARAR NO : 2024/1579
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/05/2022
NUMARASI : 2020/561 Esas 2022/319 Karar
DAVACILAR
VEKİLİ
DAVALILAR
DAVANIN KONUSU : Maddi ve Manevi Tazminat
KARAR TARİHİ : 12/12/2024
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 09/01/2025
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacılar vekili ile davalı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... ... Sigorta Şirketi vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, davalı ...'ın adli yardım talebi kabul edildiğinden başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacılar vekili, 10.11.2019 tarihinde davalı ...’e ait olup davalı ...’ın idaresindeki ve davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı aracın sebebiyet verdiği kazada, ... plakalı aracın patlayan lastiğini değiştirmek için olay yerinde yaya konumunda bulunan davacıların çocukları ...’in vefat ettiğini, ceza yargılamasının Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/3 Esas sayılı dosyasında sürdüğünü, kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu, müteveffanın ölümüyle anne ve babasının destekten yoksun kaldığını, ayrıca davacıların manevi olarak zarar gördüklerini, sigorta şirketine başvuru ve arabuluculuk aşamasında sonuç alınamadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı ... için 1.000,00 TL ve davacı ... için 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza ve temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı ... için 75.000,00 TL, davacı ... için 75.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılamama sırasında davacı ... için maddi tazminat talebini 164.657,02 TL’ye, davacı ... için 121.360,69 TL’ye artırmıştır.
Davalı ... vekili, arabuluculuk dava şartının davalı yönünden yerine getirilmediğinden dava şartı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, davacı tarafça aracın sigorta şirketlerine başvuruda bulunulduğuna ilişkin açıklama bulunmadığından sigorta şirketlerine davanın ihbarını talep ettiklerini, Ankara 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/336 Esas sayılı iddianamesinde belirtildiği şekilde davalı ...’in güveni kötüye kullanma suçunu işlediği belirtildiği nazara alındığında illiyet bağı bulunmadığından davalının hukuki sorumluluğu bulunmadığını, aracın gerek davalı ve gerekse dava dışı oğlunun bilgisi ve rızası dışında hatta suç teşkil edecek şekilde araç zilyetliğinin ellerinden çıktığını, davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı sigorta şirketi vekili, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe teminat limiti ile sınırlı olup araç sürücüsünün araç içinde silahla darp edildiğini belirttiğini, sigortalı araç sürücüsüne düşen kusur yok ise davalı sigorta şirketinin sorumlu olmayacağını, kusur tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, dava dışı destekten yoksun kalan kimselerin bulunup bulunmadığının tespit edilmediğini, müterafik kusur durumunun mevcut ise tazminattan indirim yapılması gerektiğini, müteveffanın aracın lastiği patlamasıyla araç dışına inmelerinde, araç çevresine uyarıcı levha ve pano asılıp asılmadığının tespiti gerektiğini, tazminat hesabının Genel Şartlar uyarınca yapılması gerektiğini, davalı sigorta şirketi temerrüde düşmediğinden faiz talep etme hakkı bulunmadığını, olayın haksız fiilden kaynaklandığını ve olay tarihinden itibaren yasal faiz uygulanabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, iddiaların gerçeği yansıtmadığını, kazada davalının kusuru bulunmadığını, kusurlu olan kişinin davalının yanında araçta bulunan dava dışı ... olduğunu, kaza anında davalının iradesinin korkutulmak suretiyle sakatlandığını, kazaya kusurlu davranışıyla dava dışı kişinin sebep olduğunu, kusur oranlarının tespiti ve müterafik kusurun değerlendirilmesi gerektiğini, maddi tazminat hesabının Yargıtay İçtihatlarıyla belirlenen hesaplama yöntemleri doğrultusunda yapılması gerektiğini, talep edilen manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu, zarardan sigorta şirketinin sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davanın trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olduğu, 17.05.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporunda kusura ilişkin olarak kazanın meydana gelmesinde davalı sürücü ...'ın % 75 oranında, dava dışı sürücü ...'nin % 10 oranında ve müteveffa yaya ...'in % 15 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, aktüer bilirkişi raporundaki tespit ve hesaplamalar esas alınmak ve manevi tazminatın takdirine ilişkin ilkeler gözetilerek davanın kısmen kabulü ile davacı ... için 164.657,02 TL, davacı ... için 121.360,69 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketi için temerrüt tarihi olan 27.03.2020 tarihinden, diğer davalılar için 10.11.2019 olan olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın 10.11.2019 olan olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekili ile davalı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... ... Sigorta Şirketi vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde, davacılar için hüküm altına alınan manevi tazminat tutarlarının yetersiz olduğunu, anne ve baba davacıların araç sürücüsünün alkollü araç kullanması nedeniyle çok genç yaşta erkek çocuklarının kaybettiklerini ve yaşadıkları acının tarifi bulunmadığını, manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı sigorta şirketi vekili istinaf dilekçesinde, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsüne % 75 oranında kusur izafe edilmesinin hatalı olduğunu, karşı araç sürücüsünün aracının lastiğinin patlaması ile yolun sağında gerekli güvenlik önlemlerini almadan çapraz şekilde durduğunu, araç içinde yolcu olarak bulunan yayaların aşağı inerek lastik değiştirdikleri sırada kazanın meydana geldiğini, sigortala araç sürücüsüne % 75 oranında kusur izafe edilmiş iken % 85 kusur oranında tazminat hesaplanmasının hatalı olduğunu, tazminat hesabında TRH 2010 yaşam tablosu ve 1,8 teknik faiz esas alınması gerektiğini, progresif rant yöntemine göre hesaplama yapılmasının doğru olmadığını, 7327 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde, mahkemece hükme esas alınan kusur raporundaki değerlendirmelerin hatalı olduğunu, diğer aracın hatalı şekilde durmasının kazanın oluşmasında başlıca unsurlardan olduğunu, ilk kazanın meydana gelmesine etki eden dava dışı kişilerin dava konusu kazadaki kusur oranlarının bilirkişi tarafından tespit edilenden daha fazla olduğunu, dava dışı ...’ın araçtan ateş ettiğini, araçta silahla ateş etmenin sürücünün yaşayacağı korku, endişe ve panik sebebiyle kontrolü kaybetmesine neden olacağını, ...’a kusur atfedilmemesi ve illiyet bağı bulunmadığı kanaatine varılmasının doğru olmadığını, müteveffanın kusurunun tespit edilenden fazla olduğunu, tazminat hesabında anne ve babanın paylarının hatalı değerlendirildiğini, destek paylarının davacılar lehine fazla belirlendiğini, hüküm altına alınan manevi tazminat tutarlarının fahiş olduğunu belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde, davalı yönünden dava şartı arabuluculuk koşulu gerçekleşmediğini, davanın sigorta şirketlerine ihbarını talep ettiklerini, davalı yönünden kusursuz sorumluluk şartlarının mevcut olmadığını, davalının Ankara 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/336 Esas sayılı dosyasının iddianamesinde belirtildiği üzere davalı ...’in güveni kötüye kullanma suçunu işlediği belirtildiği nazara alındığında illiyet bağı bulunmadığından hukuki sorumluluğu bulunmadığını, aracın gerek davalı ve gerekse dava dışı oğlunun bilgisi ve rızası dışında hatta suç teşkil edecek şekilde araç zilyetliğinin ellerinden çıktığını, davalıya atfedilebilecek hiçbir uygun hukuki illiyet ve hukuki sorumluluk olmadığını, ceza dosyasının getirtilip incelenmeden karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalıya ait aracı haksız şekilde olayda kullanan araç sürücüsüne % 75 oranında kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, karşı araç sürücüsünün gerekli güvenlik tedbirlerini almadan kazanın oluşmasına sebebiyet verdiğini, karşı araç sürücüsü ve müteveffanın ihlal ettiği kurallar nazara alındığında araç sürücüsüne %75 oranında kusur atfedilmesinin ve hesaplananın % 85 kusur oranına göre yapılmasının hatalı olduğunu, tazminat hesabının TRH 2010 yaşam tablosu ve 1,8 teknik faiz kullanılarak yapılması gerektiğini, 7327 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, manevi tazminat talepleri ve hükmedilen manevi tazminat tutarlarının yerinde olmadığını, eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;
Davacılar vekili, 10.11.2019 tarihinde davalı ...’e ait olup davalı ...’ın idaresindeki ve davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı araç ile ... plakalı aracın patlayan lastiğini değiştirmek için olay yerinde yaya konumunda bulunan davacıların çocukları ...’e çarparak ölümüne neden olduğunu belirterek destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuş, mahkemece 17.05.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporunda kusura ilişkin olarak kazanın meydana gelmesinde davalı sürücü ...'ın % 75 oranında, dava dışı sürücü ...'nin % 10 oranında ve müteveffa yaya ...'in % 15 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, aktüer bilirkişi raporundaki %85 kusur oranına göre yapılan tespit ve hesaplamalar esas alınmak ve manevi tazminatın takdirine ilişkin ilkeler gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraflarca istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
1-Davalıların kusura ilişkin istinaf nedenlerinin incelenmesinde, dosya içeriğinden 10.11.2019 tarihinde kaza tespit tutanağına göre davalı ... idaresindeki ... plakalı araç ile seyir halinde iken beyanına göre orta şeritte seyreden büyük bir aracın sağından geçmek isterken ön ilerisinde yolun sağında aydınlatmanın yeterli, görüşün açık, yol zemininin kuru olduğu bölümde sürücü ... idaresindeki ... plakalı aracın lastiğinin patlamasından dolayı lastik değişimi yapmak isteyen ve araç dışında yolcu yaya olarak bulunan ... ve ... isimli şahıslara çarpması sonucunda meydana gelen kazada davalı sürücünün 2918 sayılı Kanun'un 46/2-c maddesi kuralını ihlal ettiği, sürücü ...'nin patlayan lastiğini değiştirmek için yeterli ve görünür mesafeden tedbir almadığından 2918 sayılı Kanun'a bağlı Yönetmelik'in 135. Maddesi kuralını ihlal ettiği, yaya olarak bulunan yolcular ... ve ...'in 2918 sayılı Kanun'un 2918 sayılı Kanun'un 68/1-c maddesi kuralını ihlal ettiklerinin belirtildiği, kazaya ilişkin Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/3 Esas, 2020/387 Karar sayılı davalı sürücü ... ve dava dışı sürücü ...'nin cezalandırılmasına ilişkin karara karşı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2021/408 Esas, 2021/1624 Karar sayılı kararı ile kazada asli kusurlu olan davalı sürücü ...'ın alkollü olarak ve makas atmak suretiyle bilinçli taksirle iki kişinin ölümüne neden olma suçundan cezalandırılmasına, dava dışı sürücü ...'nin olayda taksirinin bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, kararın Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 27.10.2021 tarihli ve 2021/4595 Esas, 2021/7391 Karar sayılı ilamıyla temyiz itirazlarının reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Yargılama sırasında makine mühendisi bilirkişi tarafından ibraz edilen kusura ilişkin 17.05.2021 tarihli raporda davalı sürücü ...'ın alkollü olarak en sol şeritten 120-130 km/h hızla en sağa yönelmesi ve önünde seyreden kamyonun da sağından hızla ve kontrolsüzce geçmek istemesi esnasında sağ şerit içerisinde kaza yapmış olan ... plakalı araç lastiğini değiştirmeye çalışan yayalara çarpmış olduğu kazanın oluşumunda % 75 oranında, dava dışı sürücü ...'nin alt düzeyde % 10 oranında, müteveffa ...'in sadece dörtlü lambaları yanan araç lastiğini kendi can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde araçlara seyir öncelikli yol üzerinde bulunarak değiştirdiği sırada hızla ve kontrolsüzce makas atarak gelen sürücü... idaresindeki aracın darbesine maruz kalması nedeniyle % 15 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, raporun müteveffa desteğe yüklenen kusur yönünden kaza tespit tutanağı, ceza dosyası içeriği ve kazanın meydana geliş şekline uygun olarak düzenlendiği ve hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından davalıların kusura ilişkin istinaf gerekçeleri yerinde görülmemiştir.
2-2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 88. maddesinde zarar verenlerin birden fazla olması halinde “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” düzenlemesi yapılmış, yine TBK 61. maddesinde; “Dış ilişkide, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” denilmiş, 62. madde de ise “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” düzenlemesi ile birden çok kişi aynı zarardan aynı sebeple yada çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.
Türk Borçlar Kanunun müteselsil borçluluk ve dış ilişki de borçluların sorumluluğu başlıklı 163. maddesinde; “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder” denilerek zarar verenlerin zarar görenlere karşı sorumluluğunun kapsamını düzenlemiştir. Buna göre, zarar gören tazminatın tamamını dilediği takdirde zarar verenlerin hepsinden talep edebileceği gibi, bir kısmından veya sadece birinden de talep edebilir. Burada yasa koyucu zarar görene, tazminatın tamamının zarar verenlerden yalnız birine karşı ileri sürebilmesi imkanı sağlamıştır. Zarar verenlerden biri tazminatın tamamını ödediği takdirde borç ortadan kalkar, dolayısıyla zarar gören öyle bir halde artık diğer zarar verenlerden tazminat talep edemez. Bu nedenle kusursuz zarar görenin zarardan sorumlu olanların birinden, bir kısmından ya da hepsinden zararın tamamını talep etmesi durumunda davalı zarar veren, tazminatın diğer zarar verenlerden talep edilmesi gerektiğini ya da kusuru kadar sorumlu olması gerektiğini ileri süremez. Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Somut olay yukarıda açıklanan Kanun hükümleri ve ilkeler doğrultusunda değerlendirildiğinde, kazanın meydana gelmesinde davacıların desteği ...'e yüklenen kusur oranı dışındaki kusur oranına isabet eden tazminat tutarından davalıların sorumlu tutulmuş olmalarında isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
3-Davalı ... vekili, davalının maliki olduğu kazaya karışan ... plakalı aracın zilyedin bilgisi ve rızası dışında kullanılarak kazaya karıştığını, illiyet bağı kesildiği için araç maliki olarak davalı ...'in sorumluluğu bulunmadığını ileri sürmüştür.
Somut olayda 10.11.2019 tarihinde davalı ...’ın idaresinde iken trafik kazasına karışan ... plakalı aracın kaza tarihinde davalı ... adına kayıtlı olduğu, aracın davalı ...'in oğlu ... tarafından kullanıldığı, sürücü ...’ın davalı ...'in oğlu ...'in şöförü ve yardımcısı olduğu, kaza tarihinde aracın anahtarının ...'in isteği ve bilgisi dahilinde davalı ...'a verildiği Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10.Ceza Dairesinin 26.09.2022 tarihli 2021/816 Esas 2022/1711 Karar sayılı ilamına konu Ankara 49.Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2021 tarihli, 2020/336 Esas 2021/421 Karar sayılı ilamı ile anlaşıldığından davalı işleten vekilinin açıklanan yöne ilişkin istinaf isteminin reddi gerekmiştir.
4-Davalılar ... vekili arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini ileri sürmüş ise de davacılar ile davalılar arasında 15.06.2020 tarihinde başlayan arabuluculuk görüşmelerinin 10.07.2020 tarihinde arabuluculuk anlaşamama tutanağı ile son bulmuş olması nedeniyle davalı işleten vekilinin belirtilen yönlere ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
5-Davalılar vekillerinin aktüer bilirkişi raporuna ve destek paylarına ilişkin istinaf nedenlerinin incelenmesinde, 6098 sayılı TBK'nın 53. maddesi gereğince, Ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları zarar sorumlularından tahsilini talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Destekten yoksun kalanların destek paylarını belirlerken desteğin gelirinin bir kısmını kendisine bir kısmını da eş ve çocukları ile anne ve babasına ayıracağı varsayılmalıdır. Bunun dışında destekten yoksun kalanlardan bir kısmının davacı olup diğer kısmının davacı olmadığı durumda talepte bulunmayan destek görenlerin paylarının da hesaplamada göz önünde tutulması gerekmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında, destek payları doğru belirlenerek, destekten yoksun kalanlara müteveffanın sağlığında sağlamış/sağlayacak olduğu yardımın miktarı da doğru şekilde hesaplanmalıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin kabul görmüş pay esasına göre; çocuksuz durumda destek, desteğin evleninceye kadar gelirinin yarısını kendi ihtiyaçları yarısını da anne ve babası için ayıracağı varsayılarak bu dönemde desteğe iki anne ve babaya birer pay vermek suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında evlenmeden önceki dönem içinde anne ve babanın her birine %25 pay verilmesi gerektiği, desteğin ileride evlenmesi ile birlikte desteğe iki eşe iki anne ve babaya birer pay verilerek, yine desteğin tüm gelirinin oranlanarak anne ve babaya %16 şar pay ayrılması, desteğin bir çocuğunun olması durumunda iki pay desteğe, iki pay eşe bir pay çocuğa ve birer pay anne ve babaya ayrılmak suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında anne ve baba için %14 er pay verilmesi daha sonra ikinci çocuğun doğacağı varsayılarak bu kez desteğe iki, eşe iki, çocukların her birine birer ve anne ve babaya birer pay verilerek desteğin tüm gelirine oranlanarak anne ve babaya 12,5 er pay verilmesinin uygun olacağı, daha sonra anne ve babadan yaşam tablosuna göre hangisi destekten çıkacaksa kalan kişiye diğerinin payının ilave edilmesi esasına dayalıdır. Çocukların sayısı arttıkça hem desteğe ayrılan pay, hem de eş ve çocuklar ile anne ve babaya ayrılacak paylar düşecektir. Çocukların destekten çıkması ile birlikte destekten çıkan çocuğun payları destek, eş ve diğer çocuklara dağıtılacak, anne ve babaya verilmeyecektir. Böylece geriye kalan eş ve çocukların payları ile desteğin payı artacaktır. Bu pay esası Türk aile sistemine uygun düşmektedir. Çünkü Türk aile sisteminde desteğin geliri aile bireyleri tarafından birlikte paylaşılmakta, aile bireyleri arttıkça gelirden alınacak pay düşmekte, aile bireyi azaldıkça da gelirden alınacak pay yükselecektir. Anne ve babadan birinin destekten çıkması ile payı diğerine aktarılacak, anne ve baba ile çocukların tamamının destekten çıkması durumunda ise yine çocuksuz eş gibi desteğe 2 pay, eşe 2 pay esasına göre %50 pay desteğe, %50 pay eşe verilerek varsayımsal olarak gelir paylaştırılarak tazminat bu ilkelere göre hesaplanmalıdır.
2918 sayılı Karayolları Trafik kanunun 90. maddesinde “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihinde 2019/40 E-2020/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresi Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarihli 2019/40 - 2020/40 sayılı kararı ile iptaline karar verilmekle; zarar hesaplanmasında ZMMS Genel Şartları ekindeki cetveller ile getirilen %1,8 teknik faizin uygulanması mümkün değildir. Bu itibarla, mahkemece, davacıların destekten yoksun kalma tazminatın hesaplanması yönünden hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda Yargıtay tarafından kabul edilen davacı anne ve babanın destek paylarına göre, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemi kullanılarak hesaplama yapılmasında isabetsizlik görülmemiştir.
6-Davacılar vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin manevi tazminata ilişkin hükme yönelik istinaf nedenlerinin incelenmesinde, 6098 TBK'nın 56. maddesinde “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verir.Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmüne, aynı Kanun'un 51.maddesinde “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın miktarı bir taraf için zenginleşme aracı, diğer taraf için de yıkım olmamalıdır. Manevi tazminatın miktarının belirlemesinde her olaya göre değişen özel hal ve şartlar gözetilmelidir. Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir etmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23.06.2004, 13/291-370)
Somut olayda, 11.10.2019 tarihinde davalı ...'e ait olup alkollü sürücü davalı ... idaresindeki aracın seyir halinde iken en sol şeritten kontrolsüzce yaklaşıp 120-130 km/h hızla en sağa yönelmesi ve önünde seyreden kamyonun da sağından hızla ve kontrolsüzce geçmek istemesi esnasında sağ şerit içerisinde kaza yapmış olan aracın lastiğini değiştirmeye çalışan yayalara çarpması sonucunda davacıların oğlu olan ...'in vefat ettiği, kazanın meydana geliş şekli, tespit edilen kusur durumu, olayın meydana geliş şeklinin davacılar üzerindeki etkisi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kaza tarihindeki (2019) paranın alım gücü nazara alındığında davacılar ... ve ...'in oğulları ...'in vefatı nedeniyle davacılar için belirlenen manevi tazminat tutarlarının uygun takdir edildiği anlaşıldığından davacılar vekili ve davalılar ... ve ... vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda davacılar vekili ile davalı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... ... Sigorta Şirketi vekilinin açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun aynı Kanun'un 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davacılar vekili ile davalı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... ... Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince davacılardan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL+80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 266,20 TL harcın davacılardan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Harçlar Kanunu gereğince davalılardan alınması gereken 25.002,67 TL istinaf karar harcından peşin alınan 6.170,00 TL + 80,70 TL'nın mahsubu ile kalan 18.751,97 TL harcın (davalı ... ... Sigorta şirketinin 19.537,87 TL'den peşin yatırılan 6.255,00 TL'nın mahsubu kalan 13.282,87 TL'den sorumlu olmak üzere) tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Başvuran taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Taraflarca yatırılan delil ve gider avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
6-Karar tebliği, harç mahsup, iade ve tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 12.12.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.