T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2022/485 - Karar No:2024/316
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/485
KARAR NO: 2024/316
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 04/02/2022
NUMARASI: 2020/297 E-2022/96 K
DAVACI:
VEKİLİ:
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 17/04/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 17/04/2024
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan sözleşmeden dönme nedeniyle ödenen iş bedelinin iadesi ve alacak istemine ilişkin davada, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasında eser sözleşmesine dayanan bir alacağın mevcut olduğunu, tarafların davacı müvekkilinin yetkilisinin yurt dışında gördüğü, tasarımını yaptığı ve Türkiye'de ürettirip satışını yapmayı hedeflediği, iç tasarımının üstüne konulacak güneş panelleri ile iç kısım mobilya, elektrik ve şömine vb. malzemelerinin davacı tarafından belirleneceği ve malzemelerinin temin edilip, ödeneceğini, alüminyum ve cam kısımlarının ise davalı tarafından tedarik edilip montajının yapılacağı hareketli kış bahçesi (“ürün”) yapım işi için Ekim 2019'dan itibaren karşılıklı olarak görüşmelere başladığını, davalının 26.11.2019 tarihinde davacıya gönderdiği 48.750,00 TL KDV teklif üzerinden anlaştıklarını, taraflar arasındaki ürün yapımına dair anlaşmanın TBK kapsamında tipik bir eser sözleşmesi olduğunu, davacının davalı ile olan sözleşmeye duyduğu güven ve inancı ile “...” olarak marka patentine başvurduğunu, söz konusu ürünün faydalı model başvurularını da yapıp patentini aldığını, davalının davacıya 13.01.2020 tarihinde gönderdiği e-mailinde ürünün camlarının çalıştıkları cam firmasından davalıya 22.01.2020 tarihinde teslim edileceğini, ürünün fabrikada montajının tamamlanmasından sonra her şeyi ile tamam halde 25.01.2020 tarihinde davacının belirttiği adrese teslim edeceğini bildirdiğini, 15.01.2020 tarihinde, ödeme şekli, ürünün teslimat adresi ve teslim süresinin teklif üzerinde el yazısı ile belirlendiğini, davacı tarafından ürünün son teslim tarihi açısından bir yazılı netlik kazandırmak amacıyla, teklife teslim tarihi olarak 05.02.2020 tarihinin not düşüldüğünü, bu tarihin 15.01.2020 tarihinde mutabakata varılan gizlilik sözleşmesinin son halinde de kabul edilerek imzalandığını, üretilecek olan ürünün geniş çaplı tanıtımı için 14.02.2020 olarak tanıtım günü belirlendiğini ve söz konusu ilk ürünün davalının taahhütleri sebebiyle dava dışı üçüncü bir kişiye satıldığını, dava dışı bu üçüncü kişi ile satış sözleşmesi imzalandığını, ürünün teslim tarihi olarak tanıtım gününün ertesi günü olan 15.02.2020 tarihinin belirlendiğini, bu anlaşmaya göre söz konusu ürünün en geç 05.02.2020 tarihinde davacının bildirdiği teslimat adresine teslim edileceği kararlaştırılmışsa da teslimatın davalının faaliyet alanlarına olan inanca ve taahhütlerine uygun şekilde ve zamanında ürünü üretememesi ve ürettirememesi sebebiyle (kusuru sebebiyle) gerçekleşmediğini, 22.04.2020 tarihinde Ankara 18. Noterliği'nden 11300 Yevmiye No ile davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnamede üründen beklenen faydanın elde edilememesinden kaynaklı ve bununla kısıtlı olmamak üzere müvekkilinin uğradığı tüm zararlar, hak kayıpları ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ürünün en geç 04.05.2020 tarihinde müvekkiline teslim edilmesi, aksi halde TBK m. 125 uyarınca seçimlik haklarından olan ve TBK m. 473 sözleşmeden dönme hakkının kullanılacağının davalıya ihtaren bildirildiğini, asıl teslim tarihi olan 05.02.2020 tarihinden itibaren davalıya ürünü tamamlaması için toplamda 3 (üç) aylık bir ek süre tanındığını, 04.05.2020 tarihine kadar da söz konusu ürünün ...'a teslim edilmediğini ve müvekkilinin de TBK m. 125'deki seçimlik haklarından olan sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, dava konusu olayların çözülmesine yönelik arabulucuya başvurulduğunu ve arabuluculuk sürecinin anlaşamama ile sonuçlandığını, davalının temerrüdü sonucunda ürünün üretiminin davacı açısından yararsız kaldığını, davacının söz konusu ürünün Türkiye genelinde tasarımı ve satışı konusunda öncülük ettiğini, bunun yapılan patent başvurularından da anlaşıldığını, davalı ile görüşmelerin başladığı Ekim 2019 ayında veya anlaşılan teslimat tarihinde söz konusu ürünün satışı başkaca şirketlerce Türkiye genelinde başlamadığından, davacının ürün sayesinde Türkiye genelinde bir sükse ve fark yaratmayı hedeflemiş olduğunu, söz konusu ürünün benzerlerinin cam, polikarbon gibi çeşitli materyallerden olmak üzere çeşitlilik halinde başkaca firmalar tarafından üretildiğini, seri üretime dahi geçilip piyasaya sürüldüğünü, bunun dahi ürünün üretiminin imkânsız veya olanaksız olmadığını, üretim konusunda davalıdan kaynaklanan bir kusurun var olduğunu gösterdiğini, müvekkilinin kanun hükümlerine uygun şekilde sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, sözleşmeden dönme halinde alacaklının uğradığı menfi zararların giderilmesini isteme hakkı olduğunu, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar yönünden menfi zararlarının bulunduğunu, müvekkilinin, davalının 05.02.2020 tarihinde teslim etmesi gereken ürüne dayalı olarak üçüncü kişi ile yaptığı satış sözleşmesinde kararlaştırılan 15.02.2020 tarihli teslimatı gerçekleştiremediklerini, bu nedenle de 29.02.2020 tarihinden itibaren cezai şart ödeme yükümlülüğünün muaccel hale geldiğini ve 25.000,00 TL cezai şart ödemek zorunda kaldığını, davacının sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler ve masraflar yönünden menfi zararları olduğunu, davalı tarafından ürünün yapılmasına duyulan inanç nedeniyle marka patentine başvurulduğunu, yeni bir marka oluşturulduğunu, davacının ilk ürün için yapmış olduğu ve davalı ile yaptıkları sözleşme olmasaydı yapmayacakları masrafların güneş panelleri için 3.350,00 TL (26.12.2019), marka tescil-faydalı model için 4.820,30 TL (02.01.2020), şömine için 5.000,00 TL (29.01.2020), faydalı model başvurusu için 50,00 TL (01.02.2020), marka başvurusu için 500,00 TL (01.02.2020), patent araştırma rapor ücreti için 826,00 TL (28.05.2020), davalıya gönderilen ihtarname için 325,86 TL (22.04.2020), ürünün iç mobilyası için 3.672,00 TL (30.05.2020) olduğunu, şömine için davacının yapması gereken kalan ödemenin (... ile yapılan sözleşme gereği) 11.520,00 TL olduğunu, ilaveten davalıya 16.01.2020 tarihinde 30.000,00 TL ödeme yapıldığını, sözleşmenin geçerliliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması sebebiyle de uğranılan menfi zararlarının bulunduğunu, davacının davalının temerrüdü ile gelinen noktada üründen beklenen yararı elde edemeyeceğinden ve ürün sebebiyle davacının fazlaca zarara uğramasından bahisle, başka bir şirket vasıtasıyla ürünün üretimi konusunda henüz anlaşmadığını, ancak ürünü yaptırmak niyetiyle Mayıs 2020 tarihinde başka bir firmadan teklif alındığını, davacının aldığı bu teklifin kaçırılan fırsat sebebiyle menfi zararının hesaplanmasında yardımcı olacağını, ancak yalnızca iki teklif arasındaki farkın hesap edilmesinin kaçırılan fırsat sebebiyle uğranılan menfi zararı karşılamayacağını, Eylül 2020'de ürünün seri üretimine önden alıcısı olsa da olmasa da geçilecek olduğunu, kaldı ki bu hususta Kartalkaya, İzmir ve İstanbul vb. olmak üzere birçok şehirdeki otel ve restaurantla iletişime geçildiğini, ürünün davacı tarafından yapılan küçük tanıtımları ile söz konusu kişilerden seri üretimden itibaren ürünü alım garantisi alınmış olduğunu, dolayısıyla ürünün asıl kullanıma uygun olduğu aylar olan kış aylarında yeni alıcılarına satışı ve tesliminin sağlanacak olduğunu iddia ederek; davalının ürünü teslim etmede kusurlu olarak gecikmeye düşmesi sebebiyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının menfi zararlarından; yapılan harcamalara istinaden 18.543,30 TL, ...'ye sözleşme gereği yapılmak zorunda olan 11.520,00 TL, ...'a yapılan ödemeye istinaden 30.000,00 TL, dava dışı üçüncü kişiye cezai şart olarak yapılan ödemeye istinaden 25.000,00 TL, daha iyi bir sözleşme yapma fırsatının kaçırılması yönünden şimdilik 7.000,00 TL olmak üzere toplam 92.074,16 TL'nin davalıdan en yüksek ticari faiz ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; taraflar arasında davacının iddia ettiği şekilde yazılı bir eser sözleşmesi bulunmadığını, müvekkilinin yaptığı imalatın deneme niteliğinde olduğunu, davaya konu edilen kış bahçesinin ilk olarak davacı şirket yetkilisi ... tarafından yurt dışında görülüp davacı şirket yetkilisi tarafından söz konusu tasarımın yapılıp yapılamayacağının müvekkili şirkete sorulduğunu, müvekkil tarafından ürünün yapılabilme ihtimalinin bulunduğu, ancak denenmesi gerektiği, üretim aşamasında risklerin bulunduğu hususlarının belirtildiğini, bu kapsamda da söz konusu görüşme üzerine 26.11.2019 tarihinde davacı şirket yetkilisi tarafından gösterilen ürünün 48.750,00 TL + KDV fiyatına yapılabileceğinin mail vasıtasıyla teklif edildiğini, bu teklif üzerine tarafların bir araya geldiğini ve davacı şirket yetkilisinin ürünün üretilip üretilmeyeceğini görmek istediğini belirttiğini, davacı şirket yetkilisinin onayı üzerine de müvekkilinin davaya konu ürünün üretilebilmesi için çalışmalara başladığını, taraflar arasındaki ilişkinin bundan ibaret olduğunu, kış bahçesi yapımına ilişkin üretimin başladığı tarih itibarıyla Türkiye'de henüz örnek bir ürün olmadığından söz konusu sürecin bir Ar-Ge çalışması olduğunda şüphe bulunmadığını, başlangıçta ürünün istenilen biçimde yapılıp yapılamayacağının, yapım süresinin ne kadar olacağının tam olarak bilin(e)mediğini, bunun bilincinde olan müvekkilinin verdiği teklifte ürünün teslimine ilişkin davacı tarafa herhangi bir teslim tarihi taahhüt etmediğini, davacı ile yapılan görüşmelerin ürünün yapılabilmesi halinde seri üretime geçileceği yönünde olduğunu ve dava konusu ürünün tamamen deneme niteliğinde olduğunu, bu hususun da yine davacı şirket tarafından kabul edildiğini, davacının ürünün yapılıp yapılamayacağını sorduğunu ve müvekkilinin 48.750,00 TL + KDV fiyatına yapabileceğini ilettiğini, söz konusu ürün tamamen deneme niteliğinde olduğundan basiretli bir tacirin ilk üretime ilişkin teslim tarihi taahhüt etmeyeceğinin açık olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirketin iletmiş olduğu teklif formu üzerine tamamen müvekkili şirketin bilgisi dışında teslim tarihi ekleyip buna binaen müvekkilini temerrüde düşürdüğünü iddia ettiğini, davaya konu ürünün tamamen deneme niteliğinde olup müvekkil şirketin yalnızca bir adet ürüne ilişkin teklif verdiğini, taraflar arasında seri üretime ilişkin anlaşma olmadığını, deneme niteliğindeki ürüne istinaden davacının geleceğe yönelik harcama yapmasının davalıyı bağlamayacağını, davacının henüz üretileceği dahi belirli olmayan ürüne ilişkin üçüncü kişilerle anlaşma yapmasının davalıyı bağlamayacağını, müvekkili şirket tarafından 26.11.2019 tarihinde verilen teklifte, davacı şirkete teslim tarihi taahhüt edilmediğini, teklif formunda da açıkça görüldüğü üzere müvekkili şirketçe ödeme ve işin teslim süresinin karşılıklı görüşme ile belirleneceğinin ifade edildiğini, ancak dava dilekçesinde de davacı tarafça ikrar edildiği üzere işbu teklif formuna teslim tarihi ve diğer hususların davacı şirket tarafından el yazısı ile sonradan eklendiğini, müvekkili tarafından hiçbir zaman karşı tarafa teslim tarihi bildirilmediğini, müvekkilinin davacı şirket tarafından hiçbir sorumluluğun yerine getirilmediğini bildirmesi ve yapılan harcamalara ilişkin 30.000,00 TL talep etmesi üzerine davacı şirket tarafından 16.01.2020 tarihinde müvekkilinin hesabına 30.000,00 TL havale yapıldığını, müvekkilinin söz konusu ürünün yeni bir ürün olması sebebiyle harcamaları kendi hesabından yapmayacağını açıkça bildirdiğini, bu aşamadan sonra cam büküm işlemlerine geçildiğini, bu süreçte ve daha işin başlangıcında bükümlü cam imalatının sıkıntılı olabileceği, bu camı yalnızca ... San. A.Ş'nin yapabileceğinin belirtildiğini, dava dışı şirketin ilk denemelerde başarısız olduğunu ve bu durumun yazılı olarak davacı şirkete bildirildiğini, başarısız olunan cam bükümlerine ilişkin masrafların da müvekkili tarafından karşılandığını, dava dışı şirketin bu konuda müvekkiline fatura kestiğini, taraflar arasında gizlilik sözleşmesi dışında herhangi bir yazılı sözleşme imzalanmamasına ve müvekkil şirketçe herhangi bir teslim tarihi taahhüt edilmemesine rağmen davacı şirket yetkilisinin 14.02.2020 tarihinde ürünün lansmanının yapılacağını belirttiğini, bunun üzerine müvekkili şirket yetkilisinin ürünün belirtilen tarihe kadar yapılmasının mümkün olmadığını, söz konusu ürünün yeni bir ürün olması sebebiyle denemeye tabi tutulması gerektiğini ve gerekli onayı aldıktan sonra piyasaya sürülebileceğini ifade ettiğini, tüm bu süreçte davacı tarafa yazılı bilgi verildiğini, davacı şirket tarafından ürün imalatının fabrikada, yerinde görüldüğünü, davacı şirketin basiretsiz hareket ettiğini, yaptığı harcamaları müvekkili şirketten talep etmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini ve kusursuz olduğunu, davacının Ankara 18. Noterliği'nin 22.04.2020 tarih ve 11300 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkiline 04.05.2020 tarihine kadar süre verdiğini, bu ihtarnameye Ankara 25. Noterliği'nin 13.05.2020 tarih ve 05469 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkil şirketin üzerine düşen edimleri yerine getirdiği ve söz konusu ürüne ilişkin teslim tarihi verilmediğine ilişkin cevap verdiklerini, henüz ortada bir teslim tarihi yokken davacı yanın dava dışı üçüncü bir şirketle sözleşme imzalamasının basiretsiz olarak hareket ettiğini gösterdiğini, dosya içerisine sunulan belgelerin her zaman düzenlenebilir nitelikte olduğunu ve kabul etmediklerini, davacı tarafça yapımı istenilen ürünün hâlihazırda tamamen bitmiş bir şekilde müvekkilinin adresinde olduğunu, davacı şirketten ürünü teslim alması ve bakiye tutarı ödemesinin talep edildiğini, davacının ise ürünü teslim almayacağını, taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin yargı yoluna başvurduğunu bildirdiğini, davacı şirket yetkilisi ...'ın üretime ilişkin tüm süreçten haberdar olduğunun sosyal medya hesabından (Instagram) yapmış olduğu paylaşımlardan dahi açıkça görüldüğünü, paylaşım görselinin altında yer alan "lansman planları yaptığımız" şeklindeki ifadeden dahi ürünün proje aşamasında olduğunun anlaşıldığını, davacı şirket yetkilisinin paylaşımının altında "elimizden geleni yaptık...solar cam olarak üretilip yaz-kış kullanılabilecek olan bir sistemi çift cam uyguyamadıkları için gerçekleştiremedik..." şeklindeki ifadeden özellikle davacı şirketin cam büküm işleminden haberinin olduğunun çıktığını, dava dilekçesinde ürünün benzerlerinin piyasaya sürüldüğü belirtilse de davacı şirket yetkilisinin paylaşımında belirttiği üzere müvekkilin imal ettiği ürünün camı itibarıyla diğer ürünlerden farklı olduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının tasarlayıp patent almış olduğu ürünün üretimi için davalı ile anlaştığı, taraflar arasında yapılan gizlilik sözleşmesi hükümlerinde üretilecek ... adlı ürünün "Tasarım Ürün' olarak tanımlandığı, dava konusu ürünün üretilmesinin teknik olarak mümkün olup olmadığı hususunda alınan teknik bilirkişi raporunda da değinildiği üzere davacının üretmeyi tasarladığı ürün yurt dışında örnekleri bulunan bir ürün olmasına karşın kullanılacak camın büklümlü olması nedeniyle üretim zorluklarının olabileceği, ülkemizde üretilen benzer modellerin çift camlı üretim yerine düz ısı cam kullanıldığı, örnek camlı fanus yapımında kullanılan camların teknik yapıları özel tekniklerle uzun denemeler ve araştırmalar neticesinde üretilmiş olabileceği, somut üründe 6mm tamperli low-w 62/44 cam ve düz ısı cam arası 16 mm boşluklu şekilde ve çift cam şeklindeki uygulamada boyut ve büklümlü cam teknolojisi nedeniyle sıkıntılar yaşanabileceği görüşünün bildirildiği, fen ve tekniğe uygun bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, taraflar arasında ki sözleşmenin yukarıdaki hükümler ışığında incelenmesinde tasarım konusu ürünün üretilmesine yönelik araştırma-geliştirme ve üretimi kapsayan atipik bir sözleşme olduğu, TBK 502/2 uyarınca vekalet sözleşmesi hükümleri uygulanması gerektiği, davalının dava konusu tasarımın üretilememesinde kusurunun bulunmadığı, vekalet sözleşmesi hükümleri uyarınca davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin ispat olunmadığı gerekçesiyle davacının talepleri yönünden davalının sorumluluğunun bulunmadığının kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf başvurusunda; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, eser sözleşmelerinin, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmeler olduğunu, sözleşmenin kurulması için asil veya temsilci olarak sözleşme yapmaya ehil olanlar arasında, öneri ve kabulün gerçekleşmesi, yani tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları (tarafların anlaşması), sözleşme içeriği ve amacının kanunda kesin hükümsüzlük yaptırımına (TBK 27) tabi tutulmamış, yani yasaklanmamış olması ve sözleşmenin kanunda öngörülen biçim varsa buna uyularak (şekil) yapılması sözleşmenin genel unsurlarından olup, eser sözleşmesinin ayırt edici diğer bir temel unsurunun ise bedel unsuru olduğunu, taraflar arasında eser sözleşmesinin meydana gelmesi için irade beyanının doğrudan doğruya yüz yüze esasına göre yapılmasının zorunlu olmadığını, hazır olmayanlar arasında öneri- icabın muhataba ulaşması ve karşılığında uygun cevap (kabul) alınması ile eser sözleşmesinin geçerli olarak kurulmuş olacağını (Yargıtay 15 HD. 22.04.2008 tarih ve 2007/753 Esas- 2008/2671 Karar), somut olayda sırasıyla; davalının, müvekkili firmaya dava konusu ürünün yapımı işi için 26.11.2019 tarihli teklif ile eser meydana getirmeyi üstlenmek üzere teklif verdiğini (icap), söz konusu teklifin müvekkili tarafından kaşelenerek kabul edildiğini, davalı tarafından işe başlandığını, müvekkili tarafından ön ödeme yapıldığını, taraflar arasındaki iş ilişkisinin varlığı illiyet bağı ile de netlik kazanmış olup, taraflar arasında 15.01.2020 tarihinde dava konusu ürünün yapımına ilişkin Gizlilik Sözleşmesi akdedildiğini, taraflar arasında ürünün teknik detayları ve işleyiş ile alakalı mail yazışmalarının bulunduğunu ve işbu mail eklerinde müvekkili tarafından teknik verilerin değerlendirilmek üzere sunulduğu anlaşılmakla, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğunun sabit olduğunu, eser sözleşmesinde, yapılan işte kullanılan teknoloji ve teknik bilgi yüklenici yönetimindedir ve inisiyatif kendisinde olup, kendi alacağı kararlar ile eseri meydana getireceğini, vekalet sözleşmesinde ise, vekilin vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olduğunu (TBK 502/1), mevcut olayda, müvekkilinin yalnızca tasarım ürününün istenilen özelliklerini, biçimini bildirmiş olup, dava konusu ürünün üretimine ilişkin teknik detayların davalı tarafından çözülmüş olup, ürün önerilerinin de yine davalı tarafından yapıldığını, dava dilekçesinin ekinde sunulan teklifte işin teknik detaylarına dair açıklamalara davalı tarafından yer verildiği, ürünün özelliklerinin davalı tarafından belirlendiğinin sabit olup, 09.11.2020 tarihli delil dilekçesinde sunulan 11.12.2019 tarihli ....com.tr adresinden, müvekkili yetkilisine gönderilen e-mail'de ürün için kullanılacak olan camın özellikleri belirtilmiş ve söz konusu ürünün davalı tarafından seçildiğini, performans raporunun da mail ekine eklendiğini, ilaveten davalının müvekkilin 13.05.2020 tarihinde keşide etmiş olduğu cevab-ı ihtarnamede ise "Sözleşmeye konu ürünün tüm teknik çizim ve detayları tarafımızca gerçekleştirilmiş olup, ürünün imalatı da gizlilik içerisinde yapılmıştır. Alüminyum üretim detaylarının tamamı tarafımıza ait olmasına rağmen müvekkil şirketin haberi olmaksızın işbu müvekkil şirkete ait bilgileri kullanarak faydalı model başvurusunda bulunduğunuzu öğrenmiş bulunmaktayız." denildiğini, anlaşılacağı üzere gerekçeli kararda uygulamasında zorluk yaşanabileceği iddia edilen camın da esasen davalı tarafından seçildiğini, inisiyatifin davalıda olduğunu, halbuki vekalet sözleşmesinde bahsedilen şekilde bir ilişki söz konusu olmayıp, davalının inisiyatif alması beklenmemekte ve teknik bilginin davalının inisiyatifinde olmamakta ve davalının teknik bilgisine başvurulmadığını, bu itibarla dava konusu ürünün yapımına ilişkin davalı ile müvekkili arasında akdedilen sözleşmenin tipik bir eser sözleşmesi olduğu sabitken, mahkemece hataya düşülerek taraflar arasındaki hukuki ilişkinin vekalet sözleşmesi olduğu yönündeki kabulünün açıkça hukuka aykırı olduğunu, davalının müvekkilinin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlenmediğini, sözleşme konusu ürünün imalat ve teslimini taahhüt ettiğini, bu haliyle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tereddütsüz eser sözleşmesi ilişkisi olduğunu, yine vekalet sözleşmesinde, belli bir sonucun mutlaka elde edilmesi için değil, belli bir yönde çalışmak için yükümlülük altına girer; bu çalışma sonunda istenilen sonuç gerçekleşebilir veya gerçekleşmeyebileceği, önemli olanın, vekilin belli bir yönde işi özenle ve sadakatle yapmaya çalışması olduğunu, eser sözleşmesinde ise yüklenicinin sadece bir çalışmada bulunmayı değil, aynı zamanda bir sonucun gerçekleşmesini de yüklendiğini, dava konusu ürünün bir "deneme" ürünü olduğu ve müvekkiline üretim ile ilgili taahhüt verilmediği hususlarının, yalnızca mahkemece nezdinde temerrüde bahane olarak ileri sürülmüş bir olgu olmakla, gerçeklikten uzak olduğunu, zira müvekkiline teklif ve üretim aşamasında söz konusu ürünün bir "deneme" ürünü olduğuna dair herhangi bir beyanda bulunulmadığını, davalının üretip üretemeyeceği belirsiz bir ürüne teklif vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olup, ticari hayatta da karşılığı olmayan bir iddia olduğunu, ürünün deneme ürünü olduğuna dair dosya kapsamında hiçbir delil olmamasının yanısıra, üretim süreci boyunca bu yönde bir bilgilendirme yapılmamakla birlikte, davalının müvekkiline 13.05.2020 tarihinde keşide etmiş olduğu cevabi ihtarnamede dahi söz konusu ürünün deneme ürünü olduğuna dair herhangi bir ibare yokken, müvekkilinin açmış olduğu menfi zararların tazminine ilişkin davada "bahane" olarak ürünün deneme ürünü olduğunun ileri sürüldüğünü, mahkemece hukuki nitelendirmede hataya düşülerek taraflar arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesi olduğuna karar verildiğini, müvekkili tarafından davalıya yalnızca "denemesi" için ödeme yapılmadığını, söz konusu ürünün "denenmesine" ilişkin herhangi bir beyanı olmayıp, iradesinin de mevcut olmadığını, davalının sonuç garanti etmese, müvekkiline teklif göndermese, ürünün teknik detayları hakkında işi yapabileceğine ve eseri meydana getirebileceğine müvekkilini inandırmasaydı, müvekkilinin davalıya herhangi bir ödeme yapmasının söz konusu olmayacağını, müvekkilinin bir kamu kuruluşu, eğitim kurumu ya da Ar-Ge şirketi olmadığından, üretilip üretilemeyeceği meçhul olan bir ürünün üretiminin denenmesi için sözleşme tarihi itibari ile azımsanmayacak bir miktarda sözleşme yaparak ödeme taahhütü altına girmesinin hayatın olağan akışı ile basiretli bir tacirin yapması gereken davranışlarına uygun olmadığını, bu sebeple taraflar arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğunun kabulü zorlayıcı bir yorum olup, hatalı ve hukuken kabulünün mümkün olmadığını, yine davalı tarafından iletilen teklif metninde dahi ".... İşlerini; imalat, nakliye, işçilik, montaj dahil; vinç hariç olmak üzere 48.750 TL +KDV fiyattan yapmayı teklif ederiz" denilerek sonuç taahhüdünde bulunulduğunu ve dava konusu ürünün meydana getirilmesi şaibeliyse, ürünün yalnızca davalı tarafından iddia edildiği şekilde "denenmesi" için müvekkili tarafından yetki verildiyse, meydana geleceği belirsiz bir ürünün montaj ve nakliyesine ilişkin gider kalemlerini içerir teklifin davalı tarafından nasıl verilebildiğini, bu nasıl bir öngörüdür anlaşılamamakta olup, davalının sonuç taahhüt ettiğinin ispatı niteliğinde olduğunu, yalnız teklifle de kalmayıp, üretme süreci boyunca ürünün teslimi ile ilgili dosya kapsamında delillerin mevcut olduğunu, davalı nezdinde yeni ve üretimi şüpheli bir ürün olsaydı bu hususta davalının müvekkilini aydınlatmakla yükümlü olup, göründüğü kadarıyla davalının böyle bir şüphe içerisinde hiç olmamış ki, ürüne ilişkin fiyat teklifinde bulunabilindiğini, yine taraflar arasında akdedilen 15.01.2020 tarihli Gizlilik Sözleşmesi'nin "Sözleşmenin Konusu" başlıklı 3.maddesinde "İveren ve ...; İşveren tarafından sipariş edilen ve üretimi ... tarafından yapılan tasarım ürünü'nün üretim işi için 26.11.2019 tarihinde anlaşmışlar ve işbu Sözleşme'yi 15/01/2020 tarihinde tasarım ürünü üretim işinin mahiyeti gereği Tarafların paylaştıkları gizli bilgilerin muhafazası ve saklanması hususunda aşağıdaki şartlarla mutabık kalmış ve akdetmişlerdir." hükmünün bulunduğunu ve dava konusu ürünün üretim işi için tarafların 26.11.2019 tarihinde anlaştıklarını, ürünün üretiminin imkansız olmadığının izahtan vareste olduğunu, müvekkilinin ürünün yapılamayacağını kabul ettiğine dair iddiaların gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin yapmış olduğu paylaşımlarda davalının söz konusu ürünü zamanında ve anlaşılan şekilde üretemediğini belirterek, söz konusu durumun kendisinde yarattığı üzüntüyü takipçileri ile paylaşmış olup, dosya kapsamından bundan başkaca da bir iddianın zaten bulunmadığını, iddialarının temelinin davalının ürünü anlaşılan nitelikte ve zamanında üretememesinden kaynaklandığını, bilirkişilerce yanılgıya düşülerek, söz konusu paylaşımların kabul anlamına geldiği belirtilmişse de, ürünün üretiminin imkansız olması veya ürünün üretiminin başarılamamasına dair değil söz konusu ürünü davalının üretememesi ve yeni denemeler, başka şirketlerle anlaşma yapmaya müvekkilinin gücünün kalmaması paylaşımların ana konusu olduğunu, zira ürünün üretiminin imkansız olmadığı ilk bilirkişi heyetinin ek raporunda da tanzim edildiğini, ürünün benzerlerine dair yapılan teknik değerlendirmenin hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunu tanzim eden bilirkişilerin, taraflarınca örnekleri konulan kış bahçelerinin görsellerinden hangi camın kullanıldığını nasıl anladıklarının, çift cam mı tek cam mı olduğunu nasıl değerlendirdiklerinin anlaşılamadığını, zira, tek cam ile çift cam arasında görsel açıdan herhangi bir fark olmamakla, yalnızca kullanım kolaylığı ve sağladığı ısı korunması gibi faydalar açısından farklar bulunmakta ve ürünlerin görsellerinden bunu anlamanın mümkün olmadığını, teknik bilgiden uzak bilgilerle tanzim edilen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, yine bu cam türünü müvekkiline önerenin davalı olup, üretim zorluğu olabileceği ve hatta davalının ürünü üretip üretemeyeceği belirsizse -ki müvekkiline böyle bir beyanda bulunulmadığını, müvekkilinin bunu en başından aydınlatılarak bilmesinin mümkün olduğunu, kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla; tüm bu hususlar ancak ve ancak ürünün üretiminin zaman alabileceği anlamına geldiğini, bu da ürünün üretiminin imkansız olduğu sonucuna değil, ürünün üretiminin makul süresinin ne olduğunun araştırılması gerektiği sonucuna ulaştıracağını, bir ürünün üretimi imkansız değilse (ki ilk bilirkişi raporu ek raporunda bu husus tanzim edilmiştir ve ürünün benzerleri mevcuttur) o ürünün hangi sürede üretileceği hususunun yani makul sürenin hesaplanması için dosyanın yeni bilirkişiye gönderilmesi gerekirken, makul süre hesaplaması yapılmadan "ürünün üretilmesi zor" denilip işin içinden çıkıldığını, öncelikli olarak, müvekkilinin ürünün teslimi için e-posta yoluyla 16.01.2020 tarihinde bildirdiği tarih 05.02.2020 olup, 22/04/2020 tarihinde Ankara 18. Noterliğinden 11300 yevmiye no ile davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnamede süre tanıdığı ve ürünün teslimini 04.05.2020 tarihine kadar beklediğini bildirdiğinin açık olduğunu, usulüne uygun olarak bildirim yapıldığının kabulü gerektiğini, TBK 123.maddesinde, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebileceğinin düzenlendiğini ancak TBK 124.maddesi uyarınca da borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa, borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa, borçluya ek süre verilmesine gerek kalmaksızın, alacaklının TBK 125.maddesindeki seçimlik haklarından birini kullanabileceğinin düzenlendiğini, müvekkilinin davalıya ek bir süre vermesi zorunlu değilken TBK m. 123 maddesi uyarınca ürünün tamamlanabilmesi için davalının taahhüt ettiği süreye ek 88 gün süre tanındığını ve herhalde ürünün yapımı için anlaşılan 26.11.2019 tarihinden 04.05.2020 tarihine kadar toplamda 5 aydan uzun bir süre tanındığını, buna rağmen ürünün müvekkiline teslim edilmediğini, davalının temerrüde düştüğünü, piyasadaki diğer ürünlerin dava tarihinde (dosya kapsamında örnekleri mevcuttur) satışa hazır olduğunu, nitekim dava konusu ürünün faydalı model başvurusunun müvekkili tarafından yapıldığına göre, üretim için diğer şirketlerden önce harekete geçildiğini ancak diğer şirketlerden sonra dahi üretimin tamamlanamamış olduğunun anlaşılacağını, mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, mahkemece yargılamanın eksik yapıldığının aşikar olduğunu, menfi zararların tazmini için gerekli koşulların ve menfi zarar alacak kalemlerinin neler olabileceği hususlarının, menfi zararların tanzim haklarının olduğu dosya kapsamında ekseriyetle anlatıldığından, tekrara girmemek adına beyanları yinelemediklerini, menfi zarar sözleşme yapılmasaydı müvekkilinin uğramayacağı zarar olarak tanımlandığını (Yargıtay 3. HD 12.11.2020 tarih ve 2020/3829 Esas- 2020/6537 Karar, Yargıtay 15. HD 13.01.2020 tarih ve 2019/1896 Esas- 2020/41 Karar), yine başka bir firma ile sözleşme yapma şansının kaçırılması yönünden oluşan menfi zararlar da müvekkilince talep edilebilecek zarar kalemleri arasında olup, kaçırılan fırsat sebebiyle menfi zarar da, fesihten itibaren makul sürede sözleşme konusu işlerin bedel dışında aynı şartlarda yapılacak sözleşme sonucu ödenecek bedel ile davalı yüklenici ile sözleşme yapılmamış olsaydı en yakın hangi fiyatla yapılabileceği bedel arasındaki fark olduğundan, menfi zararın hesaplanabilmesi için öncelikle dönülen sözleşmeye göre iş bedelinin ne olduğunun belirlenmesi gerektiğini (Yargıtay 15. HD. 16.4.2018 tarih ve 2018/1985 Esas- 2018/1561 Karar), her ne kadar 08.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda (ikinci rapor) müvekkilinin sözleşmeyi feshetmediğinden bahisle, menfi zararlardansa müspet zararların istenebileceği yönünde rapor tanzim edilmişse de, 22.11.2021 tarihli itiraz dilekçesinde de belirtildiği üzere müvekkilinin ödenen iş bedelinin iadesini talep etmek suretiyle 22/04/2020 tarihinde Ankara 18. Noterliği'nin 11300 yevmiye no'lu ihtarname ile eldeki davada fesih iradesini ortaya koyulduğunu, dosyaya sunulan delillere göre müvekkilinin fesihte haklı olduğundan, menfi zararlarını istemekte de haklı olduğunu (Yargutay HGK, 10.02.2010 tarih ve 2010/19-38 Esas- 2010/69 Karar),
22.09.2021 tarihli celsede dosyanın yeni bilirkişi heyetine tevdiine karar verildiğini ve taraflardan ticari defterlerin bulunduğu adreslerin bildirilmesi istenmişse de, bilirkişi heyetinin hangi konularda rapor tanzim edeceğine ilişkin bir görevlendirme yazısı dosya kapsamında mevcut olmayıp, davalının ticari defterlerini de bildirmediğini, bu hususta, ticari defterlerinin de incelenmediğini, işbu görevlendirilen yeni bilirkişi heyetinden birisinin uzmanlık alanı borçlar mevzuatından kaynaklanan nitelikli hesaplamalar, diğeri ise muhasebe uzmanı olup uzmanlık alanı şirket muhasebesi olduğunu, böyle bir bilirkişi heyetinin oluşturulma sebebinin ancak tazminatın hesaplanması olabilecekken, hangi hususta görevlendirildiklerini bilirkişiler de anlamamış olacaklar ki hukuki değerlendirmede bulunmakla yetinildiğini, bilirkişilerin yorum ve beyanları, bilirkişiler hukuki yorumda bulunamayacağından dikkate alınmasının mümkün olmadığı gibi, sözleşme feshedilmiş olduğundan kabul edilebilir de olmadığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, sözleşmeden dönme nedeniyle ödenen iş bedelinin iadesi ve alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Taraflar arasında davalı şirketin 26/11/2019 tarihli 300.2019 no'lu "alüminyum işleri için düşeyde 50x60 mm demir profiller ve alüminyum kapaklı cephe profilleri, oturma alanında 50 mm'lik cephe profilleri, alt kısmında çift taraflı alüminyum levha, taş yünü, 40x12x3 mm kutu profiller ve ... sac ile zemin oluşturulması, 6 mm temperli low-e 62/44 cam * 16 hb * 6 mm temperli düz ısı cam takılması işlerini" konu alan teklifi üzerine davacı şirketin kabulü ile sözleşme ilişkisi kurulduğu ihtilafsızdır. Bu sözleşme , mahkemece “Vekalet Sözleşmesi” niteliğinde kabul edilerek, TBK 502/2 uyarınca vekalet sözleşmesi hükümleri uygulanması gerektiği, davalının dava konusu tasarımın üretilememesinde kusurunun bulunmadığı, vekalet sözleşmesi hükümleri uyarınca davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin ispat olunmadığı gerekçesiyle davacının talepleri yönünden davalının sorumluluğunun bulunmadığının kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi hükmü ile 04.06.1958 gün ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak yasa hükümlerini tespit etmek ve uygulamak hakime ait bir görevdir. Davada, davacı tarafça yukarıda belirtilen ve davalı tarafça inkar edilmeyen teklifin taraflarca kabulü ile kurulan eser sözleşmesi ilişkisi olduğu nitelendirilerek; yüklenicinin yüklendiği edimini ifa etmemesi sebebiyle sözleşmeden dönme ve verilen iş bedelinin iadesi ile müspet ve menfi zararın tahsili istenmiştir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun19'uncu (818 Sayılı BK'nın 18.) maddesi hükmü gereğince, sözleşmenin “amaca göre” yorumlanması gerekmektedir. Yorumda genel kural, tarafların gerçek ve ortak amaçlarının tespit edilmesidir. Sözleşmenin her maddesi ve kısmı, sözleşmenin tümü gözönüne alınarak yorumlanmalıdır. Davaya dayanak alınan sözleşmenin kapsamı , amaca göre yorum kuralına ve yukarıda açıklanan yasal yönteme göre yorumlandığında; eser sözleşmesi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, TBK'nın 470 vd maddeleri gereğince taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi ilişkisi olduğu kabul edilerek esasının incelenmesi gerekirken, taraflar arasındaki sözleşmenin nitelendirilmesinde hataya düşülerek vekalet sözleşmesi olarak kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıda açıklanan hususlar gözetilerek; taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu kabul edilerek ,tarafların yasal delillerinin toplanması ve eser sözleşmesi hükümleri ile birlikte değerlendirilmesi ve uyuşmazlığın esasının çözümlenmesinden ibaret olmalıdır.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,
2-Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/02/2022 tarih ve 2020/297 Esas- 2022/96 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına,
3-Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
5-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 17/04/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır