T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2024/307 - Karar No:2025/589
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/307
KARAR NO : 2025/589
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/12/2023
NUMARASI : 2022/8 E-2023/891 K
DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 20.05.2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 20.05.2025
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; taraflar arasında, 48. bölge için; “Ankara Parkları Refüjleri Yeşil Alanları Mezarlıkları Bitkisel İnşaat Tesisat Elektrik Bakım ve Onarım İşi” konulu 11.02.2016 tarihli KDV hariç 3.421.793,08 TL bedelli sözleşme ve 14. bölge için; “Ankara Parkları Refüjleri Yeşil Alanları Mezarlıkları Bakım Onarım Hizmet Alım İşi” konulu 27.02.2017 tarihli KDV hariç 3.499.101,42 TL bedelli sözleşme imzalandığını, sözleşmeler gereğinin davacı tarafından yerine getirildiğini, işin kabulü yapılmasına rağmen, 48. bölge için imzalanan sözleşme gereği 205.156,06 TL’lik teminat kesintisi ile 170.963,39 TL’lik emanet kesintisi ödenmediğini, 14. bölge için imzalanan sözleşme gereği 214.753,61 TL’lik teminat kesintisi ile 178.961,35 TL’lik emanet kesintisi ödenmediğini, davacı tarafından 07.12.2021 tarihinde davalı şirkete ihtarname çekilerek dava konusu tutarların 3 gün içerisinde ödenmesi gerektiğinin belirtildiğini, davacının tüm işleri eksiksiz yaptığını, hak edişlerinin ödendiğini, işin kabulünün yapıldığını, işlerle ilgili herhangi bir olumsuzluk bildirilmediğini belirterek davacı şirket ile davalı şirket arasında 48. bölge için imzalanan 11.02.2016 tarihli sözleşme gereği 205.156,06 TL’lik teminat kesintisinin 14. bölge için imzalanan 27.02.2017 tarihli sözleşme gereği 214.753,61 TL’lik teminat kesintisi olmak üzere toplam 419.909,67 TL’nin 31.03.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davacıya ödenmesi, davacı şirket ile davalı şirket arasında 48. bölge için imzalanan 11.02.2016 tarihli sözleşme gereği ödenmemiş 170.963,39 TL’lik emanet tutarı ve 14. bölge için imzalanan 27.02.2017 tarihli sözleşme gereği ödenmemiş 178.961,35 TL’lik emanet tutarı olmak üzere toplam 349.924,74 TL’nin 31.03.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte (2016 ve 2017 toplamı 769.834,41 TL’nin ) davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; taraflar arasında akdedilen "Ankara Parkları Refüjleri Yeşil Alanları Mezarlıkları Bitkisel İnşaat Tesisat Elektrik Bakım ve Onarım İşi" ve "Ankara Parkları Refüjleri Yeşil Alanları Mezarlıkları Bakım ve Onarım Hizmet Alım İşi " kapsamında, davalı ile karşılıklı imzalamış oldukları sözleşmeler uyarınca faaliyet gösterdiğini ve belli işleri ifa ettiğini, ilgili ihale kapsamında Yapım İşleri Genel Şartnamesi (Md. 44-Kesin Kabul) ile Yapım İşleri Muayene ve Kabul Yönetmeliği (Üçüncü Bölüm – Kesin Kabul) uyarınca kesin kabul yapılmayışından kaynaklı 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 13. ve 14. maddeleri uyarınca yapılan hesap kesintilerinin davacı yana yasal olarak iade edilememiş olduğunu, ilgili ihale kapsamında henüz kesin kabulün yapılmadığını, yapılan iş ve imalatların idarece kontrol edilip tespite konu olmadığından kesin hesabında yapılmadığını, dava konusu yapılan emanet kesintilerinden davalının herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, emanet kesintilerinin yüklenici firmanın iş ve işlemlerinde eksik olması halinde ilgili eksikliklerin giderilmesi için kullanılacak bedeller olduğunu, idarenin henüz kesin kabulü yapılmadığından emanet kesintilerinin bu aşamada ne idarece ne de davalı tarafından ödenmesinin hukuka aykırı olacağının belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; davanın taraflar arasında imzalanan 11.02.2016 tarihli ve 27.02.2017 tarihli alt yüklenici sözleşmeleri kapsamında davalı uhdesinde bulunan teminat kesintileri ile emanet kesintilerinin iadesi talebine ilişkin olduğu, davalı yüklenici ile dava dışı idare arasında imzalanan 20.01.2016 tarihli "Ankara İl Sınırları İçerisinde Bulunan Parklar, Refüjler, Yan Bantların Yeşil Alanları, Piknik Alanları, Rekreasyon Alanları, Mezarlıklar, Havuzlar ve Göletler İle Belediyemize Ait Tesislerin Bitkisel, İnşaat, Tesisat, Elektrik, Bakım ve Onarım Hizmet Alımı İşi"ne ilişkin sözleşme kapsamında davacı alt yüklenici ile davalı yüklenici arasında 2016/48. bölge bitkisel, inşaat, tesisat, elektrik, bakım onarım işine ilişkin 11.02.2016 tarihli, 2017 yılı Ankara 14. bölge bakım, onarım hizmet alımı işine ilişkin 27.02.2017 tarihli alt taşeron sözleşmeleri imzalandığı, davalı yüklenici ile dava dışı idare arasında imzalanan 20.01.2016 tarihli sözleşme kapsamında davacı alt yüklenici ile davalı yüklenici arasında imzalanan 2016/48. bölge bitkisel, inşaat, tesisat, elektrik, bakım onarım işine ilişkin 11.02.2016 tarihli sözleşme gereğince davacı hak edişlerinden kesilen 205.156,06 TL teminat kesintisi ile 170.963,39 TL emanet kesintisinin yine 2017 yılı Ankara 14. bölge bakım, onarım hizmet alımı işine ilişkin 27.02.2017 tarihli alt taşeron sözleşmesi gereğince davacı hak edişlerinden kesilen 214.753,61 TL teminat kesintisi ile 178.961,35 TL emanet kesintisinin davalı tarafından davacıya ödenmemiş olduğu, davacının, davalı ile imzalanan her iki alt yüklenici sözleşmesi kapsamında edimini eksisiz yerine getirdiğini, işin kabulünün yapıldığını belirterek sözleşme gereği davalı uhdesinde bulunan teminat ve emanet kesintilerinin iadesi talebinde bulunduğu, davalının ise Yapım İşleri Genel Şartnamesi ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunundaki düzenlemeler gereğince teminat ve emanet kesintilerinin bu aşamada iade edilmeyeceğini ileri sürdüğü, uyuşmazlığın, alt yüklenici sözleşmeleri kapsamında teminat ve emanet kesintilerinin iadesine ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplandığı, taraflar arasında imzalanan 11.02.2016 tarihli ve 27.02.2017 tarihli sözleşmelerin; sözleşmenin ekleri başlıklı 4. maddesi yüklenicinin, ...'nın Ankara Büyükşehir Belediyesi ile yapmış olduğu işin Ana Sözleşmesini, bu sözleşmenin eki Teknik Şartname, İdari Şartname vs. eklerini incelediği, her haliyle (fiyat farkı hükümleri hariç) kabul ettiği ve Ana Sözleşme ile belirtilen şartnamelerin bu sözleşmenin eki ve ayrılmaz bir parçası olduğunun hüküm altına alındığı, teminata ilişkin esaslar başlıklı 6. maddesinde ise "Yüklenici sözleşme bedelinin %6'sı tutarında teminat verecektir... Teminat mektubu vermemesi durumunda, toplam teminat tutarı kadar hak edişlerinden %6 oranında nakit kesinti yapılacaktır. Bu kesintilerin, teminat mektubu ile değiştirilebilmesi için yüklenicinin sözleşme bedelinin %46'sı tutarında kesin ve süresiz olarak düzenlenmiş, teminat mektubu vermesi zorunludur. Yüklenici işbu sözleşme konusu işleri sözleşme hükümlerine, sözleşmenin eklerine ve teknik şartname hükümlerine uygun bir biçimde ifa etmesi, vergi ve SGK borçlarının olmadığını tevsik eden güncel resmi belgeleri ...'ya teslim etmesi ile ...'nın İdareye işin kabulünü yaptırması aşamasında çıkabilecek noksanlıklar ve yüklenicinin SGK'ya yatırdığı prim tutarının SGK'nın işbu sözleşmede yazılı keşif bedeline göre belirleyeceği prim tutarı arasında fark, ceza ve muhtelif borçların çıkması riskine ve bu işte çalıştırdığı işçilerinin her türlü ücrete ilişkin muhtemel alacaklarına karşı ...'da tutulur. Bu teminat ...'nın bu işle ilgili SGK'dan soğuk damgalı ilişiksizlik belgesini alarak İdareden teminatını çözdürmesinden sonra ve yukarıda bahsedilen konularda bir soruna rastlanmaz ise kendisine iade edilir." kesintiler başlıklı 7. maddesi "..., yüklenicinin her hakedişinden (KDV hariç) hakediş bedelinin %5'i kadar emanet kesintisi yapacaktır. Yapılan bu kesintiler, yüklenicinin ... ile işin kabulünü yapması ve kesin hakedişinin (sözleşme bitim tarihinde düzenlenen ve Büyükşehir Belediyesince - onaylanmış hakedişin) onaylanmasından sonra kesilen emanet tutarı yükleniciye iade edilecektir." şeklinde düzenlendiği, alt yüklenici sözleşmelerinin 6. maddesinde davacı alt yükleniciden sözleşme bedelinin %6'sı oranında alınan teminatın davacı alt yüklenicinin sözleşme konusu işleri sözleşme hükümlerine, sözleşmenin eklerine ve teknik şartname hükümlerine uygun bir biçimde ifa etmesi, vergi ve SGK borçlarının olmadığını tevsik eden resmi belgeleri davacı yükleniciye teslim etmesi yanında davalı yüklenicinin bu işle ilgili SGK ilişiksiz belgesini alarak dava dışı idareden teminatını çözdürmesinden sonra iade edileceğinin öngörüldüğü, davacı alt yüklenici tarafından yargılama safahatında 22.03.2023 tarihli dilekçe ekinde SGK'dan temin edilen borcu yoktur yazıları sunulmuş ise de dava tarihi itibariyle sözleşmelere konu işe ilişkin vergi ve SGK borçlarının olmadığını tevsik eden resmi belgeleri dava tarihi itibariyle davalı yükleniciye teslim etmiş olduklarına ilişkin bir ispat vasıtası sunulmadığı gibi sözleşmelerin 6. maddesinde ön görülen davalı yüklenicinin dava dışı idare nezdinde bulunan teminatını çözdürmüş olması koşulunun da yerine getirilmemiş olduğu, zira Ankara Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığının 13.10.2023 tarihli cevabi yazı ve eklerinde ana sözleşme kapsamında davalı yükleniciden alınan teminat mektuplarının ana sözleşmenin 11.3. maddesi ile 4734 sayılı kanunun 34. maddesi kapsamında teminat tutarı kadar yüklenici alacağının emanete alınması koşulu ile teminat mektuplarının yükleniciye iade edildiği bildirilmekle nakde dönüşen teminatın hali hazırda davalı yükleniciye iade edilmemiş olduğunun anlaşıldığı, ğından davacı alt yükleniciye teminatın iadesi koşullarının gerçekleşmediği, alt yüklenici sözleşmelerinin 7. maddesinde davacı alt yüklenicinin hak edişinden kesilen %5 emanet kesintisinin taraflar arasında işin kabulünün yapılması ve Büyükşehir Belediyesince sözleşmenin bitim tarihinde düzenlenen kesin hak edişin onaylanmasından sonra iade edileceği ön görülmüş olmakla taraflar arasındaki sözleşmelere konu işlerin kabulüne yönelik bir bilgi ve belge sunulmamış ise de ana sözleşme kapsamında 22.01.2019 tarihinde kabul işleminin yapıldığı anlaşılmakla birlikte davalı ile dava dışı idare arasındaki sözleşmeye ilişkin kesin kabul tutanağının işbu dava tarihinden sonra 18.02.2022 tarihinde onaylınmış olması karşısında dava tarihi itibariyle sözleşmelerin 7. maddesinde öngörülen emanet kesintisinin iadesine ilişkin koşulun gerçekleşmemiş olması nedeniyle davacının dava tarihi itibariyle yerinde görülmeyen teminat kesintisinin ve emanet kesintisinin iadesi talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin sorumluluğunu yerine getirmesinden dolayı davacıya kusur atfedilemeyeceği, sözleşmenin 6. ve 7. maddesinde sorumluluğun davalıda olduğunun açıkça belirtildiği, her ne kadar sözleşmenin 6. ve 7. maddeleri gerekçe gösterilerek davanın mevsimsiz açılmasından sebeple reddine karar verilmişse de sözleşmenin 6. ve 7.maddeleri incelendiğinde mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunun bir kez daha anlaşılacağı, bu durumun bilirkişi raporunda da açıkça bildirildiği, söz konusu raporda teminat kesintisinin SGK'dan ilişiksiz belgesinin alınmasına müteakip ödenmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiği, sözleşmenin 6. maddesi gereği kabul yapıldıktan sonra SGK ilişiksiz belgesinin alınması ve teminatın davacıya iadesinin davalı şirketin sorumluluğunda olduğu, sözleşmenin 6. maddesinin son cümlesinde açıkça "Bu teminat ...'nın bu işle ilgili SGK'dan soğuk damgalı ilişiksizlik belgesini alarak İdareden teminatını çözdürmesinden sonra ve yukarıda bahsedilen konularda bir soruna rastlanmaz ise kendisine iade edilir" şeklinde belirtildiği, ancak mahkemece söz konusu sözleşme maddesinin tam tersi şeklinde değerlendirme yaparak hatalı hüküm kurulduğu, mahkemece davalı tarafın keyfi davranışına göre değerlendirme yapılarak karar verilmesinin de hukuka ve yerleşik içtihatlara açıkça aykırı olduğu, arıca taraflar arasındaki sözleşmenin KİK mevzuatına tabi olmasa da bu konuda yol gösterici düzenlemelerin çoğunun KİK mevzuatı içerisinde bulunduğu, Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin 50. maddesinde kabulün detaylı olarak hüküm altına alındığı, maddede "Kabul belgesinin düzenlenmesinden sonra en geç altmış (60) gün içerisinde, kabul komisyonu detaylı olarak, sözleşmeye uygun şekilde yapılmış olan bütün işlerin değerini gösteren tamamlayıcı dokümanla birlikte bir kesin hesap raporu düzenleyecektir. Kesin hesap raporu aşağıdaki asgari bilgileri içerecektir: (a) İdare tarafından daha önce ödenmiş bulunan bütün meblağlar ve idarenin sözleşme ile hak kazandığı alacaklar indirildikten sonra, varsa idarenin yükleniciye borçlu kaldığı bakiye ile, (b) Kesin hesapta yükleniciye ödenmesi gereken bir tutar öngörülmüşse bu tutar, kesin hesabın idareye iletilmesinden itibaren altmış (60) gün içerisinde idare tarafından yükleniciye ödenecektir. Ancak yukarıdaki (a) bendi gereğince çıkarılan hesap sonucunda yüklenicinin idareye borçlu bulunduğu anlaşılırsa, idare bir süre vererek bu miktarın ödenmesini yükleniciden talep eder. Yüklenicinin ödemede bulunmaması halinde, idarenin alacağı yüklenicinin teminatından kesilir." düzenlemesinin bulunduğu, madde gereği kabul belgesinin düzenlenmesinden sonra en geç altmış gün içerisinde, kabul komisyonunun detaylı olarak, sözleşmeye uygun şekilde yapılmış olan bütün işlerin değerini gösteren tamamlayıcı dokümanla birlikte bir kesin hesap raporu düzenlemek zorunda olduğu, nitekim bu hususta da taraflarınca iyiniyetli davranılarak temerrüt tarihinin kesin kabulden 6 ay sonrası olarak belirtildiği, fakat mahkemece taraflar arasındaki sözleşme maddesinin yanlış yorumlanması ve davalının kusurunun müvekkile atfedilmesi sebebiyle hatalı karar verildiği, sözleşmenin ilgili maddelerine atıfta bulunularak davanın reddedildiği, tacir olan, sorumluluğunu ve görevlerini layığı ile yerine getirmeyen ... ... İşl. Ltd. Şti.’nin hatasının müvekkil şirket üzerine bırakılması ve zarara uğratılmasının kabul edilemeyecek bir durum olduğu, kaldı ki görev ve sorumluluğunu yerine getirmeyen ... ... İşl. Ltd. Şti. ile görev ve sorumluluğunu yerine getirmeyen Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı arasında devam eden bu hukuksuz durumun müvekkil şirketin sorumluluğunda olmadığı, müvekkil şirketin sözleşmeyi davalı taraf ile yaptığı ve yukarıda bahsedilen nedenlerle kabulün ... tarafından yapılması gerektiği, müvekkil şirketin verilen işi layığı ile yerine getirdiği, yapılan işlerin faturalarının kesildiği, hak edişlerin tahsilatının da yapıldığı, iş bitim tarihinden itibaren 70 ay, kabul tarihinden ise 60 ay yaklaşık 5 yıldan fazla zaman geçmesine, Genel Şartnamede açık olarak ifade edilen süreler kat kat aşılmış olmasına karşın Hesap Kesme hak edişinin tahakkukunun hala yapılmadığı, ara hak edişlerden kesilen %5 ve %6 emanet ve teminat kesintilerinin iade edilmediği, görevlerini kanunî gereklere uygun veya tarafsızlıkla yapmayan görevlilerin ihmal ve kusurunun müvekkil şirketin zararına, ayrıca idarenin ise sebepsiz zenginleşmesine yol açtığı, haksız ve hukuksuz bir şekilde ödenmeyen bu teminat kesintilerinin müvekkil şirkette kâr olarak gözüktüğünden 2018 yılı itibariyle devlete kurumlar vergisi olarak vergilerinin de ödendiği, davalının süresinde sunmadığı iddiaların mahkemece resen incelenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, dava dilekçesi ve tensip zaptının davalı şirkete 18.01.2022 tarihinde tebliğ edildiği, cevap dilekçesi süresinde sunulmadığı, davalının cevap dilekçesini sunması için son günün 01.02.2022 olmasına rağmen cevap dilekçesinin 07.02.2022 tarihinde yani süresinden sonra dosyaya sunulduğu, 6100 sayılı HMK'nın “Süresinde Cevap Dilekçesi Verilmemesinin Sonucu” başlıklı 128/1. maddesine göre; “süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.” düzenlemesinin bulunduğu, 6100 sayılı HMK'nın açık hükmü ve emsal kararlar da göz önüne alındığında süresi içinde davalının cevap dilekçesini süresinde vermemesinin anlamının, davayı inkâr etmiş sayılması olduğu, bu durumda davalının, sadece inkâr çerçevesinde savunma yapabileceği, hal böyle iken davalı tarafın dilekçesinde yer alan iddiaların hükme esas alınmasının mümkün olmadığı, davalının iddialarının hukuki bir dayanağı da bulunmadığı, mahkemeye davalının cevap ve delillerine muvafakatlerinin olmadığının bildirildiği, mahkemece verilen kararın usuli işleme ilişkin olmasına karşın rapor alınmış olmasının çelişki oluşturduğu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile mahkemenin bu gerekçe ile hüküm kurması için herhangi bir bilirkişi incelemesinin yapılmasının gerekli olmadığı, mahkemece 30.06.2022 tarihli ön inceleme duruşmasının 3 numaralı ara kararında; "Dosyanın mali müşavir, inşaat mühendisi ve nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişilerden oluşan 3 kişilik heyete tevdii ile tüm dosya kapsamı ve tarafların ticari defter kayıt ve belgeleri incelenmek suretiyle davacının davalıdan yanlar arasındaki sözleşme kapsamında teminat ve emanet kesintilerinin iadesi talebinin yerinde olup olmadığı var ise miktarının ne olduğu hususunda bilirkişi görüşü alınmasına" şeklinde ara karar kurulduğu, ara karar kapsamında dosyanın bilirkişi heyetine tevdii edildiği, bilirkişi heyetince hazırlanan raporda emanet ve teminat kesintilerinin ödenmediği, temerrüt tarihi bakımından da takdirin mahkemeye ait olduğunun bildirildiği, ancak mahkemenin gerekçesinde taraflar arasındaki sözleşmesinin 6. ve 7. maddelerine atıfta bulunulduğu, bu durumun da açıkça bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığını göstermekte olduğu, mahkemece verilen bu hatalı karar müvekkil şirketin yaklaşık beş senedir devam eden mağduriyetinin uzamasından başkaca bir sonuca sebebiyet vermediği, davacının SGK borcu olmadığının bilirkişi raporunun 32. sayfasında da ayrıntılı olarak belirtildiği, hak ediş tanzim edilip kesinleştiğinde bahsi geçen SGK ve vergi borcu bulunmadığına dair resmi yazının müvekkil şirket tarafından her hak ediş döneminde alınarak ...'ya aslının teslim edildiği, ...’nın da bu hak edişleri bahsi geçen ilişiksizdir yazıları kendisine teslim edildiğinde ödeme yaptığı, söz konusu işin bitiminde de SGK'dan son olarak alınan ilişiksiz yazısının ...'ya verildiğinde işin kabulü de bu şekilde yapıldığı, yani ilişiksiz yazısı idareye sunulmadan işin kabulü de zaten yapılmamakta olduğu, işin kabulünün yapılmış olmasının bu belgelerin de ...'ya teslim edildiğini gösterdiği, mahkemece belge asılları ...'da bulunduğundan söz konusu belgelerin ...'dan ve/veya SGK'dan istenilmesine karar verilmesi gerektiği, ... tarafından müvekkil şirketin borcu olduğu yönünde bir iddiada da bulunulmadığı, bir kişinin/ idarenin bir zarara kendi ihmal kusuru ile sebebiyet vermesi halinde, zarara o kişinin/idarenin katlanması gerektiğinin genel hukuk ilkesi olup, “hiç kimse kendi kusurundan” yararlanamaz prensibinin de bir sonucu olarak; haksız ve hukuksuz bir biçimde emanette tutulan ve enflasyon nedeni ile “paranın zaman değeri” erimiş durumda olan Teminat ve Emanet kesintilerinin 60 ay gibi bir süre boyunca ödenmemiş olmasının kanuna da açıkça aykırı olduğu, ayrıca 2018 Mart ayında dolar kurunun 3,98 olduğu, davanın reddi tarihinde ise dolar kurunun 30,00 olduğu, haksız ve icapsız bir şekilde hukuka aykırı olarak tesis edilen hüküm doğrultusunda müvekkil şirketin alacağının 25.000,00 USD'ye düştüğü, alacağının kesinleştiği tarihte ise müvekkil şirketin alacağının 193.000,00 USD olduğu, bu ekonomik kaybın işleyecek herhangi bir faiz ile telafisinin mümkün olmadığı, belirtilerek mahkemenin kararının istinaf incelemesi ile kaldırılarak haklı davalarının tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Bir hakkın henüz istenebilir hale gelmediği durumlarda, açılmış olan dava erken dava niteliğindedir. Bir davanın erken dava olup olmadığı her davanın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle belirtilen konuda herhangi bir kural koymak mümkün değildir. Davanın zamanından önce açıldığına yönelik değerlendirme kanundan kaynaklanabileceği gibi olayın kendisinden veya yargısal uygulamalarından da kaynaklanabilir.
Bununla birlikte Anayasa'nın 141/IV. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir.”, 6100 Sayılı HMK'nın “Usul Ekonomisi İlkesi” başlıklı 30. maddesinde “Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Yargıtay HGK'nın 22.03.1995 T. 1994/5-835 E. 1995/215 K. 03.03.1993 T. 1992/773 E. 1993/82 K. ve 31.05.1995 T. 1995/14-371 E. 1995/566 K. sayılı kararlarında da; dava şartlarının, davanın açıldığı tarihten hükmün kurulduğu tarihe kadar aynen bulunması temel bir kural olduğu, hâkimin davanın başında dava şartlarının mevcut bulunup bulunmadığını kendiliğinden (re'sen) araştırmak zorunda olduğu, bir dava şartının bulunmadığını tespit etmesi halinde işin esasına girmeden davayı usul yönünden reddetmesi gerektiği, ancak bu yön ihmal edilmiş ve işin esasına girilmiş olması halinde, dava görülmekte iken başlangıçta noksan bulunan dava şartı da gerçekleşmiş ise artık davanın, usulden reddedilmeyip esastan tetkikle çözüme ulaştırılması gerektiği, nitekim, doktrindeki baskın görüşün de bu yolda olduğunun belirtildiği, bu kararlarda da yer verilen öğreti görüşünin; "bir dava şartının noksan olmasına rağmen esasa girilmiş ve dava sırasında o dava şartı noksanlığı ortadan kalkmış ise hüküm anında bütün dava şartları tamam olduğundan davanın esası hakkında bir karar verilir. Dava, dava şartlarının başlangıçta noksan olduğu gerekçesi ile usulden red edilemez" şeklinde olduğu görülmektedir (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu adlı kitabı,1979 bası, cilt-1, sh. 899).
Somut olayda; davadaki talep eser sözleşmesinden kaynaklanan teminat ve emanet kesintisi istemlerine ilişkin olup mahkemece davacı alt yüklenici tarafından yargılama safahatında 22.03.2023 tarihli dilekçe ekinde SGK'dan temin edilen borcu yoktur yazıları sunulmuş ise de dava tarihi itibariyle sözleşmelere konu işe ilişkin vergi ve SGK borçlarının olmadığını tevsik eden resmi belgeleri dava tarihi itibariyle davalı yükleniciye teslim etmiş olduklarına ilişkin bir ispat vasıtası sunulmadığı gibi sözleşmelerin 6. maddesinde ön görülen davalı yüklenicinin dava dışı idare nezdinde bulunan teminatını çözdürmüş olması koşulunun da yerine getirilmemiş olduğu ve taraflar arasındaki sözleşmelere konu işlerin kabulüne yönelik bir bilgi ve belge sunulmamış ise de ana sözleşme kapsamında 22.01.2019 tarihinde kabul işleminin yapıldığı anlaşılmakla birlikte davalı ile dava dışı idare arasındaki sözleşmeye ilişkin kesin kabul tutanağının işbu dava tarihinden sonra 18.02.2022 tarihinde onaylınmış olması karşısında dava tarihi itibariyle sözleşmelerin 7. maddesinde öngörülen emanet kesintisinin iadesine ilişkin koşulun gerçekleşmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de dava şartlarının, davanın açıldığı tarihte bulunması gerektiği, hâkimin dava şartlarının mevcut bulunup bulunmadığını kendiliğinden (re'sen) araştırmak zorunda olduğu, ancak işin esasına girilmiş olması halinde, dava görülmekte iken başlangıçta noksan bulunan dava şartı da gerçekleşmiş ise taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığı sürüncemede bırakmayacak ve yeni uyuşmazlıklara sebebiyet vermemek adına usul ekonomisi gereği oluşan koşullara göre değerlendirilme yapılarak gerek esas hakkında karar verilmesi ve yine yargılama giderleri yönünden dava tarihindeki haklılık durumu dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken bu yönde değerlendirme yapılmaksızın, dava tarihi itibari ve talep şartları oluşmadığı gerekçesi ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığı sürüncemede bırakmayacak ve yeni uyuşmazlıklara sebebiyet vermemek adına usul ekonomisi dikkate alınarak davadaki talep edilen kalemlere yönelik taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, davanın tarafları arasında düzenlenen belgeler ve davaya konu sözleşmenin eki olduğu kabul edilen ana sözleşmedeki teminat ve nakdi teminatların iadesine yönelik hükümler de değerlendirilerek esas hakkında ve davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama giderlerine karar verilmesinden ibarettir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, davacı vekilinin diğer istinaf itirazları incelenmeksizin mahkeme kararının HMK.'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,
2-Ankara 13.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/12/2023 gün ve 2022/8 Esas-2023/891 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına,
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4-Davacı tarafça yatırılan 427,60 TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği başvuru harcının ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 20.05.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan Üye Üye Katip